<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
     xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
     xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
     xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
     xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
     xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
     xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/">
    <channel>
        <title>2 Yaka Haber</title>
        <link>https://www.2yakahaber.com/</link>
        <description>2 Yaka Haber</description>
        <language>tr</language>
                                <item>
                <title>En riskli grup 5 yaş altındaki çocuklar!</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.2yakahaber.com/haber/en-riskli-grup-5-yas-altindaki-cocuklar-58485</link>
                <guid>https://www.2yakahaber.com/haber/en-riskli-grup-5-yas-altindaki-cocuklar-58485</guid>
                <description><![CDATA[Çocukluk çağında sık görülen viral enfeksiyonlardan biri olan el ayak ve ağız hastalığı, son yıllarda yaygın görülen sağlık sorunları arasında yer alıyor. Dünya genelinde her yıl milyonlarca çocuğun yakalandığı bu enfeksiyon en sık Coxsackie virüsünden kaynaklanıyor.  Genellikle kreş ve okul öncesi dönemde, özellikle 5 yaş altındaki çocuklarda görülen hastalığın bu yaş grubunda yaygın olmasının temel nedeni ise bağışıklık sisteminin henüz tam gelişmemiş olması ve hijyen kurallarına yeterince dikkat edilmemesi. El ile ayak bölgesinde döküntüler ve ağız içinde yaralar ile kendini gösteren hastalık çoğu zaman hafif seyretmesine rağmen hızlı bulaşma özelliği nedeniyle dikkatle takip edilmeli. Acıbadem Kartal Hastanesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Muhammed Akif Atlan, genellikle 7-10 gün içinde kendiliğinden geçen el ayak ve ağız hastalığının nadiren de olsa ciddi tablolara yol açabileceğini belirterek, “Bu nedenle, erken dönemde doktora başvurmak hem çocuğun sağlığını korur hem de hastalığın yayılmasını önler” diyor. Nadiren de olsa sinir sistemi veya kalp tutulumu gibi ciddi komplikasyonlar gelişebileceği için hastalığın hafife alınmaması gerektiği uyarısında bulunan Dr. Muhammed Akif Atlan, “Çocuk yeterli sıvı alamıyorsa, yüksek ateş uzun sürüyorsa, belirgin halsizlik varsa veya çocuk genel olarak iyi görünmüyorsa mutlaka yeniden doktora başvurulmalıdır. Erken değerlendirme, özellikle sıvı kaybına bağlı komplikasyonların önlenmesi açısından çok önemlidir” diye konuşuyor. ]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Çocukluk çağında sık görülen viral enfeksiyonlardan biri olan el ayak ve ağız hastalığı, son yıllarda yaygın görülen sağlık sorunları arasında yer alıyor. Dünya genelinde her yıl milyonlarca çocuğun yakalandığı bu enfeksiyon en sık Coxsackie virüsünden kaynaklanıyor.  Genellikle kreş ve okul öncesi dönemde, özellikle 5 yaş altındaki çocuklarda görülen hastalığın bu yaş grubunda yaygın olmasının temel nedeni ise bağışıklık sisteminin henüz tam gelişmemiş olması ve hijyen kurallarına yeterince dikkat edilmemesi. El ile ayak bölgesinde döküntüler ve ağız içinde yaralar ile kendini gösteren hastalık çoğu zaman hafif seyretmesine rağmen hızlı bulaşma özelliği nedeniyle dikkatle takip edilmeli. <strong>Acıbadem Kartal Hastanesi</strong> <strong>Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Muhammed Akif Atlan, </strong>genellikle 7-10 gün içinde kendiliğinden geçen el ayak ve ağız hastalığının nadiren de olsa ciddi tablolara yol açabileceğini belirterek, “Bu nedenle, erken dönemde doktora başvurmak hem çocuğun sağlığını korur hem de hastalığın yayılmasını önler” diyor. Nadiren de olsa sinir sistemi veya kalp tutulumu gibi ciddi komplikasyonlar gelişebileceği için hastalığın hafife alınmaması gerektiği uyarısında bulunan <strong>Dr. Muhammed Akif Atlan,</strong> “Çocuk yeterli sıvı alamıyorsa, yüksek ateş uzun sürüyorsa, belirgin halsizlik varsa veya çocuk genel olarak iyi görünmüyorsa mutlaka yeniden doktora başvurulmalıdır. Erken değerlendirme, özellikle sıvı kaybına bağlı komplikasyonların önlenmesi açısından çok önemlidir” diye konuşuyor. </p>

<p><strong>En sık neden Coxsackie virüsü</strong></p>

<p>El ayak ve ağız hastalığı; genellikle Coxsackie virüsü ve halk arasında ’bağırsak virüsleri’ olarak bilinen enterovirüslerin neden olduğu viral bir enfeksiyondur. Hastalığın genellikle hafif ateş, halsizlik ve iştahsızlıkla başladığını vurgulayan Dr. Muhammed Akif Atlan, ilerleyen süreçte görülen belirtileri şöyle sıralıyor: “Ardından ağız içinde ağrılı yaralar gelişir. Bu yaralar çocukların yemek yemesini zorlaştırabilir. Daha sonra el içi, ayak tabanı ve bazen kalça bölgesinde döküntüler ortaya çıkar. Bu döküntüler bazen küçük kabarcıklar şeklinde olabilir.”</p>

<p><strong>Çocuklarda hızla bulaşıyor! </strong></p>

<p>El ayak ve ağız hastalığı hızla bulaşabilen bir viral enfeksiyon özelliği taşıyor. Virüs, hastalığı taşıyan çocuğun tükürüğü, burun akıntısı, dışkısı (özellikle bez değiştirme sırasında) ve vücut salgılarıyla temas edilmesi yoluyla kolayca bulaşabiliyor. Dr. Muhammed Akif Atlan, virüsün özellikle çocukların bir arada bulundukları kreş ve okul gibi toplu ortamlarda hızla bulaşabildiğini vurgulayarak, “Bulaşma riskine karşı çocuğun ellerinin sık sık yıkanması, oyuncakların ve ortak kullanılan yüzeylerin temizlenmesi ve hasta çocukların mümkünse evde dinlendirilmesi son derece önemlidir” diyor. </p>

<p><strong>Tedavide amaç konforu artırmak</strong></p>

<p>El ayak ve ağız hastalığında döküntüler birkaç gün içinde azalırken, ağız yaraları biraz daha uzun sürebiliyor. Hastalığa özgü bir tedavi yöntemi olmadığı için çocuğun şikayetlerini azaltmaya ve konforunu sağlamaya yönelik yöntemlere başvuruluyor. Dr. Muhammed Akif Atlan, virüs kaynaklı olması nedeniyle el ayak ve ağız enfeksiyonunda antibiyotik tedavisinin etkili olmadığına işaret ederek, şu bilgileri paylaşıyor: “Ateş düşürücüler ve yeterli sıvı alımı tedavinin temelini oluşturmaktadır. Ağız içindeki yaraların rahatlatılması amacıyla ağız gargaraları veya ağrı kesici spreyler kullanılabilir. Hijyen kurallarına dikkat etmek, çocuğun sıvı alımını korumak ve yeterli istirahat hastalığın yönetiminde en önemli üç noktayı oluşturmaktadır.” </p>

<p><strong>Ebeveynlere 5 kritik uyarı!</strong></p>

<p>Dr. Muhammed Akif Atlan, ebeveynlerin hastalık sürecinde dikkat etmeleri gereken kuralları şöyle sıralıyor: </p>

<ul>
	<li>Bol sıvı almasını sağlayın.</li>
	<li>Ağız yaralarını artırabilecek asidik ve sert gıdalardan kaçının. </li>
	<li>Yumuşak ve ılık gıdalar tercih edin. </li>
	<li>Viral bir hastalık olması nedeniyle gereksiz antibiyotik kullanımından kaçının. </li>
	<li>Yanlış tedavilere ve yan etkilere yol açabileceği için doktor önerisi dışında tedavi uygulamayın. </li>
</ul>

<p> </p>

<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Tue, 07 Apr 2026 13:13:11 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.2yakahaber.com/images/haberler/2026/04/en-riskli-grup-5-yas-altindaki-cocuklar-1775556791.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Trend Olan Değil Dengeli Beslenme Kanserden Korur</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.2yakahaber.com/haber/trend-olan-degil-dengeli-beslenme-kanserden-korur-58484</link>
                <guid>https://www.2yakahaber.com/haber/trend-olan-degil-dengeli-beslenme-kanserden-korur-58484</guid>
                <description><![CDATA[Karbonhidratı kesenler, gluteni bırakanlar, şekeri tamamen hayatından çıkaranlar… Her yıl yeni bir beslenme akımı ortaya çıkıyor ve kısa sürede büyük ilgi gören bu trendler, çoğu zaman aynı hızla gündemden düşüyor. Oysa bilimsel veriler, sağlıklı beslenmenin tek bir besini hedef almakla değil; dengeli ve sürdürülebilir bir modelle mümkün olduğunu gösteriyor. Üstelik bu denge yalnızca kilo kontrolü için değil, kanser başta olmak üzere birçok kronik hastalığın riskini azaltmada da kritik rol oynuyor. ]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p></p>

<p>Memorial Göztepe Hastanesi Kanser Merkezi Başkanı Prof. Dr. Mustafa Özdoğan, 1-7 Nisan Ulusal Kanser Haftası kapsamında sağlıklı beslenme alışkanlıklarının kanser riskine etkileri ve Akdeniz diyetinin bu süreçteki rolü hakkında bilgi verdi.</p>

<p><strong>Akdeniz diyeti koruyucu etki gösteriyor</strong></p>

<p>Araştırmalar sebze, meyve, zeytinyağı, tam tahıl ve balık ağırlıklı beslenmenin, özellikle kolorektal kanser başta olmak üzere birçok kanser türünde risk azalmasıyla ilişkili olduğunu ortaya koymaktadır. Bu etkinin temelinde; antioksidanlardan zengin beslenme, düşük inflamasyon ve bağırsak sağlığının korunması yer almaktadır. Yıllardır dünyanın en sağlıklı beslenme modeli olarak kabul edilen Akdeniz diyeti, yalnızca kalp sağlığını değil, kanser riskini de doğrudan etkileyen bir özelliğe sahiptir. Akdeniz diyeti modeli, güçlü bilimsel kanıtlarla da etkisini göstermektedir.</p>

<p><strong>Fakir sofrasından modern tıbbın rehberine</strong></p>

<p>Akdeniz diyeti, bir moda akımı değil; tarihsel bir gerçekliğin ürünüdür. 2. Dünya Savaşı sonrası yoksulluk döneminde şekillenen bu beslenme biçimi, 1950’lerde Amerikalı bilim insanı Ancel Keys tarafından yapılan çalışmalarla bilim dünyasının dikkatini çekmiştir. “Yedi Ülke Çalışması”, beslenme ile kronik hastalıklar arasındaki ilişkiyi ortaya koymuştur ve bugün hala referans alınan en önemli araştırmalardan biridir.</p>

<p><strong>Kanserden korunmada asıl mesele “bütüncül beslenme”</strong></p>

<p>Kanser gelişiminde tek bir besin suçlu değildir. Risk; uzun vadeli beslenme alışkanlıkları, yaşam tarzı ve metabolik dengeyle ilişkilidir. Akdeniz diyeti işlenmiş gıdaları sınırlar, liften zengin beslenmeyi destekler, sağlıklı yağları ön plana çıkarır ve anti-inflamatuvar etki gösterir. Bu bütüncül yaklaşım, hücresel hasarı azaltarak kanser gelişimini önleyici bir ortam oluşturur.</p>

<p><strong>Tek suçlu gluten olarak görülmemeli</strong></p>

<p>Son yıllarda gluten, kanser dahil birçok hastalığın nedeni gibi gösterilmektedir. Oysa bilimsel veriler bu yaklaşımı desteklememektedir. Toplumun yalnızca küçük bir kısmında görülen çölyak hastalığı dışında, glutenin genel popülasyon için doğrudan bir kanser riski oluşturduğuna dair güçlü bir kanıt bulunmamaktadır. Asıl problem çoğu zaman gluten değil; işlenmiş, rafine ve düşük lifli besinlerin fazla tüketimidir.</p>

<p>Glutensiz ürünler çoğu zaman daha az lif içerir ve besin değeri açısından zayıf olabilir. Oysa tam tahıllar; bağırsak sağlığını destekleyen ve özellikle kolorektal kanser riskini azaltan önemli bileşenlerdir. Bu nedenle beslenmede hedef, belirli bir bileşeni tamamen çıkarmak değil; sağlıklı dengeyi kurmaktır.</p>

<p><strong>Beslenme planınızda sebze, tam tahıl ve zeytinyağı var mı?</strong></p>

<p>Akdeniz diyeti yasaklar üzerine değil, denge üzerine kuruludur. Rafine yerine doğal olanı, aşırılık yerine ölçülülüğü savunur. Kanserden korunmada da en kritik nokta, kısa süreli radikal değişiklikler değil, sürdürülebilir sağlıklı alışkanlıklardır. Kanserden korunma, tek bir besini hayatımızdan çıkarmakla değil; doğru beslenme modelini istikrarlı şekilde sürdürmekle mümkündür. Bu nedenle sofraya bakarken yalnızca “neyi çıkardığımıza” değil, “neyi eklediğimize” odaklanmak gerekir. Sebze var mı? Tam tahıl var mı? Zeytinyağı var mı? Bu kontrolleri yapmamız gerekir. Sağlık çoğu zaman radikal değişimlerde değil, doğru dengeyi sürdürebilmekte gizlidir.</p>

<p> </p>

<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Tue, 07 Apr 2026 13:12:40 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.2yakahaber.com/images/haberler/2026/04/trend-olan-degil-dengeli-beslenme-kanserden-korur-1775556760.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Gece sütüyle uyutma alışkanlığı çocukların diş sağlığını riske atabilir!</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.2yakahaber.com/haber/gece-sutuyle-uyutma-aliskanligi-cocuklarin-dis-sagligini-riske-atabilir-58471</link>
                <guid>https://www.2yakahaber.com/haber/gece-sutuyle-uyutma-aliskanligi-cocuklarin-dis-sagligini-riske-atabilir-58471</guid>
                <description><![CDATA[Üsküdar Üniversitesi Diş Hastanesi Çocuk Diş Hekimi Doç. Dr. Barış Karabulut, çocukların ağız ve diş sağlığını korumak için pedodonti uygulamalarının önemi, erken muayene, koruyucu tedbirler ve doğru alışkanlıkların kazanılmasının gerekliliği hakkında açıklamalarda bulundu.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p></p>

<p><strong>Koruyucu diş hekimliği ile çürükler ve anomaliler önlenir!</strong></p>

<p>Pedodonti, yani çocuk diş hekimliğinin, bebeklikten ergenlik dönemine kadar çocukların ağız ve diş sağlığıyla ilgilenen bir uzmanlık alanı olduğunu aktaran Doç. Dr. Barış Karabulut, “Bu süreç, aslında anne karnında başlar. Hamilelik döneminde anneye verilen eğitimlerle temeller atılır ve bebeğin ilk dişinin çıkmasıyla birlikte düzenli muayene süreci başlar.” dedi.</p>

<p>Pedodonti uzmanlarının temel hedeflerinden birinin, çocuklarda diş hekimi korkusu oluşmadan, güvenli ve olumlu bir deneyim sağlamak olduğuna vurgu yapan Doç. Dr. Karabulut, “Bu sayede çocukların diş hekimi ziyaretlerini bir alışkanlık haline getirmeleri ve ağız-diş sağlığını yaşam boyu korumaları amaçlanır. Aynı zamanda koruyucu diş hekimliği uygulamalarıyla, çürükler ve olası anomaliler oluşmadan önce önlem alınır.” şeklinde konuştu.</p>

<p><strong>Süt dişleri, geçici olmalarına rağmen son derece önemli bir role sahip! </strong></p>

<p>Koruyucu diş hekimliği uygulamaları kapsamda fissür örtücü ve flor uygulamaları gibi işlemler yapıldığı bilgisini veren Doç. Dr. Barış Karabulut, “Erken çocukluk çağı çürükleri tespit edilerek gerekli durumlarda dolgu veya kanal tedavisiyle dişler restore edilir. Ayrıca dişlerde oluşabilecek çapraşıklıklar erken dönemde belirlenerek ileride oluşabilecek ortodontik sorunların önüne geçilir.” dedi.</p>

<p>Çocukların ilk diş muayenesinin, ilk diş çıkar çıkmaz ya da en geç bir yaş civarında yapılmasının önerildiğine değinen Doç. Dr. Karabulut, şunları söyledi:</p>

<p>“Bu erken tanışma, çocuğun diş hekimine alışmasını kolaylaştırırken, ailelerin de doğru beslenme ve ağız bakımı konusunda bilinçlenmesini sağlar.</p>

<p>Süt dişleri, sanıldığının aksine geçici olmalarına rağmen son derece önemli bir role sahiptir. Çocukların sağlıklı beslenmesi, düzgün konuşabilmesi ve estetik açıdan kendine güven geliştirebilmesi için süt dişlerinin korunması gerekir. Ayrıca süt dişleri, kalıcı dişler için rehber görevi görür. Erken kayıplar, hem fiziksel hem de psikolojik sorunlara yol açabilir.”</p>

<p><strong>Beslenme sonrası ağız temizliği ihmal edilmemeli! </strong></p>

<p>Erken yaşta yapılan düzenli kontrollerin, diş çürüklerinin başlangıç aşamasında tespit edilmesini sağladığını yineleyen Doç. Dr. Barış Karabulut, “Böylece daha basit ve ağrısız yöntemlerle tedavi mümkün olur, ileri aşamalarda gerekebilecek kanal tedavisi veya genel anestezi gibi uygulamaların önüne geçilebilir.” dedi.</p>

<p>Bebeklik döneminde ağız temizliğinin de büyük önem taşıdığına dikkat çeken Doç. Dr. Karabulut, “Dişler çıkmaya başladıktan sonra, her beslenme sonrası diş yüzeyinde kalan süt mutlaka temizlenmelidir. Bu temizlik başlangıçta nemli bir bez veya tülbentle yapılabilir, ilerleyen dönemde ise parmak fırçaları kullanılabilir. Ayrıca bebeklerin memede ya da biberonla uyutulmaması ve beslenme sonrası ağız temizliğinin ihmal edilmemesi önerilir. Parmak emme ve uzun süreli emzik kullanımı gibi alışkanlıklar, 2-3 yaşından sonra devam ettiğinde diş ve çene yapısında bozulmalara yol açabilir. Bu nedenle bu alışkanlıkların kademeli olarak ve çocuğu zorlamadan bırakılması önemlidir.” açıklamasını yaptı.</p>

<p><strong>Pedodonti, tedaviden çok koruyucu bir yaklaşım! </strong></p>

<p>Çocuklarda diş gıcırdatmanın, özellikle diş sürme dönemlerinde geçici olarak normal kabul edilebileceğini aktaran Doç. Dr. Barış Karabulut, “Ancak bu durum uzun süreli ve yoğun şekilde devam ediyorsa, dişlere ve çene eklemine zarar verebileceğinden mutlaka değerlendirilmelidir. Gerekli durumlarda koruyucu plaklar, psikolojik destek veya medikal tedavi seçenekleri gündeme gelebilir.” dedi.</p>

<p>Gece sütüyle uyutma alışkanlığının da diş sağlığı açısından riskli olduğunu ifade eden Doç. Dr. Karabulut, sözlerini şöyle tamamladı:</p>

<p>“Anne sütü ya da biberonla verilen süt, diş yüzeyinde uzun süre kaldığında çürük oluşumuna zemin hazırlar. Özellikle uyku sırasında tükürük akışının azalması bu riski artırır. Bu nedenle beslenme sonrası dişlerin temizlenmesi ve biberon kullanımının mümkün olan en erken dönemde bırakılması önerilir.</p>

<p>Sonuç olarak pedodonti, sadece mevcut sorunların tedavi edildiği bir alan değil; aynı zamanda çocukların ağız ve diş sağlığını korumaya yönelik önleyici yaklaşımların merkezinde yer alan önemli bir bilim dalıdır. Erken yaşta kazanılan doğru alışkanlıklar, sağlıklı bir ağız yapısının temelini oluşturur.”</p>

<p> </p>

<p> </p>

<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Thu, 02 Apr 2026 17:56:33 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.2yakahaber.com/images/haberler/2026/04/gece-sutuyle-uyutma-aliskanligi-cocuklarin-dis-sagligini-riske-atabilir-1775141793.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Gece sütüyle uyutma alışkanlığı çocukların diş sağlığını riske atabilir!</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.2yakahaber.com/haber/gece-sutuyle-uyutma-aliskanligi-cocuklarin-dis-sagligini-riske-atabilir-58470</link>
                <guid>https://www.2yakahaber.com/haber/gece-sutuyle-uyutma-aliskanligi-cocuklarin-dis-sagligini-riske-atabilir-58470</guid>
                <description><![CDATA[Üsküdar Üniversitesi Diş Hastanesi Çocuk Diş Hekimi Doç. Dr. Barış Karabulut, çocukların ağız ve diş sağlığını korumak için pedodonti uygulamalarının önemi, erken muayene, koruyucu tedbirler ve doğru alışkanlıkların kazanılmasının gerekliliği hakkında açıklamalarda bulundu.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p></p>

<p><strong>Koruyucu diş hekimliği ile çürükler ve anomaliler önlenir!</strong></p>

<p>Pedodonti, yani çocuk diş hekimliğinin, bebeklikten ergenlik dönemine kadar çocukların ağız ve diş sağlığıyla ilgilenen bir uzmanlık alanı olduğunu aktaran Doç. Dr. Barış Karabulut, “Bu süreç, aslında anne karnında başlar. Hamilelik döneminde anneye verilen eğitimlerle temeller atılır ve bebeğin ilk dişinin çıkmasıyla birlikte düzenli muayene süreci başlar.” dedi.</p>

<p>Pedodonti uzmanlarının temel hedeflerinden birinin, çocuklarda diş hekimi korkusu oluşmadan, güvenli ve olumlu bir deneyim sağlamak olduğuna vurgu yapan Doç. Dr. Karabulut, “Bu sayede çocukların diş hekimi ziyaretlerini bir alışkanlık haline getirmeleri ve ağız-diş sağlığını yaşam boyu korumaları amaçlanır. Aynı zamanda koruyucu diş hekimliği uygulamalarıyla, çürükler ve olası anomaliler oluşmadan önce önlem alınır.” şeklinde konuştu.</p>

<p><strong>Süt dişleri, geçici olmalarına rağmen son derece önemli bir role sahip! </strong></p>

<p>Koruyucu diş hekimliği uygulamaları kapsamda fissür örtücü ve flor uygulamaları gibi işlemler yapıldığı bilgisini veren Doç. Dr. Barış Karabulut, “Erken çocukluk çağı çürükleri tespit edilerek gerekli durumlarda dolgu veya kanal tedavisiyle dişler restore edilir. Ayrıca dişlerde oluşabilecek çapraşıklıklar erken dönemde belirlenerek ileride oluşabilecek ortodontik sorunların önüne geçilir.” dedi.</p>

<p>Çocukların ilk diş muayenesinin, ilk diş çıkar çıkmaz ya da en geç bir yaş civarında yapılmasının önerildiğine değinen Doç. Dr. Karabulut, şunları söyledi:</p>

<p>“Bu erken tanışma, çocuğun diş hekimine alışmasını kolaylaştırırken, ailelerin de doğru beslenme ve ağız bakımı konusunda bilinçlenmesini sağlar.</p>

<p>Süt dişleri, sanıldığının aksine geçici olmalarına rağmen son derece önemli bir role sahiptir. Çocukların sağlıklı beslenmesi, düzgün konuşabilmesi ve estetik açıdan kendine güven geliştirebilmesi için süt dişlerinin korunması gerekir. Ayrıca süt dişleri, kalıcı dişler için rehber görevi görür. Erken kayıplar, hem fiziksel hem de psikolojik sorunlara yol açabilir.”</p>

<p><strong>Beslenme sonrası ağız temizliği ihmal edilmemeli! </strong></p>

<p>Erken yaşta yapılan düzenli kontrollerin, diş çürüklerinin başlangıç aşamasında tespit edilmesini sağladığını yineleyen Doç. Dr. Barış Karabulut, “Böylece daha basit ve ağrısız yöntemlerle tedavi mümkün olur, ileri aşamalarda gerekebilecek kanal tedavisi veya genel anestezi gibi uygulamaların önüne geçilebilir.” dedi.</p>

<p>Bebeklik döneminde ağız temizliğinin de büyük önem taşıdığına dikkat çeken Doç. Dr. Karabulut, “Dişler çıkmaya başladıktan sonra, her beslenme sonrası diş yüzeyinde kalan süt mutlaka temizlenmelidir. Bu temizlik başlangıçta nemli bir bez veya tülbentle yapılabilir, ilerleyen dönemde ise parmak fırçaları kullanılabilir. Ayrıca bebeklerin memede ya da biberonla uyutulmaması ve beslenme sonrası ağız temizliğinin ihmal edilmemesi önerilir. Parmak emme ve uzun süreli emzik kullanımı gibi alışkanlıklar, 2-3 yaşından sonra devam ettiğinde diş ve çene yapısında bozulmalara yol açabilir. Bu nedenle bu alışkanlıkların kademeli olarak ve çocuğu zorlamadan bırakılması önemlidir.” açıklamasını yaptı.</p>

<p><strong>Pedodonti, tedaviden çok koruyucu bir yaklaşım! </strong></p>

<p>Çocuklarda diş gıcırdatmanın, özellikle diş sürme dönemlerinde geçici olarak normal kabul edilebileceğini aktaran Doç. Dr. Barış Karabulut, “Ancak bu durum uzun süreli ve yoğun şekilde devam ediyorsa, dişlere ve çene eklemine zarar verebileceğinden mutlaka değerlendirilmelidir. Gerekli durumlarda koruyucu plaklar, psikolojik destek veya medikal tedavi seçenekleri gündeme gelebilir.” dedi.</p>

<p>Gece sütüyle uyutma alışkanlığının da diş sağlığı açısından riskli olduğunu ifade eden Doç. Dr. Karabulut, sözlerini şöyle tamamladı:</p>

<p>“Anne sütü ya da biberonla verilen süt, diş yüzeyinde uzun süre kaldığında çürük oluşumuna zemin hazırlar. Özellikle uyku sırasında tükürük akışının azalması bu riski artırır. Bu nedenle beslenme sonrası dişlerin temizlenmesi ve biberon kullanımının mümkün olan en erken dönemde bırakılması önerilir.</p>

<p>Sonuç olarak pedodonti, sadece mevcut sorunların tedavi edildiği bir alan değil; aynı zamanda çocukların ağız ve diş sağlığını korumaya yönelik önleyici yaklaşımların merkezinde yer alan önemli bir bilim dalıdır. Erken yaşta kazanılan doğru alışkanlıklar, sağlıklı bir ağız yapısının temelini oluşturur.”</p>

<p> </p>

<p> </p>

<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Thu, 02 Apr 2026 17:56:32 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.2yakahaber.com/images/haberler/2026/04/gece-sutuyle-uyutma-aliskanligi-cocuklarin-dis-sagligini-riske-atabilir-1775141792.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Diyabet Artık İlaçsız da Tedavi Edilebilecek</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.2yakahaber.com/haber/diyabet-artik-ilacsiz-da-tedavi-edilebilecek-58415</link>
                <guid>https://www.2yakahaber.com/haber/diyabet-artik-ilacsiz-da-tedavi-edilebilecek-58415</guid>
                <description><![CDATA[Dünya Sağlık Örgütü ve uluslararası otoriteler, “Remisyondaki Diyabet” tanısını uluslararası hastalık sınıflandırma sistemine dahil ederek diyabet için yeni bir tanımlama getirdi. Buna göre Tip 2 diyabet artık, fonksiyonel tıp (modern yaşam tarzı tıbbı) protokolleri ile iyileşebilir bir hastalık olarak tanımlanıyor. ]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p></p>

<p><strong>Metabolik Yaş Geriye Sarılıyor </strong></p>

<p>Yıllardır kronik ve ilerleyici bir hastalık olarak kabul edilen Tip 2 Diyabet Mellitus (T2DM) için tıp literatürü yeniden yazılıyor. Fonksiyonel Tıp (Yoğun Terapötik Yaşam Tarzı Tıbbı - ITLM) programlarıyla hastalar; kan şekerlerini ilaçsız bir şekilde normal seviyelere çekebiliyor ve hastalığın komplikasyonlarından kurtulabiliyor. Bu bilimsel dönüşümün en somut adımı, uluslararası hastalık sınıflandırma sistemi olan ICD-10 kodlarında atıldı. Artık hekimler, yaşam tarzı müdahalesi ile sağlığına kavuşan hastalar için “Remisyonda Tip 2 Diyabet Mellitus” kodunu kullanabiliyor. Bu yeni gelişme, aynı zamanda diyabetin artık “iyileşebilir” bir hastalık olduğunun da klinik kanıtı. </p>

<p><strong>Uzm. Dr. Hande Namal Türkyılmaz</strong>, sürecin sadece “şekeri kesmekten” ibaret olmadığını vurgulayarak şunları söylüyor: <em>“Diyabeti geri döndürmek, kişiye özel tasarlanmış biyokimyasal bir tamir sürecidir. Fonksiyonel tıp bakış açısıyla temel hedef; hücrenin insülin direncini kırmak, mikrobiyotayı düzenlemek, stres aksını yönetmek ve sirkadiyen ritmi geri kazanmak. Bu kapsamda uygulanan yoğun programlarla, hastalar ilaç tedavilerine ihtiyaç duymuyor, metabolik yaşları da geriye sarılıyor.”</em></p>

<p><strong>Fonksiyonel Tıp Nasıl Bir Tedavi İçeriyor?</strong></p>

<p>Kişiselleştirilmiş ve fonksiyonel tıp uygulamaları, multidisipliner bir ekibin kontrolünde ilerleyen kapsamlı bir süreci içeriyor. Doktorun merkezde olduğu ekipte; psikolog, diyetisyen, fizyoterapist, spor koçu, sağlık koçu, eczacı, hatta bazen mutfak şefleri de yer alabiliyor. Kronik hastalıkların önlenmesinde, tedavisinde ve geri döndürülmesinde yaşam tarzı değişikliklerini öncelik olarak hedefleyen bu branşta uygulanan programlar ise şu adımlardan oluşuyor: </p>

<ul type=”disc”>
	<li><strong>Sürekli Glukoz Takibi (CGM):</strong> Besinlerin kan şekerine anlık etkisinin kişi özelinde analizi. </li>
	<li><strong>Terapötik Beslenme Planları:</strong> Kalori hesabı değil, metabolik onarım odaklı gıda stratejileri.</li>
	<li><strong>Hücresel Destek Protokolleri:</strong> Eksik vitamin ve minerallerin fonksiyonel tıp testleriyle tamamlanması.</li>
	<li><strong>Bütünsel Koçluk:</strong> Değişimin kalıcı olması için uzman desteği. </li>
</ul>

<p> </p>

<p>Tip 2 diyabet, hem Türkiye’de hem de dünyada en sık görülen diyabet türü ve tedavi edilmediğinde pek çok organ hasarına neden olabilen, yaşam kalitesini düşüren bir hastalık. İlaç ve insülin tedavilerinin yaygın kullanıldığı diyabet alanındaki bu yeni gelişme, diyabet hastalarının tedavi pratiğini kökten değiştirecek ve yeni bakış açıları getirecek bir adım olarak değerlendiriliyor. </p>

<p> </p>

<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Wed, 25 Feb 2026 12:39:04 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.2yakahaber.com/images/haberler/2026/02/diyabet-artik-ilacsiz-da-tedavi-edilebilecek-1772012344.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Yoğurt, doğal bir bağırsak kalkanı işlevi görüyor!</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.2yakahaber.com/haber/yogurt-dogal-bir-bagirsak-kalkani-islevi-goruyor-58397</link>
                <guid>https://www.2yakahaber.com/haber/yogurt-dogal-bir-bagirsak-kalkani-islevi-goruyor-58397</guid>
                <description><![CDATA[Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Gastroenteroloji ve Dahiliye Uzmanı Prof. Dr. Aytaç Atamer, yoğurt başta olmak üzere doğru beslenme alışkanlıklarının kolon kanseri riskini azaltmadaki koruyucu rolü hakkında bilgi verdi.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Gastroenteroloji ve<strong> </strong>Dahiliye Uzmanı Prof. Dr. Aytaç Atamer, yoğurt başta olmak üzere doğru beslenme alışkanlıklarının kolon kanseri riskini azaltmadaki koruyucu rolü hakkında bilgi verdi.</p>

<p><strong>Yoğurt tüketimi kalın bağırsak kanserine karşı koruyucu olabilir! </strong></p>

<p>Bağırsak sağlığı ve beslenme arasındaki ilişkinin son yıllarda bilim dünyasında yoğun bir şekilde araştırıldığını ifade eden Prof. Dr. Aytaç Atamer, “Yeni yayınlanan çalışmalarda yoğurt tüketiminin bağırsak mikrobiyomuna olumlu yönde etki ederek kalın bağırsak kanserine karşı koruyucu etkileri olduğu saptanmıştır.” dedi.</p>

<p>Günde iki porsiyon yoğurt tüketen bireylerde, özellikle kalın bağırsağın proksimal kolon dediğimiz kısmında, kanser riskinin yüzde 20 düştüğünün görüldüğünü aktaran Prof. Dr. Atamer, “Yoğurdun içeriğindeki probiyotik bakteriler, özellikle laktobasilus ve bifidobakteriyum türleri sayesinde bağırsak florasını dengeleyerek enflamasyon dediğimiz iltihaplanmayı baskılayabilirler, toksinlerin hücre hasarına neden olmasını engelleyebilirler. Araştırmacılar, bu bakterilerin bağırsak mukozasını güçlendirerek kanserojen  bileşiklerin zararını en aza indirmesini sağladığını belirtmektedirler. Yani yoğurt doğal bir kalkan olabilir.” şeklinde konuştu.</p>

<p><strong>Yoğurt, bağırsak sağlığı için güçlü ve koruyucu bir besin! </strong></p>

<p>Yoğurdun sadece probiyotik bakteriler açısından değil, aynı zamanda biyoaktif bileşikler ve kalsiyum açısından da zengin bir kaynak olduğuna dikkat çeken Prof. Dr. Aytaç Atamer, “Bunlar da bağırsak bariyerinin güçlenmesini, fonksiyonlarının artmasını ve toksinlerin emiliminin engellenmesini sağlar.” dedi.</p>

<p>Bu nedenle yoğurt gibi fermente gıdaların tüketilmesinin, hem bağırsak mikrobiyotasının dengesini koruyarak iltihaplanmayı baskıladığını hem de uzun vadede kanser riskini azaltabileceğini dile getiren Prof. Dr. Atamer, “Ancak yoğurt seçiminde dikkatli olunması gerekir. Şeker ilaveli veya yapay katkı maddeleri içeren yoğurtlar yerine doğal ve probiyotik açısından zengin ürünlerin tercih edilmeli.” uyarısında bulundu.</p>

<p><strong>Kolon kanserini önlemek için beslenme önemli! </strong></p>

<p>Kolon kanserlerinin, gastrointestinal kanserler arasında üçüncü sırada yer aldığını hatırlatan Prof. Dr. Aytaç Atamer, “Bunu önlemek için beslenme son derece önemlidir.” dedi.</p>

<p>Beslenmede yer verilmesi gereken besinlere değinen Prof. Dr. Atamer, sözlerini şöyle tamamladı:</p>

<p>“Lifli gıdaların tüketilmesinde fayda vardır. Yüksek lif içeren besinler sindirimi düzenler, bağırsağın temizlenmesini sağlar ve zararlı maddelerin vücuttan atılmasına yardımcı olur. Tam tahıllar, yulaf, arpa, kepekli ekmek ve baklagiller bu gruba girer. Ayrıca lifli gıdalar kolon kanserine karşı koruyucu etkiye sahiptir. Brokoli ve turpgiller, karnabahar, lahana ve Brüksel lahanası gibi sebzeler yüksek oranda antioksidan içerirler. Bu sebzeler kanser hücrelerinin büyümesini engelleyebilirler. Yeşil yapraklı sebzelerden olan ıspanak, pazı, roka gibi sebzeler yüksek oranda lif ve vitamin içerirler. Bu sebzeler vücutta iltihaplanmayı azaltır ve bağışıklık sistemini güçlendirir. Ayrıca folat bakımından zengindirler ve DNA hasarını önlemeye yardımcı olabilirler. </p>

<p>Omega 3 yağ asitleri içeren somon, sardalya ve ceviz gibi besinler antienflamatuar özelliklere sahiptir. Omega 3 yağ asitleri de vücuttaki iltihaplanmayı azaltarak kansere karşı koruyucu etki gösterir. Yaban mersini, çilek, ahududu ve böğürtlen gibi meyveler yüksek oranda antioksidan içerirler. Oksidasyonun yarattığı serbest radikallerin vücuda zarar vermesini engelleyerek kansere karşı koruyucu etkileri vardır. Sarımsağın da kolon kanserine karşı koruyucu etkileri bulunmaktadır. Ayrıca alkolden uzak durulmalı ve düzenli egzersiz yapılmalıdır; bunların da kansere karşı koruyucu etkisi vardır.”</p>

<p> </p>

<p> </p>

<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Fri, 20 Feb 2026 15:22:05 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.2yakahaber.com/images/haberler/2026/02/yogurt-dogal-bir-bagirsak-kalkani-islevi-goruyor-1771590125.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Stres sadece ruhu değil bedeni de yoruyor</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.2yakahaber.com/haber/stres-sadece-ruhu-degil-bedeni-de-yoruyor-58378</link>
                <guid>https://www.2yakahaber.com/haber/stres-sadece-ruhu-degil-bedeni-de-yoruyor-58378</guid>
                <description><![CDATA[Stres, beynin bir durumu tehdit olarak algılamasıyla ortaya çıkan ve hem zihni hem de bedeni etkileyen doğal bir uyarılma hâlidir. Tehlike anında vücut, hayatta kalmak için kasları kasar, kaçmaya ya da savaşmaya hazırlanır. Bu refleksin doğada koruyucu bir işlevi olduğunu ancak modern yaşamda çoğu zaman gereksiz bir gerginliğe yol açtığını belirten Anadolu Sağlık Merkezi Hastanesi’nden Psikolog Dr. Ezgi Dokuzlu Tezel, “Günlük hayatta stres kaynaklarına karşı genellikle fiziksel bir tepki veremeyiz. Kısa süreli stres durumlarında, tehlike geçince parasempatik sistem devreye girer ve kaslar gevşer. Ancak stres uzadığında bu denge bozulur. Kaslar gevşeme sinyali alamaz, kas liflerinde mikro kasılmalar kalıcı hâle gelir. Bunun sonucunda laktik asit ve metabolik atıklar birikir; ağrı, sertlik ve yorgunluk hissi ortaya çıkar” dedi.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><strong></strong></p>

<p>Beden ve zihin sürekli etkileşim hâlindedir. Yaşanan psikolojik sıkıntılar ve duygusal problemler zamanla bedene sinyal göndererek fiziksel ağrılar şeklinde ortaya çıkabilir. Kaynağında bedensel bir hastalıktan ziyade psikolojik ya da nöropsikolojik etkenler bulunan ağrı türünün psikosomatik ağrı olarak tanımlandığını açıklayan Anadolu Sağlık Merkezi Hastanesi’nden Psikolog Dr. Ezgi Dokuzlu Tezel, “Kişinin hissettiği ağrı gerçektir ancak nedeni çoğu zaman ilk bakışta anlaşılamaz ve günlük yaşamı zorlaştırır. Genellikle kronik seyir gösterir ve yapılan tetkiklere rağmen tıbbi bir açıklama bulunmaz. Bu durumda hekim, kişiyi psikolog ya da psikiyatri hekimine yönlendirebilir” açıklamasında bulundu.</p>

<p><strong>Dolaşım ve sindirim sistemi strese daha duyarlı</strong></p>

<p>Stresin çoğu zaman belirli fiziksel şikâyetlerle ortaya çıktığını vurgulayan Dokuzlu Tezel, “Stres en sık çarpıntı, kalp ağrısı, mide ve sindirim sorunları ile kas ve baş ağrılarına neden olur. Kardiyolojik muayenelerde tıbbi bir neden bulunamamasına rağmen görülen çarpıntı ve kalp ağrısı çoğu zaman psikolojik etkenlerle ilişkilidir. Ya da stres anında sindirim sistemi geri planda kaldığı için şişkinlik, mide doluluğu ve kabızlık sık görülebilir. Ayrıca stres hormonlarının mide asidini artırması yanma ve mide ağrısına yol açabilir. Stresliyken beynin ağrıya verdiği yanıtın değişmesi, kişiyi ağrıya karşı daha hassas hâle getirir. Bunun yanı sıra stres, beslenme düzenini bozarak bazı kişilerde yeme artışı, bazılarında ise iştah kaybı şeklinde kendini gösterebilir” dedi.</p>

<p><strong>Migren ve stres arasında güçlü bir bağ var</strong></p>

<p>Stresin kaslarda ve beyindeki damarlarda olağan dışı kasılmalara yol açabildiğini belirten Dokuzlu Tezel, “Bu durum ağrıdan sorumlu sinirleri hızla uyarır ve beyne ‘ağrı var’ sinyali gönderir. Migren sırasında özellikle alın ve göz çevresindeki damarlara yakın sinirler daha hassas hâle gelir. Stresle birlikte bu hassasiyet artar, damarlar genişler ve ağrıya duyarlılık yükselir. Sonuç olarak migreni olan kişilerde stres, başta alın ve göz çevresi olmak üzere zonklayıcı baş ağrılarını daha kolay tetikleyebilir” dedi.</p>

<p> </p>

<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Wed, 04 Feb 2026 20:38:02 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.2yakahaber.com/images/haberler/2026/02/stres-sadece-ruhu-degil-bedeni-de-yoruyor-1770226682.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Dr. Derya Güneş Uyardı, “Henüz Tanı Yoksa Sağlıklıyım Sanmayın”</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.2yakahaber.com/haber/dr-derya-gunes-uyardi-henuz-tani-yoksa-saglikliyim-sanmayin-58377</link>
                <guid>https://www.2yakahaber.com/haber/dr-derya-gunes-uyardi-henuz-tani-yoksa-saglikliyim-sanmayin-58377</guid>
                <description><![CDATA[Dahiliye ve Fonksiyonel Tıp Uzmanı Dr. Derya Güneş, hastalıkların tanı konulduğu anda başlamadığını, bu sürecin  çok daha önce  başladığını belirtti. Fonksiyonel tıbbın, sağlıktan hastalığa giden yolda kök nedenleri ortaya koymayı hedef aldığını vurgulayan Güneş, insülin direncinin birçok kronik hastalık ve kanserin temelini oluşturduğuna dikkat çekti. ]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p></p>

<p>“Sağlıktan hastalığa doğru yürünülen yolda geri dönüş yapabilir miyiz?”</p>

<p>Özel ENTO Cerrahi Tıp Merkezi’nde görevli Dahiliye ve Fonksiyonel Tıp Uzmanı Dr. Derya Güneş, koruyucu hekimlik anlayışıyla doğru beslenme, stres yönetimi ve bağırsak sağlığının hayati önemde olduğunu ifade etti. “Herhangi bir hastalık tanısı konmadığında sağlıklı olduğumuzu düşünmek büyük bir yanılgı” diyen Dr. Güneş, “Hastalık tanısı konduğunda o dakikada hasta olmuyorsun. Bu aşamanın bir öncesi var. Sağlıktan hastalığa doğru yürünülen yolda geri dönüş yapabilir miyiz? Gerçek  sağlığımız için neler yapabiliriz? Koruyucu hekimlik kısmında ‘fonksiyonel tıp’ çok önemlidir. Kronik hastalığı olan kişilerde hastalık için kullanılan bazı ilaçların yan etkileri oluyor. Bu ilaçlar organik ilaçlar olmadığı için vücutta yarattığı bazı hasarlar ve sorunlar olabiliyor ve ayrıca bu ilaçlar sadece belirti vs bulguları ortadan kaldırıyor gerçek nedeni onarmıyor ” dedi. </p>

<p>Kronik hastalıklarda düzenli doktor kontrolünün önemi </p>

<p>Kronik hastalığı olan kişilerin düzenli hekim kontrolünde olmalarının önemine dikkat çeken Dr. Güneş, “Kronik hastalığı olan insanlar düzenli doktor kontrolüne gitmeli. Bu süreçte verilen ilaçlar işe yarıyor mu, ilaçlar herhangi bir yan etki, vücudun başka bir yerinde soruna yol açmış mı kontrol edilir. ‘İlacı ver bırak. Hasta kullanmaya devam etsin’ kısmında değiliz. Verilen ilaçlar karaciğer ve böbrekler üzerinde metabolize edilip atılıyor. Sürekli alınan ilaçlar, bu organların fonksiyonlarını bozabilir. Fonksiyonel tıp; bir hipertansiyon hastası ilacını kullanırken, aynı zamanda hipertansiyona neden olan kök nedenleri bulup onları da onarmaya çalışır. Bu sırada kullanılan vitaminler, mineraller ve gıda takviyeleri tamamen doğaldır” diye konuştu. </p>

<p>“İnsülin direnci birçok kronik hastalığın ve kanserin altyapısını oluşturan bir sağlık sorunudur”</p>

<p>Besinlerin içindeki vitamin ve minerallerin azaldığına dikkat çeken Uzm.Dr. Derya Güneş, “Besinler eskisi gibi değerli değil. Besinlerden almamız gereken faydayı alamıyoruz. Besinlerin içeriğinde ‘pestisit’ ve ‘herbisit’ gibi maddeler olması nedeniyle vücudun kimyasal yükü artıyor. Kimyasal yükün üzerine binen stres de vücudu olumsuz etkiliyor. Stres ile birlikte kortizol aksınız, devamında ise metabolizma bozuluyor. İlk etapta  ‘insülin direnci’ ortaya çıkıyor. Toplumda ‘İnsülin direnci var henüz şeker hastası olmamış’ gibi yanlış bir düşünce ve algı var. ‘İnsülin direnci’ sağlığımız açısından büyük bir sorundur. Çünkü ‘insülin direnci’ bir çok kronik hastalığın ve kanserin altyapısını oluşturan bir sağlık sorunudur. Bu sorun düzeltildiğinde birçok hastalığın önüne geçilmiş olur, ortaya çıkmış olan hastalığa yönelik başlanan kimyasal ilaçlar zaman içinde kesilebilir. Yani artık ilaca gerek kalmaz. Tüm bunlar için hastayı detaylı değerlendirmek gerekir” diye konuştu. </p>

<p>Bu şikayetler varsa DİKKAT </p>

<p>‘Yemek sonrası karın bölgesinde oluşan şişkinlik’ , ‘düzensiz gece uykusu’ gibi sorunların bir hastalığın habercisi olabileceğine dikkat çeken Dr. Güneş, şu bilgileri verdi, “Yemek sonrası şişkinlik  bağırsak duvarında bir yangı sürecinin başlamış olduğunun sinyalini verir. Tüm kronik hastalıkların başlangıç noktası aslında bu bağırsak duvarındaki yangı sürecidir. Dolayısıyla bağırsaktaki yangıyı azaltmak için öncelikle diyet uygulanması gerekir. Gece uykusu çok değerli. Bir kişi yattığında uyuyor mu? 7-8 saatlik uyku süreniz var mı? Gece kendiliğinden uyanıyor musunuz? Gece idrara kalkıyor musunuz? Tüm bunlar kişinin kortizol aksı ile ilgili fikir verir. Bir kişi yattığında kortizol minimaldir, gözümüzü sabah açtığımızda kortizol en yüksek seviyededir. Kortizol aksı bozulduğunda gece uyku sırasında kortizol yeterince düşük olmadığı için sizi uyandırır. Kortizol aksı bozulduğunda eğer siz bunu düzeltmezseniz uzun vadede kronik hastalıklar ve kanser oluşumu hızlanır. Kortizol yüksek ise insülin de yükselmeye başlar. Bu ‘emosyonel yeme’ dediğimiz sorunun altında yatan konu. Kortizol yüksek olduğu için insanlar stresli ve mutsuz olduğu için daha fazla yemek yiyor” </p>

<p>Mikrobiyatadaki dengesizlikler hastalıklara neden olabilir</p>

<p>Dr. Güneş şu bilgileri aktardı, ““Gün içinde kas ağrıları oluyor mu? Ağrı varsa bu şikayet bir inflamasyon ( yangı) göstergesi olabilir. İnflamasyon bazı besinlere duyarlılıktan, stresten, sedanter yaşamdan dolayı oluşabilir. Ayrıca oksidatif stres dediğimiz enerji üretimi sırasında ortaya çıkan zararlı maddelerin temizlenmemesi de yangı başlatır. İnflamasyon dediğimiz yangı, bedende yolunda gitmeyen durumları düzeltmeye çalışan mekanizmaların ortamda yarattığı karışıklık durumudur. Üçüncüsü dolaşım çok önemlidir. Hücreye yeterince besin ve oksijen giderse hücre yeterli enerjiyi üretir  ve işini yapar. Dördüncü olarak mikrobiyota çok değerlidir. Bağışıklık sistemimizin yüzde 80’i kalın bağırsaktaki mikroorganizmalardan oluşuyor. Hissettiğimiz serotonin, endorfin kısmında nörotransmitterlerin yüzde 70’nin  de mikrobiyotadan geldiğini biliyoruz. Dolayısıyla mikrobiyotadaki dengesizlikler de hastalığa yol açabilir. Kortizol düzgün salınmıyonrsa, stresli, sürekli kaygıda, kafası sürekli dolu biriyseniz hasta olmanız daha muhtemeldir. Artık tüm bunları doğru yöntemlerle düzeltmek mümkün.”</p>

<p> </p>

<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Wed, 04 Feb 2026 20:37:09 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.2yakahaber.com/images/haberler/2026/02/dr-derya-gunes-uyardi-henuz-tani-yoksa-saglikliyim-sanmayin-1770226629.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Kanal tedavisi dişin ömrünü uzatıyor!</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.2yakahaber.com/haber/kanal-tedavisi-disin-omrunu-uzatiyor-58374</link>
                <guid>https://www.2yakahaber.com/haber/kanal-tedavisi-disin-omrunu-uzatiyor-58374</guid>
                <description><![CDATA[Üsküdar Üniversitesi Diş Hastanesi Endodonti Uzmanı Dr. Öğr. Üyesi Vahide Hazal Abat, kanal tedavisinin nasıl uygulandığı, tedavi sonrası normal ve riskli durumlar ile hangi durumlarda yeniden tedavi veya cerrahi müdahalenin gerekebileceği hakkında bilgi verdi.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p></p>

<p><strong>Kanal tedavisi, enfeksiyonlu dişi kurtarmayı hedefler!</strong></p>

<p>Kanal tedavisinin, dişin iç dokularında meydana gelen enfeksiyonların ortadan kaldırılması ve dişin ağızda sağlıklı şekilde korunması amacıyla uygulanan bir tedavi yöntemi olduğunu hatırlatan Dr. Öğr. Üyesi Vahide Hazal Abat, “Tedavi sürecine başlamadan önce ilgili diş lokal anestezi ile uyuşturulur.” dedi.</p>

<p>Ardından kavitenin (diş çürüğünün gözle görülür hale geldiği aşama) açılarak dişin iç kısmındaki sinir dokusunun uzaklaştırıldığını ifade eden Dr. Öğr. Üyesi Abat, “Kanal boşlukları detaylı şekilde dezenfekte edilir ve özel materyaller kullanılarak şekillendirilir. Bu işlemlerin ardından kanallar, kök ucuna kadar biyo-uyumlu dolgu materyalleriyle doldurulur. Kanal tedavisinin tamamlanmasını takiben, dişin fonksiyonunu ve dayanıklılığını artırmak amacıyla dolgu ya da kaplama gibi restoratif işlemler uygulanır.” şeklinde konuştu.</p>

<p><strong>Tedavi sonrası beklenmeyen durumlarda diş hekimine başvurulmalı! </strong></p>

<p>Kanal tedavisinin ardından özellikle ilk günlerde ağrı veya çiğneme sırasında hassasiyet gibi şikâyetlerin görülmesinin oldukça normal olduğuna işaret eden Dr. Öğr. Üyesi Vahide Hazal Abat, “Bu semptomların zamanla azalarak kaybolması beklenir.” dedi.</p>

<p>Dr. Öğr. Üyesi Abat, ağrının geçmemesi, giderek artması, gece uykudan uyandıracak şiddete ulaşması, yüzde şişlik, apse ya da iltihap belirtilerinin ortaya çıkması durumunda vakit kaybetmeden diş hekimine başvurulması uyarısında bulundu.</p>

<p><strong>Dişlerin karmaşık kanal yapısı, kanal tedavisini zorlaştırabiliyor! </strong></p>

<p>Her dişin kendine özgü morfolojik ve anatomik bir yapıya sahip olmasının, kanal sisteminin bazı durumlarda oldukça kompleks olmasına neden olabileceğine dikkat çeken Dr. Öğr. Üyesi Vahide Hazal Abat, “Bu karmaşık yapı nedeniyle kanalların tamamına yeterli şekilde ulaşılamaması söz konusu olabilir.” dedi.</p>

<p>Böyle durumlarda kanal içinde bakteri kalması ya da yeniden bakterilerin çoğalması sonucu enfeksiyon gelişebileceğini ve kanal tedavisinin tekrarlanması gerekebileceğini kaydeden Dr. Öğr. Üyesi Abat, sözlerini şöyle tamamladı:</p>

<p>“Kanal tedavisinin yenilenmesinin mümkün olmadığı vakalarda ise rezeksiyon gibi cerrahi müdahaleler gündeme gelir. Hem kanal tedavisinin tekrarlanmasının hem de cerrahi girişimin mümkün olmadığı durumlarda ise son seçenek olarak diş çekimi değerlendirilebilir.</p>

<p>Kanal tedavisi sonrasında ortaya çıkan şikâyetlerde hastanın kendi kendine ilaç kullanması sakıncalı olabilir. Özellikle antibiyotik kullanımı mutlaka hekim kontrolünde ve önerisi doğrultusunda yapılmalı. Aksi halde hem tedavi süreci olumsuz etkilenebilir hem de gereksiz ilaç kullanımı çeşitli sağlık sorunlarına yol açabilir.” </p>

<p> </p>

<p> </p>

<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Wed, 04 Feb 2026 20:36:32 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.2yakahaber.com/images/haberler/2026/02/kanal-tedavisi-disin-omrunu-uzatiyor-1770226592.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Sosyal medya yasağı çocukları korur mu?</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.2yakahaber.com/haber/sosyal-medya-yasagi-cocuklari-korur-mu-58340</link>
                <guid>https://www.2yakahaber.com/haber/sosyal-medya-yasagi-cocuklari-korur-mu-58340</guid>
                <description><![CDATA[Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Klinik Psikolog İnci Nur Ülkü ile Çocuk-Ergen Klinik Psikolog Aybeniz Yıldırım, 15 yaş altı çocuklara yönelik sosyal medya yasağını, gelişimsel beyin yapısı, ruh sağlığı riskleri ve aile-okul rehberliği gerekliliği üzerinden ele alarak değerlendirmelerde bulundular.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p></p>

<p><strong>15 yaş altı çocuklar, gelişimsel olarak sosyal medyanın risklerini filtreleyebilecek durumda değil!</strong></p>

<p>15 yaş altı dönemin, beynin özellikle prefrontal korteksinin henüz gelişimini tamamlamadığı bir evre olduğunu ifade eden Klinik Psikolog İnci Nur Ülkü, “Bu nedenle çocuklar, sosyal medyada karşılaştıkları içerikleri yetişkinler gibi değerlendiremez ve filtreleyemez. Dürtü kontrolü, risk değerlendirme ve sonuçları öngörme becerileri bu yaş grubunda sınırlıdır.” dedi.</p>

<p>“Bilimsel çalışmalar, erken yaşta ve yoğun sosyal medya kullanımının depresif belirtiler, dikkat sorunları, davranış problemleri, siber zorbalık, yaşa aykırı içeriklere maruz kalma, beden algısı ve benlik saygısı sorunları, sosyal karşılaştırma ve bağımlılık benzeri kullanım örüntülerini artırabildiğini gösteriyor.” diyen Ülkü, uyku düzeninin bozulması, akademik işlevsellikte düşüş ve sosyal geri çekilmenin, klinik başvurularda sık karşılaşılan tablolar arasında olduğuna işaret etti.</p>

<p><strong>Yaş temelli yasaklar koruyucudur, ancak tek başına yeterli değil! </strong></p>

<p>Sosyal medya kullanımının sınırlandırılmasına yönelik düzenlemelerin, ruh sağlığını koruma açısından önemli bir koruyucu adım olarak değerlendirilebileceğini dile getiren Klinik Psikolog İnci Nur Ülkü, “Ayrıca sosyal medya, çocukların suç örgütleri ve istismar edici yapılar tarafından hedef alınabildiği bir alan hâline de gelebilmektedir.” dedi.</p>

<p>Dijital platformlar üzerinden manipülasyon yoluyla suça sürüklenen çocuklara dair vakalar göz önüne alındığında, yaş temelli düzenlemelerin bir güvenlik bariyeri oluşturabileceğini kaydeden Ülkü, “Ancak bu bariyerin tek başına yeterli olmadığı unutulmamalı. Katı ve açıklamasız yasaklar, çocuklarda merak duygusunu artırarak gizli ve denetimsiz kullanım riskini doğurabilir. Bu da çocuğun yaşadığı olumsuz deneyimleri paylaşamamasına ve yalnız hissetmesine yol açabilir.” uyarısında bulundu.</p>

<p><strong>Sürekli ekran başında olan bir yetişkinin, çocuktan sınırlı kullanım beklemesi gerçekçi değil!</strong></p>

<p>Ailelere önerilerde bulunan Ülkü, şunları söyledi:</p>

<p>“En kritik unsur iletişimdir. Aileler, dijital ortamda neyin güvenli, neyin riskli olduğunu açıkça konuşmalı, mahremiyet ve sınırlar konusunda yaşa uygun bilgi vermeli, zorbalık ya da rahatsız edici bir durum yaşandığında çocuğun bunu paylaşabileceği güvenli bir ilişki ortamı oluşturmalıdır. Ebeveynlerin kendi dijital alışkanlıkları da güçlü bir modeldir. Sürekli ekran başında olan bir yetişkinin, çocuktan sınırlı kullanım beklemesi gerçekçi değildir.”</p>

<p><strong>Sosyal medya yasağı, aile, okul ve psikososyal desteklerle birlikte anlamlı bir koruma sağlar!</strong></p>

<p>Sosyal medya yasağının, çocukların zamanlarını yüz yüze sosyal etkileşimlere yönlendirmelerine olanak tanıyabileceğine değinen Klinik Psikolog İnci Nur Ülkü, “Oyun, spor, sanat ve grup etkinlikleri, empati, çatışma çözme ve duygusal düzenleme gibi temel sosyal becerilerin gelişimini destekler. Ancak bunun için çocukların çevrimdışı dünyada akranlarıyla bir araya gelebileceği güvenli alanların mutlaka desteklenmesi gerekir.” dedi.</p>

<p>Okullarda ise dijital okuryazarlığın yalnızca teknik bir beceri olarak değerlendirilmemesi gerektiğini aktaran Ülkü, “Güvenli internet kullanımı, siber zorbalıkla baş etme, mahremiyet, eleştirel düşünme ve yardım isteme becerilerini kapsayan bir ruh sağlığı alanı olarak ele almalı. Bu eğitimin erken yaşlardan itibaren verilmesi, çocukları dijital dünyaya karşı daha donanımlı hâle getirir. Çocukları korumak, onları dünyadan izole etmek değil; dijital dünyaya dayanıklı bireyler olarak hazırlamaktır. Sosyal medya yasağı, ancak aile, okul ve psikososyal desteklerle birlikte ele alındığında anlamlı bir koruyucu çerçeve sunabilir.” ifadelerini kullandı.</p>

<p><strong>Sosyal medya yasağı, çocukların ruh sağlığını korumaya yönelik çok katmanlı bir müdahale alanı!</strong></p>

<p>Çocuk-Ergen Klinik Psikolog Aybeniz Yıldırım ise Türkiye’de 15 yaş altı çocuklara yönelik sosyal medya yasağı tartışmalarının, yalnızca bir düzenleme meselesi değil; çocuk ve ergen ruh sağlığını doğrudan ilgilendiren çok katmanlı bir konu olduğunu vurguladı.</p>

<p>Klinik gözlemlerin, erken yaşta denetimsiz sosyal medya kullanımının çocuklarda kaygıyı artırdığını, benlik algısını olumsuz etkilediğini ve akran karşılaştırmalarını yoğunlaştırdığını gösterdiğini aktaran Yıldırım, “Dikkat ve uyku problemleri de bu tabloya sıklıkla eşlik etmektedir. Bu nedenle sınırlama fikri ilk bakışta koruyucu bir adım gibi değerlendirilebilir.” dedi.</p>

<p><strong>Tamamen yasaklanan alanlar, çocuklar tarafından daha çekici hâle gelebilir!</strong></p>

<p>Ruh sağlığı perspektifinden bakıldığında, tek başına getirilen yasakların her zaman beklenen etkiyi yaratmadığına dikkat çeken Klinik Psikolog Aybeniz Yıldırım, “Yasaklar kısa vadede erişimi kısıtlasa da, çocuklara dijital beceri kazandırılmadığında sorun çoğu zaman yalnızca ertelenmiş olur.” dedi.</p>

<p>Çocukluk ve ergenliğin merakın yoğun olduğu dönemler olduğunu hatırlatan Yıldırım, “Tamamen yasaklanan alanlar, çocuklar tarafından daha çekici hâle gelebilir. Bu durum gizli kullanım, denetimsiz içerik tüketimi ve yaşanan olumsuz deneyimlerin paylaşılmaması gibi riskleri beraberinde getirebilir.” açıklamasını yaptı.</p>

<p><strong>Aileler güven ilişkisini güçlendirecek şekilde hareket etmeli!</strong></p>

<p>Ailelerin temel rolünün, çocukları sosyal medyadan tamamen uzak tutmak değil; onlara rehberlik etmek olduğunun altını çizen Yıldırım, “‘Ne izliyorsun?’ sorusundan çok, ‘Bunu izleyince nasıl hissettin?’, ‘Bu içerik sana ne düşündürdü?’ gibi sorular, çocuğun duygusal dünyasını anlamayı sağlar ve güven ilişkisini güçlendirir.” önerisinde bulundu.</p>

<p><strong>Dijital çağda ruh sağlığını koruyan temel unsurlar; bilinç, ilişki ve rehberlik…</strong></p>

<p>Sosyal medyanın, günümüzde akran ilişkilerinin de bir parçası olduğuna vurgu yapan Klinik Psikolog Aybeniz Yıldırım, “Bu alandan tamamen dışlanmak, bazı çocuklarda ‘geri kalıyorum’ ya da ‘dışlanıyorum’ algısına yol açabilir. Bu nedenle yasakların, çocukların sosyal ihtiyaçlarını göz ardı etmeyen bir çerçevede ele alınması önemlidir.” dedi.</p>

<p>Okullarda dijital okuryazarlık ve siber zorbalık farkındalığına yönelik çalışmaların, bu sürecin ruh sağlığı boyutunu dengeleyen önemli destek alanları olduğunu dile getiren Yıldırım, sözlerini şöyle tamamladı:</p>

<p>“Çocukları dijital dünyadan korumanın yolu, onları bu dünyaya hazırlamaktan geçer. Yasaklar sınır koyabilir; ancak gerçek koruma, çocuğun bilinç kazanması, destekleyici ilişkiler kurması ve rehberlik almasıyla mümkündür. Dijital çağda ruh sağlığını koruyan temel unsurlar; bilinç, ilişki ve rehberliktir.”</p>

<p> </p>

<p> </p>

<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Fri, 09 Jan 2026 17:16:24 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.2yakahaber.com/images/haberler/2026/01/sosyal-medya-yasagi-cocuklari-korur-mu-1767968184.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Kalp hastaları her sonbahar grip aşısı olmalı</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.2yakahaber.com/haber/kalp-hastalari-her-sonbahar-grip-asisi-olmali-58263</link>
                <guid>https://www.2yakahaber.com/haber/kalp-hastalari-her-sonbahar-grip-asisi-olmali-58263</guid>
                <description><![CDATA[Mevsim geçişleri, özellikle yazdan sonbahara geçiş, kalp sağlığı üzerinde doğrudan etkiler yaratabiliyor. Serinleyen hava; damarların daralmasına, kan basıncının yükselmesine ve kolesterol seviyelerinin artmasına yol açabiliyor. Bu dönemde kalbin özel bir korumaya ihtiyaç duyduğunu vurgulayan Anadolu Sağlık Merkezi Hastanesi’nden Kardiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Nevrez Koylan, “Sonbahar sadece doğanın değil, vücudumuzun da değişim dönemi. Havanın soğumasıyla kalbin iş yükü artar. Bu nedenle dengeli beslenme, düzenli egzersiz ve rutin kontrollerin ihmal edilmemesi her zamankinden daha önemli” dedi.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>&nbsp;</p>

<p>Kalp sağlığını korumak için basit ama etkili adımlar atılabileceğini belirten Anadolu Sağlık Merkezi Hastanesi’nden Kardiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Nevrez Koylan, “Serin havada tempolu yürüyüşler yapmak, sofrayı mevsime uygun sebze ve meyvelerle renklendirmek, gribin kalbe bindireceği yükü önleyebilecek grip aşısını olmak ve porsiyon kontrolünü gözetmek çok kıymetli. Sonbaharı bir tehdit değil, sağlıklı yaşam alışkanlıkları kazanmak için bir fırsat olarak görmeliyiz. Kalbe yapılan her küçük yatırım, uzun vadede sağlıklı ve kaliteli bir yaşam olarak geri döner” açıklamasında bulundu.</p>

<p><strong>Türk Kardiyoloji Derneği grip aşısını öneriyor</strong></p>

<p>Soğuk havalarla birlikte grip ve diğer solunum yolu enfeksiyonlarının arttığına dikkat çeken Koylan, “Grip gibi hastalıklar vücutta ciddi bir iltihaplanma oluşturur ve bu durum özellikle mevcut bir kalp rahatsızlığı olan kişilerde kalp krizi veya felç riskini önemli ölçüde tetikler. Bu tehlikeye karşı ise en etkili kalkan aşıdır. Türk Kardiyoloji Derneği’nin de aralarında bulunduğu dünya genelindeki sağlık otoriteleri, kalp hastalarının her sonbahar grip aşısı olmasını şiddetle tavsiye eder. Grip aşısı olmak sadece gripten korunmayı değil, aynı zamanda gribin kalbe yükleyebileceği ağır yükten korunmayı da sağlar” şeklinde konuştu.</p>

<p><strong>Haftada en az iki porsiyon balık tüketilmeli&nbsp;</strong></p>

<p>Yazın hafifliğinin ardından gelen sonbaharın doyurucu ve sıcak yemeklerini doğru tercihlerle kalp sağlığı için bir avantaja çevirebiliriz diyen Prof. Dr. Koylan, “Balkabağı ve tatlı patates potasyum ve lif açısından oldukça zengin besinlerdir. Amerikan Kalp Derneği, potasyumun kan basıncını dengelemede sodyumun olumsuz etkilerini azalttığını, lifin ise kötü kolesterol seviyelerini düşürmeye yardımcı olduğunu vurguluyor. Sonbahar aynı zamanda palamut ve lüfer gibi yağlı balıkların en lezzetli olduğu dönemdir. Bu balıkların içerdiği omega-3 yağ asitleri trigliserit seviyelerini düşürür, damar plak oluşumunu yavaşlatır ve kan basıncını düzenleyerek kalp sağlığını destekler. Bu nedenle haftada en az iki porsiyon yağlı balık tüketilmesi önerilir. Ayrıca mevsimin taze meyveleri nar, elma ve armut; antioksidanlar ve flavonoidler açısından zengindir. Özellikle narın damar sağlığını koruyucu etkilerini gösteren çok sayıda bilimsel çalışma mevcut” dedi.</p>

<p><strong>Düzenli fiziksel aktivite çok önemli</strong></p>

<p>Bunaltıcı sıcakların geride kalmasının egzersiz için mükemmel bir fırsat sunduğunu ifade eden Koylan, “Düzenli fiziksel aktivite kalp kasını güçlendirir, kan dolaşımını iyileştirir ve stresi azaltır. Sararmış yaprakların üzerinde, serin ve temiz havada yapılacak 30 dakikalık bir yürüyüş hem ruhu hem de kalbi besler. Bu, kan basıncını ve kolesterolü düzenlemenin en kolay yollarından biridir. Yağmurlu ve soğuk günlerde de internet üzerinden ulaşılabilen yoga, pilates veya düşük etkili kardiyo videoları sayesinde ev konforunda da aktif kalmak mümkün yeter ki istikrarını koruyun” dedi.</p>

<p><strong>D vitamini takviyesi gerekebilir</strong></p>

<p>Güneş ışınlarının azalmasıyla birlikte vücuttaki D vitamini üretiminin de azaldığını belirten Koylan, “Araştırmalar, D vitamini eksikliğinin yüksek tansiyon, kalp yetmezliği ve diğer kardiyovasküler hastalık riskleriyle ilişkili olabileceğini gösteriyor. Bu nedenle öncelikle bir kan tahlili ile D vitamini seviyesini öğrenmek ardından doktor önerisiyle takviye kullanmak kalp sağlığı açısından fark yaratabilir. Bunun yanında somon gibi yağlı balıklar, yumurta sarısı ve D vitamini ile zenginleştirilmiş süt ürünlerini beslenme planınıza ekleyebilirsiniz. Ayrıca güneşli günlerde öğle saatlerinde 15-20 dakika yüzünüzü ve kollarınızı güneşe göstermeyi de ihmal etmeyin” dedi.</p>

<p><strong>Mevsimsel depresyon kalp için tehlikeli</strong></p>

<p>Günlerin kısalması ve havanın kapanmasının bazı insanlarda mevsimsel depresyona yol açabileceğini vurgulayan Koylan, “Mevsimsel duygu durum bozukluğunda ortaya çıkan stres, anksiyete ve depresyon, kortizol gibi stres hormonlarını artırarak kan basıncını yükseltir ve kalp sağlığını olumsuz etkiler. Ruh halinizi yükseltmek için sevdiklerinizle vakit geçirmek, yeni bir hobi edinmek, meditasyon ya da derin nefes egzersizleri yapmak faydalı olabilir. Sabahları perdelerinizi açıp gün ışığından yararlanmak bile biyolojik saatinizi düzenleyerek ruh halinizi iyileştirebilir. Unutmayın, mutlu bir zihin sağlıklı bir kalbin en iyi dostudur” şeklinde konuştu.</p>

<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Tue, 21 Oct 2025 16:50:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.2yakahaber.com/images/haberler/2025/10/kalp-hastalari-her-sonbahar-grip-asisi-olmali-1761054652.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Bebekleri öpmeden önce iyi düşünün</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.2yakahaber.com/haber/bebekleri-opmeden-once-iyi-dusunun-58235</link>
                <guid>https://www.2yakahaber.com/haber/bebekleri-opmeden-once-iyi-dusunun-58235</guid>
                <description><![CDATA[Bebekleri ve çocukları öpmek toplumda genellikle sevgi göstergesi olarak algılansa da bağışıklık sistemleri tam anlamıyla gelişmediği için bu durum bazı sağlık sorunlarına neden olabiliyor. Masum bir öpücükle bebeklere geçebilen Herpes virüsünün yol açtığı enfeksiyon, yetişkinlerde uçuklara sebep olurken, bebekleri ve küçük çocukları hızlı bir şekilde hasta edebiliyor. Bu virüs zamanla organları olumsuz etkileyebiliyor ve daha büyük sorunlar ortaya çıkabiliyor. Memorial Kayseri Hastanesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Bölümü’nden Uz. Dr. Ufuk Ertural, çocukları öperken neden dikkatli olmamız gerektiği konusunda önemli bilgiler verdi. ]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p></p>

<p><strong>Uçukların nedeni Herpes Simpleks</strong></p>

<p>İnsanlar bebek gördüğünde ilk tepkileri genelde yanaklarını veya alnını öpmek olur. Sevimli görünümleri nedeniyle onlara dokunma hissi tetiklenir. Ancak bebekleri öpmenin bazı sakıncaları olabilir. Yetişkinlerdeki ağız içi ve çevresindeki uçuklar, bebekleri öpmeden önce düşünülmesi gereken önemli bir sorundur. Uçuklara neden olan virüs aslında Herpes Simpleks virüsüdür. Bu virüs bebeğe basit bir öpücükle geçebilmektedir. Çoğu yetişkin oldukça yaygın olan bu virüsün aslında HSV-1 varyantını taşır. Yetişkinlerde uçuklara neden olan bu virüs zamanla Genital Herpes’e de (HSV-2) neden olabilir. Nüfusun yaklaşık %67’si, çoğu zaman farkında olmadan Herpes Simpleks Virüsü 1’i (HSV-1) taşımaktadır. HSV-1 genellikle tükürük veya kabarcıklarla ya da temas yoluyla yayılır. En bulaşıcı dönemi kabarcıkların oluşmaya başladığı zamandır. Ancak virüs cilt hücrelerinde uykuda olabileceğinden, belirtiler görünmediğinde de yayılabilmektedir. Bu açıdan sağlık ve hijyen açısından bir risk olan masum öpücükler bebek ve çocuklar için tehlikeli olabilmektedir. </p>

<p><strong>Bebeklerin bağışıklık seviyesi düşüktür</strong></p>

<p>Anne sütüyle beslenen bebeklerin belirli düzeyde bağışıklık düzeyi artsa da, yaşamlarının ilk birkaç ayında bağışıklık sistemi hastalıklardan korunacak kadar olgunlaşmaz. Karmaşık bir yapıya sahip olan bağışıklık sistemi, yenidoğanları enfeksiyonlardan koruyacak kadar gelişmemiştir. Endişe verici olan ise bebeklerin belirli virüs ve mikroplara maruz kalmaları halinde vücutlarında geri dönüşü olmayan hasarların ortaya çıkabilmesidir. Kan-beyin bariyeri henüz tam olarak gelişmemiş yenidoğanlar ve bebeklerde bağışıklık sistemi de henüz emekleme aşamasındadır. Bu bariyerle doğmuş olsalar da bağışıklığın gelişmesi için daha zamana ihtiyaç vardır. Bebeklerde ve küçük çocuklarda kan-beyin bariyeri olgunlaşmadığı için beyin enfeksiyonu riski yüksektir. Virüsler ve mikroplar; soğuk algınlığı, ishal veya kusmaya neden olan hastalıklarla birlikte ortaya çıktığında endişe edici bir durum da söz konusu olmaktadır. </p>

<p><strong>Masum öpücükler riskli olabilir</strong></p>

<p>Aile bireylerine ve arkadaş çevresine neden bir bebeğe dokunmanın ya da öpmenin doğru olmadığını söylemek çok zor olabilmektedir. Ancak, masum öpücüklerin bebekler için büyük bir risk olduğu doğru bir şekilde anlatılmadır. Yapılan araştırmalarla yeni doğan bebeklerin büyük çocuklara ve yetişkinlere göre bakteri kaynaklı enfeksiyon kapma riskinin daha yüksek olduğu belirlenmiştir.</p>

<p>Bebekleri ve çocukları öpmeden önce uyulması gereken bazı basit kurallar vardır. Bunlar şöyle sıralanabilir.</p>

<ol>
	<li>Grip ya da nezleyseniz bebekleri ve çocukları kesinlikle öpmeyin. Özellikle ağzınızda (HSV-1) varsa bu durum bebekler için çok tehlikeli olabilir.</li>
	<li>Onlara yaklaşmadan önce ellerinizi yıkadığınızdan emin olun.</li>
	<li>Bebekleri illaki öpecekseniz dudak, yüz ve el bölgelerinin yerine saç veya sırt gibi yerlerinden öpmeyi tercih edin.</li>
	<li>Hassas ciltlerine makyajlıyken ya da parfüm sıktıktan sonra temas etmeyin. </li>
	<li>Çocukların beden sınırlarına ve rızasına saygı göstermek önemli bir ilkedir. Çocuklar istemediği zaman öpme konusunda zorlanmamalıdır.</li>
	<li>Aile bireylerinden ya da yakın çevreden kişilerin haricinde çok yakın olmayan insanların bebekleri öpmesine izin verilmemelidir.</li>
	<li>Öpücük dışında sarılma, oyun oynama veya kaliteli zaman geçirme gibi yollarla sevgi gösterilebilir. </li>
</ol>

<p>Unutmamalıdır ki bebeklerin ve çocukların sağlığı her şeyden önce gelmelidir. Onlara sevgimizi gösterirken daha dikkatli ve bilinçli olmamız gerekir. </p>

<p> </p>

<p> </p>

<p> </p>

<p> </p>

<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Wed, 24 Sep 2025 15:32:39 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.2yakahaber.com/images/haberler/2025/09/bebekleri-opmeden-once-iyi-dusunun-1758717159.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Önümüzdeki 10 yılda milyonlarca insan etkilenecek!</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.2yakahaber.com/haber/onumuzdeki-10-yilda-milyonlarca-insan-etkilenecek-58219</link>
                <guid>https://www.2yakahaber.com/haber/onumuzdeki-10-yilda-milyonlarca-insan-etkilenecek-58219</guid>
                <description><![CDATA[Günümüzde dünyada en sık görülen kanserler arasında ilk sırada yer alan cilt kanseri, erken dönemde tedavi edilmediğinde hayatı tehdit edebiliyor. Üstelik, eskiden genellikle 50 yaş üzerindeki kişilerde görülürken, son yıllarda özellikle 20-40 yaş aralığında melanom tipi cilt kanserinde belirgin artış yaşanıyor. Acıbadem Fulya Hastanesi Dermatoloji Uzmanı Prof. Dr. Emel Güngör,  yoğun güneşlenme alışkanlığının, güneşten koruyucu kremlerin yetersiz uygulanmasının ve solaryumun gençleri daha riskli hale getirdiğine işaret ediyor.   Özellikle en tehlikeli cilt kanseri türü olan melanom erken evrede tedavi edilebilirken, geç kalındığında ise hızla lenf bezlerine ve diğer organlara metastaz yapıyor. Melanom dışı cilt kanserleri ise genellikle daha yavaş ilerlemelerine ve metastaz riski düşük olmalarına rağmen tedavisinde geç kalınırsa büyük doku kayıplarına ve ciddi komplikasyonlara yol açabiliyor. Dermatoloji Uzmanı Prof. Dr. Emel Güngör, bu nedenle cilt kanserlerinde erken teşhisin yaşamsal önem taşıdığına dikkat çekerek,   “Tümörü ne kadar erken yakalarsak tedavisi de o kadar kolay olur. Dolayısıyla, erken teşhis için ayda bir kez ayna yardımıyla benlerin ve cildin hem güneş gören hem de görmeyen bölgelerinin incelenmesi büyük bir önem taşır” diyor. Dermatoloji Uzmanı Prof. Dr. Emel Güngör, bu sayede var olan benlerdeki değişikliklerin erkenden fark edileceğini belirterek, “Özellikle 40 yaş sonrasında yeni çıkan her türlü cilt kabarıklığında, benin hızla büyüdüğü durumlarda, iyileşmeyen yaralarda, var olan benlerdeki değişikliklerde zaman kaybetmeden dermatoloji hekimine başvurmak, hayat kurtarmaktadır” bilgisini veriyor. ]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Günümüzde dünyada en sık görülen kanserler arasında ilk sırada yer alan cilt kanseri, erken dönemde tedavi edilmediğinde hayatı tehdit edebiliyor. Üstelik, eskiden genellikle 50 yaş üzerindeki kişilerde görülürken, son yıllarda özellikle 20-40 yaş aralığında melanom tipi cilt kanserinde belirgin artış yaşanıyor. <strong>Acıbadem Fulya Hastanesi Dermatoloji Uzmanı Prof. Dr. Emel Güngör,</strong>  yoğun güneşlenme alışkanlığının, güneşten koruyucu kremlerin yetersiz uygulanmasının ve solaryumun gençleri daha riskli hale getirdiğine işaret ediyor.   Özellikle en tehlikeli cilt kanseri türü olan melanom erken evrede tedavi edilebilirken, geç kalındığında ise hızla lenf bezlerine ve diğer organlara metastaz yapıyor. Melanom dışı cilt kanserleri ise genellikle daha yavaş ilerlemelerine ve metastaz riski düşük olmalarına rağmen tedavisinde geç kalınırsa büyük doku kayıplarına ve ciddi komplikasyonlara yol açabiliyor. <strong>Dermatoloji Uzmanı Prof. Dr. Emel Güngör,</strong> bu nedenle cilt kanserlerinde erken teşhisin yaşamsal önem taşıdığına dikkat çekerek,   “Tümörü ne kadar erken yakalarsak tedavisi de o kadar kolay olur. Dolayısıyla, erken teşhis için ayda bir kez ayna yardımıyla benlerin ve cildin hem güneş gören hem de görmeyen bölgelerinin incelenmesi büyük bir önem taşır” diyor. <strong>Dermatoloji Uzmanı Prof. Dr. Emel Güngör,</strong> bu sayede var olan benlerdeki değişikliklerin erkenden fark edileceğini belirterek, “Özellikle 40 yaş sonrasında yeni çıkan her türlü cilt kabarıklığında, benin hızla büyüdüğü durumlarda, iyileşmeyen yaralarda, var olan benlerdeki değişikliklerde zaman kaybetmeden dermatoloji hekimine başvurmak, hayat kurtarmaktadır” bilgisini veriyor. </p>

<p><strong>Önümüzdeki 10 yılda milyonlarca insan etkilenecek</strong></p>

<p>Dünyada, melanom dışı, yani bazal hücreli ve skuamöz hücreli kanserler tüm kanserlerin yaklaşık yüzde 40’ını oluşturuyor. Bu rakamlar cilt kanserinin en sık görülen kanser türü olduğunu gösteriyor. Melanom ise tüm kanserlerin yaklaşık yüzde 1-2’sini oluşturuyor ve 6. sırada yer alıyor. Ülkemizde de melanom dışı cilt kanserlerinin ilk sırada, melanomun ise ilk 10 içinde yer aldığı belirtiliyor.  Dünya Sağlık Örgütü, cilt kanserinde önümüzdeki yıllarda küresel çapta artış beklendiği uyarısında bulunuyor. Dünya Sağlık Örgütü tarafından 2022 yılında, dünya genelinde yaklaşık 1,5 milyon yeni melanom dışı cilt kanseri ve 330 bin yeni melanom vakası raporlandı. 2030 yılına kadar bu sayının melanom dışı cilt kanserlerinde yüzde 20-25, melanomda ise yüzde 35-40 oranında artacağı düşünülüyor. 2030’lu yıllarda her yıl milyonlarca kişinin cilt kanserinden etkileneceği öngörülüyor. Bu rakamların nüfus artışı ve yaşlanmaya bağlı olarak önümüzdeki 10 yılda yüzde 50 oranında artabileceği bildiriliyor. </p>

<p><strong>Cilt kanseri iki gruba ayrılıyor</strong></p>

<p>Cildimizde yer alan her hücre tipinden farklı türde kanser tipleri gelişiyor. Bunlar arasında en sık melanom ve melanom dışı cilt kanserleri görülüyor. Melanom dışı cilt kanserleri kendi içinde bazal hücreli kanser (BHK) ve skuamöz (yassı) hücreli kanser (SHK) olarak iki başlıkta sınıflandırılıyor. Cildin bazal tabakasındaki hücrelerinde gelişen bazal hücreli kanser çoğunlukla yüzde, özellikle burun üzerinde görülürken; daha az olarak göğüs, sırt, kollar, bacaklar veya saçlı deride ortaya çıkabiliyor. Cildin üst katmanlarını oluşturan çok katlı skuamöz hücrelerin kanseri olan skuamöz (yassı) hücreli kanser de özellikle yüz ve dudaklarda görülüyor ve bazal hücreli kansere göre daha hızlı büyürken yakınındaki lenf bezlerine ve uzak organlara sıçrama riski de oluyor. Deriye renk veren melanosit adlı hücrelerin kanserleşmesiyle oluşan melanom ise ciltte var olan benlerin üzerinden gelişebileceği gibi, herhangi bir öncü lezyon olmadan da ortaya çıkabiliyor. </p>

<p><strong>Cilt kanserinin 8 önemli sinyali! </strong></p>

<p>Dermatoloji Uzmanı Prof. Dr. Emel Güngör, benlerinizde aşağıda yer alan değişiklikler varsa, zaman kaybetmeden bir dermatoloji uzmanına muayene olmanız gerektiği uyarısında bulunuyor. </p>

<ul>
	<li>Yeni bir ben çıkması ve hızla büyümesi</li>
	<li>Var olan benlerde büyüklük, renk ve şekil değişikliği</li>
	<li>Diğerlerinden farklı bir ben oluşumu</li>
	<li>Benin asimetrik bir şekilde olması </li>
	<li>Ben kenarlarının girintili ve çıkıntılı olması</li>
	<li>Ben üzerinde iki veya daha fazla renk olması</li>
	<li>Bende kaşıntı, kanama ve/veya sulantı olması</li>
	<li>Bene dokunulduğunda pürüzlü veya pul pul hissedilmesi</li>
</ul>

<p><strong>En önemli risk faktörü güneş ışınları</strong><br />
Dermatoloji Uzmanı Prof. Dr. Emel Güngör, cilt kanserinde en önemli risk faktörünün ultraviyole (UV) ışınlarına yoğun maruz kalmak olduğunu belirterek,  “Bronzlaşmak için uzun süre güneşlenen, özellikle kısa tatillerde yoğun güneş ışığına maruz kalan kişilerin riski daha fazladır. Ayrıca, solaryum cihazları da bu nedenle ciddi risk oluşturur” diyor. Prof. Dr. Emel Güngör, yaşla birlikte biriken ultraviyole dozunun, katran-arsenik ve bazı endüstriyel kimyasallara maruziyetin, ayrıca radyoterapi uygulanmış bölgelerin riski artırdığına işaret ederek, “Açık tenli, çilli, sarı veya kızıl saçlı, renkli gözlü kişiler ile ailesinde veya kendisinde cilt kanseri öyküsü bulunan kişilerde de risk artar. Bunların yanı sıra çok sayıda ve özellikle düzensiz şekilli atipik benlere sahip olanlar, yine özellikle   çocukluk döneminde su dolu şiddetli güneş yanığı geçirenler, açık havada uzun süre çalışmaları nedeniyle güneşe yoğun maruz kalanlar ve bağışıklık sistemi zayıf olan kişiler, kalıtsal hastalık olarak güneş ışığına hassasiyeti olan ve güneş hasar onarım mekanizmalarında sorun yaşayan kişiler risk grubunda yer alır” bilgisini veriyor. </p>

<p><strong>Cilt kanserinden korunmak için 5 kritik kural! </strong></p>

<p>Melanom ve melanom dışı cilt kanserlerinden korunmanın en önemli yolu, güneşin zararlı ultraviyole (UV) ışınlarına maruziyeti azaltmaktan geçiyor. Dermatoloji Uzmanı Prof. Dr. Emel Güngör, cilt kanserine karşı alınması gereken önlemleri şöyle sıralıyor: </p>

<ul>
	<li>Güneş ışınlarının en güçlü olduğu saatlerde (10:00-15:00) güneş altında durmayın. Cildinizin kızarmasına izin vermeyin.</li>
	<li>SPF 30 ve üzeri güneş koruyucu kremler kullanın. UV filtrelerinin yaş grubuna ve cilt tiplerine göre seçilmesi gerekiyor. Yine yüz ve gövde için farklı ürünler tavsiye ediliyor. Bu nedenle, güneşten koruyucu seçiminde dermatoloji hekiminizden yardım alın. </li>
	<li>Güneşten koruyucu kremleri dışarıya çıkmadan en az 20 dakika önce sürün ve her iki saatte bir tekrarlayın. Terleme sonrasında ve deniz veya havuza girip çıktığınızda iki saati beklemeyin, ürünü tekrar sürün. </li>
	<li>Geniş kenarlı şapkalar, güneş gözlükleri, uzun kollu ve sıkı dokunmuş giysilerle cildiniz ile güneş ışınları arasına bariyer koyun. Sörf ve kano gibi sporlarda UV filtreli giysiler giyin, açık cilt alanlarına tercihen suya dayanıklı güneş koruyucu kremler uygulayın.</li>
	<li>Solaryumdan kaçının. </li>
</ul>

<p><strong>Tedavideki ilk basamak cerrahi yöntem </strong></p>

<p>Melanom ve melanom dışı cilt kanserlerinde tanı biyopsiyle kesinleşiyor ve kanserin tipi ile alt tipi belirleniyor. Tedavinin şekline ise hastanın yaşına, tümörün yerleştiği alana, tipine, büyüklüğüne ve hastanın eşlik eden diğer sağlık problemlerine göre karar veriliyor. Dermatoloji Uzmanı Prof. Dr. Emel Güngör,<strong> </strong>cilt kanserlerinin tedavisinde ilk basamak olarak cerrahi yöntem uygulandığını belirterek, süreci şöyle özetliyor: “Melanom dışı cilt kanserlerinde tümörün büyüklüğüne göre çıkarılması gereken sağlam cilt alanı belirlenir ve ikinci seansta güvenilir alan tespit edilerek tümör cerrahi yöntemle çıkarılır. Melanom tedavisinde ise güvenli cerrahi sınır genişliği melanomun deri içindeki kalınlığına bağlı olarak belirlenir. Melanomun kalınlığı arttıkça ilk olarak lenf bezlerine daha sonra da diğer organlara yayılma riski yükselir. Bu nedenle, melanom hücrelerinin cilt içindeki seviyesine göre evreleme yapılır ve bu evrelemeye göre gerekirse komşu lenf bezleri incelenir, hatta ileri evre melanomlarda tüm vücut olası metastazlar açısından taranır.”  Prof. Dr. Emel Güngör, cerrahiye uygun olmayan melanom dışı cilt kanserinde ise özel kremler, kriyoterapi, elektrokoterizasyon ve radyoterapi gibi farklı seçeneklere başvurulduğunu belirtiyor. </p>

<p> </p>

<p> </p>

<p> </p>

<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Tue, 26 Aug 2025 14:13:42 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.2yakahaber.com/images/haberler/2025/08/onumuzdeki-10-yilda-milyonlarca-insan-etkilenecek-1756206822.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Prof. Dr. Tayfun Uzbay: “Zayıflama amacıyla, ister gıda takviyesi ister başka bir ilaç olsun, ezbere ilaç kullanılmaz!”</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.2yakahaber.com/haber/prof-dr-tayfun-uzbay-zayiflama-amaciyla-ister-gida-takviyesi-ister-baska-bir-ilac-olsun-ezbere-ilac-kullanilmaz-58218</link>
                <guid>https://www.2yakahaber.com/haber/prof-dr-tayfun-uzbay-zayiflama-amaciyla-ister-gida-takviyesi-ister-baska-bir-ilac-olsun-ezbere-ilac-kullanilmaz-58218</guid>
                <description><![CDATA[Üsküdar Üniversitesi Rektör Danışmanı ve Tıp Fakültesi Farmakoloji Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Tayfun Uzbay, son dönemde ölümlere neden olan zayıflama ürünlerinin içine gizlice katılan ve tüm dünyada yasaklanan ”Sibutramin” maddesi hakkında açıklamalarda bulundu.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi Rektör Danışmanı ve Tıp Fakültesi Farmakoloji Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Tayfun Uzbay, son dönemde ölümlere neden olan zayıflama ürünlerinin içine gizlice katılan ve tüm dünyada yasaklanan ”Sibutramin” maddesi hakkında açıklamalarda bulundu.</p>

<p><strong>“Yemek yeme arzusu azalıyor ancak tehlikeli olan da bu…”</strong></p>

<p>Prof. Dr. Uzbay, “Sibutramin” maddesinin beyinde neden olduğu etkiyi ve tehlike boyutunu şu sözlerle açıkladı:</p>

<p>”Bu madde, herkesin bildiği dopamin, serotonin, noradrenalin gibi nörokimyasalların etkilerini arttırıyor. Onların sinir uçlarında daha fazla etki göstermesine neden oluyor. Evet, iştah azalıyor, yemek yeme arzusu azalıyor. Ancak tehlikeli olan da bu. Noradrenalini arttırması nedeniyle zaten hipertansiyonu arttırması beklenir. Damar yataklarında ciddi bozukluklara, kanamalara, örneğin inmeye yol açabiliyor. Bu özellikleri nedeniyle hem Amerikan Gıda İlaç Dairesi (FDA) tarafından hem de Avrupa İlaç Ajansı (EMA) tarafından yasaklandı ve piyasadan çekildi.”</p>

<p><strong>”Problem, onayın Tarım Bakanlığı’ndan alınması”</strong></p>

<p>Tehlikenin temelinde yatan yasal boşluğa ve denetim zafiyetine dikkat çeken Prof. Dr. Uzbay, ”Buradaki problem aslında bu gıda takviyelerinin Tarım Bakanlığı tarafından onaylanması, kolayca piyasaya sürülmesi ve denetimlerinin az olmasıdır. Sibutramin maddesi başka nelere konuyor, onu bilmiyoruz. Bu yetkinin tamamen Sağlık Bakanlığı’na geçmesi ve bu ürünlerin bu kadar kolay piyasaya çıkmaması lazım.” dedi.</p>

<p><strong>”Bitkisel olan zararsızdır” efsanesi bir aldatmaca</strong></p>

<p>Halk arasında yaygın olan yanlış bir algının tehlikeyi büyüttüğünü belirten Prof. Dr. Uzbay, ”bitkisel” ve ”ilaç değildir” etiketlerinin birer aldatmaca olduğunu söyledi:</p>

<p>Prof. Dr. Uzbay, ”Halkın ilaç okuryazarlığı maalesef çok düşük ve şöyle bir şey pompalandı: ’Bitkisel olan, bitki kökenli ürünlerin tamamı zararsızdır.’ O nedenle de burada Sağlık Bakanlığı denetimi devre dışı kaldı. Önemli olan etken maddenin böyle bir etki oluşturmasıdır. Bitkisel olması, bir etken maddenin yan etkileri olmayacağı anlamına gelmiyor. Bu ürünlerin üzerinde ne yazıyor? ‘İlaç değildir.’ Ama bunların hepsi sağlık için pazarlanıyor, hastalıklara iyi geleceği iddia ediliyor ve aynen bir ilaç gibi eczanelerde de satılıyor.” diye konuştu.</p>

<p><strong>”Viagra etken maddesi de katılıyor”</strong></p>

<p>Prof. Dr. Uzbay, bu sahtekarlığın sadece zayıflama ürünleriyle sınırlı olmadığını, cinsel gücü artırdığı iddia edilen takviyelerde de benzer bir durumun yaşandığını ifade ederek, “Cinsel gücü arttırdığı iddia edilen birçok başka takviye var piyasada satılan. Bunlar üzerinde de inceleme yapılsa çoğunda Viagra diye bildiğimiz sildenafil etken maddesi bulunuyor. Bunlar internetten ve elden pazarlayan şirketlerden de temin edilebiliyor, kuryelerle kapıya kadar getirilebiliyor.” ifadesinde bulundu.</p>

<p><strong>Bu işleri yapanların bu işlerden men edilmesi gerekiyor</strong></p>

<p>Prof. Dr. Tayfun Uzbay, bu ölümcül ticaretin önüne geçmek için atılması gereken adımları şu şekilde sıraladı:</p>

<p>”Bunu yapan firma ve bunu piyasaya sürenler her kimlerse, bunların cezalandırılması gerekiyor. Yani yasaklamaktan önce caydırıcı cezaların açık seçik ortaya konması lazım. Bu işleri yapanların bu işlerden men edilmesi gerekiyor. Ve denetimi yapmaya yetkili olan bakanlığın Tarım Bakanlığı’ndan ziyade Sağlık Bakanlığı olması lazım. Üzerinde ‘ilaç değildir’ yazınca sorumluluktan da kurtuluyorsunuz. Hâlbuki bir hekim böyle bir ilaç verse ve hasta zarar görse ciddi sorumlulukları var. Bunların da bir sorumluluk dâhilinde olması lazım.”</p>

<p><strong>”Ezbere ilaç kullanmayın!”</strong></p>

<p>Prof. Dr. Uzbay, sözlerini vatandaşlara yönelik hayati bir uyarıyla tamamladı:</p>

<p>”Bir ayda 10-15 kilo vermek çok sağlıklı bir şey değildir. Zayıflama amacıyla, ister gıda takviyesi ister başka bir ilaç olsun, ezbere ilaç kullanılmaz. Mutlaka bir endokrinoloji uzmanının değerlendirmesi, reçetesi veya tavsiyesi ve bir diyetisyenin gözetiminde yapılması lazım. Yoksa insanlar çok ağır sonuçlarla karşılaşabilir.”</p>

<p> </p>

<p> </p>

<p> </p>

<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Tue, 26 Aug 2025 14:13:24 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.2yakahaber.com/images/haberler/2025/08/prof-dr-tayfun-uzbay-zayiflama-amaciyla-ister-gida-takviyesi-ister-baska-bir-ilac-olsun-ezbere-ilac-kullanilmaz-1756206804.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Azı kararsızlık, fazlası kibir!</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.2yakahaber.com/haber/azi-kararsizlik-fazlasi-kibir-58194</link>
                <guid>https://www.2yakahaber.com/haber/azi-kararsizlik-fazlasi-kibir-58194</guid>
                <description><![CDATA[Üsküdar Üniversitesi NP Feneryolu Tıp Merkezi Uzman Klinik Psikolog Merve Umay Candaş Demir, sağlıklı özgüvenin ne olduğu, nasıl geliştiği, düşük veya aşırı özgüvenin etkileri ve özgüveni güçlendirmek için uygulanabilecek psikolojik yaklaşımlardan bahsetti.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p></p>

<p><strong>Sağlıklı öz güvenin bazı temel bileşenleri var!</strong></p>

<p>Özgüvenin, bireyin kendisi hakkında sahip olduğu genel değerlendirme olduğunu ifade eden Uzman Klinik Psikolog Merve Umay Candaş Demir, “Özgüven, kendi değerini bilme, yeteneklerine inanma ve hayatın getirdiği zorluklarla başa çıkabilme kapasitesidir.” dedi.</p>

<p>Sağlıklı özgüvenin temel bileşenlerini açıklayan Demir, “Gerçekçi öz-değerlendirme, yani ne çok yüceltmek ne de küçümsemek. Kendi değerini kabul etmek, başarıdan bağımsız olarak kendini sevmek. Hata yapmaya açık olmak, hatalardan ders çıkarmak, pes etmemek. Bağımsızlık ve sosyal uyum, kendi kararlarını alırken başkalarıyla sağlıklı ilişkiler kurabilmek.” şeklinde konuştu. </p>

<p><strong>Özgüvenin azı da fazlası da hayat kalitemizi etkileyebilir </strong></p>

<p>Özgüvenin genetik yatkınlıkla ilişkili olabileceğini, ancak büyük oranda çevresel faktörler ve yaşam deneyimleriyle şekillendiğine dikkat çeken Uzman Klinik Psikolog Merve Umay Candaş Demir, “Çocuklukta bakım verenlerin tutumu, başarının ve başarısızlığın nasıl karşılandığı, sosyal etkileşimler özgüvenin temelini atar.” dedi.</p>

<p>Düşük özgüven ve aşırı özgüven kavramlarına değinen Demir, şunları söyledi:</p>

<p>“Düşük özgüven,<strong> </strong>sosyal kaygı, depresyon ve çekingenlik, karar verme zorlukları ve kendini sürekli sorgulama, başarı korkusu, erteleme ve risk almaktan kaçınma, başkalarının onayına aşırı bağımlı olma gibi durumlara neden olabilir. Aşırı özgüven ise bazen narsistik eğilimler olarak yorumlanabilecek davranışlarla kendini gösterebilir. Kendi hatalarını fark etmeme, eleştiriyi kabul etmeme, empati eksikliği gibi durumlar kibirli veya gerçeklikten kopuk bir izlenim yaratabilir.</p>

<p>Özgüvenin azı da fazlası da hayat kalitemizi etkileyebilir. Düşük özgüven bizi sürekli sorgulamaya iterken, aşırı özgüven bazen gerçekleri görmemizi engelleyebilir.”</p>

<p><strong>Hataları deneyim olarak değerlendirmek öz güveni artırabilir! </strong></p>

<p>Sağlıklı bir özgüven dengesinin kurulabilmesi için önerilerde bulunan Uzman Klinik Psikolog Merve Umay Candaş Demir, “Kendi güçlü ve zayıf yönlerinizi objektif bir şekilde değerlendirmek önemlidir. Kendinizi olduğunuz gibi kabul etmek, eksiklerinizi görüp geliştirmeye açık olmak sağlıklı bir özgüvenin temelidir. ‘Her konuda mükemmel olmalıyım’ yerine, ‘Ben elimden gelenin en iyisini yapıyorum ve gelişmeye açığım’ bakış açısını benimsemek, özgüveni dengede tutar.” dedi.</p>

<p>Hata yapmanın kaçınılmaz ve aslında öğrenmenin en güçlü yollarından biri olduğunun da altını çizen Demir, “Hataları başarısızlık olarak görmek yerine, birer deneyim olarak değerlendirirseniz hem daha cesur hareket edebilir hem de kendinize olan güveninizi artırabilirsiniz. Örneğin, bir hata yaptığınızda kendinize ‘Bundan ne öğrenebilirim?’ diye sormak, gelişiminizi destekleyen sağlıklı bir özgüven geliştirmenize yardımcı olur.” açıklamasını yaptı.</p>

<p><strong>Sağlıklı bir özgüven için kendi değerimizi dış faktörlerden bağımsız olarak kabul etmeliyiz</strong></p>

<p>Başkalarının onayına bağımlı olmanın, özgüvenimizi dalgalı hale getirebildiğini kaydeden Demir, sözlerini şöyle sürdürdü:</p>

<p>“Eğer kendimizi sürekli başkalarının beğenisine göre değerlendiriyorsak, eleştiriyle sarsılabilir veya ilgi görmediğimizde özgüvensiz hissedebiliriz. Sağlıklı bir özgüven için kendi değerimizi dış faktörlerden bağımsız olarak kabul etmeyi öğrenmeliyiz. Kendi kararlarınıza güvenmek ve içinizdeki sesi duymak bu süreci destekler.</p>

<p>Hayat sürekli değişiyor ve bazen planlarımız istediğimiz gibi gitmeyebilir. Sağlıklı bir özgüvene sahip bireyler, bu değişimlere uyum sağlayabilen, alternatif çözümler üretebilen ve belirsizlikle baş edebilen kişilerdir. ‘Planım işlemedi, demek ki ben başarısızım’ yerine ‘bu beklediğim gibi olmadı ama farklı yollar deneyebilirim’ diyebilmek, özgüvenin sağlıklı bir temele oturmasını sağlar.”</p>

<p><strong>Büyük hedefler yerine küçük ve ulaşılabilir hedeflerle özgüven gelişimi desteklenebilir!</strong></p>

<p>Özgüvenin, doğuştan gelen sabit bir özellik değil, zamanla geliştirilebilen bir beceri olduğunu vurgulayan Uzman Klinik Psikolog Merve Umay Candaş Demir, “Bilişsel davranışçı terapi (BDT) yaklaşımlarına göre, bireyin kendisi hakkında oluşturduğu içsel inançlar ve öğrenilmiş deneyimler, özgüven seviyesini belirler. Beyin nöroplastisite özelliği sayesinde, düşünce ve davranış alışkanlıklarımızı değiştirerek özgüvenimizi güçlendirmek mümkündür.” dedi.</p>

<p>Davranışsal psikolojiye göre, bireyler küçük başarılar elde ettikçe kendilerine olan güvenleri arttığına işaret eden Demir, “Albert Bandura’nın ‘öz yeterlilik’ kavramına göre, bir alanda başarılı deneyimler yaşamak, bireyin o alanda kendine güvenmesini sağlar. Örneğin, büyük hedefler yerine küçük ve ulaşılabilir hedefler koyarak özgüven gelişimi desteklenebilir.” önerisinde bulundu.</p>

<p><strong>Olumlu iç konuşmalar yapın…</strong></p>

<p>Bilişsel psikolojinin, bireyin kendi iç sesiyle kurduğu diyalogların duygusal durumunu etkilediğini gösterdiğini dile getiren Demir, “‘Ben bunu yapamam’, ‘yeterince iyi değilim’ gibi olumsuz iç konuşmalar zamanla düşük özgüvene yol açarken, ‘elimden gelenin en iyisini yapıyorum’, ‘bu bir öğrenme süreci’ gibi destekleyici ve olumlu iç konuşmalar bireyin kendine olan güvenini artırabilir.” dedi.</p>

<p>“Psikolojik araştırmalar, beden dilinin sadece başkalarına değil, kişinin kendisine olan algısını da etkilediğini ortaya koymuştur.” diyen Demir,  yapılan bir çalışmada, dik duruş ve geniş beden hareketleri gibi ‘güç pozlarının’ stres seviyesini düşürdüğü ve bireyin kendini daha güçlü hissetmesine katkı sağladığının bulunduğunu söyledi. </p>

<p><strong>“Özgüven bir kas gibidir, ne kadar çalıştırırsanız, o kadar güçlenir!”</strong></p>

<p>Öğrenilmiş çaresizlik kavramına göre, bireyin sürekli rahat olduğu bir alanda kalmasının, yeni ve bilinmez durumlara karşı korku geliştirmesine neden olabileceğini ifade eden Uzman Klinik Psikolog Merve Umay Candaş Demir, “Özgüveni artırmanın en etkili yollarından biri, yeni deneyimlere açık olmak ve küçük adımlarla alışılmışın dışına çıkmaktır. Yeni beceriler öğrenmek, sosyal ortamlara girmek veya yeni sorumluluklar almak, bireyin kendine duyduğu güveni artırabilir.” dedi.</p>

<p>Sosyal karşılaştırma teorisine göre, insanların kendilerini başkalarıyla kıyaslayarak özgüvenlerini şekillendirdiğini aktaran Demir, sözlerini şöyle tamamladı:</p>

<p>“Ancak sürekli olarak daha başarılı veya daha yetenekli görülen bireylerle kıyas yapmak, özgüvenin azalmasına neden olabilir. Bunun yerine, kişinin kendi ilerlemesine odaklanması ve kendi gelişimini geçmişteki durumuyla kıyaslaması daha sağlıklı bir özgüven geliştirmesini sağlar. Özgüven bir kas gibidir, ne kadar çalıştırırsanız, o kadar güçlenir!”</p>

<p> </p>

<p> </p>

<p> </p>

<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Sat, 17 May 2025 12:35:17 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.2yakahaber.com/images/haberler/2025/05/azi-kararsizlik-fazlasi-kibir-1747474517.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>İç dünyamız artık görülüp ölçülebiliyor!</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.2yakahaber.com/haber/ic-dunyamiz-artik-gorulup-olculebiliyor-58176</link>
                <guid>https://www.2yakahaber.com/haber/ic-dunyamiz-artik-gorulup-olculebiliyor-58176</guid>
                <description><![CDATA[Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Psikiyatri Uzmanı Prof. Dr. Sermin Kesebir, zihin, beyin ve bedenin birbiriyle uyum içinde çalışmasının sağlıklı yaşam için gerekliliğinden bahsetti ve bu bütünsel yapının hem psikolojik hem de nörofizyolojik düzeyde bilimsel verilerle izlenebildiğini anlattı.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>&nbsp;</p>

<p><strong>Zihin, beyin ve beden uyumu, sağlıklı bir yaşamın temeli…</strong></p>

<p>Zihin, beyin ve bedenin ayrı ayrı değil, bir bütün olarak işlev gördüklerine vurgu yapan&nbsp;Prof. Dr. Sermin Kesebir, “Aralarındaki uyum, sağlıklı bir yaşamın temelidir. Biri hastalandığında, diğerleri de bu dengesizlikten etkilenir. Bu nedenle her biri birbirinin hem nedeni hem de sonucudur.” dedi.</p>

<p>Bu karşılıklı etkileşimin yalnızca fizyolojik düzeyde değil, psikolojik, duygusal ve sosyal düzeyde de kendini gösterdiğini dile getiren Kesebir, “Örneğin, zihinsel bir yük beden üzerinde çeşitli semptomlarla kendini dışa vurabilirken, bedensel bir rahatsızlık da zihinsel işlevlerde bozulmalara yol açabilir. Beyin bu etkileşimlerin merkezinde yer alırken, çevresel ve toplumsal faktörlerle olan sürekli alışverişi de göz ardı edilemez.” şeklinde konuştu.</p>

<p><strong>Zihin-beyin-beden üçlüsünü birbirinden bağımsız düşünmek, insanı anlamakta eksiklik yaratır &nbsp;</strong></p>

<p>Günlük yaşamın stresi, çocukluk deneyimleri, sosyal ilişkiler, mesleki baskılar ve yaşanılan kültürel çevrenin bireyin zihinsel, bedensel ve nörolojik işleyişini şekillendirdiğini kaydeden Prof. Dr. Sermin Kesebir, “Bu sistemler arasındaki uyum bozulduğunda, yalnızca bir organ ya da işlev değil, tüm yaşam deneyimi etkilenir. Uyku düzeninden duygusal tepkilere, karar alma süreçlerinden bağışıklık sistemine kadar pek çok alan bu etkileşimden beslenir veya yara alır.” dedi.</p>

<p>“Zihin, sadece düşünce üreten bir yapı değil, duygularımızı, kimliğimizi, toplumsal rollerimizi ve hayata dair anlam arayışlarımızı da barındırır.” diyen Kesebir, sözlerini şöyle sürdürdü:</p>

<p>“Beyin bu karmaşık yapının fizyolojik alt yapısını oluştururken, beden onun dışavurumu ve sahnesidir. Bu nedenle zihin-beyin-beden üçlüsünü birbirinden bağımsız düşünmek, insanı anlamakta ciddi bir eksiklik yaratır.&nbsp;Bu bütünsel anlayış, hem klinik uygulamalarda hem de gündelik yaşamda bireyin kendini daha derinlikli ve doğru bir şekilde değerlendirmesine olanak tanır. Her bir bileşen, diğerinin hem aynası hem de destekleyicisidir. Dolayısıyla bütüncül iyilik hali, bu üçlü yapının birbirini dengelemesiyle mümkündür.”</p>

<p><strong>Bireylerin duygu, düşünce ve davranışları, EEG verilerine farklı frekans yapılarıyla yansıyor</strong></p>

<p>Modern psikiyatri ve nörobilimin, artık hastalıkları yalnızca beyin kaynaklı yapısal bozukluklar olarak değil, aynı zamanda bireyin yaşam deneyimlerinin, ilişkilerinin, değer sistemlerinin ve hatta anlam dünyasının bir sonucu olarak da ele aldığının altını çizen Prof. Dr. Sermin Kesebir, “Ruh sağlığındaki dengesizlikler, çoğu zaman bir sinyaldir. Kişinin yaşamındaki bir kopukluğun, bir uyumsuzluğun ya da bir içsel çatışmanın yansımasıdır.” dedi.</p>

<p>Bu noktada zihnin ve kişiliğin iz düşümlerinin gözlemlenebildiği EEG’nin (elektroensefalografi) önemli bir araç olarak karşımıza çıktığını ifade eden Kesebir, “Kendiliğimiz, yani benliğimiz; başka bir deyişle zihinsel kimliğimiz EEG dalgalarına yansır. Tıpkı parmak izimiz gibi biriciktir. Her bireyin duygu, düşünce ve davranış örüntüsü, EEG verilerine farklı frekans yapılarıyla yansır. Telafi edici ya da savunmacı yönlerimiz, yavaş ya da hızlı dalgalarla şekillenebilir.” açıklamasını yaptı.</p>

<p><strong>Kişinin iç dünyasının dışarıdan görülebilmesi, psikiyatrik bilimde yepyeni bir çağın habercisi!</strong></p>

<p>Bu sinyaller, yalnızca mevcut durumu yansıtmakla kalmadığına, aynı zamanda bazı psikiyatrik tabloların erken biyobelirteçleri olarak da işlev görebildiğine işaret eden Prof. Dr. Sermin Kesebir, “Örneğin, duygudurum bozuklukları (depresyon veya mani) ile ilişkili epizotlar, özellikle değersizlik duygusu ya da grandiyözite (yükselmiş ve çarpıtılmış özgüven) gibi uç noktalar EEG bulgularıyla öngörülebilir.” dedi.</p>

<p>Aynı şekilde psikoterapi süreçlerinde bireyin yaşadığı değişim ve dönüşümlerin de EEG verilerine yansıyabildiğine değinen Kesebir, sözlerini şöyle tamamladı:</p>

<p>“Özellikle aynalama, empati ve idealizasyon gibi psikodinamik süreçler, bireyin nörofizyolojik yapısında iz bırakır. Bu da psikoterapinin yalnızca sözle değil, beyin aktivitesi düzeyinde de etkili olduğunu gösterir. Aynı aynalama, empati ve idealizasyon süreçlerinin yalnızca terapi odasında değil, ailede, işyerinde ve toplumda da var olması, bireyin bütünsel iyilik halini güçlendirir.</p>

<p>Zihin, beyin ve bedenin birlikte çalıştığı bu ince sistem, modern çağın hızına, karmaşasına ve yalnızlığına karşı bir direnç noktasıdır. Ve bu sistemin dili, artık yalnızca hislerle değil, aynı zamanda bilimsel verilerle de okunabilir hale gelmiştir. EEG gibi araçlar sayesinde, iç dünyamızın dışarıdan görülebilir hale gelmesi, psikiyatrik bilimde yepyeni bir çağın habercisidir.”&nbsp;</p>

<p>&nbsp;</p>

<p>&nbsp;</p>

<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Thu, 08 May 2025 14:59:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.2yakahaber.com/images/haberler/2025/05/ic-dunyamiz-artik-gorulup-olculebiliyor-1746705562.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Çocuğunuzun omurgasını hiç kontrol ettiniz mi?</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.2yakahaber.com/haber/cocugunuzun-omurgasini-hic-kontrol-ettiniz-mi-58161</link>
                <guid>https://www.2yakahaber.com/haber/cocugunuzun-omurgasini-hic-kontrol-ettiniz-mi-58161</guid>
                <description><![CDATA[Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Beyin, Sinir ve Omurilik Cerrahisi Uzmanı Prof. Dr. Onur Yaman, özellikle ergenlik dönemindeki çocuklarda ortaya çıkmaya başlayan skolyozun belirtileri, teşhisi ve tedavi yöntemleri hakkında bilgi verdi.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>&nbsp;</p>

<p><strong>Skolyoz bu belirtilerle kendini gösteriyor!</strong></p>

<p>Omurganın ön arka planında sağa ya da sola doğru oluşan eğriliğinin skolyoz olarak tanımlandığını aktaran&nbsp;Prof. Dr. Onur Yaman, “Belirti olarak da özellikle ergenlik dönemindeki çocuklarda ilk ortaya çıkan bulgulardan bir tanesi sırttan baktığınızda görülen eğrilik.” dedi.</p>

<p>Yaman diğer belirtileri şöyle sıraladı:</p>

<p>“Arkadan baktığınızda bu çocukların omuzları arasında bir asimetri vardır. Bir omuz diğerine göre daha yukarıda ya da aşağıda olabilir. Çocuk pantolon giydiğinde ya da kemer giydiğinde bunda bir asimetri, bir tarafın diğerinden yüksek durması gibi farklılıklar görülebilir. Bu çocuklar öne doğru eğildiğinde bir tarafta diğerine göre bir tümseğin olduğunu görülür. Bu noktada skolyozun kesin teşhisi için bir doktora başvurmaları gerekir.”</p>

<p><strong>Ailelere önemli görev düşüyor!</strong></p>

<p>Skolyozun teşhisinde anne babalara önemli bir görev düştüğüne dikkat çeken&nbsp;Prof. Dr. Onur Yaman, “Çocuklarının sırtını incelemeli, omuzlar arasında bir asimetri, kalçada birinde diğerine göre bir yükseklik farkı ya da sırtında bir tümseklik bir eğrilik varsa mutlaka doktora başvurmalılar.” dedi.</p>

<p>Yaman, doktorun gereklilik halinde çekeceği skolyoz filmiyle çocukta skolyoz olup olmadığını çok kısa sürede belirleyebileceğini kaydetti.</p>

<p><strong>Skolyoz ilerleyici olabildiğinden takip edilmesi önemli!</strong></p>

<p>Skolyozun ilerleyici bir hastalık olduğunu dile getiren Prof. Dr. Onur Yaman, “Cinsiyete, skolyozun tipine, bulunduğu bölgeye ve yaşa göre ilerleme eğilimi değişebilir. Dolayısıyla bu hastaların sıkı ve yakından takip edilmesi gerekir.” dedi.</p>

<p>Skolyozun formlarına göre tedavi seçenekleri olduğunun altını çizen Yaman, sözlerini şöyle tamamladı:</p>

<p>“Özellikle ergenlik döneminde boyun hızlı uzamasıyla birlikte uygun olan çocuklarda korse tedavisi uygulanabilir. Bazen bazı formlarında da bu çocuklarda shot egzersiz dediğimiz sırt egzersizleriyle beraber skolyozun ilerlemesini engelleyebiliriz. Bunu engelleyemediğimiz dönemlerde derecenin belirli bir limitin üstüne çıktığı hallerde de bu çocuklarda cerrahi olarak bunları tedavi edebilmekteyiz.”&nbsp;</p>

<p>&nbsp;</p>

<p>&nbsp;</p>

<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Fri, 02 May 2025 18:41:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.2yakahaber.com/images/haberler/2025/05/cocugunuzun-omurgasini-hic-kontrol-ettiniz-mi-1746200500.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Vejetaryen beslenmede doğru planlama şart!</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.2yakahaber.com/haber/vejetaryen-beslenmede-dogru-planlama-sart-58150</link>
                <guid>https://www.2yakahaber.com/haber/vejetaryen-beslenmede-dogru-planlama-sart-58150</guid>
                <description><![CDATA[Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Beslenme ve Diyet Uzmanı Hülya Yiğit, vejetaryen beslenmenin yanlış planlandığında oluşturabileceği riskleri açıkladı ve vejetaryen beslenenlerin dikkat etmesi gereken noktalara değindi.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p></p>

<p><strong>Yanlış planlanmış bir diyet sağlık açısından tehlike yaratabilir!</strong></p>

<p>Vejetaryen beslenmenin, bitkisel besinlerin ön planda olduğu ve hayvansal besinlerin tamamen ya da kısmen diyetten çıkarıldığı, farklı türleri olan bir beslenme tarzı olduğunu hatırlatan Beslenme ve Diyet Uzmanı Hülya Yiğit, “Lakto-vejetaryenler sadece süt ürünlerini, ovo-vejetaryenler ise yalnızca yumurtayı tüketir. Lakto-ovo vejetaryenler hem süt ürünlerini hem de yumurtayı dahil ederken, veganlar hayvansal hiçbir ürünü tüketmezler.” dedi.</p>

<p>Bu diyetin, doğru planlanmadığında protein, demir, çinko, B12 vitamini ve omega-3 yağ asitleri gibi hayvansal besinlerden sağlanan temel besin ögelerinde eksikliklere yol açabileceğine dikkat çeken Yiğit, “Özellikle B12 vitamini eksikliği, sinir sistemi üzerinde ciddi sorunlara neden olabilir ve takviye alımını zorunlu kılabilir. Ancak dengeli ve yeterli bir planla, bu tarz beslenme kronik hastalıkların bazı risk faktörlerini yönetmeye yardımcı olabilir. Lif içeriği sayesinde sindirim sistemine katkıda bulunarak kilo kontrolünü destekleyebilir. Bu faydalar, diyetteki çeşitliliğe ve besin öğelerinin dengeli alınmasına bağlıdır. Yanlış planlanmış bir diyet sağlık açısından tehlike yaratabilir.” uyarısında bulundu.</p>

<p><strong>Çocuklar, yaşlılar ve kronik hastalar için potansiyel riskler barındırabilir! </strong></p>

<p>Vejetaryen diyetin oluşturulmasında, özellikle protein ihtiyacının karşılanmasının büyük önem taşıdığının altını çizen Beslenme ve Diyet Uzmanı Hülya Yiğit, “Bitkisel sütler kalsiyum ve bazı mineraller açısından zengin olsa da, protein gereksinimini tam anlamıyla karşılayamaz. Baklagiller, kinoa, chia tohumu gibi protein kaynaklarının dengeli bir şekilde tüketilmesi gereklidir. Sporcular için ise bu beslenme tarzı, protein ve mineral ihtiyaçlarını karşılamakta yetersiz kalabilir, bu yüzden dikkatle planlanmalı ve gerekli durumlarda ek takviyeler düşünülmelidir.” dedi.</p>

<p>Gelişim çağındaki çocukların, yaşlı bireyler ve kronik hastalığı olanlar gibi hassas gruplar için ise potansiyel riskler barındırabildiğini vurgulayan Yiğit, “Bu grupların ihtiyaç duyduğu besinlerin eksikliği, sağlık problemleri yaratabilir, bu yüzden uzman kontrolünde değerlendirilmelidir. Eksiklikler, takviyelerle veya farklı besin kaynaklarıyla giderilebilir.” şeklinde konuştu.</p>

<p><strong>Vejetaryenliğe geçiş uzman kontrolünde yapılmalı! </strong></p>

<p>Vejetaryen beslenmeye geçiş yapmak isteyen bireylerin adım adım ilerlemelerinin daha sağlıklı olacağını ifade eden Beslenme ve Diyet Uzmanı Hülya Yiğit, sözlerini şöyle tamamladı:</p>

<p>“Et tüketimini birden bırakmak yerine, önce haftada birkaç gün bitkisel besinlere ağırlık verilerek başlanabilir. Ayrıca, protein ve diğer mikro besinlerin dengeli alımını sağlamak için bir diyetisyenle kişiye özel bir plan oluşturulmalı ve takviye gereksinimi olup olmadığı uzman tarafından değerlendirilmelidir. Her bireyin beslenme ihtiyaçları farklıdır. Bu nedenle dengeli ve sağlıklı bir plan, bireyin yaşına, sağlık durumuna ve özel gereksinimlerine göre şekillendirilmelidir.” </p>

<p> </p>

<p> </p>

<p> </p>

<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Sat, 26 Apr 2025 13:38:41 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.2yakahaber.com/images/haberler/2025/04/vejetaryen-beslenmede-dogru-planlama-sart-1745663921.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Kişinin en çok önem verdiği konu neyse, vesvese oradan doğuyor!</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.2yakahaber.com/haber/kisinin-en-cok-onem-verdigi-konu-neyse-vesvese-oradan-doguyor-58144</link>
                <guid>https://www.2yakahaber.com/haber/kisinin-en-cok-onem-verdigi-konu-neyse-vesvese-oradan-doguyor-58144</guid>
                <description><![CDATA[Üsküdar Üniversitesi Kurucu Rektörü, Psikiyatrist Prof. Dr. Nevzat Tarhan, vesvese konusunu değerlendirdi.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p></p>

<p><strong>Vesvese nedir?</strong></p>

<p>Prof. Dr. Nevzat Tarhan, vesvesenin halk arasında yaygın olarak kullanıldığını, Arapça kökenli olan bu kelimenin genellikle dini bir anlam taşıdığını ancak psikolojiyle de kesişen birçok ortak yönü bulunduğunu ifade ederek, “Vesvese, halk arasında şeytandan gelen sözler veya içe doğuş anlamında kullanılırken, buna karşılık, Rahman’dan (Allah’tan) ya da meleklerden gelen düşünceler ise ilham olarak adlandırılmış.” dedi.</p>

<p><strong>”Bir maddeyi anlamlı kılan nedir?” sorusu önemli bir kavram</strong></p>

<p>Psikolojide ”Bir maddeyi anlamlı kılan nedir?” sorusu önemli bir kavram olduğunu, bir nesneyi anlamlı kılanın şey, sadece fiziksel özellikleri olmadığını dile getiren Prof. Dr. Tarhan, “Bir kalemi değerli kılan süsü, rengi veya kalitesi değil, asıl işlevi olan yazma fonksiyonudur. Yani, bir nesnenin asıl anlamı, onun işlevsel ve manevi boyutunda gizlidir. Zaten maneviyat kelimesi de manasal ya da anlamsal demektir. Bir madde, ancak insan açısından anlamlıdır. İnsan, doğası gereği anlam arayışı içinde olan bir varlıktır ve bu nedenle maddedeki anlamı da araştırır. Vesvese de bu noktada ortaya çıkar. İnsan, anlam arayan bir varlık olduğu için beyni vesvese üretmeye müsaittir. Beynimiz, bu altyapıyla doğar ve sürekli düşünceler üretir.” diye konuştu.</p>

<p><strong>Akıl yürütme ve sezgilerle elde edilen bilgiler zihnimizde vesvese olarak ortaya çıkıyor</strong></p>

<p>Beynin sürekli düşünce ve duygu ürettiğini kaydeden Prof. Dr. Nevzat Tarhan, “Vesveseleri doğru analiz edebilmek için sadece görünen anlamları değil, görünmeyen anlamları da fark edebilmek gerekir. 360 derece düşünmek, yalnızca yüzeyde görünenlerle yetinmeyip, akıl yürütme ve sezgilerle görünmeyeni de algılamak anlamına gelir. Böyle durumlarda, akıl yürütme ve sezgilerle elde edilen bilgiler somut olmadığı için yoruma açık hale gelir ve bu da zihnimizde vesvese olarak ortaya çıkar.” şeklinde konuştu.</p>

<p><strong>Obsesif vesvese, zamanla Obsesif Kompulsif Bozukluk (OKB) haline dönüşebiliyor</strong></p>

<p>Prof. Dr. Nevzat Tarhan, bazen insanın aklına “Elim kirli mi, temiz mi?” diye bir his veya düşünce gelebileceğini ve bu noktada beynin ön bölgesinde, frontal kortekste yer alan bir filtrenin devreye girip, temizlik ölçütlerini değerlendirerek karar verdiğini anlatarak, şöyle devam etti:</p>

<p>“Eğer bu mekanizma sağlıklı çalışıyorsa, kişi ‘Ben kendimi biliyorum, biraz önce ellerimi yıkamıştım. Temiz, tekrar yıkamama gerek yok’ diyerek yoluna devam eder. Ancak, beyindeki karar mekanizması bozulduğunda, ‘Belki yeterince temizlenmedi, garanti olsun diye bir daha yıkayayım’” düşüncesi devreye girer. Bu durum ilerlediğinde, kişi saatlerce yıkanabilir; hatta bazı vakalarda 3 saat boyunca banyo yapmak veya 8 saat tuvalette kalmak gibi aşırı durumlar görülebilir. Obsesif vesvese, zamanla Obsesif Kompulsif Bozukluk (OKB) haline dönüşebilir.”</p>

<p><strong>Neden büyüye inanılıyor?</strong></p>

<p>Beyin haritalama yöntemleriyle yapılan incelemelerde, OKB hastalarının beyinlerindeki sinir yollarının aşırı gelişmiş olduğunun görüldüğünü kaydeden Prof. Dr. Tarhan, sözlerini şöyle sürdürdü:</p>

<p>“Normal bir bireyin karar verme mekanizmaları patika yollar gibiyken, OKB hastalarında bu yollar otobana dönüşmüş gibidir. Beyin, daha fazla düşünce ve tekrar ister hale gelir ve kişi, gününün büyük bir kısmını bu vesveselerle geçirir. Örneğin, 60 dakikalık bir sürenin 50 dakikasını bu düşüncelerle meşgul olarak geçirebilir. Vesvesenin halk arasındaki bir diğer boyutu da dinle ilgili vesveselerdir. İnsanlar bu tür vesveseleri ‘üç harfliler’, ‘şeytan’, ‘cin’ veya ‘büyü’ gibi kavramlarla ilişkilendirir. Avrupa’da da cadılarla bağlantılı görülen bu tür inançlar, görünmeyen varlıklara atfedilen vesveseler oluyor. İnsan beyni, belirsizliğe tahammül edemeyen bir yapıya sahiptir. Açıklayamadığı bir durumu anlamlandırmak için, toplumdan, aileden ve dini literatürden öğrendiği bilgileri kullanarak bir tanımlama yapıyor. ‘Bana büyü yapıldı’ gibi inançlarla kendini ikna eder. Bu inanç, zamanla kişinin ciddi şekilde etkilenmesine neden olur ve her şeyi buna yormaya başlar. Sonuç olarak, vesveseler kuşku ve obsesyonlara dönüşebilir.”</p>

<p><strong>Vesvese denilince zihinsel geviş getirme de giriyor işin içine</strong></p>

<p>Vesvesenin aslında insanın karar verme mekanizmasıyla ilgili bir durum olduğunu, Obsesif Kompulsif Bozukluğun (OKB) tıpta eskiden ”psikasteni” olarak adlandırıldığını ve psikasteninin, psikolojik zayıflık veya irade zayıflığı anlamına geldiğini kaydeden Prof. Dr. Tarhan, “Kişi karar veremez; bir konuya noktayı koyamaz ve yeni bir düşünceye geçemez.  Beyin bir düşünce üretir, ancak normalde bu düşünce tamamlanıp bir sonrakine geçmesi gerekir. Tik bozukluklarında nasıl motor tekrarlar görülüyorsa örneğin omuz tiki veya göz tiki gibi aynı şekilde OKB’de de düşünce tekrarları ortaya çıkar. Kişi, bu tekrarları durdurmaya çalıştıkça daha da sıklaşır. Hatta bazı tiklerde olduğu gibi, bir tiki gidermek için yapılan hareket yeni bir tiki tetikleyebilir. OKB’nin bir boyutu, kişinin rahatsız edici, istenmeyen düşünceleri (obsesyonları) sürekli olarak tekrar etmesidir. Ancak bir de kişinin bilinçli olarak düşündüğü ve tekrar etmekten hoşlandığı düşünceler vardır. Buna ‘ruminasyon’ denir, yani zihinsel geviş getirme. Vesvese denilince bu da giriyor işin içine.” dedi.</p>

<p><strong>Düşünce, beynimizin ürettiği büyük bir sermayedir</strong></p>

<p>Bazı insanların gerçeklerden koparak adeta hayal dünyasında yaşadıklarını dile getiren Prof. Dr. Tarhan, “Zihinlerinde yağmurlar yağdırır, savaşlar çıkarır veya sürekli aynı şeyleri düşünürler. Üstelik düşündükleri şeyler negatif veya kaygı verici olmayabilir, ancak bu durum onların başka hiçbir şey yapamaz hale gelmesine neden olur. Hayal kurma süreci bir noktadan sonra şizofreni benzeri durumlara dönüşebilir. Bipolar bozukluk geliştirme riski de vardır. Çünkü insan düşüncelerini yönetebilen bir varlıktır. Düşünce, beynimizin ürettiği büyük bir sermayedir ve eğer bu sermayeyi iyi yönetebilirsek, vesvesenin etkisinde kalmayız. Bu durumu maddi sermaye yönetimine benzetebiliriz. Nasıl ki paranızı her isteyene dağıtmaz, yalnızca amacınıza uygun yatırım yaparsanız, aynı şekilde düşünce ve duygu sermayemizi de amaca yönelik kullanmalıyız.” şeklinde konuştu.</p>

<p>Mükemmeliyetçi ve ayrıntıcı kişilerin obsesyon ve vesveseye daha yatkın olduğunu ifade eden Prof. Dr. Tarhan, “Kişinin en çok önem verdiği konu neyse, vesvese de genellikle oradan doğar.” dedi.</p>

<p><strong>Doğuştan gelen 12 farklı kişilik yapısı var</strong></p>

<p>Literatürde tanımlanmış 12 farklı doğuştan gelen kişilik yapısı bulunduğunu ve bu yapılarından birinin de obsesif kişilik yapısı olduğunu söyleyen Prof. Dr. Tarhan, şöyle devam etti:</p>

<p>“Obsesif kişilik yapısına sahip bireyler, doğuştan mükemmeliyetçiliğe ve ayrıntıcılığa daha yatkındır. Bu özellik belli bir sınıra kadar doğal bir eğilimdir ve iyi kullanıldığında kişiyi başarıya götürebilir. Ancak dozu kaçırıldığında, tam tersine, kişiyi zorlayan ve engelleyen bir özellik haline gelebilir. Her kişilik özelliğinden hepimizde biraz vardır. Kimi zaman hepimiz biraz kuşkucu, biraz bencil, biraz obsesif olmaya yatkınız ama hangisini beslersek, o dengeyi bozmuş oluyoruz.”</p>

<p><strong>Kişi neye önem verirse obsesyon oradan başlıyor</strong></p>

<p>Obsesyonun başlangıç aşamasında, kişi duygularını hangi alana yoğun şekilde yatırım yaptıysa obsesyonlar genellikle o noktadan başladığını kaydeden Prof. Dr. Tarhan, “Parayı çok seviyorsa insan, parayı kaybetme korkusuyla devamlı, 60 dakikanın 50 dakikası parayla ilgili yaşıyor. Araba alıyor, dışarıda bir korna çalsa hemen kapıya, pencereye koşuyor, acaba bir şey mi çarptı diye. Neye önem verirsek obsesyon oradan başlıyor. Bunu bilmek gerekir. Temizliğe önem veren kişilerde bulaşma obsesyonları oluyor. Beden sağlığına önem verenlerde sağlıkla ilgili obsesyonlar oluyor.” diye konuştu.</p>

<p><strong>İnsanı diğer canlılardan ayıran beyin programı; zihinselleştirme!</strong></p>

<p>İnsanı diğer canlılardan ayıranın beyin programı, zihin kuramı olarak adlandırılan bir mekanizma olduğunun altını çizen Prof. Dr. Tarhan, “Zihinselleştirme, yani bir şeye anlam yükleme ve her şeyin anlamını araştırma yetisi, insan beyninde doğal olarak bulunmaktadır. Bu durum nöropsikolojik olarak da kanıtlanmıştır. Mesela otistik çocuklarda, özellikle yüksek düzeyde otizm spektrumunda olan bireylerde, bu yeti eksik olabilir. Onlara bir nesneyi işaret ettiğinizde, işaret ettiğiniz nesneye değil, parmağınızın ucuna bakabilirler. Bunun nedeni, akıl yürütme ve zihinselleştirme süreçlerinde zorluk yaşamalarıdır. Belirsizliği giderme ve anlam yükleme mekanizmaları tam olarak gelişmediğinden, gösterilen nesne yerine işaret eden parmağa odaklanabilirler.” ifadesinde bulundu.</p>

<p><strong>Vesvesede önemli olan düşünceyi yönetmek</strong>!</p>

<p>Erich Fromm’un ”Her maddenin bir özü vardır. O öz de manadır, anlamdır.” Sözüne atıfta bulunan Prof. Dr. Tarhan, “Eğer insan, yaptığı her işin anlam boyutunu göz önüne alırsa, hayatına daha sağlıklı bir perspektiften bakabilir. Obsesyon yaşayan kişilerde de bu anlam kaybı gözlemlenir. Vesvese de insana özgü bir şey. Diğer canlılarda OKB diye, vesvese diye bir hastalık olmaz. Karnı doyunca biter. 15 saat uyurlar, 2 saat avlanırlar, 2 saat yavrularıyla ilgilenirler, o kadar. Ama insan öyle değil, anlam arıyor. Yalom’un meşhur dört temel korkusundan, anksiyetesi var insanın. Onu gidermeye çalışıyor insan. Anlam arayışı, yalnızlığı gidermek, özgürlük arayışı var. Bütün bunlar insandaki temel korkular. Bunları gidermek için devamlı anlam üretmeye çalışıyor. O zaman ne oluyor? Vesvese pat diye geliyor. Neye önem verirsek oradan bizi zorluyor. Vesvesede önemli olan düşünceyi yönetmek, düşünceye karşı alternatif düşünceler üretebilmek.” şeklinde sözlerini tamamladı.</p>

<p> </p>

<p> </p>

<p> </p>

<p> </p>

<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 21 Apr 2025 16:39:40 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.2yakahaber.com/images/haberler/2025/04/kisinin-en-cok-onem-verdigi-konu-neyse-vesvese-oradan-doguyor-1745242780.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Kronik Hastalığı Olanların Ramazan’da Dikkat Etmesi Gereken 4 Madde</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.2yakahaber.com/haber/kronik-hastaligi-olanlarin-ramazanda-dikkat-etmesi-gereken-4-madde-58114</link>
                <guid>https://www.2yakahaber.com/haber/kronik-hastaligi-olanlarin-ramazanda-dikkat-etmesi-gereken-4-madde-58114</guid>
                <description><![CDATA[Hipertansiyon, diyabet, böbrek veya kalp yetmezliği gibi kronik hastalıklar kişinin yaşamından beslenme tarzına kadar birçok konuda değişiklik gerektirebiliyor.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>&nbsp;</p>

<p>Ramazan ayında da beslenme alışkanlıklarının açlık-tokluk süresine göre uzman doktor eşliğinde organize edilmesi gerekiyor. Memorial Bahçelievler Hastanesi İç Hastalıkları Bölümü’nden Uzm. Dr. Onur Taşcı, kronik hastalığı olanların Ramazan Ayı’nda dikkat etmesi gerekenlerle ilgili bilgi verdi.</p>

<p><strong>Kronik hastalar oruç tutmadan önce doktora başvurmalı!</strong></p>

<p>Ramazan ayı, Müslümanlar için, beslenme ve yaşam alışkanlıklarının değiştiği bir süreçtir. Bu ayda coğrafi konuma göre değişmekle birlikte ortalama 13 saat kadar açlık gerektiren bir süreçtir. Ramazan ayında diyabet, hipertansiyon, böbrek ve kalp yetmezliği, gibi kronik hastalıkları bulunanların dikkat etmesi ve bazı durumlarda oruç tutmamaları gerekmektedir. Oruç sağlıklı insanlara farz olan bir ibadettir. Bu nedenle, doktor tavsiyesiyle belirli önlemler almak büyük önem taşır.</p>

<p><strong>Uzun süreli açlık aniden kan şekeri düşmesine neden olabilir</strong></p>

<p>Diyabet hastaları, uzun süre aç kalmanın kan şekerinde ani düşüş veya yükselişlere neden olabileceğini unutmamalıdır. Oruç tutmak isteyen diyabet hastalarının ilaçlarının doktor kontrolünde düzenlenmesi gerekmektedir. &nbsp;Sahur yapmadan oruç tutulmamalıdır. Sahurda yavaş sindirilen ve kan şekerini dengede tutan besinler tüketilmelidir (tam tahıllar, protein, sağlıklı yağlar).İftarda ani ve aşırı yemek yemekten kaçınılmalıdır. Basit şekerlerden (tatlılar, beyaz ekmek, pirinç vb.) uzak durulmalı ve yeterli su içilmelidir. Diyabet hastaları oruç tutarken şeker yüksekliği (hiperglisemi), şeker düşüklüğü (hipoglisemi) , diyabetik ketoasidoz (koma), sıvı kayıpları ve tansiyon düşüklüğü gibi durumlarla karşılaşabilirler. Düşük riskli hasta grupları Ramazan öncesi verilen eğitim ve destekle oruç tutabilirler. Kontrol altında diyabeti olan table veya tek doz insülin alan hastaların yakın takiple oruç tutabilecekleri belirtilmektedir.</p>

<p><strong>Hipertansiyon hastaları tuz tüketimine dikkat!</strong></p>

<p>Hipertansiyon hastalarının özellikle tuz tüketimine dikkat etmeleri gerekmektedir. Aşırı tuz tüketimi tansiyonun yükselmesine neden olabilir. Kafeinli içecekler (Çay, kahve ve gazlı içecekler) vücuttan su atılmasına neden olabilir. Ayrıca, iftar ve sahurda yeterli miktarda su içmek, vücudun susuz kalmasını önlemek için önemlidir. Tansiyon ilaçlarının düzenli kullanılması gerekmektedir. Doktorunuza danışarak ilaç saatlerinizi sahur ve iftara göre ayarlayın. İdrar söktürücü ilaç kullanıyorsanız dikkatli olunmalı bu ilaçlar vücuttan fazla sıvı atılmasına neden olabilir. Hafif yürüyüşler yapabilirsiniz. Ancak aşırı terleme ve sıvı kaybına neden olacak egzersizlerden kaçınmak gerekir. Baş dönmesi, bulanık görme, baş ağrısı veya aşırı yorgunluk hissederseniz tansiyonunuzu ölçün. Tansiyon çok yükselirse (örneğin 180/110 mmHg ve üzeri) veya çok düşerse (örneğin 90/60 mmHg ve altı), orucu bozmak gerekebilir.</p>

<p><strong>Böbrek hastalarının uzun süre susuz kalmaması önemli!</strong></p>

<p>Böbrek yetmezliği hastaları için uzun süre susuz kalmak böbrek fonksiyonlarını olumsuz etkileyebilir. Özellikle böbrek yetmezliği olan hastaların oruç tutmadan önce doktorlarına danışmaları gerekir. Yeterli sıvı alımı sağlanmadan oruç tutulması böbrek taşı oluşumuna veya böbrek fonksiyonlarının daha da bozulmasına neden olabilir.</p>

<p>Kalp hastalıkları olan hastaların göğüs ağrısı, nefes darlığı, baş dönmesi veya çarpıntı hissederse tansiyon ve nabız kontrolü yapmaları gerekmektedir. Kalp krizi belirtileri (şiddetli göğüs ağrısı, kol ve çeneye yayılan ağrı, terleme, mide bulantısı) hissederseniz orucunuzu hemen bozarak acilen doktora başvurun. Eğer ciddi bir kalp hastalığınız varsa (kalp yetmezliği, yakın zamanda kalp krizi geçirmiş olmak, kontrolsüz ritim bozukluğu vb.), doktorunuz oruç tutmamanızı önerebilir.</p>

<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Wed, 05 Mar 2025 00:03:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.2yakahaber.com/images/haberler/2025/03/kronik-hastaligi-olanlarin-ramazanda-dikkat-etmesi-gereken-4-madde-1741122208.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Erken Menopoz Belirtilerine Dikkat!</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.2yakahaber.com/haber/erken-menopoz-belirtilerine-dikkat-58079</link>
                <guid>https://www.2yakahaber.com/haber/erken-menopoz-belirtilerine-dikkat-58079</guid>
                <description><![CDATA[Menopoz, kadınlarda adet döneminin kalıcı olarak sona erdiği dönem olarak biliniyor.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p></p>

<p>Ortalama menopoz yaşı 49-51 olsa da, 45 ile 55 yaş arasında menopoza girmek normal kabul ediliyor. Menopoz dönemi bazı kadınlarda 40 yaşından önce de gelebiliyor. Bu durum ”erken menopoz” olarak adlandırılıyor ve hem fiziksel hem de psikolojik olarak önemli etkileri olabiliyor. Memorial Bahçelievler Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Bölümü’nden Doç. Dr. Fatih Aktoz, erken menopoz ile ilgili bilinmesi gerekenler anlattı. </p>

<p><strong> </strong></p>

<p><strong>Ateş basması ve terlemeler erken menopozu işaret edebilir</strong></p>

<p> </p>

<p>Erken menopozun pek çok nedeni olabilmektedir. Bunlar arasında genetik yatkınlık, otoimmün hastalıklar, kemoterapi veya radyoterapi gibi kanser tedavileri, yumurtalıklara zarar veren cerrahi müdahaleler ve çevresel faktörler yer almaktadır. Ailede erken menopoz geçmişi olan kadınlarda bu risk daha yüksektir.</p>

<p> </p>

<p>Erken menopozun belirtileri genellikle klasik menopoz belirtileriyle benzerdir ve şöyle sıralanabilir: </p>

<p> </p>

<ol>
	<li>Adet düzensizlikleri ve adet görememe</li>
	<li>Kısırlık</li>
	<li>Ateş basmaları ve terlemeler</li>
	<li>Uyku problemleri</li>
	<li>Vajinal kuruluk ve cinsel istekte azalma</li>
	<li>Ruh hali değişiklikleri, depresyon ve kaygı</li>
	<li>Kemik erimesi</li>
	<li>Ciltte kuruluk </li>
	<li>Saç dökülmesi </li>
</ol>

<p><strong>Erken menopoz birçok sağlık sorununa neden olabilir </strong></p>

<p> </p>

<p>Menopoz, östrojen hormonundaki düzeylerin düşmesiyle birlikte kadın vücudunda çeşitli değişikliklere neden olur. Erken menopoz ise bu etkilerin daha erken yaşlarda başlamasına yol açar. Bu durum, kalp-damar hastalıkları riskinin artmasına, kemik erimesine, bilişsel fonksiyonlarda azalmaya ve ruhsal sağlık sorunlarına neden olabilir. Erken menopoz, aynı zamanda doğal yollarla gebelik şansını önemli ölçüde azaltabilir. </p>

<p> </p>

<p><strong>Adet görmeyen 40 yaş altındaki kadınlar dikkat etmeli </strong></p>

<p> </p>

<p>Erken menopoz tanısı, 40 yaş altındaki kadınlarda adet görmeme ile birlikte yüksek folikül uyarıcı hormon (FSH) seviyelerinin tespit edilmesi ile konulabilmektedir. Seyrek adet gören kadınlarda FSH testi için en uygun zaman adet döngüsünün üçüncü günüdür. Adet görmeyen kadınlarda ise test herhangi bir günde yapılabilir. Ayrıca, sıcak basmaları ve vajinal kuruluk gibi kadınlık hormonu olan östrojen eksikliğine bağlı semptomlar, erken menopoz tanısını düşündüren önemli bulgulardır. Yumurtalık rezervinin değerlendirilmesi için Anti-Müllerian Hormon (AMH) testi ve ultrasonla folikül sayımı gibi ileri tetkikler de kullanılabilir.</p>

<p><strong> </strong></p>

<p><strong>Hormon tedavisi menopozun etkilerini azaltabiliyor</strong></p>

<p> </p>

<p>Erken menopoz tam anlamıyla geri döndürülemez, ancak belirtilerin yönetilmesi ve uzun dönem sağlık etkilerinin azaltılması mümkün olabilir. Hormon replasman tedavisi (HRT), eksilen östrojen ve progesteron hormonlarının yerine konmasıyla semptomları hafifletebilir ve erken menopozun yol açtığı riskleri azaltabilir. Uzmanlar, erken menopoz tanısı alan kadınların en az 50 yaşına kadar hormon tedavisi almasını önermektedir. Dengeli beslenmek, D vitamini ve kalsiyum desteği almak, sigara ve alkolden uzak durmak, düzenli egzersiz yapmak kemik ve kalp sağlığını destekleyebilir. Psikolojik destek almak, erken menopoz yaşayan kadınların ruhsal sağlıklarını korumalarına yardımcı olabilir. Çocuk sahibi olmak isteyen kadınlar için bazı üreme teknolojileri umut verici çözümler sunmaktadır. Yumurtalık rezervi henüz tamamen tükenmeden önce yumurta dondurma işlemi, doğurganlığın korunması açısından önemli bir seçenek olabilir. Yumurtaların erken menopoz öncesinde toplanarak dondurulması, ilerleyen yıllarda tüp bebek tedavisi ile gebelik elde etme şansını artırabilir. Unutulmamalıdır ki, her türlü tedavi seçeneği bir uzman kontrolünde uygulanmalıdır.</p>

<p> </p>

<p>Erken menopoz, hem fiziksel hem de psikolojik etkileri olan önemli bir sağlık sorunudur. Kadınların adet düzeni ve vücutlarındaki değişikliklere dikkat etmeleri ve erken menopoz belirtisi görüldüğünde bir uzmana başvurmaları oldukça önemlidir. Uygun tedavi ve destekle erken menopozun etkileri en aza indirilebilir ve yaşam kalitesi artırılabilir.</p>

<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Wed, 19 Feb 2025 15:52:33 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.2yakahaber.com/images/haberler/2025/02/erken-menopoz-belirtilerine-dikkat-1739969553.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Kahve keyfi mi, diş sağlığı mı? Kahve tüketimi diş minesine zarar veriyor!</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.2yakahaber.com/haber/kahve-keyfi-mi-dis-sagligi-mi-kahve-tuketimi-dis-minesine-zarar-veriyor-58074</link>
                <guid>https://www.2yakahaber.com/haber/kahve-keyfi-mi-dis-sagligi-mi-kahve-tuketimi-dis-minesine-zarar-veriyor-58074</guid>
                <description><![CDATA[Kahvenin içeriğindeki asidik bileşenlerin diş minesini zayıflatarak zamanla erozyona neden olabileceğine dikkat çeken Periodontoloji Uzmanı Dr. Öğr. Üyesi Kübra Karaduran, “Diş minesi erozyonu, dişlerin sert dış yüzeyinin zamanla aşınması ve incelmesi anlamına gelir.” dedi. Kafeinin, ağız kuruluğuna neden olarak diş çürükleri ve ağız kokusunu artırabileceğini de dile getiren Dr. Öğr. Üyesi Kübra Karaduran, kahve sonrası su içmenin, ağız hijyenini korumaya ve leke oluşumunu önlemeye yardımcı olabileceğini söyledi ve diş sağlığını korumak için günlük kahve tüketiminin 1-2 fincanla sınırlandırılması önerisinde bulundu.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><strong></strong></p>

<p>Üsküdar Diş Hastanesi Periodontoloji Uzmanı Dr. Öğr. Üyesi Kübra Karaduran, birçok kişinin sıkça tükettiği kahvenin dişlere olan etkisi hakkında bilgiler paylaştı.</p>

<p><strong>Kahve diş minesini zayıflatabilir!</strong></p>

<p>Kahvenin, asidik bir içecek olup diş minesi üzerinde olumsuz etkileri olabileceğine dikkat çeken Dr. Öğr. Üyesi Kübra Karaduran, “İçeriğindeki asidik bileşenler, diş minesini zayıflatabilir ve zamanla erozyona neden olabilir. Ayrıca, kahve içeriğindeki bileşikler diş minesine yapışarak sarımsı ya da kahverengi renk değişikliklerine ve lekelenmelere yol açabilir.” dedi.</p>

<p>Diş minesi erozyonunun, dişlerin sert dış yüzeyinin zamanla aşınması ve incelmesi anlamına geldiğini ifade eden Dr. Öğr. Üyesi Karaduran, “Bu etkileri azaltmak için kahve çok sıcak içilmemeli ve ılık bir sıcaklıkta tüketilmeli. Kahvenin asidik yapıda olması nedeniyle kahve tüketiminin ardından, dişlerin hemen fırçalanmaması gerekir, ancak 30 dakika sonra nazikçe diş fırçalama yapılmalıdır.” açıklamasını yaptı.</p>

<p><strong>Kahve tüketimini sınırlamak, leke oluşumunu engellemek için önemli</strong></p>

<p>Kahvenin neden olabileceği renk değişikliklerini engellemek için kahve tüketimini sınırlamak ve ağız temizliğine dikkat etmek gerektiğini dile getiren Dr. Öğr. Üyesi Kübra Karaduran, “Kahve içtikten sonra su içilmesi ağızda geriye kalan pigmentlerin temizlenmesine yardımcı olarak dişte leke oluşumunu önleyebilir. Ayrıca beyazlatıcı diş macunları kullanmak lekelerin görünümünü hafifletebilir. Diş hekimi tarafından yapılan profesyonel diş temizliği ve diş beyazlatma tedavileri mevcut diş lekelerini azaltabilir. Kahve tüketimini günde 1-2 fincanla sınırlamak diş lekelerinin oluşumunun engellenmesinde önemlidir.” şeklinde konuştu.</p>

<p><strong>Kafein ağız kuruluğuna neden olarak sorunları artırabiliyor</strong></p>

<p>Soğuk veya sıcak olarak tüketilen kahvenin dişler üzerinde sıcaklık değişikliklerine neden olacağına ve diş minesi zayıf olan kişilerde hassasiyet şikayetine neden olabileceğine vurgu yapan Dr. Öğr. Üyesi Kübra Karaduran, “Kahve, dişte aşınmalara da neden olabileceğinden dişin iç kısmındaki sinirlerin daha fazla uyarılmasına yol açarak yiyecek ve içeceklere karşı diş hassasiyetini artırabilir.” dedi.</p>

<p>Kafeinin de tükürük üretiminin azalmasına neden olarak ağız kuruluğuna yol açabildiğinin altını çizen Dr. Öğr. Üyesi Karaduran, sözlerini şöyle tamamladı:</p>

<p>“Tükürüğün, ağızda bulunan bakterilerin temizlenmesine yardımcı olma ve dişleri koruma gibi faydaları olması nedeniyle ağız kuruluğu durumunda diş çürükleri, diş eti hastalıkları ve ağız kokusu gibi şikayetler olabilir. Kahve tüketiminden sonra bol su içmek, ağızda kalan kahve kalıntılarını temizleyerek ağız kuruluğunu azaltabilir. Ayrıca ağız spreyleri veya nemlendiriciler kullanmak ağız kuruluğunu gidermeye yardımcı olabilir. Tükürük üretimini artırarak ağız kuruluğunu önlemek için şekersiz sakız çiğnemek de yardımcı olabilir.”</p>

<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Wed, 19 Feb 2025 15:51:27 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.2yakahaber.com/images/haberler/2025/02/kahve-keyfi-mi-dis-sagligi-mi-kahve-tuketimi-dis-minesine-zarar-veriyor-1739969487.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Şiddete maruz kalanların şiddet ihtimali daha yüksek!</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.2yakahaber.com/haber/siddete-maruz-kalanlarin-siddet-ihtimali-daha-yuksek-58015</link>
                <guid>https://www.2yakahaber.com/haber/siddete-maruz-kalanlarin-siddet-ihtimali-daha-yuksek-58015</guid>
                <description><![CDATA[Bir kadının şiddete maruz kaldığını anlayabilmesi için belirtilerden bahseden Uzman Klinik Psikolog Cumali Aydın, şiddetin önlenebilmesi için de bazı önerilerde bulundu.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Bir kadının şiddete maruz kaldığını anlayabilmesi için belirtilerden bahseden Uzman Klinik Psikolog Cumali Aydın, şiddetin önlenebilmesi için de bazı önerilerde bulundu.</p><p><strong>İSTANBUL (İGFA)- </strong>Son zamanlarda ülkemizde yaşanan kadına yönelik şiddet eylemlerinin toplumun derinden sarsılmasına ve üzülmesine neden olduğunu belirten Uzman Klinik Psikolog Cumali Aydın, bazı kişilerin şiddete maruz kaldıklarını anlayamayabileceğini bu nedenle şiddeti tanımlamanın önemli olduğunu söyledi.</p>

<p>Bazı kişilerin yaşadıkları veya içinde bulundukları durumda şiddete maruz kaldıklarını anlayamayabildikleri için şiddeti tanımlamanın önemli olduğunun altını çizen Uzman Klinik Psikolog Cumali Aydın, “Bu durum şiddetten kaçınılmasına ya da tedbir alınabilmesinin önüne geçebiliyor. Peki şiddet nedir? Şiddet, bir kişiye veya gruba zarar verme amacıyla yapılan her türlü davranışın genel adıdır. Fiziksel, sözlü, duygusal ve cinsel biçimde görebilir. Bu durum veya durumlar bireyin sadece bedeninde değil ruhunda da derin yaralar açabilir. Hemen herkes şiddete maruz kalabiliyor. Kadın, erkek, hayvan fark etmeksizin bütün canlılar bu durumu yaşayabiliyor.” şeklinde konuştu.</p>

<p><strong>ŞİDDET FARKLI ŞEKİLLERDE GÖRÜLEBİLİYOR!&nbsp;</strong></p>

<p>Her kesim için şiddetin çok yıkıcı olabildiğine değinen Uzman Klinik Psikolog Cumali Aydın, “Ancak biz kadına yönelik şiddeti ele alacağız. Şiddetin tanımını yaptıktan sonra şiddete maruz kalınıp kalınmadığının nasıl anlaşılabileceğine değinmek faydalı olacaktır.” dedi.</p>

<p>Türkiye’de 2021 yılında yapılan araştırmada kadınların yüzde 38’inin hayatlarının bir döneminde fiziksel veya cinsel şiddete maruz kaldıklarını ifade ettiklerini hatırlatan Uzman Klinik Psikolog Cumali Aydın, “Kadın cinayetlerine bakıldığında, 2021 yılında 300 kadının öldürüldüğü bildirilmiştir. Aile içi şiddet üzerine yapılan çalışmada ise kadınların yüzde 20’sinin eşleri tarafından şiddete uğradığı belirtiliyor. Bu sayıların bildirilmeyenlerle birlikte çok daha yüksek olduğu düşünülüyor.” dedi.</p>

<p>Şiddete maruz kalan kadınlar için güvenlik, barınma ve psikolojik açıdan destekleyici hizmet verilebileceğini de dile getiren Uzman Klinik Psikolog Cumali Aydın,&nbsp;“Cinsiyet eşitliği konusunda erkeklere eğitimler verilebilir. Bununla birlikte şiddetin güç göstergesi ya da erkeklik ifadesi olmadığına dair farkındalık oluşturmaya yönelik programlar oluşturabilir.&nbsp;Kadına şiddeti normalize eden yayınlara izin verilmemesi, toplumsal rollerin yeniden dizayn edilmesi ve toplumsal cinsiyet eşitliğini vurgulayan yayınların arttırılması bir başka yöntem olabilir. Üniversitelerin, sivil toplum kuruluşlarının ve hükümet yetkililerinin koordineli biçimde çalışması da önemlidir.” diye konuştu.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Tue, 15 Oct 2024 16:08:54 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.2yakahaber.com/images/haberler/2024/10/siddete-maruz-kalanlarin-siddet-ihtimali-daha-yuksek-1728997734.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Organ naklinde marka üniversiteden bir ilk</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.2yakahaber.com/haber/organ-naklinde-marka-universiteden-bir-ilk-58012</link>
                <guid>https://www.2yakahaber.com/haber/organ-naklinde-marka-universiteden-bir-ilk-58012</guid>
                <description><![CDATA[Akdeniz Üniversitesi başarılarına bir yenisini daha ekleyerek, ilk kez 4'lü çapraz böbrek nakli gerçekleştirdi.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Akdeniz Üniversitesi başarılarına bir yenisini daha ekleyerek, ilk kez 4'lü çapraz böbrek nakli gerçekleştirdi.</p><p>ANKARA (İGFA) - Üniversite hastaneleri&nbsp;eğitim, araştırma ve geliştirmedeki kıymetli çalışmalarıyla dünyaya örnek olmaya devam ediyor.</p>

<p>Organ nakli konusunda marka olan&nbsp;Akdeniz Üniversitesi'nden başarılı bir operasyona ilişkin haberi Yüksek Öğretim Kurumu (YÖK) Başkanı Erol Özvar, sosyal medya hesabından paylaştı.</p>

<p>Özvar, Akdeniz Üniversitesi'nin&nbsp;başarılarına bir yenisini daha ekleyerek ilk kez 4’lü çapraz böbrek nakli gerçekleştirdiğini duyurdu.</p>

<p>Başkan Özvar, aynı anda 8 ameliyathanede, çok sayıda cerrahi ekibin eş zamanlı çalıştığı domino nakli başarıyla tamamlayan Organ Nakli Merkez Müdürü Prof. Dr. Ömer Özkan ve tüm ekibini tebrik ederek, operasyonun videosu ve hikayesini paylaştı.</p>

<p><blockquote class="twitter-tweet" data-media-max-width="560"><p lang="tr" dir="ltr">Üniversite hastanelerimiz eğitim, araştırma ve geliştirmedeki kıymetli çalışmalarıyla dünyaya örnek olmaya devam ediyor. Organ nakli konusunda marka olan <a href="https://twitter.com/Akdenizuni?ref_src=twsrc%5Etfw">@Akdenizuni</a> başarılarına bir yenisini daha ekleyerek ilk kez 4’lü çapraz böbrek nakli gerçekleştirdi. <br>Aynı anda 8… <a href="https://t.co/ged9pgad0e">pic.twitter.com/ged9pgad0e</a></p>&mdash; Erol Özvar (@erolozvar) <a href="https://twitter.com/erolozvar/status/1845851107798495350?ref_src=twsrc%5Etfw">October 14, 2024</a></blockquote> <script async src="https://platform.twitter.com/widgets.js" charset="utf-8"></script></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Tue, 15 Oct 2024 16:08:23 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.2yakahaber.com/images/haberler/2024/10/organ-naklinde-marka-universiteden-bir-ilk-1728997703.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Diyabet hastalarının tercih ettiği üzüme vize çıktı</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.2yakahaber.com/haber/diyabet-hastalarinin-tercih-ettigi-uzume-vize-cikti-57938</link>
                <guid>https://www.2yakahaber.com/haber/diyabet-hastalarinin-tercih-ettigi-uzume-vize-cikti-57938</guid>
                <description><![CDATA[Ege Bölgesi’nin önemli ihraç ürünlerinden, sofralık üzüm çeşitleri arasında erkenci tür olarak öne çıkan Superior Seedless üzümün ihracat yolculuğu başladı.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Ege Bölgesi’nin önemli ihraç ürünlerinden, sofralık üzüm çeşitleri arasında erkenci tür olarak öne çıkan Superior Seedless üzümün ihracat yolculuğu başladı.</p>

<p><strong>İZMİR (İGFA) - </strong>Düşük şeker oranı nedeniyle diyabet hastalarının tercih ettiği, Ege Bölgesi’nin önemli ihraç ürünlerinden, sofralık üzüm çeşitleri arasında erkenci tür olarak öne çıkan Superior Seedless üzümün ihracat yolculuğu başladı.&nbsp;</p>

<p>"Superior Seedless Çeşidi Sofralık Üzüm" için oluşturulan Hasat ve İhraç Tarihlerini Belirleme Komisyonu, Manisa’nın Alaşehir, Salihli ve Sarıgöl ilçelerindeki bağlarda yaptığı incelemeler ve alınan numunelerin Manisa Bağcılık Araştırma Enstitüsü Müdürlüğü Laboratuvarında yapılan analizler sonucunda Superior Seedless Çesidi Sofralik Üzümlerin kesimine ve ihracatına vize verdi.</p>

<p><img src="https://www.igfhaber.com/static/17/1720678435-1563133346-1531202965-superior-1-1720699080-609.jpeg" style="height:420px; width:750px" /></p>

<p>Manisa-İzmir-Denizli üçgeninde 60 bin civarında üreticinin 1 milyon 100 bin dekar alanda üzüm yetiştiriciliği yaptığını dile getiren Ege İhracatçı Birlikleri Koordinatör Başkan Yardımcısı ve Ege Yaş Meyve Sebze İhracatçıları Birliği Başkanı Hayrettin Uçak, pek çok üzüm türünün anavatanının Anadolu coğrafyası olduğunu, üzümde taze, kuru ve mamul ihracatıyla ülkeye 700-750 milyon dolar aralığında döviz kazandırdıklarını aktardı.</p>

<p>İklim değişikliği nedeniyle bu yıl üzümlerin 15 gün önce tüketime hazır hale geldiğini aktaran Uçak, “Superior üzümü sultani çekirdeksiz üzüm ve red globe üzümünden sonra en çok ihraç edilen taze sofralık üzüm türü. 2023 yılında rekoltede tarihi bir düşüklük vardı. 2024 yılında rekoltemiz daha iyi noktada. 2023 yılında 135 milyon dolar olan taze sofralık üzüm ihracatımızın 150 milyon doları aşmasını, Superior Seedless üzümünden de 10 milyon dolar ihracat rakamına ulaşmayı hedefliyoruz. Üreticilerimiz ve ihracatçılarımız için verimli bir sezon diliyorum” diye konuştu.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Thu, 11 Jul 2024 16:47:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.2yakahaber.com/images/haberler/2024/07/diyabet-hastalarinin-tercih-ettigi-uzume-vize-cikti-1720705641.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Solunum Yolu Hassasiyeti Olanlar Çöl Tozlarına Dikkat!</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.2yakahaber.com/haber/solunum-yolu-hassasiyeti-olanlar-col-tozlarina-dikkat-57895</link>
                <guid>https://www.2yakahaber.com/haber/solunum-yolu-hassasiyeti-olanlar-col-tozlarina-dikkat-57895</guid>
                <description><![CDATA[Her yıl milyonlarca tonu havaya karışan çöl tozları bu yıl da ülkemizin de yer aldığı geniş bir coğrafyayı etkilemeye devam ediyor.  ]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><em></em></p>

<p><em>Özellikle içinde bulunduğumuz hafta içinde yaşanan artışa dikkat çeken uzmanlar bu durumun sağlığımız üzerinde de etkili olabileceğini anlatıyor. Yeditepe Üniversitesi Koşuyolu Hastanesi Göğüs Hastalıkları Uzmanı Dr. Öğr. Ü Seha Akduman, bu dönemde özellikle solunum yollarıyla ilgili hassasiyeti olanların dikkatli olması gerektiğini belirterek önemli uyarılarda bulundu. </em></p>

<p>Türkiye’nin Doğu Akdeniz havzasında bulunduğunu ve dünyanın iki büyük toz kaynağı, Sahra ve Arap çölü tozlarına maruz kaldığı bilgisini veren Dr. Öğr. Ü. Seha Akduman, genellikle çöl bölgelerinden rüzgarlarla taşınan ince toz partiküllerinin solunmasıyla sağlık sorunlarının ortaya çıktığını anlattı. Çoğunlukla mineral ve organik maddeler içeren bu tozlar solunum yollarına girdiğinde akciğerlerden solunum yollarına, kalp-dolaşım sisteminden, gözlere kadar pek çok noktada farklı sorunlara neden olabiliyor. </p>

<p><strong>ÖZELLİKLE RİSK GRUBUNDAKİLER DİKKAT!</strong></p>

<p>Bebekler, çocuklar, yaşlılar, astım, bronşit, anfizem, kalp hastalaları ve diyabetli kişilerin bu durumdan en çok etkilenen grupta yer aldıklarını anlatan Dr. Öğr. Ü. Seha Akduman, “Hastalarda astım nöbetleri, solunum zorlukları ortaya çıkabildiği gibi özellikle uzun süre toza maruz kalanlarda kronik solunum ve kalp hastalıkları görülebilir” dedi.</p>

<p>Soluduğumuz havada olması gerekenden fazla miktardaki partikül miktarının olması solunum sistemini doğrudan etkilediğini anlatan Dr. Öğr. Ü. Seha Akduman, “Özellikle de astım gibi solunum yolu rahatsızlıkları olan kişilerde semptomları artırabilir. Toz partikülleri solunum yollarını tahriş edebilir ve öksürük, hırıltı, nefes darlığı gibi belirtilere yol açabilir” diye konuştu. </p>

<p><strong>YENİ TANILI ASTIM HASTALARI ARTABİLİR!</strong></p>

<p>Çöl tozlarının yarattığı bu durumun toplumda çok sık olan astım ve KOAH hastaları için de risk oluşturduğuna dikkat çeken Dr. Öğr. Ü. Seha Akduman, sözlerine şöyle devam etti: “Bu hastaların da şikayetlerinin arttığını gözlemliyoruz. Nefes darlığı, öksürük, balgam gibi şikayetler artmakla birlikte hastalığın kontrolü de zorlaşıyor. Alevlenmeye bağlı olarak kurtarıcı ilaç ihtiyacı da artabiliyor.” <strong>Dr. Öğr. Ü Seha Akduman</strong>, çöl tozlarına bağlı olarak havadaki partikül sayısının artmasına bağlı olarak yeni tanılı astım hastalarının da görülebileceğine dikkat çekti. </p>

<p><strong>HERKESİ  ETKİLİYOR!</strong></p>

<p>Solunan havanın ideal koşullarda olmaması sadece hastaları değil tüm toplumu etkiliyor.   Çöl tozları, beonşkarda ve solunum sisteminde hafif irritasgondan şiddetli öksürük, balgam ve nefes darlığına kadar giden şikayetler için zemin oluşturuyor. Dr. Seha Akduman, astım, KOAH, beonşiektazi gibi kronik akciğer hastalarının yanında sigara içenler, alerjik bireyler, çocuklar, açık havada uzun süre geçirenlerdi riskin daha fazla olduğuna işaret ediyor. Hatta bu durumun kalıcı olumsuz etkiler yaratabileceğini söyleyen Dr. Seha Akduman, “Hafif düzeyde bronşiyal hassasiyeti olan kişilerde çöl tozunun etkisi ile astım başlayabilir. Ayrıca ilaçsız takip edilen hastalarda da tekrar ilaç kullanma ihtiyacı artabilir.” Diyor. </p>

<p><strong>AÇIK HAVADA GEÇİRİLEN ZAMANI KISITLAYIN</strong></p>

<p>Özellikle kronik akciğer ve kalp hastalarının bu dönemde çok daha dikkatli davranması gerektiğini belirten Dr. Öğr. Ü. Seha Akduman, korunmak için alınması gereken önlemler konusunda şunları anlatıyor: “Başta bahsettiğimiz bu grup olmak üzere bu meteorolojik olaylardan olumsuz etkilenmek istemeyenler açık havada geçirilen zamanı kısıtlamalı. Ayrıca kronik akciğer hastalarının ilaçlarını düzenli kullanmaya özen göstermesi ve havalandırma filtrelerinin bakımının yapılması da oluşabilecek olumsuzlukların azaltılmasına yardımcı olacaktır.”</p>

<p><strong>YAKINMALARINIZ VARSA ZAMAN KAYBETMEDEN HEKİME BAŞVURUN</strong></p>

<p>Dr. Öğr. Ü. Seha Akduman, yeni başlayan öksürük, nefes darlığı, balgam, hışıltılı solunum, çarpıntı, göğüste baskı hissi gibi yakınmaları bulunan kişilerin, sorunun ilerlemesinin ve kalıcı hasar oluşmasının önüme geçebilmek için zaman kaybetmeden göğüs hastalıkları uzmanına başvurması gerektiğini söyledi.</p>

<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Thu, 25 Apr 2024 23:03:31 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.2yakahaber.com/images/haberler/2024/04/solunum-yolu-hassasiyeti-olanlar-col-tozlarina-dikkat-1714075411.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Canik’ten Çölyak Hastalarına Destek</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.2yakahaber.com/haber/canikten-colyak-hastalarina-destek-57876</link>
                <guid>https://www.2yakahaber.com/haber/canikten-colyak-hastalarina-destek-57876</guid>
                <description><![CDATA[Canik Belediyesi, Çölyak hastalarına glütensiz gıda paketi desteği sağlıyor.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p></p>

<p><br />
Canik Belediye Başkanı İbrahim Sandıkçı, ilçede imzasını taşıyan sosyal belediyecilik çalışmalarını yeni projelerle taçlandırıyor. Çölyak hastalığına yönelik ilçede birçok farkındalık çalışması gerçekleştiren Canik Belediyesi, glütensiz gıda paketlerini Çölyak hastası vatandaşlarla buluşturacak. Glütensiz gıda desteğini sürdürdüklerini ifade eden Başkan İbrahim Sandıkçı, ilçedeki Çölyak hastası vatandaşların yanında olduklarını belirtti. Canik Belediyesi, 26 Nisan 2024 Cuma günü saat 17.00’a kadar glütensiz gıda desteği başvurularını almaya devam edecek.</p>

<p>Son Başvuru 26 Nisan<br />
Çölyak hastaları için glütensiz gıda desteklerini sürdürdüklerini ifade eden Başkan İbrahim Sandıkçı, “Canik’imizdeki çölyak hastası vatandaşlarımıza yönelik glütensiz gıda desteğimize devam ediyoruz. Her zaman olduğu gibi glütensiz gıda paketlerimizi hazır hale getirip vatandaşlarımıza ulaştıracağız. Çölyak hastalığı ile mücadele eden vatandaşlarımızın glütensiz gıdaya erişimde yaşadığı zorlukları yakinen biliyoruz. Çölyak’ın farkındayız. Glütensiz gıda desteklerimizle birlikte Çölyak farkındalık çalışmalarımızı da hassasiyetle sürdüreceğiz” diye konuştu.</p>

<p>Başvurular, Canik Belediyesi Kadın, Aile ve Sosyal Hizmetler Müdürlüğü üzerinden şahsen başvuru yoluyla alınıyor.</p>

<p> </p>

<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Fri, 19 Apr 2024 23:42:09 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.2yakahaber.com/images/haberler/2024/04/canikten-colyak-hastalarina-destek-1713559329.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Ailenin sakin ve telaşsız tutumuyla hasta kendini rahat hissediyor</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.2yakahaber.com/haber/ailenin-sakin-ve-telassiz-tutumuyla-hasta-kendini-rahat-hissediyor-57853</link>
                <guid>https://www.2yakahaber.com/haber/ailenin-sakin-ve-telassiz-tutumuyla-hasta-kendini-rahat-hissediyor-57853</guid>
                <description><![CDATA[Kronik seyirli bir beyin hastalığı olan şizofreninin tüm toplumda görülme sıklığının yüzde 1 olduğunu belirten İstanbul Atlas Üniversitesi Tıp Fakültesi Ruh Sağlığı ve Hastalıkları Anabilim Dalı’ndan Dr. Öğretim Üyesi Sibel Bolluk, hastalığın sıklıkla 15-35 yaş arasında başlamaya eğimli olduğunu söyledi.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>&nbsp;</p>

<p>Şizofreninin tedavi edilebilir bir hastalık olduğunu belirten Bolluk, aile ve yakın çevrenin tutumlarının önemine işaret ederek “Hasta sosyal ortamlara katılmaya teşvik edilmeli, hastanın, diğer insanlarla iletişim içinde olmasına izin verilmelidir. İlgili olmak iyidir ancak müdahalecilik, abartılı duygusal ilgi, eleştirel tutumlardan kaçınılmalıdır” uyarısında bulundu.</p>

<p><br />
İstanbul Atlas Üniversitesi Tıp Fakültesi Ruh Sağlığı ve Hastalıkları Anabilim Dalı’ndan Dr. Öğretim Üyesi Sibel Bolluk, 11 Nisan Dünya Şizofreni ile Mücadele Günü dolayısıyla yaptığı açıklamada şizofrenide aile ve yakın çevrenin etkilerine ilişkin değerlendirmede bulundu.</p>

<p><br />
Genç yaşlarda görülmeye başlanıyor</p>

<p><br />
Şizofreninin kronik seyirli bir beyin hastalığı olduğunu belirten Dr. Öğretim Üyesi Sibel Bolluk, “Şizofreni, genellikle genç yaşlarda başlayan, kişinin dış dünyadan uzaklaşarak içine kapandığı; duygu, düşünce ve davranışlarında önemli bozuklukların ortaya çıktığı, beynin yapı ve işleyişinde değişiklerin saptandığı, kronik seyirli psikiyatrik bir beyin hastalığıdır” dedi.</p>

<p><br />
Erkeklerde daha erken yaşlarda ortaya çıkabiliyor</p>

<p><br />
Tüm toplumda görülme sıklığı yüzde 1 olan şizofreninin kadın ve erkekte eşit oranda görüldüğünü ifade eden Dr. Öğretim Üyesi Sibel Bolluk, “Erkeklerde daha erken yaşlarda başlangıç dikkati çeker. Sıklıkla 15-35 yaş arası başlamaya eğilimlidir” dedi.</p>

<p><br />
Genetik, en önemli risk faktörü &nbsp;</p>

<p><br />
Şizofrenide en önemli risk faktörünün genetik olduğunu kaydeden Dr. Öğretim Üyesi Sibel Bolluk, “Hastaların birinci derece akrabalarında hastalığa yakalanma riski yüzde 3-7 oranındadır. Gebeliğin 2. trimesterinde geçirilen viral enfeksiyonların riski artırdığı yönünde çalışmalar vardır. Beyinde bazı yolaklarda dopamin hormonu ile ilgili düzensizlikler mevcuttur” dedi.</p>

<p><br />
Toplumdan uzaklaşma ve ifadelerde azalma görülebiliyor</p>

<p><br />
Şizofreni belirtilerinin diğer ruhsal bozukluklarla benzerlik gösterebildiğini belirten Dr. Öğretim Üyesi Sibel Bolluk, “Bu hastalarda gerçek dışı algılar ve düşünceler, toplumdan uzaklaşma, öz bakımda, düşünce üretiminde, soyut düşünme becerisinde ve duygusal ifadelerde azalma, irade ve ilgi kaybı, zihinsel işlevlerde yavaşlama, amaca yönelik davranışları sürdürmede bozukluklar sık görülen belirtilerdir. Şizofreni, diğer psikotik bozukluklar, duygudurum bozuklukları ve alkol-maddeye bağlı bozukluklarla karışabilir” diye konuştu.</p>

<p><br />
Tedavi sürecinde intihar riskine dikkat!</p>

<p><br />
Şizofreninin tedavi edilebilir bir hastalık olduğunu belirten Dr. Öğretim Üyesi Sibel Bolluk, “19. Yüzyılın başlarından itibaren tıpta araştırma yöntemlerinin gelişmesiyle hastalığın nedenlerine, seyrine ve tedavisine&nbsp;yönelik araştırmalar artmış ve 1950’li yıllarda antipsikotik ilaçların keşfiyle tedavi edilebilir bir hale gelmiştir. Tedavide akut dönemde temel hedef, psikotik belirtileri yatıştırmaktır. İlaç tedavisi ve eğer dirençli ise EKT (elektroşok tedavisi) uygulanır. Bu dönemde depresyon gelişimi ve intihar riskine dikkat edilmelidir. Daha sonra stabilizasyon dönemi ile kazanımlar korunmaya çalışılır. Sürdürüm döneminde ise amaç, nüksün önlenmesi ve hastanın işlevselliğinin arttırılmasıdır. Bireysel psikoterapiler, aile terapileri, grup terapileri, metakognitif terapiler şizofrenide uygulanabilen terapi yöntemlerinin başında gelir” dedi.</p>

<p><br />
Ailenin sakin ve telaşsız tutumu hastaya rahat hissettirir</p>

<p><br />
Şizofrenide hastanın ailesine ve yakın çevresine tavsiyelerde bulunan Dr. Öğretim Üyesi Sibel Bolluk, şunları söyledi: “Ailenin sakin ve telaşsız davranabildiği durumlarda hasta kendini daha rahat hisseder. Hastanın savundukları mantıklı olmasa da gerçekten savunduklarına inanıyor olabileceği göz önünde bulundurulmalıdır.&nbsp;Şizofreni hastasını yapmak istemediği şeyler konusunda zorlamamak onun güvenini artırır. Şizofreni hastaları da işe veya okula gitmek ya da daha önceden keyif aldığı aktivitelere katılmak istemeyebilirler. Böyle durumlarda hastanın üzerine gitmeden bunun nedenlerini araştırmak yararlı olacaktır. Hasta sosyal ortamlara katılmaya teşvik edilmeli, hastanın, diğer insanlarla iletişim içinde olmasına izin verilmelidir. İlgili olmak iyidir ancak müdahalecilik, abartılı duygusal ilgi, eleştirel tutumlardan kaçınılmalıdır. Aile içinde iş bölümü yapılmalı ve hastaya çok da ağır olmayan sorumluluklar verilmelidir.”</p>

<p><br />
Tedavi sürecinde hastanın yanında olmak önemli</p>

<p><br />
Hastayı tedavisi konusunda desteklemek ve bu süreçte onun yanında olmanın önemli olduğunu vurgulayan Dr. Öğretim Üyesi Sibel Bolluk, “İlaçlarını düzenli alması ve randevularına gitmesi konusunda hastaya hatırlatmalarda bulunulması gerekir. Şizofreninin varlığıyla yaşamak hem hasta hem de hasta yakını için çok kolay değildir. Ancak bazı noktalara dikkat ederek, hastalık yok sayılmayarak, hastanın hakları gözetilerek ve profesyonel yardım almaktan çekinilmeyerek bu süreç kolaylaştırılabilir” diye konuştu.</p>

<p><br />
Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Tue, 09 Apr 2024 14:25:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.2yakahaber.com/images/haberler/2024/04/ailenin-sakin-ve-telassiz-tutumuyla-hasta-kendini-rahat-hissediyor-1712661901.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Gece kâbus görmek faydalı</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.2yakahaber.com/haber/gece-kabus-gormek-faydali-57844</link>
                <guid>https://www.2yakahaber.com/haber/gece-kabus-gormek-faydali-57844</guid>
                <description><![CDATA[Psikiyatri Uzmanı Doç. Dr. Cemil Çelik, gece kâbus görmenin, gündüz korkularla başa çıkmakta fayda sağlayabileceğini söyledi.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Psikiyatri Uzmanı Doç. Dr. Cemil Çelik, gece kâbus görmenin, gündüz korkularla başa çıkmakta fayda sağlayabileceğini söyledi.</p>

<p>İSTANBUL(İGFA) - Kabusların&nbsp;uyku sırasında sıkıntı verici deneyimler olsa da, bireylerin gündüz korkuları ve endişeleriyle başa çıkmalarına yardımcı olmak için gerçekten bir amaca hizmet edebileceğini aktaran&nbsp;Psikiyatri Uzmanı Doç. Dr. Cemil Çelik,&nbsp;"Genellikle kişinin uyanık yaşamında karşılaşabileceği duyguları, stresi veya travmatik olayları yansıtır ve işlerler.&nbsp;"Nightmares and Stressful Life Events in a Community Sample of Adolescents" adlı bir çalışmada, ergenlik dönemindeki gençlerde kabusların, stresli yaşam olaylarıyla ilişkili olduğu ve kabusların stresle başa çıkma sürecinde bir rol oynayabileceği öne sürülmüştür" dedi.</p>

<p><strong>İşte kabusların gündüz korkularıyla başa çıkmak için yararlı olabileceği düşünülen birkaç yol:</strong></p>

<p><strong>Duygusal İşleme:</strong>&nbsp;Kabuslar, beynin yoğun duyguları, korkuları veya travmatik deneyimleri işlemesi ve bunlarla başa çıkması için bir yol olarak işlev görebilir. Bu duyguları işlemek ve özümsemek için bir mekanizma görevi görürler ve potansiyel olarak gündüz anksiyetesi üzerindeki etkilerini azaltırlar.</p>

<p><strong>Hayatta Kalma Mekanizması:</strong>&nbsp;Kabuslar tehdit edici durumları simüle edebilir ve beynin uyku sırasında korku uyandıran senaryolara yanıt verme pratiği yapmasını sağlayabilir. Bu pratik, bireylerin uyanık yaşamda benzer durumlara hazırlanmasına veya bunlarla başa çıkmasına yardımcı olur.</p>

<p><strong>Problem Çözme:</strong>&nbsp;Bazen kabuslar gerçek hayattaki sorunlara sembolik temsiller veya yaratıcı çözümler sunabilir. Kabusların içeriğini analiz etmek, altta yatan korkulara veya çözülmemiş sorunlara ilişkin içgörüler sağlayabilir ve potansiyel olarak gün içinde sorun çözer.</p>

<p><strong>Artan Farkındalık</strong>: Kâbus görmek, bireylerin bilinçli olarak fark edemeyebilecekleri altta yatan korku veya endişelere ilişkin farkındalığı artırabilir. Bu artan farkındalık, bireyleri yardım aramaya, çözülmemiş sorunları ele almaya veya gündüz kaygılarını hafifletmek için değişiklikler yapmaya sevk eder.</p>

<p>Bununla birlikte, kabuslar korkularla başa çıkmada bazı faydalar sağlayabilirken, ısrarcı, şiddetli veya tekrarlayan kabusların da sıkıntı verici olabileceğini ve uyku düzenini bozarak genel refahı ve ruh sağlığını etkileyebileceğini unutmamak önemlidir.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Tue, 09 Apr 2024 14:21:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.2yakahaber.com/images/haberler/2024/04/gece-kabus-gormek-faydali-1712661666.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>‘Sağ beyinli’ veya ‘Sol beyinli’ iddialarının bilimsel temeli var mı?</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.2yakahaber.com/haber/sag-beyinli-veya-sol-beyinli-iddialarinin-bilimsel-temeli-var-mi-57832</link>
                <guid>https://www.2yakahaber.com/haber/sag-beyinli-veya-sol-beyinli-iddialarinin-bilimsel-temeli-var-mi-57832</guid>
                <description><![CDATA[Nöroloji Uzmanı Prof. Dr. Sultan Tarlacı, sosyal medya gibi platformlarda özellikle nöromitler gibi bilimsel temele dayanmayan inanışların hızla yayıldığına işaret etti]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Nöroloji Uzmanı Prof. Dr. Sultan Tarlacı, sosyal medya gibi platformlarda özellikle nöromitler gibi bilimsel temele dayanmayan inanışların hızla yayıldığına işaret etti</p>

<p><strong>İSTANBUL (İGFA) - </strong>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Nöroloji Uzmanı Prof. Dr. Sultan Tarlacı, nörolojide doğru bilinen yanlışlar hakkında bilgi verdi.</p>

<p>Günümüzde her insanın beynini gerektiği kadar kullandığını kaydeden Prof. Dr. Sultan Tarlacı, “Uykuda bile beyin çalışır ve gündüzden daha aktif olabilir. Bir dönem, çocukların müzisyen olmasıyla zekalarının artacağına dair popüler bir inanış yaygındı. Özellikle 1990'larda, Amerika'da vali seçimlerinde yeni doğan ailelere müzik CD'leri dağıtılarak çocukların ‘hayata 1.0 başlaması’ gibi bir yaklaşım benimsenmişti. Ayrıca, uykuda yabancı dil öğrenme gibi fikirler de ortaya atılmıştı. Ancak, günümüzde bu tür iddiaların bilimsel geçerliliği tartışmalıdır.” dedi.</p>

<p><strong>BEYİN HAKKINDAKİ YANLIŞ İNANIŞLAR NELER?</strong></p>

<p>Beyin hakkındaki yanlış inançlardan birinin de ‘beyin fonksiyonlarının sadece belirli bir kısmının kullanıldığı’ olduğunu kaydeden Prof. Dr. Sultan Tarlacı, şunları vurguladı:</p>

<p>“Aslında, beyin her zaman tam kapasitesiyle çalışır ve her iki tarafı da birlikte kullanılır. Eğitim sistemlerinin veya şirketlerin ‘sağ beyinli’ veya ‘sol beyinli’ yetiştirme iddialarının bilimsel temeli bulunmuyor. Bilimsel araştırmaların popülerleştirilmesi sırasında bilgi kaybı ve çarpıtılma riski vardır. Bu, akademisyenlerin karmaşık bilimsel dilini basitleştirmesi gerektiği gibi, sosyal medyada da bilgilerin yanlış anlaşılmasına veya çarpıtılmasına neden olabilir.</p>

<p><strong>“BİLİMSEL TEMELE DAYANMAYAN İNANIŞLAR SOSYAL MEDYADA HIZLA YAYILIYOR”</strong></p>

<p>Örneğin, bazı haberlerde yapılan yanlış yorumlar bilimsel gerçeklerin yanlış anlaşılmasına neden olabilir. Bilgiye hızlı erişim ve paylaşım imkanları, sosyal medya gibi platformlarda doğru bilgilerin yanlış anlaşılmasına veya çarpıtılmasına neden olabilir. Özellikle nöromitler gibi bilimsel temele dayanmayan inanışların sosyal medyada hızla yayılması yaygındır.”</p>

<p>Sonuç olarak, bilimsel gerçekleri doğru bir şekilde anlamak ve aktarmak için daha dikkatli olunması gerektiğini kaydeden Prof. Dr. Sultan Tarlacı, “Yanlış anlaşılan veya çarpıtılan bilgiler, toplumda yanlış inançların yayılmasına ve bilimsel ilerlemenin engellenmesine yol açabilir.” dedi.</p>

<p><strong>BU DURUMDAN KURTULMAK İÇİN NE YAPILMASI GEREKİYOR?</strong></p>

<p>Bilimsel bilgiyi üreten insanlarla eğitimciler arasındaki kopukluğu düzeltmek gerektiğine dikkat çeken Prof. Dr. Sultan Tarlacı, “Yani nörobilimciler ve sinirbilimciler doğrudan bilgiyi aktarmalı, böylece eğitimciler de bu bilgileri öğrencilere aktarabilirler. İkincisi, klasik medya ve sosyal medya arasındaki dengeyi sağlamak zor, ancak geleneksel medyanın nörobilim uzmanlarının bilgilerine daha fazla yer vermesi önemlidir. Bu, bilimsel doğruluk ve güvenilirlik açısından bir sorumluluk gerektirir.” diye konuştu.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Thu, 04 Apr 2024 23:56:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.2yakahaber.com/images/haberler/2024/04/sag-beyinli-veya-sol-beyinli-iddialarinin-bilimsel-temeli-var-mi-1712264194.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>LÖSEV’e bağışlarınızla önce çocuklar iyileşsin</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.2yakahaber.com/haber/loseve-bagislarinizla-once-cocuklar-iyilessin-57817</link>
                <guid>https://www.2yakahaber.com/haber/loseve-bagislarinizla-once-cocuklar-iyilessin-57817</guid>
                <description><![CDATA[LÖSEV, Ramazan ayında ‘Bağışlarınızla önce çocuklar iyileşsin’ sloganıyla, birçok ailenin sofrasına bereket taşıyor.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>LÖSEV, Ramazan ayında ‘Bağışlarınızla önce çocuklar iyileşsin’ sloganıyla, birçok ailenin sofrasına bereket taşıyor.</p><p></p>

<p><strong>Esmanur GÜLBAHAR/Ahmet GÜNAY/M.Taha ÇELİKBAŞ/HERKES DUYSUN</strong></p>

<p><strong>BURSA (İGFA) -&nbsp;</strong>25 yıldır Türkiye’nin en güvenilen vakıflarından olan<strong>&nbsp;Lösemili Çocuklar Sağlık ve Eğitim Vakfı</strong>, Ramazan ayının ilk gününden itibaren içerisinde bir ailenin ihtiyaç duyabileceği ürünleri içinde bulunduran yardım kolilerini, lösemi ve kanser tedavisi gören hastalara ulaştırmaya devam ediyor.</p>

<p></p>

<p><iframe allow="accelerometer; autoplay; clipboard-write; encrypted-media; gyroscope; picture-in-picture; web-share" allowfullscreen="" frameborder="0" height="720" src="https://www.youtube.com/embed/DbMkpRo9mxI" title="LÖSEV’e bağışlarınızla önce çocuklar iyileşsin" width="730"></iframe></p>

<p><strong>Lösemili&nbsp;</strong>Çocuklar Sağlık ve Eğitim Vakfı (Lösev) Bursa İl Koordinatörü Aslı Sakarya, LÖSEV’in Ramazan ayı faaliyetleriyle ilgili Herkes Duysun muhabirine açıklamalarda bulundu.<br />
<br />
Ramazan ayının başlamasıyla gıda kolilerinin hastalara ulaştırılmaya başlandığını belirten Lösev Bursa İl Koordinatörü Aslı Sakarya, “Bağışlarınızla önce çocuklar iyileşsin sloganımız ile birlikte Ramazan ayında da vakfımıza kayıtlı tüm hastalarımıza yardımlarımızı ulaştırmaya devam ediyoruz. Her ay yapmış olduğumuz maddi yardımların yanı sıra özellikle Ramazan ayında sofraların bereketli geçmesi açısından tedavisi devam etmekte olan hastalarımız öncelikli olmak koşuluyla, Ramazan gıda kolilerimizi ulaştırmaya başladık. 16 Mart Cumartesi günü de Bursaspor Timsah Arena Stadyumu içerisinde ailelere gidecek yüzlerce koli hazırladık ve gönderim sağladık.” dedi.</p>

<p><img height="422" src="https://www.igfhaber.com/static/th/thumbs-b-c-b0d8ac5559be8d307d48cca2bdf8cd12-1710839459-34.jpeg" width="750" /></p>

<p><strong>LÖSEV’İN TEK KAYNAĞI TÜRK HALKININ BAĞIŞLARI</strong></p>

<p>Fitre, zekat ve fidye bağışlarının, hastalara ulaştırılan yardımlarda tek kaynak olduğunu dile getiren<strong>&nbsp;LÖSEV Bursa İl Koordinatörü Aslı Sakarya</strong>, “Ramazan ayı içerisinde saha çalışmalarımızı sürdürmeye devam ediyoruz. Lösemili çocuklar başta olmak üzere yetişkin kanser hastalarımıza da ulaşmak için yoğun bir şekilde hastane ziyaretlerimizi de sürdürüyoruz. Vakıf olarak Ramazan ayı içerisinde fitre, zekat ve fidye bağışlarını da kabul ediyoruz. Bu bağışlar bizler için oldukça önemli çünkü hastalara ulaştırdığımız yardımlarda tek kaynağımız bu bağışlardır. Türk halkının destekleri ile&nbsp;<strong>LÖSEV&nbsp;</strong>yardımları ulaştırıyor. Biz hastaların hayatlarına dokunup bu süreci kolay atlatabilmeleri adına destek oluyoruz. Bağışçılara bir kez daha seslenmek istiyorum: Fitre ve zekat bağışlarınızla önce çocuklar iyileşsin diyoruz.” şeklinde konuştu.</p>

<p><img height="1093" src="https://www.herkesduysun.com/static/ek/ekran-goruntusu-2024-03-19-105300-1710834790-987.png" width="750" /></p>

<p><strong>LÖSEV’E NASIL BAĞIŞ YAPILIR?</strong></p>

<p>Lösev’e bağış yapmak için birçok yol olduğunu belirten Sakarya, “Ofise gelip ziyaret edebilirler, nakit ya da kredi kartı ile resmi bağış makbuzu alarak bağışlarını gerçekleştirebilirler. İnternet bankacılığı uygulamalarından da bağış yapabilirler. Gıda kolisi anlamında destek olunabiliyor. PTT’lerden posta çeki ile herhangi bir masraf ödemeden LÖSEV adını vererek bağışta bulunabilirler. SMS olarak da FİTRE yazarak 1998’e gönderebilirler.” dedi.</p>

<p><img alt="LÖSEV | İletişim Bilgileri" aria-hidden="false" jsaction="VQAsE" jsname="kn3ccd" src="https://www.losev.org.tr/v6/Content/ankara-losev.jpg" /></p>

<p><strong>DOLANDIRICILARA DİKKAT! LÖSEV BAĞIŞ TOPLAMAZ, BAĞIŞ KABUL EDER</strong></p>

<p><strong>LÖSEV adına para toplamaya çalışan dolandırıcılar olduğunu, LÖSEV’in kesinlikle sokakta, elden bağış toplayan bir kurum olmadığını vurgulayan Sakarya şu ifadeleri kullandı:</strong><br />
<br />
“LÖSEV bağış toplamaz, bağış kabul eder. Ofisten,&nbsp;<strong>lösev.org.tr&nbsp;</strong>adresinden, internet bankacılığından ya da 0321 447 06 60 numarasından arayarak güvenli bir şekilde bağışlarını gerçekleştirebilirler. Sokakta karşılarına çıkan LÖSEV’in ismini kullanarak bağış toplayan kimseye itibar etmesinler. LÖSEV tamamen resmi yollardan bağışları kabul eder ve hastalarına ulaştırır.”</p>

<p></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Wed, 20 Mar 2024 00:15:47 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.2yakahaber.com/images/haberler/2024/03/loseve-bagislarinizla-once-cocuklar-iyilessin-1710882947.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Sahur ve iftarda dengeli ve ölçülü olun!</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.2yakahaber.com/haber/sahur-ve-iftarda-dengeli-ve-olculu-olun-57797</link>
                <guid>https://www.2yakahaber.com/haber/sahur-ve-iftarda-dengeli-ve-olculu-olun-57797</guid>
                <description><![CDATA[Sahurda ve iftarda sağlıklı beslenmek için nelere dikkat edilmesi gerektiği hususları yanıtlayan Dyt. Selin Yavuz, "Ramazan ayında sağlıklı beslenme ve dengeli bir yaşam tarzıyla kilo almak veya vermek mümkün" dedi.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Sahurda ve iftarda sağlıklı beslenmek için nelere dikkat edilmesi gerektiği hususları yanıtlayan Dyt. Selin Yavuz, "Ramazan ayında sağlıklı beslenme ve dengeli bir yaşam tarzıyla kilo almak veya vermek mümkün" dedi.</p>

<p><strong>İSTANBUL (İGFA) - </strong>Ramazan ayına resmen giriş bulunuyoruz. Bu dönemde beslenmemize dikkat etmemiz, sağlıklı seçeneklerle ilerlemek büyük önem taşıyor.</p>

<p>Sahurda ve iftarda sağlıklı beslenmek için nelere dikkat edilmesi gerektiğini Dyt. Selin Yavuz cevapladı.</p>

<p><strong>DENGELİ VE ÖLÇÜLÜ OLUNMALI!</strong></p>

<p>İftar ve sahurda aşağıdaki önerilere dikkat etmek faydalı olabilir:</p>

<p><strong>İftarda dikkat edilmesi gerekenler;</strong></p>

<ul>
	<li>&nbsp;&nbsp;&nbsp; İftarda hızlıca çok fazla yemek yemek yerine, hafif bir çorba veya su ile başlayarak mideyi rahatlatmak iyi olabilir.</li>
	<li>&nbsp;&nbsp;&nbsp; Protein kaynaklarından zengin olan, ızgara tavuk, balık, et gibi besinleri tercih etmek tokluk hissini artırabilir.</li>
	<li>&nbsp;&nbsp;&nbsp; Sebzeleri, salataları ve lifli gıdaları öğünlerinize eklemek sindirimi kolaylaştırır.</li>
	<li>&nbsp;&nbsp;&nbsp; Tatlı olarak aşırı şeker içeren yiyeceklerden ziyade, taze meyveleri veya şekersiz tatlıları tercih etmek daha sağlıklı olabilir.</li>
</ul>

<p><strong>Sahurda dikkat edilmesi gerekenler;</strong></p>

<ul>
	<li>&nbsp;&nbsp;&nbsp; Sahurda sindirimi kolay ve uzun süre tok tutan yiyecekler tercih etmek önemlidir. Yulaf ezmesi, tam buğday ekmeği gibi lifli gıdalar ve yumurta gibi protein kaynakları iyi bir seçenektir.</li>
	<li>&nbsp;&nbsp;&nbsp; Bol su içmeyi unutmayın, su vücudu nemli tutar ve gün boyu susuzluğu önler.</li>
	<li>&nbsp;&nbsp;&nbsp; Kahvaltıda süt ve yoğurt gibi kalsiyum kaynaklarına da yer vermek kemik sağlığı için önemlidir.</li>
</ul>

<p>Ayrıca, iftar ve sahur arasında ara öğünlerde de hafif ve sağlıklı atıştırmalıklar tercih edilebilir.</p>

<p>Örneğin, taze meyveler, yoğurt, fındık gibi atıştırmalıklar beslenmeyi dengelemek için faydalı olabilir.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Tue, 12 Mar 2024 18:11:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.2yakahaber.com/images/haberler/2024/03/sahur-ve-iftarda-dengeli-ve-olculu-olun-1710256308.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Protein kaynağı bu üçlüden vazgeçmeyin!</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.2yakahaber.com/haber/protein-kaynagi-bu-ucluden-vazgecmeyin-57792</link>
                <guid>https://www.2yakahaber.com/haber/protein-kaynagi-bu-ucluden-vazgecmeyin-57792</guid>
                <description><![CDATA[Yoğun protein kaynağı olan süt ve süt ürünlerinin oruç tutanları uzun süre tok tutması sebebiyle Ramazan sofralarında bulunması tavsiye ediliyor.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Yoğun protein kaynağı olan süt ve süt ürünlerinin oruç tutanları uzun süre tok tutması sebebiyle Ramazan sofralarında bulunması tavsiye ediliyor.</p>

<p><strong>İSTANBUL (İGFA) - </strong>Yaz aylarına göre oruçlu kalma süresi azalsa da beslenme uzmanları Ramazan boyunca bağışıklık sisteminin korunmasına özen gösterilmesine dikkat çekiyor.</p>

<p>Protein kaynağı süt ve süt ürünleri uzun saatler tok tutarken, sağlıklı bir Ramazan için süt, ayran ve peynirden vazgeçilmemesi uyarısında bulunuldu.</p>

<p>Beslenme uzmanları hava sıcaklıklarının düşük olmasına karşın uzun saatler boyunca aç kalmanın yaratacağı sağlık sorunlarından korunmak amacıyla sofralarda protein kaynağı besinler olan süt ve süt ürünlerine yer vermelerini önerdi.&nbsp;</p>

<p>Ramazanda oruç tutacak kişilere hem dengeli beslenmeyi hem de bağışıklık sistemini korumaya yardımcı olan besinleri tüketmelerini öneren uzmanlar, “Protein ve kalsiyum zengini besinler hem uzun süren tokluk sağladıkları için hem de sindirimi kolaylaştırdığı için Ramazan aylarında tercih edilmesi oruç tutanların sağlığında önemli bir yeri bulunuyor” şeklinde tavsiyelerde bulunuyor.&nbsp;</p>

<p>Sektör temsilcilerinden Arda Aksaray, yoğurt, ayran ve peynirin Ramazan ayında en önemli besin kaynağı olduğuna dikkat çekerek, “Peynir ülkemizin en önemli ve sofralarımızın en sevilen besin kaynağı. Peynirsiz bir kahvaltı ya da bir iftar sofrası düşünmek mümkün değil. Damak tadımıza hitap eden peynir aynı zamanda içeriğindeki sodyum sayesinde oruç tutanların tansiyonunu dengeleme özelliğine de sahip bir besin. Sağlıklı ve ağız tadımızın bozulmadığı bir Ramazan ayında&nbsp;sofralarımızdan sütü, peyniri, yoğurt ve ayranı eksik etmeyelim" dedi.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Tue, 12 Mar 2024 18:10:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.2yakahaber.com/images/haberler/2024/03/protein-kaynagi-bu-ucluden-vazgecmeyin-1710256202.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Dr. Ümit Aktaş okuyucularıyla Bursa’da buluşacak</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.2yakahaber.com/haber/dr-umit-aktas-okuyuculariyla-bursada-bulusacak-57772</link>
                <guid>https://www.2yakahaber.com/haber/dr-umit-aktas-okuyuculariyla-bursada-bulusacak-57772</guid>
                <description><![CDATA[Dr. Ümit Aktaş “İlaçsız Yaşam” kitabının yenilenen baskısı ve son kitabı “Ümitli Bir Gelecek” ile Bursa Kitap Fuarı’nda çocuklar ve büyüklerle bir araya gelecek.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Dr. Ümit Aktaş “İlaçsız Yaşam” kitabının yenilenen baskısı ve son kitabı “Ümitli Bir Gelecek” ile Bursa Kitap Fuarı’nda çocuklar ve büyüklerle bir araya gelecek.</p><p><strong>BURSA (İGFA) - </strong>Önleyici hekimlik bakışı ile en önemli sağlık sorunlarını merkezine alan 7 kitabı ile okuyucularına yol gösteren, son olarak ilk kez çocuklar için kaleme aldığı “Ümitli Bir Gelecek” kitabıyla çocuklara sağlıklı yaşamın şifrelerini veren Fitoterapi Uzmanı Dr. Ümit Aktaş, Bursa Kitap Fuarı’nda hem söyleşi gerçekleştirecek hem de kitaplarını imzalayacak.</p>

<p>İlk kitabı “İlaçsız Yaşam”ın 10. yılında güncellenmiş ve son referanslara göre genişletilmiş 30’uncu baskısı ile yetişkin okuyucularıyla buluşacak Dr. Aktaş, “Ümitli Bir Gelecek” adlı çocuk kitabıyla minik okuyucularını doğanın mucizeleri ile tanıştıracak.</p>

<p>Dr. Ümit Aktaş, TÜYAP Bursa Uluslararası Kongre ve Fuar Merkezi’nde 2-10 Mart tarihleri arasında gerçekleşecek Bursa 21. Kitap Fuarı’nda, 10 Mart Pazar günü saat 14.00’te, Çekirge Salonu’nda “İlaçsız Yaşam” başlıklı söyleşisini gerçekleştirecek. Doğru beslenme ve ilaçsız yaşamın sağlığımız üzerindeki iyileştirici gücünü ortaya koyarken, hastalıklara karşı çarenin ilaçta değil doğru beslenmede olduğunu anlatacak olan Dr. Ümit Aktaş, katılımcıların sorularını da yanıtlayacak.</p>

<p>Hayy Kitap tarafından başlatılan ‘Çokçocuk- Yeryüzü İyilik Hareketi’ne çocuklar için kaleme aldığı ilham dolu öykü kitabı “Ümitli Bir Gelecek” ile katılan Dr. Ümit Aktaş; kendi yaşam öyküsü üzerinden, çocuklara doğaya sahip çıkmanın, doğal beslenmenin, sağlıklı yaşamayı öğrenmenin ve içlerindeki potansiyeli fark etmelerinin önemini anlattığı kitabıyla fuar süresince minik okuyucularıyla da buluşacak.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 04 Mar 2024 23:00:39 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.2yakahaber.com/images/haberler/2024/03/dr-umit-aktas-okuyuculariyla-bursada-bulusacak-1709582439.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Korku ve kaygı arasındaki fark nedir?</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.2yakahaber.com/haber/korku-ve-kaygi-arasindaki-fark-nedir-57771</link>
                <guid>https://www.2yakahaber.com/haber/korku-ve-kaygi-arasindaki-fark-nedir-57771</guid>
                <description><![CDATA[Korkunun tamamen ana özgü olduğunu vurgulayan Uzman Klinik Psikolog Merve Umay Candaş Demir, çözülmemiş sorunların kişinin olağan durumlarda bile tedirgin, endişeli ve kaygılı olmasına yol açtığını kaydetti.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Korkunun tamamen ana özgü olduğunu vurgulayan Uzman Klinik Psikolog Merve Umay Candaş Demir, çözülmemiş sorunların kişinin olağan durumlarda bile tedirgin, endişeli ve kaygılı olmasına yol açtığını kaydetti.</p><p><strong>İSTANBUL (İGFA) -&nbsp;</strong>Uzman Klinik Psikolog Merve Umay Candaş Demir, kaygı ve korku ile anksiyete arasındaki farkı anlattı.&nbsp;</p>

<p>Korku ve kaygının en eski çağlardan günümüze insanların önemli sorunu olduğunu dile getiren Uzman Klinik Psikolog Merve Umay Candaş Demir, “Hepimiz kendimizi güvende hissetmek isteriz, güvende olamadığımız zamanlar var olamıyoruz ve bu güven hissi de ihtiyaçlar hiyerarşisinde en alt basamakta yer alıyor. Bu da Maslow’un İhtiyaçlar Hiyerarşisinde bulunuyor.” dedi.</p>

<p><img height="500" src="https://www.igfhaber.com/static/17/1709544757-merveumay1-1709549331-418.jpeg" width="750" /></p>

<p>Korkunun şu an var olan somut tehdit ve tehlike ile ilgili olduğunu dile getiren Uzman Klinik Psikolog Merve Umay Candaş Demir, "Örneğin ormanda vahşi bir hayvan ya da büyük bir patlama, doğal afet ve diğer insanların tehdit ve saldırılarına maruz kalan bir kişi, o an korku yaşar. Yani, korku tamamen o ana özgüdür.&nbsp;Kaygı ise, kişinin yaşadığı o anda ve gelecekte nasıl gerçekleşeceği belli olmayan; belki de gerçekleşmesi hiç muhtemel olmayan öznel bir durumla ilgili endişe ve tedirginlik duyma hali olarak tanımlanabilir.&nbsp; Bireyler kendilerine acı veren durumları inkâr ederler, reddederler, yok sayarlar. İçsel ve dışsal teması keserler ve dolayısıyla savunma mekanizmalarına başvururlar. Bastırılan, bilinç dışına itilen bu durumlar, çözülmemiş sorunlar kişinin olağan durumlarda bile tedirgin, endişeli ve kaygılı olmasına yol açar.” diye konuştu.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 04 Mar 2024 23:00:12 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.2yakahaber.com/images/haberler/2024/03/korku-ve-kaygi-arasindaki-fark-nedir-1709582412.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Tırnaklardan hastalık sinyali!</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.2yakahaber.com/haber/tirnaklardan-hastalik-sinyali-57766</link>
                <guid>https://www.2yakahaber.com/haber/tirnaklardan-hastalik-sinyali-57766</guid>
                <description><![CDATA[Tırnaklarımız parmak uçlarına destek vererek dokunma ve taşımayı sağlayan önemli yapılar olduğu gibi kozmetik olarak da hayatımızın merkezinde yer alıyorlar. Bakımlı olmanın en önemli göstergelerinden biri olan tırnaklarımız aynı zamanda pek çok ciddi hastalığın işareti de olabiliyor]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Tırnaklarımız parmak uçlarına destek vererek dokunma ve taşımayı sağlayan önemli yapılar olduğu gibi kozmetik olarak da hayatımızın merkezinde yer alıyorlar. Bakımlı olmanın en önemli göstergelerinden biri olan tırnaklarımız aynı zamanda pek çok ciddi hastalığın işareti de olabiliyor</p><p>İSTANBUL (İGFA) - Dermatoloji Uzmanı Dr. Şenay Ağırgöl,&nbsp; tırnaklarda aniden oluşan veya giderek artış gösteren değişimlerde hekime başvurmak gerektiğine dikkat çekti.</p>

<p>Yaygın görülen pek çok önemli hastalık tırnakların renginde, şeklinde veya yüzeyinde &nbsp;oluşan değişimlerle kendini belli edebileceğine vurgu yapan Dr. Ağırgöl, "Değişimlerin dikkate alınması, çeşitli dermatolojik veya sistemik hastalıkların tanı konulmasına yardımcı olabilir. Bu nedenle kişinin tırnak değişimini açıklayacak protez tırnak ve yapıştırıcı kullanmak gibi belirgin bir aktivasyonu yoksa dermatoloji hekimine başvurmasında fayda vardır.” dedi.</p>

<p>Dermatoloji Uzmanı Dr. Şenay Ağırgöl, tırnaklarda oluşan değişimlerin işaret edebilecekleri bazı hastalıkları anlattı; önemli öneriler ve uyarılarda bulundu.&nbsp;</p>

<p><strong>SARI TIRNAK&nbsp;</strong></p>

<p>Tırnak ve çevresindeki dokuların giderek kalınlaşırken tırnakların sarı renk almaya başlaması ‘sarı tırnak sendromu’ olarak ifade ediliyor. &nbsp;“Tüm tırnakları etkileyen sarı renk önemlidir ve bu tablo akciğer hastalıkları, lenfödem ile kronik sinüzitle ilişkili olabilir” bilgisini veren Dr. Şenay Ağırgöl, şöyle devam ediyor: “Deri hastalıklarında sarı renk değişikliği en sık mantar nedeniyle görülür. Mantar ilerlediği zaman tırnağın sertliğini bozar. Tırnak yumuşak ve kırılgan hale gelerek kalınlaşır, ardından dökülür. Erken fark edilirse kolayca tedavi edilebilir, ancak kalınlık artınca aylar süren ilaç tedavisi kullanmak gerekir”&nbsp;</p>

<p><strong>KAŞIK TIRNAK&nbsp;</strong></p>

<p>Tırnak bombeliğinin değişerek tırnak ortasının çökük, kenarlarının kalkık hale gelmesi ‘kaşık tırnak’ olarak ifade ediliyor. &nbsp;Dermatoloji Uzmanı Dr. Şenay Ağırgöl, kaşık tırnağın en sık demir eksikliği anemisi nedeniyle oluştuğunu vurgulayarak, “Ayrıca tiroit, tip 2 diyabet ve plummer vinson gibi yemek borusu hastalıklarında veya kanserlerde de kaşık tırnak oluşabilir. Tırnaklar kaşık şeklini almaya başladıysa, en azından vücuttaki demir miktarına baktırmakta fayda vardır” &nbsp;diyor.&nbsp;</p>

<p><img height="501" src="https://www.igfhaber.com/static/17/1709534128-3-1709559770-0.jpeg" width="750" /></p>

<p><strong>TIRNAKTA BOMBELEŞME&nbsp;</strong></p>

<p>Normalde iki tırnak birbirine değdirilince elmas deseni görülürken, tırnağın bombeliği arttığında bu görüntü bozuluyor. Tırnakta bombeleşme; akciğer hastalıkları, kalp hastalıkları, akciğer kanseri, kalp zarı enfeksiyonları, doğumsal kalp hastalığı, akciğer absesi, inflamatuar bağırsak hastalıkları, siroz ve sindirim sistemi kanserlerinin belirtisi olabiliyor. Tek taraflı bombelik artışı da aynı taraftaki damarlarda oluşan bir soruna işaret edebiliyor.</p>

<p><strong>TERİ TIRNAĞI&nbsp;</strong></p>

<p>Tırnak yatağının uç kısmında az bir bölümünün ince bant şeklinde kırmızı ve kahverengi, diğer kısmının ise tamamen beyaz renk alması ‘teri tırnağı’ olarak adlandırılıyor. Karaciğer hastalıkları, siroz, otoimmün hepatit, romatoit artrit, reiter sendromu, tip 2 diyabet, kalp hastalıkları veya böbrek yetmezliğinin belirtisi olabiliyor. Teri tırnağının ilerleyen yaşla birlikte görülme sıklığının arttığını belirten Dr. Şenay Ağırgöl, “Tırnak dip kısımları beyaz ve ucu ay şeklinde bir görünüm aldıysa hekime başvurmak gerekir” diyor.&nbsp;</p>

<p><img height="501" src="https://www.igfhaber.com/static/17/1709534129-4-1709559702-611.jpeg" width="750" /></p>

<p><strong>YÜKSÜK TIRNAK&nbsp;</strong></p>

<p>Tırnak üzerinde minik çukurcukların oluşturduğu yüksük tırnak genellikle cilt hastalıkları sebebiyle oluşuyor. En yaygın nedenlerinden biri olan el egzamaları uzun süre devam ederse ve tedavi edilmezse tırnak yapısını da bozabiliyor. &nbsp;Ayrıca sedef, sarkoidoz, lupus ve liken hastalıklarında da çukurcuklar görülebiliyor. Tüm tırnakları etkileyen yüksük tırnak şiddetli bir saçkıran nedeniyle de gelişebiliyor. &nbsp;</p>

<p><strong>BEYAZ TIRNAK&nbsp;</strong></p>

<p>Beyazlık tırnağın tamamını kaplayabileceği gibi çizgisel veya noktasal şekilde olabiliyor. Beyaz tırnaklar çoğunlukla manikür ve tırnak yeme gibi sorunlardan kaynaklansalar da bazen altta sistemik veya genetik bir hastalık yatabiliyor. Arsenik ve ağır metal zehirlenmeleri, &nbsp; vitamin eksiklikleri, böbrek yetmezliği, sinir hastalıkları, polisitemia vera, hemokromatozis, &nbsp;kindler sendromu ile lupus hastalıklarının yanı sıra organ nakli ve ilaçların yan etkileri sebep olabiliyor. Dermatoloji Uzmanı Dr. Şenay Ağırgöl, deri hastalıklarında da sedef, liken, tırnak mantarı, saçkıran ve vitiligo hastalıklarının beyaz tırnağa yol açabileceğini vurgulayarak, “Her beyaz tırnak hastalık değildir, ancak hekimin değerlendirmesinde fayda vardır” diyor.&nbsp;</p>

<p><img height="501" src="https://www.igfhaber.com/static/17/1709534130-6-1709559711-494.jpeg" width="750" /></p>

<p><strong>KIRILGAN TIRNAK&nbsp;</strong></p>

<p>En çok el tırnaklarında görülen ‘kırılgan tırnak’ genellikle vücutta su ve yağ içeriği azaldığı zaman oluşuyor. &nbsp;Dermatoloji Uzmanı Dr. Şenay Ağırgöl, travmalar, liken, saçkıran ve darier hastalığı, egzama gibi cilt hastalıkları ile tiroit hastalıkları, beslenme bozuklukları ve romatizmal hastalıklar gibi sistemik hastalıkların, çinko ile C vitamini, E &nbsp;vitamini eksiklikleri ile ilaçların yan etkilerinin de tırnakların kırılmasına neden olabileceğini belirterek, &nbsp;sözlerine şöyle devam ediyor: “Kırılgan tırnaklarda öncelikle buna yol açan hastalık varsa, tedavi edilmelidir. Destekleyici ve takviye edici gıdalar verilebilir. Demir, çinko ile biotin tırnak kırılganlığını azaltmada etkili olabilir. Tırnak nemlendiricileri ve kısa süreli tırnak cilası uygulamak da tırnağı destekleyebilir”&nbsp;</p>

<p><strong>TIRNAK AYRILMASI</strong></p>

<p>Tırnak plağı tırnak yatağından ayrılınca, araya renk yapan bakterilerin &nbsp; girmesi nedeniyle tırnak yeşil veya kahverengi renk alabiliyor. Mantarlar da bu açıklıktan tırnağa eklenebiliyor ve bunun sonucunda tırnak kalınlaşabiliyor. Tırnak ayrılması genellikle travma, tırnak mantarı ve egzama gibi etkenler sonucu oluşsa da bazen sebebi bulunamıyor. Dr. Şenay Ağırgöl, tırnak ayrılmasının tedavisinde travma, su ve deterjandan kaçınmanın en önemli basamak olduğunu belirterek, “Ayrılan bölgelere enfeksiyon eklenmemesi için dikkat edilmelidir. Tırnak yatağı sert şekilde temizlenmemelidir. Temizlik yaparken plastik eldiven altına pamuklu eldiven takılmalıdır. Tırnaklar düzelene kadar kalıcı tırnak uygulamalarından kaçınılmalıdır” diye konuşuyor.&nbsp;</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 04 Mar 2024 22:58:57 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.2yakahaber.com/images/haberler/2024/03/tirnaklardan-hastalik-sinyali-1709582337.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>İnsanlığın en eski refleksi: Korku ve kaygı!</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.2yakahaber.com/haber/insanligin-en-eski-refleksi-korku-ve-kaygi-57761</link>
                <guid>https://www.2yakahaber.com/haber/insanligin-en-eski-refleksi-korku-ve-kaygi-57761</guid>
                <description><![CDATA[Korkunun şu an var olan somut tehdit ve tehlike ile ilgili olduğunu dile getiren uzmanlar, büyük bir patlama, doğal afet veya diğer insanların tehdit ve saldırılarına maruz kalan kişilerin o an korku yaşadıklarını söylüyor. Korkunun tamamen ana özgü olduğunu vurgulayan Uzman Klinik Psikolog Merve Umay Candaş Demir, çözülmemiş sorunların kişinin olağan durumlarda bile tedirgin, endişeli ve kaygılı olmasına yol açtığını kaydetti.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><strong></strong></p>

<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Feneryolu Tıp Merkezi Uzman Klinik Psikolog Merve Umay Candaş Demir, kaygı ve korku ile anksiyete arasındaki farkı anlattı.<strong> </strong></p>

<p><strong>Korku ve kaygının en eski çağlardan günümüze insanların önemli sorunu</strong></p>

<p>Korku ve kaygının en eski çağlardan günümüze insanların önemli sorunu olduğunu dile getiren Uzman Klinik Psikolog Merve Umay Candaş Demir, “Hepimiz kendimizi güvende hissetmek isteriz, güvende olamadığımız zamanlar var olamıyoruz ve bu güven hissi de ihtiyaçlar hiyerarşisinde en alt basamakta yer alıyor. Bu da Maslow’un İhtiyaçlar Hiyerarşisinde bulunuyor.” dedi.</p>

<p><strong>Korku şu an var olan somut tehdit ve tehlike ile ilgili</strong></p>

<p>Korkunun şu an var olan somut tehdit ve tehlike ile ilgili olduğunu dile getiren Uzman Klinik Psikolog Merve Umay Candaş Demir, şunları anlattı:</p>

<p>“Örneğin ormanda vahşi bir hayvan ya da büyük bir patlama, doğal afet ve diğer insanların tehdit ve saldırılarına maruz kalan bir kişi, o an korku yaşar. Yani, korku tamamen o ana özgüdür. </p>

<p><strong>Savunma mekanizmasına ne zaman başvurulur?</strong></p>

<p>Kaygı ise, kişinin yaşadığı o anda ve gelecekte nasıl gerçekleşeceği belli olmayan; belki de gerçekleşmesi hiç muhtemel olmayan öznel bir durumla ilgili endişe ve tedirginlik duyma hali olarak tanımlanabilir. </p>

<p>Bireyler kendilerine acı veren durumları inkâr ederler, reddederler, yok sayarlar. İçsel ve dışsal teması keserler ve dolayısıyla savunma mekanizmalarına başvururlar. Bastırılan, bilinç dışına itilen bu durumlar, çözülmemiş sorunlar kişinin olağan durumlarda bile tedirgin, endişeli ve kaygılı olmasına yol açar.”</p>

<p><strong>Kaygının artık başa çıkılamayacak düzeyde kendini göstermesi</strong></p>

<p>Kaygının artık başa çıkılamayacak düzeyde kendini gösterdiğinde kaygı bozuklukları ya da anksiyete bozuklukları adını aldığını da ifade eden Uzman Klinik Psikolog Merve Umay Candaş Demir, “Psikopatolojik bir duruma dönüşür. Aslında tedavi gerektiren bir noktaya gelir. Kaygı bozukluklarında aşırı düzeyde ya da sık yaşanan bir kaygı mevcuttur. ‘Kaygı bozuklukları’ başlığı altında ise panik bozukluk, ayrılma kaygısı bozukluğu, seçici konuşmazlık (otizm), özgül fobi, sosyal fobi, agorafobi, yaygın kaygı bozukluğu başlıkları bulunuyor.” dedi.</p>

<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 04 Mar 2024 22:56:33 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.2yakahaber.com/images/haberler/2024/03/insanligin-en-eski-refleksi-korku-ve-kaygi-1709582193.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Soğuk havalarda su içmekten kaçınmayın</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.2yakahaber.com/haber/soguk-havalarda-su-icmekten-kacinmayin-57720</link>
                <guid>https://www.2yakahaber.com/haber/soguk-havalarda-su-icmekten-kacinmayin-57720</guid>
                <description><![CDATA[Soğuk havalarda düşen metabolizma hızının vücudun su tüketimi isteğini doğrudan azalttığına dikkat çeken Diyetisyen Pınar Bozkurt, suyun yerini tuttuğu düşüncesiyle içilen çay, kahve ve bitki çaylarının da eklenmesiyle vücutta sıvı kaybının (dehidrasyon) kaçınılmaz olarak oluştuğu ve bu yüzden düzenli su tüketilmesi gerektiğini belirtti.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Soğuk havalarda düşen metabolizma hızının vücudun su tüketimi isteğini doğrudan azalttığına dikkat çeken Diyetisyen Pınar Bozkurt, suyun yerini tuttuğu düşüncesiyle içilen çay, kahve ve bitki çaylarının da eklenmesiyle vücutta sıvı kaybının (dehidrasyon) kaçınılmaz olarak oluştuğu ve bu yüzden düzenli su tüketilmesi gerektiğini belirtti.</p>

<p><strong>BURSA (İGFA) -&nbsp;</strong>Bursa Şehir Hastanesi’nde görevli Diyetisyen Pınar Bozkurt, kış aylarında su tüketiminin önemi ile ilgili açıklamalarda bulundu. Özellikle soğuk kış günlerinde susama isteğinin daha da azaldığını dile getiren Bozkurt, “Susamak aslında doğal fizyolojik bir olaydır. Vücudumuzun çeşitli işlemlerinin yerine getirilmesi için daha fazla sıvıya ihtiyacı olduğunu gösterir. Bu yüzden 4 mevsimde de susama ihtiyacımız olmadan düzenli su içmek sağlığımız için çok önemlidir” dedi.<br />
<br />
Sağlıklı yetişkin bir bireyin günlük su ihtiyacının aldığı kaloriye göre çeşitlilik gösterse de günde ortalama 8 - 12 bardak kadar olduğu bilgisini veren Bozkurt, “İçtiğimiz süt, ayran, taze sıkılmış meyve suyu, maden suyu ve hatta çorbalar günlük sağlıklı su alımımız için gereklidir. Ancak çokça içtiğimiz çay ve kahve içerdikleri kafein miktarı yüzünden fazlaca idrar çıkışı ve vücuttan su kaybına neden olmaktadırlar” şeklinde kullandı.</p>

<p><img src="https://www.igfhaber.com/static/2-/2-1708070793-531.jpeg" style="height:497px; width:750px" /><br />
<br />
<strong>BİTKİ ÇAYLARINA DİKKAT</strong><br />
Kabızlık, ödem atma, zayıflama amaçlı kullanılan çeşitli bitki çayları, idrar çıkışını arttırdıkları ve ishal yaptıkları gerekçesiyle fazlaca sıvı kaybına neden olduğuna dikkat çeken Dyt. Bozkurt “Unutmayalım ki bitki çayları birer ilaç etken maddesidir. Basit bir soğuk algınlığı için kullandığımız ekinezya, alerjik reaksiyonlara; zayıflama için kullandığımız yeşil çay, ani tansiyon değişikliklerine; yine zencefil ve zerdeçal kan sulandırıcı etkisiyle çeşitli sağlık sorunlarına yol açabilmektedir. Bu sebeple bitki çaylarını günde 1 veya 2 defa tüketmeli, yine sağlık sorunumuz varsa ve devamlı kullandığımız bir ilacımız varsa bu ilaçlarla bu bitkilerin etkileşmediğinden emin olmalıyız. Bu bilgilere ulaşmak için hekimden veya diyetisyenden yardım alabiliriz” diye konuştu.</p>

<p><img src="https://www.igfhaber.com/static/di/diyetisyen-pinar-bozkurt-1708070799-746.jpeg" style="height:437px; width:750px" /><br />
<br />
<strong>AROMALANDIRILMIŞ İÇECEKLER SIVI KAYNAĞI DEĞİLDİR</strong><br />
Tüm içecekler içinde suyun en sağlıklı seçim olduğunun altını çizen Dyt. Bozkurt, son olarak şunları kaydetti:<br />
“Hazır meyve suları, tatlandırılmış, aromalandırılmış çeşitli içecekler, günlük hayatta kullandığımız sıvı kaynağımız olarak görülse de bunlar içerdikleri kimyasal şeker, kafein, katkı maddeleri, koruyucu maddelerinden dolayı sağlıklı seçenekler değillerdir. Bütün içecekleri değerlendirdiğimizde su basit olarak en sağlıklı seçimdir. Günlük tükettiğimiz çay, kahve, meyve suyu gibi içecekler suyun yerine geçmemektedir. Hatta vücuttan su kaybına neden olurlar. Bu yüzden işte, okulda, evde suyumuz her zaman gözümüzün önünde, elimizin altında olmalıdır. Hangi yaşta olursak olalım, sağlıklı yaşayabilmek için her zaman su içmeye özen gösterelim.”</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Fri, 16 Feb 2024 15:57:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.2yakahaber.com/images/haberler/2024/02/soguk-havalarda-su-icmekten-kacinmayin-1708088237.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Pasif içici olarak her yıl en az 1 milyon insan sigara dumanına maruz kalıyor</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.2yakahaber.com/haber/pasif-icici-olarak-her-yil-en-az-1-milyon-insan-sigara-dumanina-maruz-kaliyor-57680</link>
                <guid>https://www.2yakahaber.com/haber/pasif-icici-olarak-her-yil-en-az-1-milyon-insan-sigara-dumanina-maruz-kaliyor-57680</guid>
                <description><![CDATA[Tütün ve tütün ürünleri her yıl 8 milyondan fazla insanın ölümüne sebep oluyor. Sigara içmeyen ve pasif içici olarak sigara dumanına maruz kalan tahmini 1,3 milyon kişinin de bulunduğunu ve böylelikle bu tablonun daha da ağırlaştığını paylaşan Anadolu Sağlık Merkezi Hastanesi Göğüs Hastalıkları Uzmanı Doç. Dr. Tayfun Çalışkan, “Sigara bilindiği üzere akciğer kanserinin nedenlerinin başında geliyor. Tüm akciğer kanserlerinin yüzde 80-90’ının sigara kaynaklı olduğu görülüyor. Bu da demek oluyor ki akciğer kanseri, sigara bağımlılığından kurtularak önlenebilir” açıklamasında bulundu.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><strong></strong></p>

<p>Dünya Sağlık Örgütü’nün 2020 yılında yaptığı araştırmaya göre dünya nüfusunun yüzde 22,3’ü tütün kullanıyor ve içmeyi bırakmayanların yarısı da bu sebepten hayatını kaybediyor. İçerisinde 7 binden fazla zararlı kimyasal madde bulunduran sigaranın, DNA hasarı oluşturarak hücresel fonksiyonlar üzerinde çok ciddi etkileri bulunuyor. Tütün içmenin (sigara, puro ve pipo dahil) akciğer kanseri için birincil risk faktörü olduğunu hatırlatan Anadolu Sağlık Merkezi Hastanesi Göğüs Hastalıkları Uzmanı Doç. Dr. Tayfun Çalışkan, “Bunun dışında hamilelikte sigara kullanımı veya çocukların sigara dumanına maruz kalmaları da çocukların akciğer gelişimini olumsuz etkiliyor ve astım oluşma riskini arttırıyor. Sigara içen astım hastalarında içmeyenlere göre, kronik obstrüktif akciğer hastalığı (KOAH) gelişme riskinin daha yüksek olduğu biliniyor” dedi.</p>

<p><strong>Sigarayı bırakmak KOAH’ın ilerlemesini durdurulabilir</strong></p>

<p>Sigara ile ilişkili oluşan ve rastlanma sıklığı en yüksek hastalığın KOAH olduğunu açıklayan Doç. Dr. Tayfun Çalışkan, “KOAH; öksürük, yoğun balgam ve nefes darlığı ile seyreden aynı zamanda kronik, ilerleyici ama önlenebilir bir hastalık. KOAH’ın ilerlemesini ve buna bağlı ölümlerin azaltılmasında en etkili yöntem, sigaranın bırakılması. Sigara, akciğerin süngerimsi yapısını bozarak normal işleyişine zarar veren bir dizi hastalığa da neden olabiliyor. Bunlardan sigara ile güçlü ilişkisi olanlar; respiratuar bronşiyolit, deskuamatif intersitisyel pnömoni ve langerhans hücreli histiyositosistir” diye konuştu.</p>

<p><strong> </strong></p>

<p><strong>Daha önce sigara içilmiş bir evde bulunmak bile risk</strong></p>

<p>Direkt olarak başkasının içtiği sigaranın dumanına maruz kalınması olan pasif içicilik yani ikincil maruziyetin de sağlığa zararlı olduğunu hatırlatan Doç. Dr. Tayfun Çalışkan, “Üçüncül maruziyet ise, kapalı ortamda sigara içilmesine bağlı, kıyafet, mobilya, yatak, perde gibi yumuşak yüzeylerde nikotin, formaldehid ve naftalin gibi kimyasalların birikmesine ve buna maruz kalınmasına bağlı gerçekleşir” dedi.</p>

<p>Sigaranın akciğer kanserlerinin yanı sıra koroner arter hastalığı, inme ve gebelerde düşük doğum ağırlığına da sebep olabildiğini paylaşan Doç. Dr. Tayfun Çalışkan, “Sigara ayrıca, bebek ve çocuklarda ani bebek ölüm sendromu, akciğer enfeksiyonları, kulak enfeksiyonu ve astım ataklarına da yol açabiliyor” şeklinde konuştu.</p>

<p><strong> </strong></p>

<p><strong>Ancak bir yıl sigara içmeyince sigara bırakılmış sayılıyor</strong></p>

<p>Sigara bırakma polikliniklerinde tütün ürünleri kullanan ancak bir yandan da bırakmak isteyen kişilere psikososyal destek sağlanarak ve gerekli görülen hastalara nikotin replasman tedavileri uygulanarak sigaranın bırakılmasına yardımcı olunduğunun altını çizen Doç. Dr. Tayfun Çalışkan, “Sigara bırakma başarısı demek, bir yıl boyunca hiç sigara içilmemesi demektir. Kendi kendine bırakma stratejisinde başarı oranı yüzde 8-25 iken, sigara bırakma polikliniğine başvuran kişilerde başarı oranı yüzde 20-40 arasında saptanıyor. Bu nedenle bırakmak isteyen kullanıcıların profesyonel destek alınması hayati önem taşıyor” dedi.</p>

<p> </p>

<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Thu, 08 Feb 2024 23:47:56 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.2yakahaber.com/images/haberler/2024/02/pasif-icici-olarak-her-yil-en-az-1-milyon-insan-sigara-dumanina-maruz-kaliyor-1707425276.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Temizlik yaparken sağlığınızdan olmayın</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.2yakahaber.com/haber/temizlik-yaparken-sagliginizdan-olmayin-57664</link>
                <guid>https://www.2yakahaber.com/haber/temizlik-yaparken-sagliginizdan-olmayin-57664</guid>
                <description><![CDATA[Nev Esentepe Göğüs Hastalıkları Bölümü’nden Uzm. Dr. Mustafa Kolsuz, birçok kimyasal madde karıştırılarak yapılan temizliğin, kişide sağlık problemlerine yol açabileceği konusunda önemli uyarılarda bulundu.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Nev Esentepe Göğüs Hastalıkları Bölümü’nden Uzm. Dr. Mustafa Kolsuz, birçok kimyasal madde karıştırılarak yapılan temizliğin, kişide sağlık problemlerine yol açabileceği konusunda önemli uyarılarda bulundu.</p><p style="text-align: justify;"><strong>BURSA (İGFA) - </strong>Temizlik yaparken kullanılan dezenfektanlar ve deterjanların, sanıldığı kadar masum ve zararsız olmadığını ifade eden Nev Esentepe Göğüs Hastalıkları Bölümü’nden Uzm. Dr. Mustafa Kolsuz, "İçeriğindeki kimyasalların kullanım şekline ve miktarına bağlı olarak, sağlığımıza ciddi olumsuz etkilerini fark etmiyor ya da anlamıyoruz. Biraz çaba ile akciğer sağlığını riske atmadan, hatta çevre dostu temizlik yapmak mümkün" dedi.</p>

<p style="text-align: justify;"><b>ASTIMLI BİREYLER, DOĞAL İÇERİKLİ TEMİZLİK MALZEMELERİ KULLANMALI</b></p>

<p style="text-align: justify;">Uzm. Dr. Kolsuz, “Astımlı bireyler ev temizliğinde doğal içerikli temizlik malzemeleri kullanmaya devam etmelidirler. Kimyasal katkılı deterjanlar yerine sirke, karbonatlı su, Arap sabunu gibi ürünleri kullanmaları daha uygundur. Sprey şeklindeki temizlik malzemeleri ve yüksek uçuculuğu olanlar, solunum şikayetlerine daha çok yol açmakta olup, ürünlerin bu şekilde kullanımından kaçınılmalıdır. Temizlik maddeleri birbirine karıştırıldığında ortaya farklı gazlar çıkmakta ve astımlı hastalarda çok ciddi sağlık problemlerine yol açabilmektedir. Bu şekilde karıştırma yapılmamalıdır. Astım hastalarının bazı durumlarda temizlik yaparken maske kullanması gerekebilir” dedi.</p>

<p style="text-align: justify;"><img height="750" src="https://www.igfhaber.com/static/uz/uzm-dr-mustafa-kolsuz-1707295843-212.jpeg" width="750" /></p>

<p style="text-align: justify;"><b>HAMİLELER EV TEMİZLİĞİ YAPARKEN DİKKATLİ OLMALI</b></p>

<p style="text-align: justify;">Ev temizliğinde kullanılan temizlik malzemelerinin, içerdikleri kimyasallarla hamilelikte hem anne hem de doğacak bebeğin sağlığını olumsuz etkileyebileceğini belirten Uzm. Dr. Kolsuz, “Kimyasal maddeler, anne karnındaki bebeğin gelişimine etki ederek bir veya daha fazla organ sisteminde bozulmalara sebep olabilmektedir. Gebelikte maruz kalınan kimyasallar; düşüklere, ölü doğuma, doğumsal anomalilere, düşük doğum ağırlıklı endokrin (iç salgı) bezlerinde bozukluk olan bebeklerin dünyaya gelmesine sebep olabilmektedir. Bu nedenle gebe kadınların, ev temizliğinde kullanılan kimyasal maddelerden sakınmaları gerekmektedir” diye konuştu.</p>

<p style="text-align: justify;"><img height="723" src="https://www.igfhaber.com/static/go/gorsel-2-1707295856-535.jpeg" width="750" /></p>

<p style="text-align: justify;"><b>ÇAMAŞIRLAR EVDE KURUTULMAMALI</b></p>

<p style="text-align: justify;">Uzm. Dr. Kolsuz, “Çamaşırların ev içinde kurutulmaması önerilir. Çünkü özellikle yumuşatıcı da kullanıldıysa, ev içindeki hava yumuşatıcı buharı ile dolarak astım ataklarına neden olabilmektedir. Temizlik malzemelerinin gereksiz ve aşırı tüketiminden kaçınılmalıdır, aşırı tüketim zararlı maddelere daha yoğun miktarda maruz kalınmasına sebep olur. Bu durumun önlenmesi için daha güvenli ürünlerin seçilmesi ve havalandırmanın sağlanması çok önemlidir” dedi.</p>

<p style="text-align: justify;"><b>SABUN TEMİZLİK İÇİN YETERLİ BİR MADDE</b></p>

<p style="text-align: justify;">Son olarak Uzm. Dr. Mustafa Kolsuz, “Sabun ana maddesi bitkisel ve/veya hayvansal yağların veya yağ asitlerinin alkali maddeler ile tepkimesi sonucu üretilen ve genel anlamda insan vücudunun, canlılarla eşyaların temizlenmesinde kullanılan ilk ve en eski kişisel bakım malzemesidir. Ne yazık ki sabunlar tek başına yeterli bir temizlik malzemesi olmasına rağmen 1940’lı yıllarda eski önemlerini kaybedip, yerlerini yeni keşfedilen deterjanlara bırakmıştır” diyerek sözlerine son verdi.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Wed, 07 Feb 2024 22:40:32 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.2yakahaber.com/images/haberler/2024/02/temizlik-yaparken-sagliginizdan-olmayin-1707334832.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Bu öneriler boğaz ağrısını hafifletiyor</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.2yakahaber.com/haber/bu-oneriler-bogaz-agrisini-hafifletiyor-57644</link>
                <guid>https://www.2yakahaber.com/haber/bu-oneriler-bogaz-agrisini-hafifletiyor-57644</guid>
                <description><![CDATA[Kış mevsiminde oldukça sık görülen bir sorun olan ‘boğaz ağrısı’ yaşam kalitemizi olumsuz etkileyecek boyutlara ulaşabiliyor. Yutkunmayla şiddeti artan, kaşıntı, tahriş ve yanma hissinin eşlik ettiği boğaz ağrısında besinleri çiğnemek, hatta su içmek bile ızdıraba dönüşebiliyor. Boğaz ağrısı, sigara kullanımından alerji oluşturan etkenlere, anjinden tümöre kadar pek çok faktörden kaynaklanabiliyor. Kış aylarında en sık virüslerin yol açtıkları nezle, grip ile Covid-19 gibi enfeksiyonlar nedeniyle görülüyor.  Acıbadem Dr. Şinasi Can (Kadıköy) Hastanesi Kulak, Burun ve Boğaz Hastalıkları Uzmanı Doç. Dr. Ayça Özbal Koç,  boğaz ağrısının süresi uzadığında ve ek yakınmalar başladığında mutlaka bir hekime başvurmak gerektiğine dikkat çekerek, “Kış aylarında nedeni genellikle virüs kaynaklı enfeksiyonlar olsa da boğaz ağrısına pek çok hastalık yol açabiliyor. Dolayısıyla,  hekime danışılmadan boğaz ağrısını gidermeye çalışmak o hastalığı şiddetlendiriyor ve bunun sonucunda tedaviyi güçleştiriyor. Uzayan boğaz ağrısında altta yatan etkenin tespit edilmesi için detaylı muayene ve gerekli durumlarda tetkikler yapılıyor. Tanı konulduktan sonra  hedefe yönelik ve hastaya uygun tedaviye başlanıyor” diyor. Kulak, Burun ve Boğaz Hastalıkları Uzmanı Doç. Dr. Ayça Özbal Koç,  üst solunum yolu enfeksiyonlarından kaynaklanan boğaz ağrısına karşı dikkat etmeniz gereken kuralları anlattı; önemli önerilerde bulundu! ]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Kış mevsiminde oldukça sık görülen bir sorun olan ‘boğaz ağrısı’ yaşam kalitemizi olumsuz etkileyecek boyutlara ulaşabiliyor. Yutkunmayla şiddeti artan, kaşıntı, tahriş ve yanma hissinin eşlik ettiği boğaz ağrısında besinleri çiğnemek, hatta su içmek bile ızdıraba dönüşebiliyor. Boğaz ağrısı, sigara kullanımından alerji oluşturan etkenlere, anjinden tümöre kadar pek çok faktörden kaynaklanabiliyor. Kış aylarında en sık virüslerin yol açtıkları nezle, grip ile Covid-19 gibi enfeksiyonlar nedeniyle görülüyor.  <strong>Acıbadem Dr. Şinasi Can (Kadıköy) Hastanesi</strong> <strong>Kulak, Burun ve Boğaz Hastalıkları Uzmanı Doç. Dr. Ayça Özbal Koç,  </strong>boğaz ağrısının süresi uzadığında ve ek yakınmalar başladığında mutlaka bir hekime başvurmak gerektiğine dikkat çekerek, “Kış aylarında nedeni genellikle virüs kaynaklı enfeksiyonlar olsa da boğaz ağrısına pek çok hastalık yol açabiliyor. Dolayısıyla,  hekime danışılmadan boğaz ağrısını gidermeye çalışmak o hastalığı şiddetlendiriyor ve bunun sonucunda tedaviyi güçleştiriyor. Uzayan boğaz ağrısında altta yatan etkenin tespit edilmesi için detaylı muayene ve gerekli durumlarda tetkikler yapılıyor. Tanı konulduktan sonra  hedefe yönelik ve hastaya uygun tedaviye başlanıyor” diyor.<strong> Kulak, Burun ve Boğaz Hastalıkları Uzmanı Doç. Dr. Ayça Özbal Koç,</strong>  üst solunum yolu enfeksiyonlarından kaynaklanan boğaz ağrısına karşı dikkat etmeniz gereken kuralları anlattı; önemli önerilerde bulundu! </p>

<pre>
<strong>Gün içine yayarak bol ılık su için! </strong></pre>

<pre>
Vücutta sıvı eksildiğinde azalan tükürük boğaz bölgesinde kurumaya, bunun sonucunda ağrının şiddetlenmesine yol açıyor. Bu nedenle boğazınız ağrıdığında gün içine yayarak bol su tüketmeye özen gösterin. Doç. Dr. Ayça Özbal Koç, herhangi bir sağlık sorunu nedeniyle kısıtlamanız yoksa, günlük 2 litre (8 su bardağı)  su tüketmeniz gerektiğine işaret ederek, “Suyu, vücudunuzu yormadan ve mide bulantısına neden olmadan, gün içine yayarak oda ısısında içmeniz, boğazın nemlenmesi sayesinde yakınmalarınızın azalması açısından çok önemlidir” diyor. 
</pre>

<pre>
<strong>Tuz ve karbonatlı gargara yapın </strong>

Düzenli olarak gargara yapmanız da boğaz ağrısını hafifleten etkili yollardan biridir. Doktorunuzun önerdiği ilaç formundaki gargaraların yanı sıra evde yapacağınız gargara da boğaz ağrısının hafiflemesini sağlıyor. Doç. Dr. Ayça Özbal Koç, tuz ve karbonat içeren gargaranın boğazı nemlendiren, temizleyen  ve enfeksiyon ajanlarını yok eden etkiye sahip olduğunu belirterek, “Bir su bardağı oda ısısındaki suyun içine bir çay kaşığı tuz ve yarım çay kaşığı karbonat ekleyin. Günlük hazırlayacağınız gargarayla, sabah ve akşam saatlerinde,<strong> </strong>hem ağzınızı hem de boğazınızı temizleyebilirsiniz. Ancak gargara yaptıktan sonra, içeriği zararlı olmasa da, büyük bir kısmını yutmamaya özen gösterin” 
</pre>

<pre>
<strong>Sigarayı mutlaka bırakın! </strong></pre>

<p>İçerdiği dört binden fazla zararlı kimyasal maddeyle sağlığımız için büyük bir tehdit oluşturan sigara aynı zamanda boğaz ağrısına da yol açabiliyor ve var olan ağrıyı daha da kötüleştirebiliyor. Dolayısıyla sigara kullanıyorsanız sağlıklı bir yaşam için mutlaka bırakın, dumanına da maruz kalmaktan kaçının. </p>

<pre>
<strong>Bal, zencefil ve limondan faydalanın </strong></pre>

<p>Boğaz ağrısını hafifletmek için fazlaya kaçmadan bal, zencefil, limon ve çeşitli bitki çaylarından da yararlanabilirsiniz. Bu besinler ile çaylar, antibakteriyel fonksiyonları ve boğazı yumuşatma özellikleriyle tedavi edici etkilerinin yanı sıra yakınmaların da hafiflemesini sağlıyorlar.  </p>

<pre>
<strong>Odanızı nemlendirin</strong>

Odanın nemlendirilmesi; burun ve boğaz mukozasının kurumaması, burunda kabuk oluşmaması, enfeksiyona girişi hazırlayacak olan kuru dokunun oluşmaması açısından önem taşıyor. Buhar makinelerinden faydalanabilir veya kaloriferlerin üzerine içi su dolu kaplar ya da ıslak havlular yerleştirerek bulunduğunuz ortamı nemli hale getirebilirsiniz. 
</pre>

<p><strong> </strong><strong>Boğazımız neden ağrıyor?  </strong></p>

<ul>
	<li>Virüslerin yol açtıkları nezle, grip, Covid-19 ile bazı döküntülü hastalıklar </li>
	<li>Bakteriyel enfeksiyonlar. (Özellikle halk arasında anjin olarak da bilinen streptokok) </li>
	<li>Alerjiler, ortamın kuru olması, hava kirliliği </li>
	<li>Sigara veya tütün ürünlerinin kullanılması ya da içildiği ortamda bulunmak</li>
	<li>Mide asidini artıran besinler </li>
	<li>Ses hijyenine dikkat edilmeden bağırarak veya yüksek sesle uzun süre konuşmak</li>
	<li>Çeşitli tümörler boğaz ağrısına neden olabiliyor.  </li>
</ul>

<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 05 Feb 2024 16:56:47 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.2yakahaber.com/images/haberler/2024/02/bu-oneriler-bogaz-agrisini-hafifletiyor-1707141407.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Kilonuz dizlerinize ağır geliyor olabilir</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.2yakahaber.com/haber/kilonuz-dizlerinize-agir-geliyor-olabilir-57641</link>
                <guid>https://www.2yakahaber.com/haber/kilonuz-dizlerinize-agir-geliyor-olabilir-57641</guid>
                <description><![CDATA[Halk arasında yaygın olarak görülen diz ağrıları, kişinin günlük yaşam kalitesini önemli derecede etkiliyor. Kilo kontrolü ve düzenli egzersize rağmen geçmeyen diz ağrısında mutlaka doktora başvurulması gerektiğini belirten Anadolu Sağlık Merkezi Hastanesi Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Prof. Dr. Selim Şanel, “Dizde sıvı birikmesi ya da azalması veya aşırı kilo diz ağrılarına sebep olabiliyor. Aşırı kilo almaktan kaçınılması ve düzenli egzersiz yapılarak diz çevresindeki kasların güçlendirilmesi çok önemli” açıklamasında bulundu. ]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>&nbsp;</p>

<p>Diz ağrılarının pek çok farklı nedeni olduğunu hatırlatan Anadolu Sağlık Merkezi Hastanesi Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Prof. Dr. Selim Şanel, “Bu ağrıların kaynağı kişiden kişiye değişiyor. Kırık ve çıkıklar, romatizmal hastalıklar-kireçlenme, iyi ve kötü huylu tümörler, bazı kan hastalıkları, enfeksiyonlar, spor yaralanmaları sonrası menisküs, kıkırdak, bağ yaralanmaları da diz ağrılarına yol açabiliyor” dedi.</p>

<p><strong>Fazla kilo dizlerdeki sıvı dengesini bozuyor</strong></p>

<p>Dizde ortaya çıkan şişliklerin; eklem içinde kayganlaştırıcı sıvı üreten hücrelerin fazla sıvı üretmesinden ya da hasarlanan bazı yapılarda kanama gerçekleşmesi sonucu da oluşabileceğini anlatan Prof. Dr. Selim Şanel, “Dizde sıvı azalması ise genelde romatizmal hastalıklarda ve kireçlenmede, bahsettiğimiz sıvının kayganlaştırıcı özelliğini yitirmesiyle ortaya çıkıyor. Bu sorunlardan korunmak için aşırı kilodan kaçınılması ve diz çevresindeki kasların güçlendirilmesi için düzenli egzersiz yapılması önemli” dedi.&nbsp;</p>

<p><strong>Dizler “bilinçli spor” ile korunabilir</strong></p>

<p>Özellikle spor yaralanmaları ve kazalar sonrası düşme, çarpma, diz dönmesi gibi durumlarda oluşan sorunların yanı sıra yaş ilerlemesi ve eklemin yıpranmasına bağlı sorunlarla da sık karşılaşıldığını belirten Prof. Dr. Selim Şanel, “Bu noktada, uzman denetimi ve önerisiyle yapılan özel diz egzersizleri ya da yaşa ve hastalığa uygun yapılabilecek yüzme, fitness, pilates, bisiklet, yoga gibi spor ve aktiviteler diz sağlığı için oldukça faydalı. Ancak kayak, snowboard, futbol, atletizm, güreş ve basketbol gibi sporlarda dikkatli olmakta fayda var” dedi.&nbsp;</p>

<p><strong>Çocuklarda zorlayıcı antrenmanlar riskli&nbsp;</strong></p>

<p>Çocuklara sporu sevdirmek ve sağlıklı sporcu nesiller yetiştirmek için yaşlarına uygun sporların, eğitimli bilinçli antrenörlerle yapılması ve antrenman sıklığına dikkat edilerek aşırı zorlamalardan kaçınılması gerektiğini belirten Prof. Dr. Selim Şanel, “Ağır ve zorlayıcı antrenmanlar sonrası erken oluşan sakatlanmalar çocukları spordan uzaklaştırabilir. Dizde sakatlanma oluşmaması için ilgili bölgelerdeki kasları güçlendirmek ve bunun sürekliliğini sağlamak, yapılan sporda doğru teknikler kullanmak yaralanma ihtimalini de azaltır” ifadelerini kullandı.</p>

<p><strong>Diz sorunları nasıl tedavi ediliyor</strong></p>

<p>Diz yaralanmalarında medikal tedavi, enjeksiyon, fizik tedavi, breys kullanımı gibi geleneksel tedavilerin yanı sıra modern cerrahi tedavi yöntemlerinden de yararlanıldığını paylaşan Prof. Dr. Selim Şanel, “Diz eklemine optik aletle minik deliklerden ulaşarak uygulanan artroskopik cerrahi yönteminde menisküs yırtıkları, bağ yaralanmaları ve kıkırdak hasarları tedavi edilebiliyor. Bunun yanında kireçlenme veya eklem yüzeyini oluşturan kıkırdak yapıda ortaya çıkan hasarlara kök hücre ve PRP gibi enjeksiyon uygulamaları, ilerlemiş eklem yıpranmalarına ise eklem protezleri yapılabiliyor” dedi. Kök hücre tedavisi ile yağ doku veya kemik iliğinden alınan hücrelerin ekleme enjekte edilebildiğini kıkırdak dokudaki hasarlı alanın onarılabildiğini anlatan Prof. Dr. Selim Şanel, “PRP ve kök hücre uygulamaları, özellikle belirli boyuttaki ve derinlikteki kıkırdak, menisküs ve bağ hasarlarında uygulanıyor. Ancak elbette bu yöntemlerin hangisinin uygulanacağı ortopedi ve travmatoloji uzmanınca belirlenmeli ve hasta kararı da gözelilmeli” diye konuşu.&nbsp;</p>

<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 05 Feb 2024 16:55:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.2yakahaber.com/images/haberler/2024/02/kilonuz-dizlerinize-agir-geliyor-olabilir-1707141328.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Yüksek ateşte kaçınmanız gereken hatalar</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.2yakahaber.com/haber/yuksek-ateste-kacinmaniz-gereken-hatalar-57597</link>
                <guid>https://www.2yakahaber.com/haber/yuksek-ateste-kacinmaniz-gereken-hatalar-57597</guid>
                <description><![CDATA[Çocuklarda görülen solunum yolu enfeksiyonları kış aylarında havaların soğumasıyla birlikte artış gösteriyor. Enfeksiyonların en yaygın belirtilerinden biri olan ‘yüksek ateş’ ise ebeveynlerin yoğun kaygı duymalarına neden olabiliyor.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Çocuklarda görülen solunum yolu enfeksiyonları kış aylarında havaların soğumasıyla birlikte artış gösteriyor. Enfeksiyonların en yaygın belirtilerinden biri olan ‘yüksek ateş’ ise ebeveynlerin yoğun kaygı duymalarına neden olabiliyor.</p><p><strong>İSTANBUL (İGFA) - </strong>Paniğe kapılan ebeveynlerin yüksek ateşi düşürmek için yaptıkları bazı hatalı uygulamalar ise yarar sağlamadığı gibi çocuğun sağlığını da tehdit ediyor.</p>

<p>Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Mehtap Acar, yüksek ateşin hastalık değil, vücudun savunma sisteminin yeterli çalıştığını gösteren bir yanıt olduğunu belirtti.</p>

<p>Özellikle 3 yaş altındaki çocuklarda gelişen yüksek ateşte, bazı belirtilerde zaman kaybetmemek gerektiğini ifade eden Dr. Acar, "Örneğin, ateş üç gündür devam ediyorsa, dirençli ise ve ateşin yanı sıra&nbsp; halsizlik,&nbsp; genel durum bozukluğu, kusma, baş ağrısı, ishal, öksürük, nefes darlığı, döküntü veya bilinç kaybı gibi bulgular&nbsp; varsa, mutlaka&nbsp; doktora&nbsp;&nbsp; başvurulmalıdır” dedi.</p>

<p>Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Mehtap Acar, çocukların ateşi yükseldiğinde ebeveynlerin kaçınmaları gereken 7 hatayı anlattı; önemli uyarılar ve önerilerde bulundu.</p>

<p><img height="614" src="https://www.igfhaber.com/static/17/1706769852-dr-mehtap-acar-1706777310-234.jpeg" width="750" /></p>

<p><strong>SOĞUK SUYLA DUŞ ALDIRMAK!</strong></p>

<p>Çocuğa soğuk suyla duş aldırmak ateşi birden düşürerek hipotermiye neden olabiliyor. Dolayısıyla ateşli durumlarda soğuk değil, <strong>ılık duş aldırmanız çok önemli.</strong></p>

<p>Yüksek ateşte buz ve buz torbalarıyla çocuğun eklem yerlerine kompres yapmaktan kaçınmanız gerekiyor. Zira, tıpkı soğuk duş gibi, buz ile yapılan uygulamalar da ateşi aniden düşürüp hipotermiye yol açabiliyor.</p>

<p>Eklem yerlerine ıslak bez kompresini sadece normal ısıdaki bir suyla yapmalısınız.</p>

<p><strong>ÜŞÜDÜĞÜ İÇİN ÜSTÜNÜ ÖRTMEK</strong></p>

<p>Dr. Mehtap Acar, ateşli çocuğun üzerinin asla örtülmemesi gerektiğine işaret ederek, “Zira çocuğun ateşi daha da yükselebilir, çok daha önemlisi havale gelişebilir. Yüksek ateşte çocuğun üzerini örtmek yerine bulunduğu ortamın ısısı düşürülmelidir” dedi.</p>

<p>Ateş yükseldiği zaman vücuttan sıvı kaybı arttığı için ateş daha da yükseldiğinden dolayısıyla çocuğunuz ateşlendiğinde bolca sıvı takviyesi yapmanız çok önem taşıdığını ifade eden Dr. Acar, "Çocuk ateşlendiğinde (38,5- 39 dereceye kadar) ortamın serinletilmesi, ılık duş yaptırılması, üzerine ince kıyafetler giydirilmesi ve bol sıvı verilmesi çoğu zaman yeterli oluyor. Eğer ateş 38,5-39 dereceye çıkmışsa parasetamol ya da ibuprofen içeren ateş düşürücüleri mutlaka doktorunuzun önerdiği zaman vermeniz gerekir. Ateş düşürücü ve ağrı kesici ilaçlar doğru kullanılmazlarsa, karaciğer enzimlerinin yükselmesi ya da toksisite gibi bazı yan etkileri ortaya çıkabilir.” bilgisini veriyor. Ayrıca çocuklarda&nbsp; ateş düşürmeye yönelik olarak kullanılan asetilsalisilik asit etken maddeli ilaç da Reye Sendromu'na neden olabildiği için ateş durumlarında asla kullanılmamalıdır” diye konuştu.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Thu, 01 Feb 2024 15:42:09 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.2yakahaber.com/images/haberler/2024/02/yuksek-ateste-kacinmaniz-gereken-hatalar-1706791329.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Doğum sonrası annelere destek ve anlayış önemli</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.2yakahaber.com/haber/dogum-sonrasi-annelere-destek-ve-anlayis-onemli-57578</link>
                <guid>https://www.2yakahaber.com/haber/dogum-sonrasi-annelere-destek-ve-anlayis-onemli-57578</guid>
                <description><![CDATA[Doğum sonu dönemde ebeveynliğe geçiş, yeni rol ve sorumluluklarla birlikte hormonal, fizyolojik değişimler görülüyor.  Bu süreçte, anne-bebek açısından destek ve anlayış büyük önem taşıyor. Konya Ticaret Odası (KTO) Karatay Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Ebelik Bölüm Başkanı Dr. Öğr. Üyesi Hediye Karakoç, doğum öncesi ve sonrası süreçlerle ilgili altın değerinde bilgiler paylaştı.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Doğum sonu dönemde ebeveynliğe geçiş, yeni rol ve sorumluluklarla birlikte hormonal, fizyolojik değişimler görülüyor.  Bu süreçte, anne-bebek açısından destek ve anlayış büyük önem taşıyor. Konya Ticaret Odası (KTO) Karatay Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Ebelik Bölüm Başkanı Dr. Öğr. Üyesi Hediye Karakoç, doğum öncesi ve sonrası süreçlerle ilgili altın değerinde bilgiler paylaştı.</p><p><strong>KONYA (İGFA) -&nbsp;</strong>Gebelik, doğum ve doğum sonu süreçlerinin bir bütün olduğunu belirten KTO Karatay Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Ebelik Bölüm Başkanı Dr. Öğr. Üyesi Hediye Karakoç; “Gebelik ve doğum süreci yönetilebiliyor ancak doğum sonu döneme gelince izlem ve ev ziyaretleri ile ilgili sorunlar nedeniyle zorlanılıyor. Mesleğimiz ne olursa olsun, yaşımız kaç olursa olsun geçmiş tecrübelerimiz bizlere tecrübe katmaktadır fakat anne olmak, yeni bir bebeğin sorumluluğunu almak önemli bir geçiş deneyimidir. Bu aşamada annenin; “Acaba yapabilecek miyim, acaba iyi gidiyor muyum, ben başarılı bir anne miyim” gibi düşünceler, aklına takılmaktadır. Çünkü her anne, mükemmel olmak istemektedir ve bu duyguları yaşarken eşlerin desteği çok önemlidir. Yeterli desteği göremeyen annede hüzün ve depresyon yaşanabilmektedir” dedi.</p>

<p style="text-align: justify;"><b>“DOĞUM SONU ZİYARETTE ANNEYİ SORGULAMA VE MOTİVE ET”</b></p>

<p style="text-align: justify;">Çevredekilerin anneyi anladığını düşündüğünü ama yeteri kadar anlamadığını söyleyen Karakoç; “Doğum sonunda anneleri ‘sen mükemmel bir annesin, bebeğine iyi bakıyorsun’ gibi cümlelerle motive etmeliyiz. ‘Sütün var mı, geceleri uyuyor mu, kaç kilo doğdu, normal mi yoksa sezaryen mi?’ gibi sorularla anneleri üzmemeliyiz. Bu süreçte bebeğin en çok ihtiyaç duyduğu şey, anne sütü ve kokusudur. Annenin ihtiyacı olan şey ise dinlenmek ve motive edilmektir. Bebek ve annenin birlikte vakit geçirmesine olanak sağlanmalı, günlük işlerde anneye destek olunmalıdır” şeklinde konuştu.</p>

<p style="text-align: justify;"><img height="500" src="https://www.igfhaber.com/static/1-/1-1706618362-323.jpeg" width="750" /></p>

<p style="text-align: justify;"><b>“GEBELİK DÖNEMİNDE EĞİTİM VE DANIŞMANLIK ALMAK ÖNEMLİ”</b></p>

<p style="text-align: justify;">Gebelik döneminde, eğitim almanın çok önemli olduğunun altını çizen Karakoç; “Doğum sonrasında bebeğin nasıl emzirileceği, bakımının nasıl yapılacağı, ebeveynleri ne gibi sorunların beklediği gibi konular gebe eğitimlerinde, doğuma hazırlık sınıflarında verilmektedir. Lohusalıkta emzirme sorununu yaşamamak için doğum öncesi eğitimleri almış olmak gerekmektedir. ‘Emzirmeyi biliyorum’ demekten ziyade doğru teknikleri öğrenerek yola çıkılması önemlidir. Ayrıca eş ile birlikte bu eğitimlere katılım sağlanması da çok büyük önem taşımaktadır. Kadının en önemli destekçisi eşidir. Eş süreci bilmediğinde eşine doğru şekilde destek olamamaktadır” ifadelerine yer verdi.</p>

<p style="text-align: justify;"><img height="500" src="https://www.igfhaber.com/static/2-/2-1706618378-452.jpeg" width="750" /></p>

<p style="text-align: justify;"><b>“GEBELİK ÖNCESİ BAKIM, GEBE KALMADAN ÖNCEKİ YÜZ GÜNÜ KAPSAR”</b></p>

<p style="text-align: justify;">Sağlıklı bir gebelik sürecinin, öncesinde yapılacak hazırlıklara bağlı olduğuna değinen Karakoç; “Gebeliğin ilk 3 ayı bebeğin organlarının oluştuğu evredir. Bu süre içerisinde annenin enfeksiyonlardan, bebeğin gelişimini olumsuz etkileyen ilaçlardan ve zararlı alışkanlıklardan korunması daha da önem taşımaktadır. Anne gebeliğe sağlıklı bir şekilde hazırlanmaz, 7. ve 8. haftada gebe olduğunu anlarsa, organların oluşma sürecini bilmeden bu dönemi geçirmektedir. Gebelik öncesi bakım, gebe kalmadan önceki yüz günü kapsamaktadır. Bu süreç içerisinde anne, sağlıklı bir gebelik süreci için vücudunu hem fizyolojik hem de psikolojik açıdan hazırlamalıdır. Örneğin folik asit kullanımı çok önemlidir ve omurilik efektinin oluşmasını önleyen çok önemli bir destektir. Bu süreçte ultrason muayenesi yapılmalı, kan değerleri araştırılmalıdır. Bu döneme önceden hazırlık yapılır ise sağlıklı bir gebelik süreci yaşanır” dedi.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Tue, 30 Jan 2024 21:44:44 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.2yakahaber.com/images/haberler/2024/01/dogum-sonrasi-annelere-destek-ve-anlayis-onemli-1706640284.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>“Dr. Karakoç; Doğum Sonu Dönemde Annelere Destek ve Anlayış Çok Önemli” Konulu Haber Hk.</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.2yakahaber.com/haber/dr-karakoc-dogum-sonu-donemde-annelere-destek-ve-anlayis-cok-onemli-konulu-haber-hk-57572</link>
                <guid>https://www.2yakahaber.com/haber/dr-karakoc-dogum-sonu-donemde-annelere-destek-ve-anlayis-cok-onemli-konulu-haber-hk-57572</guid>
                <description><![CDATA[Doğum sonu dönemde ebeveynliğe geçiş, yeni rol ve sorumluluklarla birlikte hormonal, fizyolojik değişimler görülüyor.  Bu süreçte, anne-bebek açısından destek ve anlayış büyük önem taşıyor. Konya Ticaret Odası (KTO) Karatay Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Ebelik Bölüm Başkanı Dr. Öğr. Üyesi Hediye Karakoç, doğum öncesi ve sonrası süreçlerle ilgili altın değerinde bilgiler paylaştı.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p style=”margin-top: 8px; margin-bottom: 16px;”><span style=”font-size:11pt”><span style=”line-height:150%”><span style=”font-family:Calibri,”sans-serif””><b><span style=”font-family:”Cambria”,”serif””></span></b></span></span></span></p>

<p style=”margin-top:8px; margin-bottom:16px; text-align:justify; text-indent:35.4pt”><span style=”font-size:11pt”><span style=”line-height:150%”><span style=”font-family:Calibri,”sans-serif””><b><span style=”font-family:”Cambria”,”serif””>“Her Anne, Mükemmeldir” </span></b></span></span></span></p>

<p style=”margin-top:8px; margin-bottom:16px; text-align:justify; text-indent:35.4pt”><span style=”font-size:11pt”><span style=”line-height:150%”><span style=”font-family:Calibri,”sans-serif””><span style=”font-family:”Cambria”,”serif””>Gebelik, doğum ve doğum sonu süreçlerinin bir bütün olduğunu belirten KTO Karatay Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Ebelik Bölüm Başkanı Dr. Öğr. Üyesi Hediye Karakoç; “Gebelik ve doğum süreci yönetilebiliyor ancak doğum sonu döneme gelince izlem ve ev ziyaretleri ile ilgili sorunlar nedeniyle zorlanılıyor. Mesleğimiz ne olursa olsun, yaşımız kaç olursa olsun geçmiş tecrübelerimiz bizlere tecrübe katmaktadır fakat anne olmak, yeni bir bebeğin sorumluluğunu almak önemli bir geçiş deneyimidir. Bu aşamada annenin; “Acaba yapabilecek miyim, acaba iyi gidiyor muyum, ben başarılı bir anne miyim” gibi düşünceler, aklına takılmaktadır. Çünkü her anne, mükemmel olmak istemektedir ve bu duyguları yaşarken eşlerin desteği çok önemlidir. Yeterli desteği göremeyen annede hüzün ve depresyon yaşanabilmektedir” dedi.</span></span></span></span></p>

<p style=”margin-top:8px; margin-bottom:16px; text-align:justify; text-indent:35.4pt”><span style=”font-size:11pt”><span style=”line-height:150%”><span style=”font-family:Calibri,”sans-serif””><b><span style=”font-family:”Cambria”,”serif””>“Doğum Sonu Ziyarette Anneyi Sorgulama ve Motive Et”</span></b></span></span></span></p>

<p style=”margin-top:8px; margin-bottom:16px; text-align:justify; text-indent:35.4pt”><span style=”font-size:11pt”><span style=”line-height:150%”><span style=”font-family:Calibri,”sans-serif””><span style=”font-family:”Cambria”,”serif””>Çevredekilerin anneyi anladığını düşündüğünü ama yeteri kadar anlamadığını söyleyen Karakoç; “Doğum sonunda anneleri ‘sen mükemmel bir annesin, bebeğine iyi bakıyorsun’ gibi cümlelerle motive etmeliyiz. ‘Sütün var mı, geceleri uyuyor mu, kaç kilo doğdu, normal mi yoksa sezaryen mi?’ gibi sorularla anneleri üzmemeliyiz. Bu süreçte bebeğin en çok ihtiyaç duyduğu şey, anne sütü ve kokusudur. Annenin ihtiyacı olan şey ise dinlenmek ve motive edilmektir. Bebek ve annenin birlikte vakit geçirmesine olanak sağlanmalı, günlük işlerde anneye destek olunmalıdır” şeklinde konuştu.</span></span></span></span></p>

<p style=”margin-top:8px; margin-bottom:16px; text-align:justify; text-indent:35.4pt”><span style=”font-size:11pt”><span style=”line-height:150%”><span style=”font-family:Calibri,”sans-serif””><b><span style=”font-family:”Cambria”,”serif””>“Gebelik Döneminde Eğitim ve Danışmanlık Almak Önemli”</span></b></span></span></span></p>

<p style=”margin-top:8px; margin-bottom:16px; text-align:justify; text-indent:35.4pt”><span style=”font-size:11pt”><span style=”line-height:150%”><span style=”font-family:Calibri,”sans-serif””><span style=”font-family:”Cambria”,”serif””>Gebelik döneminde, eğitim almanın çok önemli olduğunun altını çizen Karakoç; “Doğum sonrasında bebeğin nasıl emzirileceği, bakımının nasıl yapılacağı, ebeveynleri ne gibi sorunların beklediği gibi konular gebe eğitimlerinde, doğuma hazırlık sınıflarında verilmektedir. Lohusalıkta emzirme sorununu yaşamamak için doğum öncesi eğitimleri almış olmak gerekmektedir. ‘Emzirmeyi biliyorum’ demekten ziyade doğru teknikleri öğrenerek yola çıkılması önemlidir. Ayrıca eş ile birlikte bu eğitimlere katılım sağlanması da çok büyük önem taşımaktadır. Kadının en önemli destekçisi eşidir. Eş süreci bilmediğinde eşine doğru şekilde destek olamamaktadır” ifadelerine yer verdi. </span></span></span></span></p>

<p style=”margin-top:8px; margin-bottom:16px; text-align:justify; text-indent:35.4pt”><span style=”font-size:11pt”><span style=”line-height:150%”><span style=”font-family:Calibri,”sans-serif””><b><span style=”font-family:”Cambria”,”serif””>“Gebelik Öncesi Bakım, Gebe Kalmadan Önceki Yüz Günü Kapsar”</span></b></span></span></span></p>

<p style=”margin-top:8px; margin-bottom:16px; text-align:justify; text-indent:35.4pt”><span style=”font-size:11pt”><span style=”line-height:150%”><span style=”font-family:Calibri,”sans-serif””><span style=”font-family:”Cambria”,”serif””>Sağlıklı bir gebelik sürecinin, öncesinde yapılacak hazırlıklara bağlı olduğuna değinen Karakoç; “Gebeliğin ilk 3 ayı bebeğin organlarının oluştuğu evredir. Bu süre içerisinde annenin enfeksiyonlardan, bebeğin gelişimini olumsuz etkileyen ilaçlardan ve zararlı alışkanlıklardan korunması daha da önem taşımaktadır. Anne gebeliğe sağlıklı bir şekilde hazırlanmaz, 7. ve 8. haftada gebe olduğunu anlarsa, organların oluşma sürecini bilmeden bu dönemi geçirmektedir. Gebelik öncesi bakım, gebe kalmadan önceki yüz günü kapsamaktadır. Bu süreç içerisinde anne, sağlıklı bir gebelik süreci için vücudunu hem fizyolojik hem de psikolojik açıdan hazırlamalıdır. Örneğin folik asit kullanımı çok önemlidir ve omurilik efektinin oluşmasını önleyen çok önemli bir destektir. Bu süreçte ultrason muayenesi yapılmalı, kan değerleri araştırılmalıdır. Bu döneme önceden hazırlık yapılır ise sağlıklı bir gebelik süreci yaşanır” dedi.</span></span></span></span></p>

<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Tue, 30 Jan 2024 21:42:27 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.2yakahaber.com/images/haberler/2024/01/dr-karakoc-dogum-sonu-donemde-annelere-destek-ve-anlayis-cok-onemli-konulu-haber-hk-1706640147.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Zehirli balon balığı rotasını Marmara&#039;ya çevirdi - SAĞLIK - Ulusal ve Yerel Medyanın Gücü</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.2yakahaber.com/haber/zehirli-balon-baligi-rotasini-marmaraya-cevirdi---saglik---ulusal-ve-yerel-medyanin-gucu-57515</link>
                <guid>https://www.2yakahaber.com/haber/zehirli-balon-baligi-rotasini-marmaraya-cevirdi---saglik---ulusal-ve-yerel-medyanin-gucu-57515</guid>
                <description><![CDATA[İstanbul Su Ürünleri Kooperatifler Birliği Başkanı Erdoğan Kartal, mevsim normallerinin üzerinde seyreden sıcaklıklar nedeniyle Kızıldenizden gelip, Akdenize yerleşen zehirli balon balığının Ege Denizinden sonra rotasını Marmara Denizine çevirdiğini söyledi.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[ 
 ]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 22 Jan 2024 15:00:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.2yakahaber.com/images/haberler/zehirli-balon-baligi-rotasini-marmaraya-cevirdi---saglik---ulusal-ve-yerel-medyanin-gucu.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Dünya Sağlık Örgütü&#039;nden &#039;Hastalık X&#039; uyarısı!   - SAĞLIK - Ulusal ve Yerel Medyanın Gücü</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.2yakahaber.com/haber/dunya-saglik-orgutunden-hastalik-x-uyarisi-----saglik---ulusal-ve-yerel-medyanin-gucu-57514</link>
                <guid>https://www.2yakahaber.com/haber/dunya-saglik-orgutunden-hastalik-x-uyarisi-----saglik---ulusal-ve-yerel-medyanin-gucu-57514</guid>
                <description><![CDATA[Birleşmiş Milletler bünyesinde çalışmalarını sürdüren Dünya Sağlık Örgütünün Genel Direktörü Tedros Ghebreyesus, yeni bir salgın hastalık konusunda uyarıda bulundu. Gizemli bir hastalık olarak tanımladığı "Hastalık X" ile ilgili konuşan Ghebreyesus, bu salgının koronavirüsten 20 kat daha ölümcül olabileceğini söyledi. 2021 yılında bu hastalıkla ilgili bir analiz yayınlayan DSÖ, 75 milyon insanın hayatını kaybedebileceğine vurgu yapmıştı.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[ 
 ]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 22 Jan 2024 15:00:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.2yakahaber.com/images/haberler/dunya-saglik-orgutunden-hastalik-x-uyarisi-----saglik---ulusal-ve-yerel-medyanin-gucu.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>&#039;Nefesim daralıyor&#039; diyerek sağlık görevlilerini darbetti - SAĞLIK - Ulusal ve Yerel Medyanın Gücü</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.2yakahaber.com/haber/nefesim-daraliyor-diyerek-saglik-gorevlilerini-darbetti---saglik---ulusal-ve-yerel-medyanin-gucu-57496</link>
                <guid>https://www.2yakahaber.com/haber/nefesim-daraliyor-diyerek-saglik-gorevlilerini-darbetti---saglik---ulusal-ve-yerel-medyanin-gucu-57496</guid>
                <description><![CDATA[Sultangazide hasta olduğunu belirterek 112 Acil Çağrı Merkezini arayan bir kadın, sağlık görevlileri tarafından alındığı ambulans taşkınlık çıkardı. "Nefesim daralıyor" diyerek aşağı inen ve görevlileri darbeden kadın, bir süre sonra oradan uzaklaştı. O anlar bir vatandaşın cep telefonu kamerasına saniye saniye yansıdı.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[ 
 ]]></content:encoded>
                <pubDate>Sun, 21 Jan 2024 18:10:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.2yakahaber.com/images/haberler/nefesim-daraliyor-diyerek-saglik-gorevlilerini-darbetti---saglik---ulusal-ve-yerel-medyanin-gucu.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>3 aylık bebek nefes borusuna kaçan süt nedeniyle hayatını kaybetti - SAĞLIK - Ulusal ve Yerel Medyanın Gücü</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.2yakahaber.com/haber/3-aylik-bebek-nefes-borusuna-kacan-sut-nedeniyle-hayatini-kaybetti---saglik---ulusal-ve-yerel-medyanin-gucu-57430</link>
                <guid>https://www.2yakahaber.com/haber/3-aylik-bebek-nefes-borusuna-kacan-sut-nedeniyle-hayatini-kaybetti---saglik---ulusal-ve-yerel-medyanin-gucu-57430</guid>
                <description><![CDATA[Bursanın İnegöl ilçesinde meydana gelen olayda annesinin emzirip uyuttuğu 3 aylık bebek, nefes borusuna kaçan süt nedeniyle hayatını kaybetti.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[ 
 ]]></content:encoded>
                <pubDate>Thu, 18 Jan 2024 00:20:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.2yakahaber.com/images/haberler/3-aylik-bebek-nefes-borusuna-kacan-sut-nedeniyle-hayatini-kaybetti---saglik---ulusal-ve-yerel-medyanin-gucu.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>İstanbul&#039;da yoğun bakım doluluk oranı yüzde 83&#039;e ulaştı!  - SAĞLIK - Ulusal ve Yerel Medyanın Gücü</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.2yakahaber.com/haber/istanbulda-yogun-bakim-doluluk-orani-yuzde-83e-ulasti----saglik---ulusal-ve-yerel-medyanin-gucu-57411</link>
                <guid>https://www.2yakahaber.com/haber/istanbulda-yogun-bakim-doluluk-orani-yuzde-83e-ulasti----saglik---ulusal-ve-yerel-medyanin-gucu-57411</guid>
                <description><![CDATA[Solunum yolu enfeksiyonlarındaki artışla ilgili açıklamalarda bulunan Sağlık Bakanı Koca; en sık grip, RSV ve COVID vakalarının görüldüğünü belirtti. İstanbulda yoğun bakım doluluk oranı ise yüzde 83e ulaştı.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[ 
 ]]></content:encoded>
                <pubDate>Wed, 17 Jan 2024 14:50:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.2yakahaber.com/images/haberler/istanbulda-yogun-bakim-doluluk-orani-yuzde-83e-ulasti----saglik---ulusal-ve-yerel-medyanin-gucu.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Prof. Dr. Ateş Kara 3 virüs sayıp vatandaşları uyardı - SAĞLIK - Ulusal ve Yerel Medyanın Gücü</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.2yakahaber.com/haber/prof-dr-ates-kara-3-virus-sayip-vatandaslari-uyardi---saglik---ulusal-ve-yerel-medyanin-gucu-57384</link>
                <guid>https://www.2yakahaber.com/haber/prof-dr-ates-kara-3-virus-sayip-vatandaslari-uyardi---saglik---ulusal-ve-yerel-medyanin-gucu-57384</guid>
                <description><![CDATA[Sağlık Bakanı Fahrettin Koca sosyal medya hesabından, Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Ateş Karanın üst solunum yolu enfeksiyonlarıyla ilgili uyarısını paylaştı. Prof. Dr. Kara, hastane başvurularının arttığını belirtip RSV virüsü, influenza ve koronavirüse uyarı yaptı. Hijyen uyarısı yapan Kara, hastalık bulgusu olanların maske takmasını tavsiye etti.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[ 
 ]]></content:encoded>
                <pubDate>Tue, 16 Jan 2024 01:30:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.2yakahaber.com/images/haberler/prof-dr-ates-kara-3-virus-sayip-vatandaslari-uyardi---saglik---ulusal-ve-yerel-medyanin-gucu.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>7 ayda 15 ameliyat geçirdi!  - SAĞLIK - Ulusal ve Yerel Medyanın Gücü</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.2yakahaber.com/haber/7-ayda-15-ameliyat-gecirdi----saglik---ulusal-ve-yerel-medyanin-gucu-57372</link>
                <guid>https://www.2yakahaber.com/haber/7-ayda-15-ameliyat-gecirdi----saglik---ulusal-ve-yerel-medyanin-gucu-57372</guid>
                <description><![CDATA[Antalyada kalfalık eğitimi sırasında meydana gelen iş kazasında vücudunun yüzde 80i yanan lise öğrencisi Beyzanur Hatmorioğlu, 7 ayda 15 ameliyat geçirdi. Hatmorioğlu, yaşadığı acı olayın ardından hayatının değiştiğini ve artık eskisi gibi olmadığını söyledi.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[ 
 ]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 15 Jan 2024 16:50:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.2yakahaber.com/images/haberler/7-ayda-15-ameliyat-gecirdi----saglik---ulusal-ve-yerel-medyanin-gucu.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>12 yaşındaki çocuk, eczacının verdiği muadil ilaç yüzünden hastanelik oldu - SAĞLIK - Ulusal ve Yerel Medyanın Gücü</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.2yakahaber.com/haber/12-yasindaki-cocuk-eczacinin-verdigi-muadil-ilac-yuzunden-hastanelik-oldu---saglik---ulusal-ve-yerel-medyanin-gucu-57330</link>
                <guid>https://www.2yakahaber.com/haber/12-yasindaki-cocuk-eczacinin-verdigi-muadil-ilac-yuzunden-hastanelik-oldu---saglik---ulusal-ve-yerel-medyanin-gucu-57330</guid>
                <description><![CDATA[Kocaelide bir eczacı, otizmli kızı soğuk algınlığı geçiren babaya doktorun yazdığı ilacın muadilini verdi. İlacı kullandıktan sonra fenalaşan 12 yaşındaki Zeynep, vücudundaki kızarıklık ve kabarmalar nedeniyle 15 gün tedavi gördü. Baba Necdet Taş, eczacı hakkında savcılığa suç duyurusunda bulundu.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[ 
 ]]></content:encoded>
                <pubDate>Sat, 13 Jan 2024 16:30:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.2yakahaber.com/images/haberler/12-yasindaki-cocuk-eczacinin-verdigi-muadil-ilac-yuzunden-hastanelik-oldu---saglik---ulusal-ve-yerel-medyanin-gucu.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Üniversite rektöründen randevu itirafı: Ben de alamıyorum, torpil yaptırıyorum - SAĞLIK - Ulusal ve Yerel Medyanın Gücü</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.2yakahaber.com/haber/universite-rektorunden-randevu-itirafi-ben-de-alamiyorum-torpil-yaptiriyorum---saglik---ulusal-ve-yerel-medyanin-gucu-57280</link>
                <guid>https://www.2yakahaber.com/haber/universite-rektorunden-randevu-itirafi-ben-de-alamiyorum-torpil-yaptiriyorum---saglik---ulusal-ve-yerel-medyanin-gucu-57280</guid>
                <description><![CDATA[Afyonkarahisar Sağlık Bilimleri Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Nurullah Okumuş, üniversitedeki diş hekimliği hastanesinden randevu alamayanlardan çok fazla şikayet geldiğini belirterek dikkat çeken bir itirafta bulundu. Okumuş, "Ben de alamıyorum. Torpil yaptırıyorum açıkça söyleyeyim. Çünkü randevuyu açtığınız zaman dakikalar içerisinde kapanıyor, anında doluyor. Çünkü çok fazla tercih var" ifadelerini kullandı.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[ 
 ]]></content:encoded>
                <pubDate>Wed, 10 Jan 2024 21:20:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.2yakahaber.com/images/haberler/universite-rektorunden-randevu-itirafi-ben-de-alamiyorum-torpil-yaptiriyorum---saglik---ulusal-ve-yerel-medyanin-gucu.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Yoğun bakımlar yüzde yüz dolu, ameliyatlar erteleniyor - SAĞLIK - Ulusal ve Yerel Medyanın Gücü</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.2yakahaber.com/haber/yogun-bakimlar-yuzde-yuz-dolu-ameliyatlar-erteleniyor---saglik---ulusal-ve-yerel-medyanin-gucu-57248</link>
                <guid>https://www.2yakahaber.com/haber/yogun-bakimlar-yuzde-yuz-dolu-ameliyatlar-erteleniyor---saglik---ulusal-ve-yerel-medyanin-gucu-57248</guid>
                <description><![CDATA[Yurt genelinde, artan viral enfeksiyonlar ve çok çeşitli virüslerin dolaşımda olması nedeniyle yoğun bakımlarda doluluk sorunu yaşanıyor. Gerçek yoğun bakım hastalarına yatak bulmakta sıkıntı yaşandığını belirten Türk Yoğun Bakım Derneği Başkanı Prof. Dr. Tuğhan Utku, planlı ameliyatların bu nedenle ertelenmek zorunda kalındığını vurguladı.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[ 
 ]]></content:encoded>
                <pubDate>Tue, 09 Jan 2024 14:10:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.2yakahaber.com/images/haberler/yogun-bakimlar-yuzde-yuz-dolu-ameliyatlar-erteleniyor---saglik---ulusal-ve-yerel-medyanin-gucu.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>CHP&#039;li vekilden Bakan Koca&#039;ya: Yoğun bakım doluluk oranları hangi seviyede? - SAĞLIK - Ulusal ve Yerel Medyanın Gücü</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.2yakahaber.com/haber/chpli-vekilden-bakan-kocaya-yogun-bakim-doluluk-oranlari-hangi-seviyede---saglik---ulusal-ve-yerel-medyanin-gucu-57219</link>
                <guid>https://www.2yakahaber.com/haber/chpli-vekilden-bakan-kocaya-yogun-bakim-doluluk-oranlari-hangi-seviyede---saglik---ulusal-ve-yerel-medyanin-gucu-57219</guid>
                <description><![CDATA[Koronavirüs ile birlikte Influenza enfeksiyonlarının arttığını ve yoğun bakımlardaki doluluk oranlarının yüzde 100e yaklaştığını belirten CHP Ankara Milletvekili Dr. Murat Emir, konuyu TBMM gündemine taşıdı. Sağlık Bakanı Fahrettin Kocanın cevaplaması istemiyle soru önergesi veren Emir, "Büyükşehirlerdeki şehir hastaneleri ile devlet hastanelerinde yoğun bakım dolululuk oranları hangi seviyededir?" dedi.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[ 
 ]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 08 Jan 2024 16:00:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.2yakahaber.com/images/haberler/chpli-vekilden-bakan-kocaya-yogun-bakim-doluluk-oranlari-hangi-seviyede---saglik---ulusal-ve-yerel-medyanin-gucu.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Evinde ölü bulunan genç kızın kalp krizi geçirdiği belirlendi - SAĞLIK - Ulusal ve Yerel Medyanın Gücü</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.2yakahaber.com/haber/evinde-olu-bulunan-genc-kizin-kalp-krizi-gecirdigi-belirlendi---saglik---ulusal-ve-yerel-medyanin-gucu-57218</link>
                <guid>https://www.2yakahaber.com/haber/evinde-olu-bulunan-genc-kizin-kalp-krizi-gecirdigi-belirlendi---saglik---ulusal-ve-yerel-medyanin-gucu-57218</guid>
                <description><![CDATA[İzmirde evinde ölü bulunan üniversite öğrencisi Gökçe Bebecinin, ilk belirlemelere göre kalp krizinden vefat ettiği öğrenildi.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[ 
 ]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 08 Jan 2024 16:00:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.2yakahaber.com/images/haberler/evinde-olu-bulunan-genc-kizin-kalp-krizi-gecirdigi-belirlendi---saglik---ulusal-ve-yerel-medyanin-gucu.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Nefes borusuna yiyecek kaçan öğrencisini, Heimlich manevrası ile hayata döndürdü - SAĞLIK - Ulusal ve Yerel Medyanın Gücü</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.2yakahaber.com/haber/nefes-borusuna-yiyecek-kacan-ogrencisini-heimlich-manevrasi-ile-hayata-dondurdu---saglik---ulusal-ve-yerel-medyanin-gucu-57207</link>
                <guid>https://www.2yakahaber.com/haber/nefes-borusuna-yiyecek-kacan-ogrencisini-heimlich-manevrasi-ile-hayata-dondurdu---saglik---ulusal-ve-yerel-medyanin-gucu-57207</guid>
                <description><![CDATA[Kırklarelinin Lüleburgaz ilçesindeki ortaokulda bir öğrencinin nefes borusuna yiyecek kaçtı. Çocuk boğulma tehlikesi geçirirken İngilizce öğretmeni Rezzan Çelik, Heimlich manevrası yaparak öğrencinin nefes almasını sağladı.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[ 
 ]]></content:encoded>
                <pubDate>Sun, 07 Jan 2024 15:20:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.2yakahaber.com/images/haberler/nefes-borusuna-yiyecek-kacan-ogrencisini-heimlich-manevrasi-ile-hayata-dondurdu---saglik---ulusal-ve-yerel-medyanin-gucu.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Muğla&#039;da yol kenarına atılan bozulmuş sucuklar imha edildi - SAĞLIK - Ulusal ve Yerel Medyanın Gücü</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.2yakahaber.com/haber/muglada-yol-kenarina-atilan-bozulmus-sucuklar-imha-edildi---saglik---ulusal-ve-yerel-medyanin-gucu-57195</link>
                <guid>https://www.2yakahaber.com/haber/muglada-yol-kenarina-atilan-bozulmus-sucuklar-imha-edildi---saglik---ulusal-ve-yerel-medyanin-gucu-57195</guid>
                <description><![CDATA[Muğlanın Menteşe ilçesinde yol kenarında küflenmiş sucuklar bulundu. Vatandaşların ihbarı üzerine bölgeye gelen yetkililer, kimliği belirsiz kişilerce yol kenarına atılan bozulmuş ve küflenmiş halde buldukları yaklaşık 100 kilo sucuğu imha etti.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[ 
 ]]></content:encoded>
                <pubDate>Sat, 06 Jan 2024 20:40:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.2yakahaber.com/images/haberler/muglada-yol-kenarina-atilan-bozulmus-sucuklar-imha-edildi---saglik---ulusal-ve-yerel-medyanin-gucu.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Vatandaş zehirlenmesin diye günlerce mesai yapıyorlar - SAĞLIK - Ulusal ve Yerel Medyanın Gücü</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.2yakahaber.com/haber/vatandas-zehirlenmesin-diye-gunlerce-mesai-yapiyorlar---saglik---ulusal-ve-yerel-medyanin-gucu-57191</link>
                <guid>https://www.2yakahaber.com/haber/vatandas-zehirlenmesin-diye-gunlerce-mesai-yapiyorlar---saglik---ulusal-ve-yerel-medyanin-gucu-57191</guid>
                <description><![CDATA[Maydanoz üretiminde önemli bir yere sahip Hatayda yoğun bir mesai var. Maydanozun tarladan tezgaha yolculuğunda en önemli aşama ise zararlı otlardan ayıklama işi... Vatandaş canından olmasın diye tarlada günlerce ter döken işçilerden Dahiye Höyük, "Bazı otlar yenilir ama bazı otlar zehirlidir. Ondan dolayı temizlik yapıyoruz. Hasadımız güzel olsun" ifadelerini kullandı.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[ 
 ]]></content:encoded>
                <pubDate>Sat, 06 Jan 2024 15:00:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.2yakahaber.com/images/haberler/vatandas-zehirlenmesin-diye-gunlerce-mesai-yapiyorlar---saglik---ulusal-ve-yerel-medyanin-gucu.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Balon balığı yiyen 7 kişilik aile zehirlendi! - SAĞLIK - Ulusal ve Yerel Medyanın Gücü</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.2yakahaber.com/haber/balon-baligi-yiyen-7-kisilik-aile-zehirlendi---saglik---ulusal-ve-yerel-medyanin-gucu-57132</link>
                <guid>https://www.2yakahaber.com/haber/balon-baligi-yiyen-7-kisilik-aile-zehirlendi---saglik---ulusal-ve-yerel-medyanin-gucu-57132</guid>
                <description><![CDATA[Hatayda balon balığı yiyen 7 kişilik aile zehirlenerek hastaneye kaldırıldı. Zehirlenen ailedeki 1 kişinin durumunun ağır olduğu öğrenildi.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[ 
 ]]></content:encoded>
                <pubDate>Wed, 03 Jan 2024 14:00:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.2yakahaber.com/images/haberler/balon-baligi-yiyen-7-kisilik-aile-zehirlendi---saglik---ulusal-ve-yerel-medyanin-gucu.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Dilan Polat ruh ve sinir hastalıkları hastanesine götürüldü - SAĞLIK - Ulusal ve Yerel Medyanın Gücü</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.2yakahaber.com/haber/dilan-polat-ruh-ve-sinir-hastaliklari-hastanesine-goturuldu---saglik---ulusal-ve-yerel-medyanin-gucu-57084</link>
                <guid>https://www.2yakahaber.com/haber/dilan-polat-ruh-ve-sinir-hastaliklari-hastanesine-goturuldu---saglik---ulusal-ve-yerel-medyanin-gucu-57084</guid>
                <description><![CDATA[Kara para aklama suçlamasıyla tutuklanan Dilan Polat, Bakırköyde bulunan ruh sağlığı ve sinir hastalıkları hastanesine götürüldü. Polat, yapılan tetkiklerin ardından tekrar cezaevine getirildi.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[ 
 ]]></content:encoded>
                <pubDate>Sun, 31 Dec 2023 14:10:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.2yakahaber.com/images/haberler/dilan-polat-ruh-ve-sinir-hastaliklari-hastanesine-goturuldu---saglik---ulusal-ve-yerel-medyanin-gucu.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>THY, 1 Haziran&amp;#039;dan itibaren tarifeli seferlere başlayacak - Yaşam - Haber Sitesi Yazılımları - Haber Scripti</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.2yakahaber.com/haber/thy-1-haziran039dan-itibaren-tarifeli-seferlere-baslayacak---yasam---haber-sitesi-yazilimlari---haber-scripti-56917</link>
                <guid>https://www.2yakahaber.com/haber/thy-1-haziran039dan-itibaren-tarifeli-seferlere-baslayacak---yasam---haber-sitesi-yazilimlari---haber-scripti-56917</guid>
                <description><![CDATA[THY Basın Müşaviri Yahya Üstün: - &quot;Bu kadar hasret yeter! 1 Haziran itibarıyla yeniden ait olduğumuz yerde gökyüzünde olacağız&quot;]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[ 
 ]]></content:encoded>
                <pubDate>Sun, 29 Oct 2023 18:40:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.2yakahaber.com/images/haberler/thy-1-haziran039dan-itibaren-tarifeli-seferlere-baslayacak---yasam---haber-sitesi-yazilimlari---haber-scripti.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Ormanya kapılarını yeniden ziyaretçilere açtı - Yaşam - Haber Sitesi Yazılımları - Haber Scripti</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.2yakahaber.com/haber/ormanya-kapilarini-yeniden-ziyaretcilere-acti---yasam---haber-sitesi-yazilimlari---haber-scripti-56916</link>
                <guid>https://www.2yakahaber.com/haber/ormanya-kapilarini-yeniden-ziyaretcilere-acti---yasam---haber-sitesi-yazilimlari---haber-scripti-56916</guid>
                <description><![CDATA[KOCAELİ (AA) - Kocaeli&#039;de, yeni tip koronavirüs (Kovid-19) tedbirleri kapsamında ziyarete kapatılan, Avrupa&#039;nın en büyük doğal yaşam parkı Ormanya, kontrollü sosyal hayata geçilmesiyle yeniden açıldı.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[ 
 ]]></content:encoded>
                <pubDate>Sun, 29 Oct 2023 18:40:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.2yakahaber.com/images/haberler/ormanya-kapilarini-yeniden-ziyaretcilere-acti---yasam---haber-sitesi-yazilimlari---haber-scripti.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Gebze Ballıkayalar&amp;#039;da değişim vakti - Yaşam - Haber Sitesi Yazılımları - Haber Scripti</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.2yakahaber.com/haber/gebze-ballikayalar039da-degisim-vakti---yasam---haber-sitesi-yazilimlari---haber-scripti-56915</link>
                <guid>https://www.2yakahaber.com/haber/gebze-ballikayalar039da-degisim-vakti---yasam---haber-sitesi-yazilimlari---haber-scripti-56915</guid>
                <description><![CDATA[Gebze&#039;de, Türkiye&#039;nin en büyük tabiat parklarından Ballıkayalar Tabiat Parkı&#039;nın, &quot;Doğal Yaşam Alanı&quot; projesiyle cazibe merkezi haline gelmesi hedefleniyor.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[ 
 ]]></content:encoded>
                <pubDate>Sun, 29 Oct 2023 18:40:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.2yakahaber.com/images/haberler/gebze-ballikayalar039da-degisim-vakti---yasam---haber-sitesi-yazilimlari---haber-scripti.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Çayırova&amp;#039;da kanalizasyonda mahsur kalan yavru kedi tabureler yardımıyla kurtarıldı - Yaşam - Haber Sitesi Yazılımları - Haber Scripti</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.2yakahaber.com/haber/cayirova039da-kanalizasyonda-mahsur-kalan-yavru-kedi-tabureler-yardimiyla-kurtarildi---yasam---haber-sitesi-yazilimlari---haber-scripti-56914</link>
                <guid>https://www.2yakahaber.com/haber/cayirova039da-kanalizasyonda-mahsur-kalan-yavru-kedi-tabureler-yardimiyla-kurtarildi---yasam---haber-sitesi-yazilimlari---haber-scripti-56914</guid>
                <description><![CDATA[Çayırova&#039;da bir fabrika işçisi, kanalizasyon atığının olduğu alana düşen yavru kediyi tabureler yardımıyla kurtardı.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[ 
 ]]></content:encoded>
                <pubDate>Sun, 29 Oct 2023 18:40:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.2yakahaber.com/images/haberler/cayirova039da-kanalizasyonda-mahsur-kalan-yavru-kedi-tabureler-yardimiyla-kurtarildi---yasam---haber-sitesi-yazilimlari---haber-scripti.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Tuzla&amp;#039;da Gençlik Gemisi öğrencileri, Diyarbakırlı çocuklarla denize daldı - Yaşam - Haber Sitesi Yazılımları - Haber Scripti</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.2yakahaber.com/haber/tuzla039da-genclik-gemisi-ogrencileri-diyarbakirli-cocuklarla-denize-daldi---yasam---haber-sitesi-yazilimlari---haber-scripti-56913</link>
                <guid>https://www.2yakahaber.com/haber/tuzla039da-genclik-gemisi-ogrencileri-diyarbakirli-cocuklarla-denize-daldi---yasam---haber-sitesi-yazilimlari---haber-scripti-56913</guid>
                <description><![CDATA[]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[ 
 ]]></content:encoded>
                <pubDate>Sun, 29 Oct 2023 18:40:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.2yakahaber.com/images/haberler/tuzla039da-genclik-gemisi-ogrencileri-diyarbakirli-cocuklarla-denize-daldi---yasam---haber-sitesi-yazilimlari---haber-scripti.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>CHP’li Ali Haydar Kahraman, “Bu konu kıyaslanacak bir şey değil, yapan herkes şerefsiz! &#039;&#039;</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.2yakahaber.com/haber/chpli-ali-haydar-kahraman-bu-konu-kiyaslanacak-bir-sey-degil-yapan-herkes-serefsiz--54767</link>
                <guid>https://www.2yakahaber.com/haber/chpli-ali-haydar-kahraman-bu-konu-kiyaslanacak-bir-sey-degil-yapan-herkes-serefsiz--54767</guid>
                <description><![CDATA[CHP’li Ali Haydar Kahraman, “Bu konu kıyaslanacak bir şey değil, yapan herkes şerefsiz!]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-family:verdana,geneva,sans-serif;">İstanbul Büyükşehir Belediye Meclisi Aralık ayı ilk toplantısında, İsmailağa Cemaati’ne bağlı Hiranur Vakfı’nın kurucusu Yusuf Ziya Gümüşel’in kızı H.K.G.'nin 6 yaşında imam nikahı ile kendisinden 23 yaş büyük Kadir İstekli ile evlendirilmesiyle başlayan çocuk istismarı tartışmaları gündem oldu. CHP ve İYİ Partili meclis üyeleri, "Aile bakanı istifa", "İstismara Sessiz Kalma", "Suça ortak olma" dövizleri açarak protesto etti. CHP’li Meclis Üyesi Ali Haydar Kahraman, “Bu konu kıyaslanacak bir şey değil, siyaset yapılacak bir tarafı yok, yapan herkes şerefsiz” dedi.<br />
<strong>‘BUNU YAPANLAR ŞEREFSİZ’</strong><br />
Ali Haydar Kahraman, başka bir konuyla ilgili söz aldığını ancak kendisinden önce konuşan Ak Parti Grup Sözcüsü Murat Türkyılmaz’ın konuşmasına atıfta bulunarak, “Benim kızım 98 doğumlu. Bu olayı yaşayan kızımızla aynı tarihte doğmuş. Bugün itibariyle 24 yaşında. Ben bunu duyduğumda gerçekten kızım gözümün önüne geldi. Bu işin ne kadar zor, ne kadar ahlaksız, ne kadar şerefsizce bir şey olduğunu anladım. Çünkü kızımı düşündüm. İnsan olan herkesin bunu düşündüğüne inanıyorum. Murat başkan memleketim olan Tunceli’den bir cem evi dedesi ve partimizden bir takım şeylerden bahsetti. Doğru bu şeyler yaşanmış. O cem evi dedesi de şerefsiz, bunu yapan CHP’li de şerefsiz, bu cemaatin lideri de şerefsiz, bunu yapanherkes şerefsiz. Bunun siyaset yapılacak bir tarafı yok.”<br />
<strong>‘KIYASLANACAK BİR ŞEY DEĞİL’</strong><br />
AKP’li meclis üyelerinin cemaatlerle ilgili herhangi bir şey söylediğinde tepki gösterdiğini söyleyenKahraman,“CHP’nin haritasını gösterdiniz. Ben de AKP il başkanı, meclis üyesi, ilçe yöneticisi, ilçe başkanınYaşadıklarını gösterseydim. Bu kıyaslanacak bir şey değil” dedi.<br />
<strong>MECLİS ÜYELERİ PROTESTO ETTİ</strong><br />
"Ben size tweet okuyacağım bakalım bilecek misiniz" diyen Kahraman Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın eşi Emine Erdoğan’ın, "Çocuk istismarı insanlık dışı bir suçtur, sapkınlıktır. Hiçbir dine, ahlaka, geleneğe sığmaz. Mazereti kabul edilemez. Bu suçu işleyen, göz yuman, sessiz kalan herkes hesap vermelidir. Sürecin ben de takipçisi olacağım. Adaletin tecelli edeceğine ben de inanıyorum" tweetini okudu. Bu sırada CHP ve İYİ Partili Meclis üyeleri, ‘"Aile bakanı istifa", "İstismara Sessiz Kalma", "Suça ortak olma" dövizi açarak protesto etti.<br />
<strong>‘NİYE GÖZALTI YOK NEDEN TUTUKLANMIYOR’</strong><br />
"Kim yazmıştır bunu" diye soran Kahraman, “Cumhurbaşkanımızın eşi Emine Erdoğan doğru yazmış. Aynı kabineye üye Aile Bakanı, ‘2020 yılından beri biz bu konuyu biliyorduk. 2020 yılından beri o çocuk korumamız altında. Biz gerekli hukuki desteği veriyoruz.’ Dedi. Peki, Tunceli’ndeki dede tutuklanmış. Bu işi yapan CHP’nin içinde bu işi yapanla tutuklanmış. Bu olayda niye gözaltı yok neden tutuklanmıyor” diye konuştu” ifadelerini kullandı.</span></p>

<p> </p> 
 ]]></content:encoded>
                <pubDate>Tue, 13 Dec 2022 19:40:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.2yakahaber.com/images/haberler/chpli-ali-haydar-kahraman-bu-konu-kiyaslanacak-bir-sey-degil-yapan-herkes-serefsiz-.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Bakan Koca, vaka sayısı en çok 10 ili paylaştı</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.2yakahaber.com/haber/bakan-koca-vaka-sayisi-en-cok-10-ili-paylasti-20823</link>
                <guid>https://www.2yakahaber.com/haber/bakan-koca-vaka-sayisi-en-cok-10-ili-paylasti-20823</guid>
                <description><![CDATA[VAKA SAYISI EN ÇOK ARTAN 10 İL&nbsp;]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Sağlık Bakanı Fahrettin Koca, 9-15 Ekim arasında 100.00 kişi içinden bir haftalık toplam vaka sayısını paylaşırken, vaka sayısı son bir haftada en çok artan 10 ili de paylaştı.</p><p>Sağlık Bakanı Fahrettin Koca bir haftalık koronavirüs resmi verilerini sosyal medya hesabı üzerinden paylaştı. İl bazında paylaşım yapan&nbsp; Bakan Koca, "9-15 Ekim arasında, 100.000 KİŞİ İÇİNDE bir haftalık toplam yeni Covid-19 vaka sayısı il bazında neydi? Yaşadığınız, gidip geldiğiniz ildeki durumu haftalık İnsidans haritamızdan öğrenebilirsiniz" mesajı ile harita paylaşımı yaptı.&nbsp;</p>

<p style="text-align:center"></p>

<p>&nbsp;</p>

<p><strong>VAKA SAYISI EN ÇOK ARTAN 10 İL&nbsp;</strong></p>

<p>Sağlık Bakanlığının günlük açıkladığı&nbsp;resmi veriler doğrultusunda, haftalık istatistik çıkarıp grafik paylaşımı yapan Bakan Koca, 9-15 Ekim arasındaki vaka yoğunluğu en fazla olan illeri paylaştı. Bakan Koca&#39;nın paylaşımına göre vaka yoğunluğu en çok olan iller,&nbsp;Kastamonu, Zonguldak, Karabük, Kilis, Tunceli, Ardahan, Çankırı, Kahramanmaraş, Osmaniye ve Erzincan şeklinde sıralandı.</p>

<p>&nbsp;</p> 
 ]]></content:encoded>
                <pubDate>Sat, 11 Dec 2021 21:06:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.2yakahaber.com/images/haberler/bakan-koca-vaka-sayisi-en-cok-10-ili-paylasti.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Subjektif kulak çınlamasına daha fazla rastlanıyor</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.2yakahaber.com/haber/subjektif-kulak-cinlamasina-daha-fazla-rastlaniyor-20822</link>
                <guid>https://www.2yakahaber.com/haber/subjektif-kulak-cinlamasina-daha-fazla-rastlaniyor-20822</guid>
                <description><![CDATA[İSTANBUL (İGFA)]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi (SBF) Odyoloji Bölümü Araştırma Görevlisi Mina Gök, kulak çınlamasına ilişkin değerlendirmede bulundu.</p><p><strong>İSTANBUL (İGFA)</strong>-Kulak çınlaması, bulunulan ortamda ses olmamasına rağmen &#39;ses&#39;&nbsp;varmış gibi duyulma hissidir. Bu konuda açıklama yapan&nbsp;Üsküdar Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi (SBF) Odyoloji Bölümü Araştırma Görevlisi Mina Gök, "Duyulan ses, hastalar tarafından; tiz veya bas bir ton, uğultu, çınlama, tıslama, ıslık, cırcır böceği sesi gibi değişik şekillerde tanımlanabilmektedir. Tek taraflı veya iki kulakta birden, aralıklı veya sürekli ortaya çıkabilmektedir.</p>

<p>Çocukluk çağından itibaren her yaştan bireyde görülebilen çınlama, toplumda oldukça yaygın görülmekte ve yetişkin nüfusun yaklaşık yüzde 10-15&rsquo;ini etkilemektedir" dedi.</p>

<p><strong>KULAK ÇINLAMASI OBJEKTİF VE SUBJEKTİF OLARAK İKİYE AYRILIYOR</strong></p>

<p>Çınlamayı daha detaylı değerlendirmek için objektif ve subjektif çınlama olmak üzere iki grupta incelemenin mümkün olduğunu ifade eden Araştırma Görevlisi Mina Gök, şunları söyledi: &ldquo;Objektif kanıtlanabilir çınlama, vücutta oluşan örneğin kan akışı veya kas hareketi sesinin kulağa ulaşması sonucunda hissedilmekte ve değerlendiren uzman steteskopla veya hastaya yaklaştığında hastanın duyduğu ses duyulabilmektedir.</p>

<p>Subjektif yani öznel kulak çınlaması, fiziksel bir olgudan kaynaklanmayan ve sadece kulak çınlaması olan bireyin duyabildiği seslerdir.&nbsp;subjektif çınlamanın, dış kulak yolu, kulak zarı, orta kulak, iç kulak, işitme siniri ve sonrasındaki yapıların problemlerini kapsayan nedenlerle metabolik veya nörolojik hastalıklarla, bazı ilaçların yan etkisiyle ve psikolojik faktörlerle ortaya çıkabiliyor.</p>

<p>Kulak çınlaması şikayeti olan kişilerin yüzde 1&rsquo;den daha azında objektif çınlama görülürken geri kalan yüzde 99&rsquo;undan fazlasında subjektif çınlama görülmektedir" ifadelerini kullandı.&nbsp;</p>

<p>&nbsp;</p> 
 ]]></content:encoded>
                <pubDate>Sat, 11 Dec 2021 21:06:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.2yakahaber.com/images/haberler/subjektif-kulak-cinlamasina-daha-fazla-rastlaniyor.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Burulaş personeline ilk yardım eğitimi</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.2yakahaber.com/haber/burulas-personeline-ilk-yardim-egitimi-16447</link>
                <guid>https://www.2yakahaber.com/haber/burulas-personeline-ilk-yardim-egitimi-16447</guid>
                <description><![CDATA[Bursa Büyükşehir Belediyesi bünyesinde çalışan tüm personele yönelik ilkyardım eğitimlerine devam eden İlkyardım Eğitim Merkezi, bu kez Burulaş personeline teorik ve uygulamalı eğitim verdi.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><strong>Bursa Büyükşehir Belediyesi bünyesinde çalışan tüm personele yönelik ilkyardım eğitimlerine devam eden İlkyardım Eğitim Merkezi, bu kez Burulaş personeline teorik ve uygulamalı eğitim verdi.</strong></p>



<p>BURSA (İGFA) - Büyükşehir Belediyesi Sağlık İşleri Daire Başkanlığı bünyesinde faaliyet gösteren ve 2018 yılından bu yana 1000’i aşkın personele ilkyardım eğitimi veren İlk Yardım Eğitim Merkezi, bu kez Burulaş çalışanlarına eğitim verdi.</p>



<p>Özellikle toplu taşıma araçlarında meydana gelmesi muhtemel olaylara anında müdahale edilebilmesi amacıyla hem teorik hem de uygulamalı eğitim verildi. Eğitimde ilkyardımın hayat kurtarmadaki önemi anlatılırken, doğru müdahale yöntemleri de uygulamalı olarak gösterildi.</p> 
 ]]></content:encoded>
                <pubDate>Tue, 17 Aug 2021 16:20:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.2yakahaber.com/images/haberler/burulas-personeline-ilk-yardim-egitimi.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>İzmir Aliağa&amp;#8217;da &amp;#8216;Mesleki ve Çevresel Hastalıklar Hastanesi&amp;#8217; yükseliyor</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.2yakahaber.com/haber/izmir-aliaga8217da-8216mesleki-ve-cevresel-hastaliklar-hastanesi8217-yukseliyor-16400</link>
                <guid>https://www.2yakahaber.com/haber/izmir-aliaga8217da-8216mesleki-ve-cevresel-hastaliklar-hastanesi8217-yukseliyor-16400</guid>
                <description><![CDATA[Dokuz Eylül Üniversitesi’nin (DEÜ) iki yıl önce temeli attığını ve Aliağa Belediyesi’nin de destek verdiği Aliağa Mesleki ve Çevresel Hastalıklar Hastanesi’nde çalışmalar aralıksız devam ediyor.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><strong>Dokuz Eylül Üniversitesi’nin (DEÜ) iki yıl önce temeli attığını ve Aliağa Belediyesi’nin de destek verdiği Aliağa Mesleki ve Çevresel Hastalıklar Hastanesi’nde çalışmalar aralıksız devam ediyor.</strong></p>



<p><strong>İZMİR (İGFA) - </strong>DEÜ Rektörü Prof. Dr. Nükhet Hotar, Aliağa Kaymakamı Ömer Karaman ve Aliağa Belediye Başkanı Serkan Acar, bölgenin tamamına nitelikli sağlık hizmet verecek tesiste yapılan inşaat çalışmaları yerinde inceledi. Küresel pandeminin yarattığı olumsuz koşullara rağmen inşaatı süren Aliağa Mesleki ve Çevresel Hastalıklar Hastanesi’ni kısa sürede bitirmeyi hedeflediklerini söyleyen DEÜ Rektörü Prof. Dr. Nükhet Hotar, Ege Bölgesi’ndeki tek mesleki ve çevresel hastalıklar hastanesi olacak tesisin, nitelikli sağlık hizmetlerinde bir üs vazifesi göreceğini ifade etti.</p>



<p><strong>HASTANE İÇİN HEDEF 2022</strong></p>



<p>İş dünyasının ve bölgenin ihtiyaç duyduğu hastane için yoğun bir mesai harcadıklarını söyleyen Rektör Hotar, “Hastanemizi, belediyemizin ve mensuplarımızın gayretleri ile 2022 yılı sonuna kadar tamamlamayı hedefliyoruz.&nbsp; Aliağa Mesleki ve Çevresel Hastalıklar Hastanemiz, bölgeye her anlamda hizmet sunacaktır. Tek farkı, ihtisaslaşmış bir anlayış üzerinden bunu gerçekleştirecek. Bu hususa özellikle dikkat çekmek istiyorum” açıklamasında bulundu. Hastanenin yapım sürecinde fiziki çalışmaların yanı sıra zihinsel çalışmalar da yapmak zorunda kaldıklarını söyleyen Rektör Hotar, “Böyle önemli yatırımları yaparken bazı yanlış bilgilendirmelere, kasıtlı söylemelere de maruz kalabiliyoruz. Bunların hepsi, bizim buraya vermek istediğimiz katkıyı asla engelleyemeyecek. Burası ilkleri barındıran ve öncü bir hastane olacak” dedi.</p>



<p><strong>HAYIRSEVERLERE ÇAĞRI</strong></p>



<p>Dokuz Eylül Üniversitesi’nin, yetişmiş insan gücü ve değerli bilim insanlarıyla hastaneye hizmet edeceğini hatırlatan Rektör Hotar,&nbsp; “Hastanenin kaba inşaatının yüzde 30’unun tamamlandığını söyleyebiliriz. Bu noktada hayırseverlerimize bir çağrım olacak. Büyük işletmelerin bulunduğu Aliağa’mızdaki tüm işletmelerin de desteğini bekliyoruz ki hastanemizi kısa sürede bitirelim. Hayırseverlerimizin katkısıyla bu hastaneyi daha kısa sürede Aliağa’mıza, İzmir’imize, ülkemize kazandıralım. Son olarak Aliağa Belediye Başkanımız Serkan Acar ve ekibine, değerli hemşerilerimize,&nbsp; mensuplarımıza ve projenin bir an önce tamamlanması için çaba sarf eden herkese de teşekkürlerimi iletiyorum” dedi.&nbsp;</p>



<p><strong>GÜZEL BİR ESER KAZANDIRACAĞIZ</strong></p>



<p>Aliağa’nın uzun yıllardır sağlık yatırımları noktasında ciddi bir ihtiyacı olduğunu belirten Aliağa Belediye Başkanı Serkan Acar ise, kaba inşaatını belediyenin üstlendiğini ve yüzde 30’unu tamamladıklarını kaydederek, "El birliği ile Aliağa’mıza, İzmir’imize, ülkemize güzel bir eser kazandıracağız” dedi.</p>



<p><strong>ALİAĞA MESLEKİ VE ÇEVRESEL HASTALIKLAR HASTANESİ</strong></p>



<p>Yaklaşık 53 bin metrekare kapalı alana sahip olacak Aliağa Mesleki ve Çevresel Hastalıklar Hastanesi, Aliağa’da iş dünyasının ve bölgenin ihtiyaç duyduğu tüm sağlık hizmetlerini karşılayacak. Tesiste, 20 yoğun bakım yatağı, 12 ameliyathane ve yaklaşık 200 yatak kapasitesi bulunacak. Acil Servis, mikro cerrahi, yanık ünitesi, hiperbarik oksijen, hemodiyaliz, endoskopi, bronkoskopi, gastroskopi, kolonoskopi, radyoloji, fizik tedavi ve rehabilitasyon gibi ünitelerin de yer alacağı Mesleki ve Çevresel Hastalıklar Hastanesi, ihtisaslaşmış bir anlayışla tüm bölge halkına hizmet verecek.</p> 
 ]]></content:encoded>
                <pubDate>Tue, 17 Aug 2021 09:40:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.2yakahaber.com/images/haberler/izmir-aliaga8217da-8216mesleki-ve-cevresel-hastaliklar-hastanesi8217-yukseliyor.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Sinüzit pek çok hastanın hayat kalitesini bozuyor</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.2yakahaber.com/haber/sinuzit-pek-cok-hastanin-hayat-kalitesini-bozuyor-16178</link>
                <guid>https://www.2yakahaber.com/haber/sinuzit-pek-cok-hastanin-hayat-kalitesini-bozuyor-16178</guid>
                <description><![CDATA[Sinüzitin insanların hayat kalitesini bozan bir hastalık olduğunu söyleyen Op. Dr. Muhammet Özlü, Türkiye’de her yıl 15 milyon kişiyi etkilediğini belirtti.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><strong>Sinüzitin insanların hayat kalitesini bozan bir hastalık olduğunu söyleyen Op. Dr. Muhammet Özlü, Türkiye’de her yıl 15 milyon kişiyi etkilediğini belirtti.</strong></p>



<p><strong>BURSA (İGFA) - </strong>Doruk Yıldırım Hastanesi Kulak Burun Boğaz Uzmanı Op. Dr. Muhammet Özlü, baş ağrısı ve burun tıkanıklığı ile kendini gösteren sinüzitin, kişinin yaşam kalitesini de olumsuz yönde etkilediğini söyledi.</p>



<p>Soğuk algınlığı ve nezlenin hemen ardından akut sinüzitin ortaya çıktığını söyleyen KBB Uzmanı Op. Dr. Muhammet Özlü, burun tıkanıklığı, sarı, yeşil veya kanlı burun akıntısı, çevresinde ağrı, diş ağrısı ile karışabilen yanak ağrısı, yüzde basınç hissi, öne eğilmekle artan yüz veya baş ağrısı ve kötü ağız kokusu belirtilerinin bulunabileceğini ifade etti.</p>



<p>Akut sinüzitte kuru öksürük, hafif ateş veya mide rahatsızlığının da görünebileceğini kaydeden Özlü, kronik sinüzitte ise koyu burun akıntısı, geniz akıntısı, burun tıkanıklığı, koku alamama ve özellikle geceleri artan öksürük belirtileri görüldüğünü söyledi. Sinüziti olan pek çok hastanın hayat kalitelerinin bozulduğunu belirten Op. Dr. Muhammet Özlü “Sinüzit; burun tıkanıklığı, burun ve geniz akıntısı, baş ağrısı, öksürük, halsizlik ve dikkat kusuruna neden oluyor. Bu hastalar ise dikkatlerini toplayamadıkları için konsantrasyon sorunu yaşıyorlar” dedi.</p> 
 ]]></content:encoded>
                <pubDate>Fri, 13 Aug 2021 13:00:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.2yakahaber.com/images/haberler/sinuzit-pek-cok-hastanin-hayat-kalitesini-bozuyor.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>BUÜ Hastanesi’nde çifte açılış</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.2yakahaber.com/haber/buu-hastanesinde-cifte-acilis-16176</link>
                <guid>https://www.2yakahaber.com/haber/buu-hastanesinde-cifte-acilis-16176</guid>
                <description><![CDATA[Bursa Uludağ Üniversitesi Hastanesi hayırseverlerin katkılarıyla yenilenen Fiziksel Tıp ve Rehabilitasyon Kliniği’ne ve yeni açılan Ayaktan Parenteral Antibiyotik Tedavisi (APAT) birimine kavuştu.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><strong>Bursa Uludağ Üniversitesi Hastanesi hayırseverlerin katkılarıyla yenilenen Fiziksel Tıp ve Rehabilitasyon Kliniği’ne ve yeni açılan Ayaktan Parenteral Antibiyotik Tedavisi (APAT) birimine kavuştu.</strong></p>



<p><strong>BURSA (İGFA) - </strong>Bursa Uludağ Üniversitesi’nde değişim ve dönüşüm devam ediyor. Bursa ve çevresinden yoğun başvurunun olduğu Fiziksel Tıp ve Rehabilitasyon Kliniği’nin alt yapı ve mimari tadilatı gerçekleştirildi. Uzun zamandır BUÜ Hastanesi’nin ihtiyaç duyduğu APAT Birimi ise faaliyet göstermeye başladı. Yenilenen kliniğin ve yeni oluşturulan birimin açılışı üniversite üst yönetimi, hastane yönetimi, akademik ve idari personelin katılımıyla yapıldı. Açılışı yapılan klinik ve APAT Birimi hayırseverlerin destekleriyle son halini aldı.</p>



<p>Fiziksel Tıp ve Rehabilitasyon Kliniği’nin iki kişilik 3 odası Fahri Çağan, tek kişilik 5 hasta odası Yahya Kurtuluş, tek kişilik 2 hasta odası ise Hatice Babagiray’ın desteği ile yenilendi.</p>



<p><strong>BUÜ HASTANESİ’NE YENİ BİRİM</strong></p>



<p>Ayaktan Parenteral Antibiyotik Tedavisi (APAT) birimi ise Hatice Babagiray’ın maddi katkıları ile oluşturuldu ve birime “Babagiray APAT Birimi” ismi verildi. Yeni birim sayesinde tek doz antibiyotik alması gereken hastaların kliniğe yatmasına gerek kalmayacak ve oluşabilecek komplikasyonların önüne geçilmiş olacak.</p>



<p><strong>SADECE BURSA’YA DEĞİL BÖLGEYE HİZMET VERİYORUZ</strong></p>



<p>Açılış töreninde konuşan BUÜ Rektörü Prof.Dr. Ahmet Saim Kılavuz konuşmasında; “Hastanemiz sadece Bursa’ya değil, bütün Güney Marmara’ya hizmet veriyor. Bu nedenle sürekli yenileme ve dönüşüme ihtiyaç duyuyor. Hastanemizde ihtiyaç duyduğumuz alanların yaşam kalitesinin yükseltilmesi anlamında çalışmalarımızı aralıksız sürdürüyoruz. İnsana yapılan yatırım en büyük yatırımdır. Bu sebeple hastaların ağrısını hafifletebildiğimiz, acısını dindirebildiğimiz hastane ortamının oluşturulması için bağışçılarımızın önemli katkıları oldu. Yaptıkları bu hayır onların ve geçmişlerinin sevap hanelerine yazılacaktır. Yapılan hayır bir sadaka-i cariyedir. İşte bu hizmet de bunun bariz bir örneğidir. Yenilenen kliniğimiz ve açılışını yeni yaptığımız birimimizin hastanemiz için hayırlı olmasını diliyorum. Katkı koyan hayırseverlerimize de teşekkürlerimi iletiyorum” dedi.</p>



<p>BUÜ Hastanesi Başhekimi Prof.Dr. Rıdvan Ali ise; “Açılışını yaptığımız APAT Birimi çok önemli bir görevi ifa edecek. Hastanemiz uzun yıllardır bu birimi bekliyordu. APAT Birimimizi 24 saat esasına göre çalıştırma noktasında çalışmalarımızı sürdürüyoruz. APAT ve Fiziksel Tıp ve Rehabilitasyon Kliniğimiz hayırseverlerin destekleriyle yenilendi ve açıldı. Bu önemli destekleri için hayırseverlerimize ve katkılarını esirgemeyen üniversite yönetimine teşekkür ediyorum.” şeklinde konuştu.</p>



<p>Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Anabilim Dalı Başkanı Prof.Dr. Emin&nbsp;Halis Akalın ise konuşmasında yaklaşık 10 yıldır bu birimin planlamasını yaptıklarını ancak hayata geçirmenin mümkün olmadığını belirterek “Birimimizin hayata geçirilmesine katkı koyan hayırseverimiz başta olmak üzere üniversite ve hastane yönetimimize teşekkür ediyorum. Yapılan önemli bir hizmettir. Bu birim kurulmadan önce tek doz antibiyotik verilmesi gereken hastaları kliniğe yatırmak zorundaydık. APAT Birimi ile bu zorunluluk ortadan kalkmış oldu. APAT Birimi sadece Enfeksiyon Hastalıkları Kliniği’ne değil, bütün hastanedeki kliniklere hizmet verecek.” dedi.&nbsp;&nbsp;&nbsp;</p>



<p>Fiziksel Tıp ve Rehabilitasyon Anabilim Dalı Başkanı Prof.Dr. F.Jaleİrdesel ise kliniğin uzun zamandır yenilenmeye ihtiyaç duyduğunu belirterek, üniversite yönetimine ve kliniğin yenilenmesinde katkısı olan hayırseverlere teşekkür etti.</p> 
 ]]></content:encoded>
                <pubDate>Fri, 13 Aug 2021 12:50:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.2yakahaber.com/images/haberler/buu-hastanesinde-cifte-acilis.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Kocaeli&amp;#8217;de Başkan Büyükakın, üçüncü doz aşısını oldu</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.2yakahaber.com/haber/kocaeli8217de-baskan-buyukakin-ucuncu-doz-asisini-oldu-16158</link>
                <guid>https://www.2yakahaber.com/haber/kocaeli8217de-baskan-buyukakin-ucuncu-doz-asisini-oldu-16158</guid>
                <description><![CDATA[Marmara Belediyeler Birliği ve Kocaeli Büyükşehir Belediye Başkanı Doç.Dr Tahir Büyükakın, COVID-19 salgınına karşı uygulanan aşı kampanyasına dikkat çekerek üçüncü doz aşısını oldu.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><strong>Marmara Belediyeler Birliği ve Kocaeli Büyükşehir Belediye Başkanı Doç.Dr Tahir Büyükakın, COVID-19 salgınına karşı uygulanan aşı kampanyasına dikkat çekerek üçüncü doz aşısını oldu. </strong></p>



<p>KOCAELİ (İGFA) - Kocaelileri aşı olmaya davet eden Başkan Büyükakın, İzmit İlçe Sağlık Müdürü Nazif Aksoy’un eşlik ettiği Hemşire Ayşenur Deniz’in gerçekleştirdiği üçüncü aşısı sonrası yaptığı açıklamada, “Aşılama takviminin dikkatle takip edilmesi ve vatandaşlarımızın tamamının zamanında tüm aşılarının olması şehrimizde toplumsal bağışıklığın kazanılması açısından son derece büyük bir önem arz ediyor. Şuanda yüzde 69 mertebesindeyiz. Yüzde 75’lere ulaştığımızda önümüzdeki süreçte, şehirde daha az sıkıntılar yaşanacak, daha az kısıtlamalarla yüz yüze geleceğiz.” dedi.</p>



<p>Tüm hemşerilerini aşılarını olması için bir kez daha çağrıda bulunan Kocaeli Büyükşehir Belediye Başkanı Doç. Dr. Tahir Büyükakın, “Buradan bir kez daha vatandaşlarımızı bu konuda dikkatli ve özen göstermeye, birbirimizin daha sağlıklı yaşayabilmesi için herkesin bir an önce aşılarını tamamlamasını istirham ediyorum. Önümüzdeki süreçte kısıtlamalara ihtiyaç kalmaması için herkesi bu manada özen göstermeye davet ediyorum.” diyerek açıklamalarını tamamladı. Başkan Büyükakın ayrıca, her daim vatandaşlara hizmet eden ve özellikle pandemi döneminde büyük fedakârlık göstererek çalışan sağlık çalışanlarına da teşekkür etti.</p> 
 ]]></content:encoded>
                <pubDate>Fri, 13 Aug 2021 10:10:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.2yakahaber.com/images/haberler/kocaeli8217de-baskan-buyukakin-ucuncu-doz-asisini-oldu.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>FMF hastalığı böbrek yetmezliği riski taşıyor</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.2yakahaber.com/haber/fmf-hastaligi-bobrek-yetmezligi-riski-tasiyor-16057</link>
                <guid>https://www.2yakahaber.com/haber/fmf-hastaligi-bobrek-yetmezligi-riski-tasiyor-16057</guid>
                <description><![CDATA[Ailevi Akdeniz Ateşi (FMF) hastalığının çoğunlukla çocukluk çağında ortaya çıktığını belirten Özel Esentepe Hastanesi İç Hastalıkları Bölümü’nden Uzm. Dr. Elyesa Karaca, “Bu hastalığın kesin bir tedavisi yoktur. Şikayetler ömür boyu sürebilir. Yalnızca ilaç kullanımı sayesinde hafifletilebilmektedir” dedi.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><strong>Ailevi Akdeniz Ateşi (FMF) hastalığının çoğunlukla çocukluk çağında ortaya çıktığını belirten Özel Esentepe Hastanesi İç Hastalıkları Bölümü’nden Uzm. Dr. Elyesa Karaca, “Bu hastalığın kesin bir tedavisi yoktur. Şikayetler ömür boyu sürebilir. Yalnızca ilaç kullanımı sayesinde hafifletilebilmektedir” dedi.</strong></p>



<p>BURSA (İGFA) - Ailevi Akdeniz Ateşi Hastalığı (FMF) devamlı meydana gelen karın, akciğer ve eklem ağrılarıyla karakterize olan kalıtsal bir hastalıktır. Ağrıların yanı sıra tekrarlayan ateş nöbetleri de görülmektedir.</p>



<p>FMF hastalığının çoğunlukla çocukluk çağında ortaya çıktığını belirten Özel Esentepe Hastanesi İç Hastalıkları Bölümü’nden Uzm. Dr.Elyesa Karaca, “Bu hastalığın kesin bir tedavisi yoktur. Şikayetler ömür boyu sürebilir. Yalnızca ilaç kullanımı sayesinde hafifletilebilmektedir” dedi.</p>



<p>Söz konusu rahatsızlığın Türkler, Araplar ve Yunanlılarda yaygın olduğuna dikkat çeken Karaca, Akdeniz bölgesinde görüldüğü için bu hastalığınAilevi Akdeniz Ateşiolarak isimlendirildiğini söyledi.</p>



<p>FMF hastalığının 60 yıldır dünyada var olduğunu söyleyen Uzm. Dr. Elyesa Karaca, hastalığın en önemli özelliğinin klinik bulgularla tanının konulması olduğunu belirtti.</p>



<p>FMF’nin kendini en çok ateş ile belli ettiğini vurgulayan Karaca, “Ateşin yanında, karın ağrısı da çok önemli bir semptom oluşturur. Birçok genç karın ağrısı ile hastaneye başvurmaktadır ve bu tip şikayetler birçok hastalık ile karıştırılabilmektedir. Özellikle apandisit hastalığına benzer bulgular yaşandığı için gereksiz yere ameliyatlar yapılabiliyor” uyarısına bulundu.</p> 
 ]]></content:encoded>
                <pubDate>Wed, 11 Aug 2021 17:50:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.2yakahaber.com/images/haberler/fmf-hastaligi-bobrek-yetmezligi-riski-tasiyor.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Afet sonrası travmaya hemen müdahale edilmemeli!</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.2yakahaber.com/haber/afet-sonrasi-travmaya-hemen-mudahale-edilmemeli-15952</link>
                <guid>https://www.2yakahaber.com/haber/afet-sonrasi-travmaya-hemen-mudahale-edilmemeli-15952</guid>
                <description><![CDATA[fet gibi beklenmeyen, ani ve şoke edici yaşam olaylarının kişilerde travmatik etkiler oluşturduğunu belirten uzmanlar, şok etkisi altında olunan ilk aşamada yani travma süreci tam sonlanmamışken psikolojik müdahalede bulunmanın doğru olmadığını belirtti.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>A<strong>fet gibi beklenmeyen, ani ve şoke edici yaşam olaylarının kişilerde travmatik etkiler oluşturduğunu belirten uzmanlar, şok etkisi altında olunan ilk aşamada yani travma süreci tam sonlanmamışken psikolojik müdahalede bulunmanın doğru olmadığını belirtti.</strong></p>



<p><strong>İSTANBUL (İGFA) -</strong> Üsküdar Üniversitesi NP Feneryolu Tıp Merkezi Uzman Klinik Psikolog Cemre Ece Gökpınar, beklenmedik ani şoke edici yaşam olaylarından sonra ortaya çıkan travmatik etkilere ilişkin değerlendirmelerde bulundu.</p>



<p>Travma anlarında ya da akut anlarda kişinin şok etkisi yaratacak bir durumla karşılaşabileceğini belirterek “Birey ilk önce içerisinde bulunduğu durumun yarattığı psikolojik etkilerden ziyade, kendisinde fiziksel olarak bir problemin olup olmadığına bakmaktadır. Fiziksel yaralanmalar ve çevresel olaylar kontrol altına alındıktan sonra travmadan kaynaklı psikolojik etkiler söz konusu olmaya başlayabilir” dedi. </p>



<p>Doğal afet sebebiyle yaşanan travmaların kişide bir öfke oluşturabileceğini belirten Cemre Ece Gökpınar, “Kişi bir kabullenemeyiş ve inkâr etme süreci yaşar. Daha sonra, tanık olunan afetin psikolojik etkileri, bireyin kişisel hayatına fiziksel olarak yansıyabilir. Örneğin uyku düzensizlikleri, iştah kaybı gibi belirtiler fiziksel olarak görülen ilk belirtiler olarak tanımlanabilir. Kişi yaptıklarından keyif almamaya başlama, geleceğe dair umutsuzluk, kaygı içerisinde olma, en ufak bir seste irkilme, yangından sonra herhangi bir ateş gördüğünde korkma, irkilme gibi birtakım travmatik belirtiler yaşayabilir” uyarısında bulundu. </p>



<p>Psikolog Gökpınar, yaşanan kayıplar ve yas tutma sürecinde, olaya uzaktan şahit olanların üzerine düşen görev, afeti yaşayanların ve kayıpları olan insanların acılarına ortak olmak olacağını söyledi.</p> 
 ]]></content:encoded>
                <pubDate>Tue, 10 Aug 2021 11:10:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.2yakahaber.com/images/haberler/afet-sonrasi-travmaya-hemen-mudahale-edilmemeli.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Sıcak havalarda gül hastalığına dikkat!</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.2yakahaber.com/haber/sicak-havalarda-gul-hastaligina-dikkat-15941</link>
                <guid>https://www.2yakahaber.com/haber/sicak-havalarda-gul-hastaligina-dikkat-15941</guid>
                <description><![CDATA[Gül hastalığı olan Rozasenin  dış faktörlerden etkilenen bir hastalık olduğunu belirten uzmanlar, bu hastalığı tetikleyici faktörlerden uzaklaşılmasının, hem tedavi hem de tedavi sonrası atakların tekrarlamaması için oldukça önemli olduğunu kaydetti.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><strong>Gül hastalığı olan Rozase'nin  dış faktörlerden etkilenen bir hastalık olduğunu belirten uzmanlar, bu hastalığı tetikleyici faktörlerden uzaklaşılmasının, hem tedavi hem de tedavi sonrası atakların tekrarlamaması için oldukça önemli olduğunu kaydetti.</strong></p>



<p><strong>İSTANBUL (İGFA</strong>) - Yüzde kızarıklıklarla kendini belli eden ancak sık sık diğer cilt hastalıkları ile de karıştırılabilen rozase yani gül hastalığı özellikle yaz aylarında tetiklenebiliyor. Güneş, çeşitli yiyecek ve içecekler, çevresel kirlilik ve stres ataklara neden olurken, uzman takibinde gerçekleştirilen uygun cilt tedavileri ile hastalığı kontrol altına almak mümkün olabiliyor.  </p>



<p>Memorial Ataşehir/Şişli Hastanesi Dermatoloji Bölümü’nden Doç. Dr. Ayşe Serap Karadağ, rozase konusunda dikkat edilmesi gerekenler hakkında bilgi verdi.</p>



<p>Rozase (gül hastalığı) yüzün orta hattını tutan, ataklarla seyreden farklı klinik tipleri olan kronik tekrarlayıcı bir cilt hastalığıdır ve sadece yüzü etkilemektedir. Ancak yüzde kızarıklık ve sivilcelenme yapan farklı hastalıklar da bulunmaktadır. Bu rahatsızlıklar arasında egzama, demodikozis, kortizon rozasesi, nörojenik rozase, ilaç alerjisi, lupus ve akne gibi hastalıklar bulunmaktadır. Bu hastalıkların kesin ayırımı dermatoloji uzmanı tarafından yapılabilmektedir. </p>



<p>Yiyeceklerle rozasenin ilişkisi iyi bilinmektedir. Bu yiyecekler şöyle gruplandırılmaktadır:</p>



<p>- Histaminden zengin gıdalar (fermente/tütsülenmiş/hazır gıdalar, olgun peynir.)</p>



<p>-Niasinden zengin besinler (ciğer, hindi, ton-somon balığı, yer fıstığı vb.)</p>



<p>-Kapsaisin içerikli gıdalar (biber türleri, acı soslar vb.)</p>



<p>-Sinnamaldehit içerikli gıda ve ürünler (domates, narenciye, tarçın, çikolata vb.)</p>



<p>-Isısı yüksek her türlü yiyecek ve içecek rozaseyi tetikleyebilmektedir.&nbsp;</p>



<p>Ayrıca hastanın kişisel tetikleyici olarak bildirilen her türlü gıdadan uzak durması da önerilmelidir. Alkol rozase hastalarında atakları artırmaktadır, alkol içeren soslar ve bozadan da kaçınmalıdır. Kahvenin artık rozaseyi şiddetlendirmediği bilinmektedir, ancak aşırı sıcak kahve ve çay içilmemelidir.</p>



<p><strong>SICAK ROZASENİN DÜŞMANI</strong></p>



<p>Rozase dış faktörlerden çok etkilenen bir hastalıktır, o nedenle tetikleyici faktörlerden uzaklaşılması hem tedavi hem de tedavi sonrası atakların tekrarlamaması için oldukça önemlidir. Rozaseyi tetikleyen en önemli faktör UV (güneş) ışığıdır. Sıcakta damarlar genişlediği ve bazı inflamatuar maddeler salgılandığı için deri lezyonları şiddetlenmektedir. Her türlü sıcaktan (güneş, sıcak banyo, sauna, kaplıca, hamam, SPA, sıcak havuz vb. kullanımı, saç kurutma makinası kullanımı, ütü yapma, yemek buharı, bulaşık makinasından sıcak buhar, sıcak yiyecek ve içecekler, soba ve benzeri radyan ısıtıcılar, termofor kullanımı) kaçınmalıdır. </p> 
 ]]></content:encoded>
                <pubDate>Tue, 10 Aug 2021 10:20:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.2yakahaber.com/images/haberler/sicak-havalarda-gul-hastaligina-dikkat.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Prof. Dr. İlhan: &amp;#8220;Çocukların aşılanması önemli&amp;#8221;</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.2yakahaber.com/haber/prof-dr-ilhan-8220cocuklarin-asilanmasi-onemli8221-15912</link>
                <guid>https://www.2yakahaber.com/haber/prof-dr-ilhan-8220cocuklarin-asilanmasi-onemli8221-15912</guid>
                <description><![CDATA[Çocuklar genelde koronavirüsü hafif geçiriyor ama kronik rahatsızlığı olanlarda hastalık ağır seyredebiliyor. Okulların açılmasına sayılı günler kala 12-17 yaş arasındaki çocukların aşılanması gündeme geldi.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><strong>Çocuklar genelde koronavirüsü hafif geçiriyor ama kronik rahatsızlığı olanlarda hastalık ağır seyredebiliyor. Okulların açılmasına sayılı günler kala 12-17 yaş arasındaki çocukların aşılanması gündeme geldi.</strong></p>



<p>TRT Haber'in aktardığına göre Bilim Kurulu Üyesi Prof. Dr. Mustafa Necmi İlhan, çocukların aşılanmasının önemli olduğunu söyledi.</p>



<p>"Genelde hastanede yatarak tedavi olan çocukların da bir kronik hastalığı olan, en az bir kronik hastalığı olan çocuklar olduğunu da bilgilerden şahit oluyoruz" diyen Prof. Dr. İlhan, "Çocukların korunması ya da çocukların bağışık hale gelmesi bir yandan da çok önemli çünkü çocukları koruyabilirsek onların enfekte olup hastalığı eve götürmelerini engelleyebiliriz" dedi.</p>



<p>Konunun Bilim Kurulunda değerlendirildiğini anlatan Prof. Dr. İlhan, "Dünyadaki tüm gelişmeler, çocuklardaki aşılamalar veya dozların farklı olarak uygulanıp uygulanamaması gibi konular, bununla ilgili de karar verildiği takdirde de daha alt yaş gruplarında da aşılama başlayarak devam edecektir" dedi.</p> 
 ]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 09 Aug 2021 18:10:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.2yakahaber.com/images/haberler/prof-dr-ilhan-8220cocuklarin-asilanmasi-onemli8221.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Sıvı kaybı beyin hastalıklarını tetikliyor</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.2yakahaber.com/haber/sivi-kaybi-beyin-hastaliklarini-tetikliyor-15888</link>
                <guid>https://www.2yakahaber.com/haber/sivi-kaybi-beyin-hastaliklarini-tetikliyor-15888</guid>
                <description><![CDATA[Uzmanlar, yaz aylarında sıvı kaybı arttığı için özellikle yaşlılar ile bebeklerde sıvı ve elektrolit dengesi bozukluklarının ortaya çıktığına işaret ediyor.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><strong>Uzmanlar, yaz aylarında sıvı kaybı arttığı için özellikle yaşlılar ile bebeklerde sıvı ve elektrolit dengesi bozukluklarının ortaya çıktığına işaret ediyor.</strong></p>



<p><strong>İSTANBUL (İGFA) </strong>- Aşırı sıcak ve nemde uzun süre kalmanın öncelikle insanın metabolik yapısını etkilediğini belirten uzmanlar, sıcak havalarda beyin ve damar hastalıklarının artışına dikkat çekiyor.</p>



<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Beyin Hastanesi Beyin, Sinir ve Omurilik Cerrahı Prof. Dr. Mustafa Bozbuğa, yaz aylarında görülen omurga ve omurilik travmaları ile beyin hastalıklarına yol açan etkenlerden bahsetti.&nbsp;</p>



<p>Doğayla insanın ilişkisinin insanın var oluşuyla başladığını ve hep devam ettiğini belirten Prof. Dr. Mustafa Bozbuğa, “Her ne kadar bugün kentler doğadan uzaklaşılmış, sentetik olarak oluşturulmuş olan yapılar olsa da hep doğayla iç içeyiz. Dolayısıyla doğadaki her türlü olaydan etkileniyoruz. Soğuktan, sıcaktan, nemden, rüzgardan, yağıştan etkileniyoruz. Doğal tüm değişiklikler bizlerde duygusal olarak, metabolik olarak, endokrin olarak her türlü yapımızı etkiliyor.” dedi.</p>



<p>Yaz aylarında ve kış aylarındaki hava değişiminin vücutta kaçınılmaz etkiler yarattığını vurgulayan Prof. Dr. Mustafa Bozbuğa, “Sıcakta kalmamak ve yeterli sıvı almak oldukça önemli. Çünkü yaz aylarında sıvı kaybı artıyor ve sıvıya oldukça ihtiyaç duyuluyor. Özellikle yaşlılar ile bebeklerde sıvı ve elektrolit dengesi bozuklukları ortaya çıkabiliyor. Yaşlı bir insanda sıvı kaybı, aşırı terleme, yeterince sıvı alamamak, sıvı – elektrolit dengesi bozukluklarının ortaya çıkması da beyin damar hastalıklarının tetiklenmesine yol açabiliyor” ifadelerini kullandı.</p> 
 ]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 09 Aug 2021 15:10:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.2yakahaber.com/images/haberler/sivi-kaybi-beyin-hastaliklarini-tetikliyor.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Bakan Koca Hakkari&amp;#8217;yi örnek gösterdi</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.2yakahaber.com/haber/bakan-koca-hakkari8217yi-ornek-gosterdi-15883</link>
                <guid>https://www.2yakahaber.com/haber/bakan-koca-hakkari8217yi-ornek-gosterdi-15883</guid>
                <description><![CDATA[Sağlık Bakanı Fahrettin Koca, sosyal medya hesabından, Hakkarinin aşılanma oranında sadece bir haftada 40. sıradan 13. sıraya yükseldiğini açıkladı.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><strong>Sağlık Bakanı Fahrettin Koca, sosyal medya hesabından, Hakkari'nin aşılanma oranında sadece bir haftada 40. sıradan 13. sıraya yükseldiğini açıkladı.</strong></p>



<p><strong>ANKARA (İGFA) </strong>- Sağlık Bakanı Fahrettin Koca, Hakkari'nin aşılanma oranında bir haftada 40. sıradan 13. sıraya yükseldiğini açıkladı. Bakan Koca, toplum bağışıklığı yarışında Hakkari'nin örnek alınmasını istedi.</p>



<p>Bakan Koca, "Yapılacak aşılarla COVID-19 Risk haritasında mavi ile gösterilen düşük riskli iller kategorisine geçmesini bekliyoruz. Salgına karşı toplum bağışıklığı yarışında Hakkari örnek alınmalı" dedi.</p> 
 ]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 09 Aug 2021 14:50:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.2yakahaber.com/images/haberler/bakan-koca-hakkari8217yi-ornek-gosterdi.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>COVID-19&amp;#8217;la gelişen akciğer yetmezliğinden ECMO tedavisiyle kurtuldu</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.2yakahaber.com/haber/covid-198217la-gelisen-akciger-yetmezliginden-ecmo-tedavisiyle-kurtuldu-15881</link>
                <guid>https://www.2yakahaber.com/haber/covid-198217la-gelisen-akciger-yetmezliginden-ecmo-tedavisiyle-kurtuldu-15881</guid>
                <description><![CDATA[ursada Nisan ayında COVID-19a yakalanan ve hastaneye yattıktan sonra hızla kötüleşen Turgay Alat (52), akciğerleri iflas edince kalp akciğer makinesine (ECMO) bağlandı. 3 aylık tedavi sürecinin 14 gününü ECMO’da, yaşamla ölüm arasında geçiren Alat, virüsü yendi.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>B<strong>ursa'da Nisan ayında COVID-19'a yakalanan ve hastaneye yattıktan sonra hızla kötüleşen Turgay Alat (52), akciğerleri iflas edince kalp akciğer makinesine (ECMO) bağlandı. 3 aylık tedavi sürecinin 14 gününü ECMO’da, yaşamla ölüm arasında geçiren Alat, virüsü yendi.</strong></p>



<p><strong>BURSA (İGFA)</strong> - Yaklaşık 4 ay önce testinin pozitif çıkmasının ardından evinde tedavi süreci başlayan Bursalı Turgay Alat, durumunun ağırlaşması üzerine Bursa Şehir Hastanesi'ne başvurdu. Alat’ın hastaneye yatışı yapılırken, hastalığın hızlı seyretmesi nedeniyle akciğer yetmezliği gelişti. Oksijen değeri hızla düşmeye devam eden Alat’ın tedavisine ECMO cihazı ile devam edilmesine karar verildi.</p>



<p>ECMO cihazı sayesinde, akciğerlerine iyileşmesi için zaman kazandırılan ve yoğun tedavi sürecinin ardından akciğerleri normale dönen Alat, şimdi ikinci baharına "merhaba" demenin mutluluğunu yaşadı. Hastanın tedavi süreci hakkında açıklama yapan Bursa Şehir Hastanesi Yoğun Bakım Uzmanı Dr. Aysun Ertikin, Turgay Alat Bursa Şehir Hastanesi’nde ECMO cihazına bağlanıp tedavi sonrasında taburcu olan bir hastamız. Hastanın Covid-19 nedeniyle akciğerde yaygın tutulumu olan pnömonisi vardı. Sonrasında da buna bağlı olarak ileri bir akciğer yetmezliğine girerek, akciğerlerinin çalışamaz hale geldiğini söyledi.</p>



<p>Hastanın palyatif bakım sürecindeki tedavisi ile ilgili bilgi veren Geriatri Uzmanı Dr.Olgun Deniz ise “Hastayı palyatif bakım kliniğine aldığımızda hem yoğun bakım yatış süreci hem de kovidle ilişkili kas güçsüzlüğü ve salkopen dediğimiz kas kütlesi ve fonksiyonunda azalma durumu söz konusuydu. Hastamıza uygun fizik tedavi rehabilitasyon ve yeterli beslenme desteği sağladık. Hastamızı spontan kendi solunumu ile dışarıdan oksijen desteği almadan taburcu edebildik. COVID-19 hastalarında süreci kadar en az sonrasındaki dönemde önemli. Bu açıdan hasta mutlaka takip edilmeli ve gerekli müdahalelerde yapılmalı” diye konuştu.</p>



<p>4 aylık mücadelenin ardından sağlığına kavuşan Turgay Alat ise “Bana bir hayat bağışladılar. Nasıl diyeyim, hediye bir hayat yaşıyorum. Bunun için herkese söylüyorum, aşılarını olsunlar. Çok önemli. Neler çektiğimi ben biliyorum ama inşallah kimsenin başına gelmez” dedi.</p> 
 ]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 09 Aug 2021 14:20:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.2yakahaber.com/images/haberler/covid-198217la-gelisen-akciger-yetmezliginden-ecmo-tedavisiyle-kurtuldu.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Yazın lezzet ikilisi: Karpuz-beyaz peynir</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.2yakahaber.com/haber/yazin-lezzet-ikilisi-karpuz-beyaz-peynir-15853</link>
                <guid>https://www.2yakahaber.com/haber/yazin-lezzet-ikilisi-karpuz-beyaz-peynir-15853</guid>
                <description><![CDATA[Yazın serinletici, hafif bir öğün ve keyifli bir lezzet arayışında olanlar için  olgunlaşan karpuzların tadına beyaz peynir eşlik ediyor. Daha fazla su ihtiyacı ve kaybedilen tuz miktarı göze alındığında yazın en çok tercih edilen ikilisi karpuz peynir oluyor.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><strong>Yazın serinletici, hafif bir öğün ve keyifli bir lezzet arayışında olanlar için  olgunlaşan karpuzların tadına beyaz peynir eşlik ediyor. Daha fazla su ihtiyacı ve kaybedilen tuz miktarı göze alındığında yazın en çok tercih edilen ikilisi karpuz peynir oluyor.</strong></p>



<p><strong>BURSA (İGFA) - </strong>Sağlıklı beslenerek, bağışıklık sistemini korumanın her dönemde her önemli olduğunu dile getiren uzmanlar  günlük öğünlerde süt ve süt ürünlerine mutlaka yer verilmesini tavsiye ediyor.</p>



<p>“Karpuz-beyaz peynir ikilisinin, Türk insanının yeme alışkanlıkları içerisinde önemli bir yere sahip olduğunun altını çizen Teksüt Satış ve Pazarlama Direktörü Murat Keleş, tespitlerini söyle sürdürdü: Karpuzun tüketimi, beyaz peynire olan ilgiyi de artırıyor. Bu süreçte peynirin tüketilme zamanı genişliyor. Genelde sabah kahvaltıda tercih edilen beyaz peynir, karpuzla birlikte öğlen, akşam ya da ara öğün niyetine, günün tamamına yayılan bir esneklikle tüketilmeye başlanıyor. Çeşitliğinin artması ve damak tadına göre peynir kategorisinde farklı ürünler tercih ediliyor. </p>



<p><strong>BİRBİRİNİ DENGELİYOR</strong></p>



<p>Karpuzda su oranıyla birlikte şeker oranının da yüksek olduğunu dile getiren Murat Keleş, protein yüklü beyaz peynirin, yüksek şekerli karpuzla birlikte dengeleyici bir birliktelik oluşturduğunu aktardı.&nbsp;</p> 
 ]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 09 Aug 2021 11:40:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.2yakahaber.com/images/haberler/yazin-lezzet-ikilisi-karpuz-beyaz-peynir.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Geçmeyen arpacık göz bozukluğu işareti olabilir!</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.2yakahaber.com/haber/gecmeyen-arpacik-goz-bozuklugu-isareti-olabilir-15843</link>
                <guid>https://www.2yakahaber.com/haber/gecmeyen-arpacik-goz-bozuklugu-isareti-olabilir-15843</guid>
                <description><![CDATA[Bazı hastalıkların arpacık riskini arttırdığna dikkati çeken uzmanlar, diyabet ve lipit yüksekliği olanlarda arpacığın görülme oranının yüksek olduğunu, vücut direncinin düşüklüğü, aşırı yorgunluk ve uykusuzluğun yanı sıra bioritmin bozulmasının da tetikleyici etmen olduğunu kaydetti.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><strong>Bazı hastalıkların arpacık riskini arttırdığna dikkati çeken uzmanlar, diyabet ve lipit yüksekliği olanlarda arpacığın görülme oranının yüksek olduğunu, vücut direncinin düşüklüğü, aşırı yorgunluk ve uykusuzluğun yanı sıra bioritmin bozulmasının da tetikleyici etmen olduğunu kaydetti.</strong></p>



<p><strong>İSTANBUL (İGFA) - </strong>Halk arasında ‘arpacık’ olarak bilinen göz kapağı enfeksiyonunun sık gelişmesi aslında genel vücut sağlığıyla ilgili de bilgi veriyor. Yetişkinlerde vücut direncinin düşüklüğü, aşırı uykusuzluk ve yorgunluk arpacık riskini artırırken, bu sağlık sorununun çocukluk döneminde çok fazla ortaya çıkması görme sorunlarının da işareti olabiliyor. </p>



<p>Acıbadem Dr. Şinasi Can (Kadıköy) Hastanesi Göz Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Müslime Akbaba, “Yetişkinlerde ve özellikle de çocuklarda düzeltilmemiş yüksek hipermetropi ile astigmat gibi görme bozuklukları varsa, arpacık oluşma riski artar” diyerek bu sağlık sorunun ihmal edilmemesi gerektiğini vurguladı. Arpacık tedavisinin sıcak kompresli masaj ile başladığını, düzelmemesi halinde antibiyotikli merhemlerin iyileşme sürecini hızlandırdığını anlatan Göz Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Müslime Akbaba, tedavi için arpacığa sarımsak uygulanması gibi yöntemlerden de uzak durulması gerektiğini belirtti. </p>



<p><strong>TEDAVİDE SARIMSAĞIN YERİ YOK!</strong></p>



<p>Halk arasında arpacığa sarımsak sürmenin iyi geleceğine dair bir inanış olduğuna ancak modern tıbbi uygulamalarda, arpacık tedavisinde sarımsak kullanımının yer almadığına dikkati çeken Prof. Dr. Müslime Akbaba, “Bebek şampuanlarının, gözü rahatsız etmeyen uygun pH değerlerinden dolayı sulandırılarak kullanılmaları, antibakteriyel etkileriyle faydalı olabilir. İçeriğinde yüzde 7.5 ve daha yüksek oranda çay ağacı ekstresi olan solüsyon veya ıslak mendiller de bu amaçla kullanılabilir. Ancak tek başına tedavi için yeterli değildir. Sıcak kompresin çay ya da normal suyla yapılması arasında ise bir fark yoktur” diyor.</p> 
 ]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 09 Aug 2021 10:20:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.2yakahaber.com/images/haberler/gecmeyen-arpacik-goz-bozuklugu-isareti-olabilir.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Prof. Dr. Onur Başer: &amp;#8220;Aşı karşıtları pozitif yaklaşımla ikna edilebilir&amp;#8221;</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.2yakahaber.com/haber/prof-dr-onur-baser-8220asi-karsitlari-pozitif-yaklasimla-ikna-edilebilir8221-15784</link>
                <guid>https://www.2yakahaber.com/haber/prof-dr-onur-baser-8220asi-karsitlari-pozitif-yaklasimla-ikna-edilebilir8221-15784</guid>
                <description><![CDATA[İktisatçı akademisyen Prof.Dr. Onur Başer, kamu kurumları ve özel şirketlerin getireceği yeni düzenlemeler sayesinde aşı oranlarının artmasını beklediğini belirterek, aşı karşıtlarının pozitif yaklaşımla ikna edilebileceğini söyledi.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><strong>İktisatçı akademisyen Prof.Dr. Onur Başer, kamu kurumları ve özel şirketlerin getireceği yeni düzenlemeler sayesinde aşı oranlarının artmasını beklediğini belirterek, aşı karşıtlarının pozitif yaklaşımla ikna edilebileceğini söyledi.</strong></p>



<p>İ<strong>STANBUL (İGFA) -</strong> COVID-19 salgınına karşı aşı olanların sayısını artırmak için tüm dünyada kamu ve özel sektör yeni tedbirler almaya başladı. Microsoft, Google, CNN, Amazon, Wallmart gibi global şirketlerin çalışanlarına aşı zorunluluğu getirdiğini belirten MEF Üniversitesi İktisat Bölümü Başkanı Onur Başer, “Son yapılan anketler eğer özel şirketler ve kamu kurumları, okullar aşıyı zorunlu tutarsa veya aşı olunmaması halinde seyahat etme, restoranlara gitme, kültürel ve spor etkinliklerine katılmaları engellenirse aşı olma oranları artacağını gösteriyor” dedi.</p>



<p>Sağlık Bakanlığı verilerine göre, Türkiye’de henüz aşı olmamış kişi sayısı 20 milyon 570 bin olduğuna dikkati çeken Başer, "Sağlık Bakanı Fahrettin Koca, uçak ve otobüs yolculukları ile tiyatro, sinemalara girişte aşısız olanlardan PCR testi isteneceğini açıkladı. ABD’de Covid-19 sebebiyle hastanede yatan hastaların yüzde 97’si aşı olmayanlardan oluşuyor. Aşının ABD’de 100-200 bin ölümü engellediği hesaplandı. Genç yaş grubunda aşı olmayanların sayısı fazla olduğu gözlemleniyor. Özellikle aktif çalışan kesim olduğu için kamu ve sektör daha çok önlem almaya başladı. Aşılama oranını artırmak için de en etkili yöntem kişilerin ellerindeki seçenekleri analiz edip karar vermeleri üzerine calışan bir bilim dalı olan ‘Davranış Ekonomisi’dir” diye konuştu. </p>



<p>AVM’de, ulaşımda, restoranlarda, ev buluşmalarında bulaşma risklerinin hesaplanarak kamuya açıklanması gerektiğini kaydeden Başer, “Detaylı istatistikler insanların yasadığı, çalıştığı bölgedeki riskleri görmesini sağlayacaktır. Alınacak önlemler vaka ve aşılama oranlarına göre karar verilmeli. A şehrinde vakalar yükselince tüm Türkiye’deki işletmeler ve insanlar cezalandırılıyor. İnsanlar pandemi yorgunu ve daha detaylı ve güvenilir bilgiler talep ediyorlar” dedi.&nbsp;</p>



<p><strong>AŞI OLMAYANLARIN YAŞAM KOŞULLARI DEĞİŞTİRİLMELİ</strong></p>



<p>Başer, aşı olanlar ve olmayanların yaşam koşullarının değiştirilmesini önererek, “ABD’de kamu çalışanlarının çift doz aşı olması talep edildi. Aşı olmayanların ise iş yerinde maske takması, her iki haftada bir test olması ve mesai arkadaşlarından yaklaşık 2 metre uzaklıkta durması zorunlu tutuldu. İkinci yol olarak insanlarda aciliyet hissi yaratan “hiperbolik indirim” yöntemi denebilir. Aşı olmayanlara aşı bitecek hissi yaratan mesajlar gönderilerek, aşı oranları artırılabilir. Ayrıca, insanların davranışlarını değiştirmede anlık ödüller çok önemli olabiliyor. Afrika’da HIV hastalarına ilaçlarını almalarına karşılık çekilişlerle ödüller verildiğinde tedavi olan kişi sayısı artmıştı. Özellikle aşı oranlarının düşük olduğu illerde bu tip çekiliş organizayonları düzenlenebilir. Bir diğer yol da mesajların insanların sevdikleri tarafından verilmesidir. Araştırmalara göre, uzaktan eğitim ile tüm dünyada öğrenciler en az 6 ay geri kaldılar. Aşı olmayan ailelere direkt cocuklarından mesajlar gidebilir. Cocuğunun yüzüne batıyor diye 25 yıllık bıyığını kesen babalarımız var bizim. “Anne, baba benim için aşı ol” mesajları televizyonda bir doktordan duyulacak aşı yaptırın mesajından çok daha etkili olacaktır.” diye konuştu.</p> 
 ]]></content:encoded>
                <pubDate>Sun, 08 Aug 2021 14:10:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.2yakahaber.com/images/haberler/prof-dr-onur-baser-8220asi-karsitlari-pozitif-yaklasimla-ikna-edilebilir8221.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>&amp;#8220;Yoğun bakımda yatanların yüzde 95&amp;#8217;i aşısız&amp;#8221;</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.2yakahaber.com/haber/8220yogun-bakimda-yatanlarin-yuzde-958217i-asisiz8221-15733</link>
                <guid>https://www.2yakahaber.com/haber/8220yogun-bakimda-yatanlarin-yuzde-958217i-asisiz8221-15733</guid>
                <description><![CDATA[Aşının olumlu etkisi, yoğun bakımlara yatış oranı ve hasta sayısında kendini gösterdi. Aşının yapılmaya başlamadığı ve 33 bin vakanın görüldüğü günlerde hasta sayısının 6 bin olduğunu belirten Prof. Dr. Cinel, “Şu anda vaka sayısı 25 binken daha fazla yoğun bakım hastası olması lazımdı. Ama sayı yaklaşık 600-700 civarı” dedi.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><strong>Aşının olumlu etkisi, yoğun bakımlara yatış oranı ve hasta sayısında kendini gösterdi. Aşının yapılmaya başlamadığı ve 33 bin vakanın görüldüğü günlerde hasta sayısının 6 bin olduğunu belirten Prof. Dr. Cinel, “Şu anda vaka sayısı 25 binken daha fazla yoğun bakım hastası olması lazımdı. Ama sayı yaklaşık 600-700 civarı” dedi.</strong></p>



<p>Türk Yoğun Bakım Derneği eski Başkanı ve Marmara Üniversitesi Pendik Eğitim Araştırma Hastanesi Başhekimi Prof. Dr. İsmail Cinel, aşının yoğun bakıma yatışların azalmasına katkı sağladığını belirterek, “Şu anda vaka sayısı 25 binken daha fazla yoğun bakım hastası olması lazımdı. Ama sayı yaklaşık 600-700 civarı. 2’nci pikte 33 bin vaka varken hasta sayısı 6 binlerdeydi” dedi.</p>



<p>Cinel, Hürriyet’ten Meltem Özgenç'e şu bilgileri verdi:</p>



<p><strong>"YATANLARIN YÜZDE 95’İ AŞISIZ"</strong></p>



<p>“Şu anda 4’üncü pikteyiz. Diğer piklerden farklı olarak delta varyantı ile karşı karşıyayız. Deltadaki sayıları ikinci, üçüncü pikle kıyasladığımızda, hastaneye ve yoğun bakımlara yatışlar daha az. Bunun en önemli nedeni de aşı. Aşıyla toplumsal bağışıklığı sağlayamadık, fakat aşıladığımız kadarıyla bile bize fayda getiriyor ve daha az hasta yoğun bakıma ve servislere yatıyor."</p>



<p>"Şu anda vaka sayısı 25 binken, daha fazla yoğun bakım hastası olması lazımdı. Ama sayı yaklaşık 600-700 civarı. 2’nci pikte 33 bin vaka varken hasta sayısı 6 binlerdeydi. 3’üncü pikte ise 65 yaş üstünü aşıladığımız için toplam hasta sayısı 60 bin olmasına rağmen ağır hasta sayımız 3.500 olmuştu. Fakat şurası çok net. Servise yatanların da yoğun bakımlara yatanların da yüzde 95’i aşısız."</p>



<p><strong>AŞILI-AŞISIZ ÇALIŞMASI</strong></p>



<p>"Aşısız ne demek? Kişi aşı hiç olmamış, ya iki doz aşı olmuş ama üzerinden 5-6 ay geçmiş koruyuculuğu bitmiş ya da iki doz aşı olmuş ama üzerinden 15 gün geçmeden hastalığa yakalanmışlar. Şimdi tüm Türkiye’de bu rakamları net olarak çıkarabilmek için Sağlık Bakanlığı’ndan izin aldık. Bu izinle birlikte yoğun bakım ve servislerde yatanların aşılı-aşısız oranını çıkaracağız."</p>



<p><strong>"VAKA ARTSA DA HASTA ARTMIYOR"</strong></p>



<p>Kocaeli Üniversitesi Araştırma ve Uygulama Hastanesi Başhekimi Prof. Dr. Zafer Cantürk de, kentteki vaka sayılarının yurt genelinde yükselen vaka sayılarına paralel artış gösterdiğini belirterek şöyle konuştu:</p>



<p>“Ancak hastaneye ve yoğun bakıma yatış oranlarında bir artış henüz yok. Sonuç itibarıyla aşılamanın getirdiği bazı avantajları yaşıyoruz, yeterince aşılama olmamasına rağmen. Daha fazla aşılama oranını sağlamamız gerekiyor.”<br></p>



<p>Koronavirüs aşılarında ikinci dozu yaptırmanın kritik öneme sahip olduğunu söyleyen Prof. Dr. Cantürk şunları söyledi:</p>



<p>“Özellikle ikinci doz aşılamanın yapılması çok önemli. Hastaneye yatan hastalara baktığımız zaman da bunların içinde aşılanmış olanlar ve aşılanmamış olanlar, diye bir ayrım yapıldığı zaman aşılanmamış olanların oranı daha yüksek. Kişi aşı oldu ama sonrasında koronavirüs oldu, deniliyor. Bu kişilerin büyük çoğunluğu birinci doz aşı olup, ikinci dozu olmayan kişiler. Ya da ikinci doz aşıyı olmuşlar fakat aradan sadece 1 hafta geçmiş olanlar.”</p>



<p class="has-vivid-red-color has-text-color"><strong>Kaynak: Hürriyet</strong></p> 
 ]]></content:encoded>
                <pubDate>Sun, 08 Aug 2021 09:20:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.2yakahaber.com/images/haberler/8220yogun-bakimda-yatanlarin-yuzde-958217i-asisiz8221.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>COVID-19 tespitinde PCR testini rafa kaldırtacak buluş</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.2yakahaber.com/haber/covid-19-tespitinde-pcr-testini-rafa-kaldirtacak-bulus-15692</link>
                <guid>https://www.2yakahaber.com/haber/covid-19-tespitinde-pcr-testini-rafa-kaldirtacak-bulus-15692</guid>
                <description><![CDATA[Harvard Üniversitesi ve MITden araştırmacılar 1 saat içerisinde tükürükten kovid-19u ve hangi varyantı olduğunu tespit eden yeni bir test geliştirdi.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><strong>Harvard Üniversitesi ve MIT'den araştırmacılar 1 saat içerisinde tükürükten kovid-19'u ve hangi varyantı olduğunu tespit eden yeni bir test geliştirdi.</strong></p>



<p>2 yıldır dünyayı esir alana koronavirüsle mücadelede hız ve daha detaylı bilgi sağlayan yeni bir gelişmeye imza atıldı.</p>



<p>Harvard Üniversitesi ve MIT araştırmacıları yeni bir test geliştirdiklerini duyurdu. Bu testi öncekilerden ayıran en önemli özellik sadece tükürükten sonuca ulaşabilmesi.</p>



<p>Kişinin tükürüğüne bakarak 1 saat içerisinde kovid-19 olup olmadığını ve hve varsa hangi varyant olduğunu tespit edebilen teste miSHERLOCK adı verildi. 6 dolar fiyat biçilen testin birçok varyantı tespit edebildiği belirtiliyor.</p>



<p>Testin ucuz ve hızlı olması, aynı zamanda daha çok bilgi sağlaması nedeniyle PCR testlerinin yerini alabileceği belirtiliyor. Testin güvenilirliğinin yüzde 95 olduğu açıklandı. Var olan testlerde özellikle virüsün hangi varyanta ait olduğunu tespit edilmesi uzun süre alabiliyor.</p>



<p>Testin geliştiricilerinden Xiao Tan amaçlarının başka hiçbir ekipman gerektirmeyecek şekilde teşhis koymayı kolaylaştırmak olduğunu belirtiyor. CRISPR teknolojisi kanser türlerine neden olan HP virüsünün tespiti için kullanılıyordu. Ancak bu&nbsp; teknoloji üzerinde halen tartışmalar devam ediyor.</p> 
 ]]></content:encoded>
                <pubDate>Sat, 07 Aug 2021 14:40:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.2yakahaber.com/images/haberler/covid-19-tespitinde-pcr-testini-rafa-kaldirtacak-bulus.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Adıyaman&amp;#8217;da Araştırma Hastanesi dert küpü!</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.2yakahaber.com/haber/adiyaman8217da-arastirma-hastanesi-dert-kupu-15621</link>
                <guid>https://www.2yakahaber.com/haber/adiyaman8217da-arastirma-hastanesi-dert-kupu-15621</guid>
                <description><![CDATA[Adıyamanda 2015 yılında büyük umutlarla faaliyete başlayan 400 Yataklı Eğitim Araştırma Hastanesi vatandaşlarda hayal kırıklığı oluşturmayı sürdürüyor.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><strong>Adıyaman'da 2015 yılında büyük umutlarla faaliyete başlayan 400 Yataklı Eğitim Araştırma Hastanesi vatandaşlarda hayal kırıklığı oluşturmayı sürdürüyor. </strong></p>



<p>Mehmet TOPRAK (Adıyaman Sanal Haber) <strong>- </strong>Adıyaman'da 400 yataklı Eğitim Araştırma Hastanesi ile ilgili vatandaşlar tarafından gelen şikayetler çoğalmaya başladı.  Haber merkezine ulaşan hasta yakını vatandaşlar yetkilileri göreve davet etti. İşte bizlere ulaşan şikayetlerden bazıları:</p>



<p><strong>"BEN BUNU DİKEMEM ŞEHİR DIŞINA GÖTÜRÜN"</strong></p>



<p>"3 yaşındaki kızım evin bahçesinde oynarken düşme sonucu elini cam kesti. Hemen hastaneye yetiştirdik. Mevcutta 4 tane plastik cerrahi var ama icapçı olan plastik cerrah 'Ben bunu dikemem en iyisi sen hastanı dışarı götür' dedi. Ortopedi Uzmanına  gösterdim oda aynısını söyledi. Bende apar topar Gaziantep'te Deva isimli özel bir hastaneye götürerek 2 bin lira ücret karşılığı çocuğumun elini diktirebildim. Yolda çocuğumun başına bir şey gelseydi bunun hesabını kim verecekti? Adı araştırma hastanesi ama  küçük bir kesiğe müdahale edemeyecek kadar da başarısız bir hastane. Sağlık sistemimiz sıfır"</p>



<p><strong>"HEMŞİRELERİ GECE UYANDIRIYORUZ"</strong></p>



<p>"Burası hastane filan değil, ameliyat olan çocuğumun yanında refakatçi olarak kalıyorum. Gece, servis hemşiresini, biten serumu değiştirmek için yada acil bir durumda  gidip hemşire odasından uyandırmak gerekiyor. Bu böyle olmaz gece mesaisine kalan hemşirelerin ilacı verip geri gidip yatması gerekmiyor. Lütfen hastalarımıza değer verilsin."</p>



<p><br><strong>HASTANE YEMEKLERİ ÇÖPE GİDİYOR!</strong></p>



<p>Hastane bünyesinde yapılıp dağıtılan yemeklerden hasta, hasta yakınları ve personeller şikayetçi. Hastane yemeğini kimse yiyemiyor. Kötü yapıldığı için devlet bu kadar para harcayıp yemek yaptırıyor ama yenilecek gibi değil. Yapılan şikayetlerde geri çevriliyor.Bu yemekleri yapım aşamasında denetleyen yok mu? Yazıktır, Günahtır.</p>



<p><strong>TOMOGRAFI, EMAR VE ULTRASON İÇİN UZUN SÜRELİ RANDEVULAR VERİLİYOR</strong></p>



<p>Hastaların en çok şikayetçi olduğu konuların başında görüntüleme sistemi geliyor. Tomografi, Emar ve Ultrason için günler sonrasına sıra veriliyor. Çekimi yapıldıktan sonrada rapor için bekliyoruz. Bunun biran önce düzelmesi gerekiyor. Modern bir hastanemiz var diye övünüyoruz ama maalesef yönetimsel mi yoksa başka sebeplerden mi hastanede sürekli bir sorunla karşılaşıyoruz. Yetkilileri göre davet ediyoruz. </p>



<p>Bu arada bir yandan hasta yakınları ve hastaların şikayet ettiği hastane hizmetinden diğer yandan iş yapan esnaflarda dertli. Hastaneye iş yapan ve malzeme veren esnaflar paralarını alamadıklarından dolayı perişan olduklarını dile getiren esnaflar, "2020 yılında yaptığımız işlerin fatura bedellerinin ödenek yokluğundan ödenmediğini söylüyorlar.Çok  küçük kârlarla iş yapmaya çalışıyoruz. Emeğimizin karşılığı olan paralarımız ödenmediği için kâr edelim derken zarar ediyoruz." şeklinde dert yandı.</p> 
 ]]></content:encoded>
                <pubDate>Fri, 06 Aug 2021 16:00:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.2yakahaber.com/images/haberler/adiyaman8217da-arastirma-hastanesi-dert-kupu.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Kocaeli&amp;#8217;den yangın bölgesindeki can dostlara &amp;#8216;mobil klinik&amp;#8217;</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.2yakahaber.com/haber/kocaeli8217den-yangin-bolgesindeki-can-dostlara-8216mobil-klinik8217-15601</link>
                <guid>https://www.2yakahaber.com/haber/kocaeli8217den-yangin-bolgesindeki-can-dostlara-8216mobil-klinik8217-15601</guid>
                <description><![CDATA[Kocaeli Büyükşehir Belediyesi bünyesindeki mobil klinik araçla yangın bölgesine giden veteriner hekimler, yangından etkilenen hayvanları tedavi ediyor.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><strong>Kocaeli Büyükşehir Belediyesi bünyesindeki mobil klinik araçla yangın bölgesine giden veteriner hekimler, yangından etkilenen hayvanları tedavi ediyor.</strong></p>



<p>KOCAELİ (İGFA) - Kocaeli Büyükşehir Belediyesi, tatil bölgelerinde meydana gelen yangının ardından harekete geçmişti. İlk olarak bölgeye yangınla mücadele için 2 itfaiye aracı ve 8 personel ardından takviye iki ekip daha gönderen Kocaeli Büyükşehir Belediyesi, yangından etkilenen hayvanlar için de harekete geçmişti.  </p>



<p>Sağlık ve Sosyal Hizmetler Dairesi Başkanlığı Veteriner Hizmetleri Şube Müdürlüğüne bağlı 1 Mobil Klinik araç, 2 veteriner, 1 tekniker ve 2 personelden oluşan ekip Antalya’da yaralı hayvanlara müdahale etmeye başladı</p>



<p>Kısa sürede bölgede faaliyetlerine başlayan ekipler yangından etkilenen hayvanları tedavi etmeye başladı. Yanık, solunum, basit yaralanmalar gibi rahatsızlıklara anında tedavi eden ekipler bölge halkının da memnuniyetini kazandı.</p> 
 ]]></content:encoded>
                <pubDate>Fri, 06 Aug 2021 12:10:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.2yakahaber.com/images/haberler/kocaeli8217den-yangin-bolgesindeki-can-dostlara-8216mobil-klinik8217.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Sıcak havalarda &amp;#8216;sıvı tüketimi&amp;#8217; uyarısı</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.2yakahaber.com/haber/sicak-havalarda-8216sivi-tuketimi8217-uyarisi-15590</link>
                <guid>https://www.2yakahaber.com/haber/sicak-havalarda-8216sivi-tuketimi8217-uyarisi-15590</guid>
                <description><![CDATA[Vücut ağırlığımızın yarısından fazlasını su oluşturuyor. Böylesine bir miktarda suyu vücudumuzda tutabilmek adına günde 6-8 bardak sıvı tüketmemiz tavsiye ediliyor.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><strong>Vücut ağırlığımızın yarısından fazlasını su oluşturuyor. Böylesine bir miktarda suyu vücudumuzda tutabilmek adına günde 6-8 bardak sıvı tüketmemiz tavsiye ediliyor.</strong></p>



<p>Su elbette kalorisi olmayan, şeker barındırmayan en sağlıklı içecek. Peki su içmek yazın bu sıcak günlerinde de kaybettiğimiz sıvıları tekrar kazanmak için de en iyi yol mu?</p>



<p>Cevabı hemen vermek zor. Çünkü pek çok duruma göre değişir. Su pek çok insan için çoğu zaman yeterli gibi görünse de kaybedilen suyu tekrar kazanmak kim olduğunuza, nerede, ne yaptığınıza göre değişir.</p>



<p>St. Andrews Üniversitesi Tıp Fakültesi'nden Prof. Ron Maughan, "Duyulan ihtiyaçlar, beden gücüyle sıcak bir günde dışarıda çalışan insanla, evinde klima karşısında yaşayan ya da klimalı bir arabayı süren insan arasında farklılık gösterir" diyor.</p>



<p>Bu meseleye tek bir kesin cevap var. O da hareket halindeki bir insan, hareket etmeyen insana göre çok daha fazla sıvı tüketmeli.</p> 
 ]]></content:encoded>
                <pubDate>Fri, 06 Aug 2021 10:50:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.2yakahaber.com/images/haberler/sicak-havalarda-8216sivi-tuketimi8217-uyarisi.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Turkovac için gönüllü başvuruları alınıyor</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.2yakahaber.com/haber/turkovac-icin-gonullu-basvurulari-aliniyor-15570</link>
                <guid>https://www.2yakahaber.com/haber/turkovac-icin-gonullu-basvurulari-aliniyor-15570</guid>
                <description><![CDATA[Yerli inaktif COVID-19 aşısı Turkovacın klinik çalışmaları için gönüllü olmak isteyenlerin başvuruları, e-Nabız mobil uygulamasından da alınmaya başlandı.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><strong>Yerli inaktif COVID-19 aşısı Turkovac'ın klinik çalışmaları için gönüllü olmak isteyenlerin başvuruları, e-Nabız mobil uygulamasından da alınmaya başlandı.</strong></p>



<p>Türkiye Sağlık Enstitüleri Başkanlığı (TÜSEB) ve Erciyes Üniversitesi iş birliğiyle geliştirilen Turkovac'ın, Faz-3 çalışmaları kapsamında gönüllülere uygulanmasına devam ediliyor.</p>



<p>Daha önce gönüllü olmak isteyenlerin başvuruları, "enabiz.gov.tr" sitesinden alınıyordu. Başvurular, e-Nabız mobil uygulamasına eklenen "Aşı Çalışması İçin Gönüllü Ol" bölümünden de alınmaya başlandı.</p> 
 ]]></content:encoded>
                <pubDate>Thu, 05 Aug 2021 19:20:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.2yakahaber.com/images/haberler/turkovac-icin-gonullu-basvurulari-aliniyor.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Bursa İl Sağlık&amp;#8217;tan yangın bölgelerine destek</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.2yakahaber.com/haber/bursa-il-saglik8217tan-yangin-bolgelerine-destek-15512</link>
                <guid>https://www.2yakahaber.com/haber/bursa-il-saglik8217tan-yangin-bolgelerine-destek-15512</guid>
                <description><![CDATA[Türkiyenin farklı bölgelerinde meydana gelen ve günlerdir devam eden orman yangınları nedeniyle yurt genelinde tüm kurumlar bölgeye araç ve personel desteği sağlarken, Bursa’dan bölgeye giden 112 ve UMKE ekipleri de çalışmalara destek veriyor.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><strong>Türkiye'nin farklı bölgelerinde meydana gelen ve günlerdir devam eden orman yangınları nedeniyle yurt genelinde tüm kurumlar bölgeye araç ve personel desteği sağlarken, Bursa’dan bölgeye giden 112 ve UMKE ekipleri de çalışmalara destek veriyor.</strong></p>



<p><strong>BURSA (İGFA)</strong> -Muğla'da çıkan orman yangınlarında olumsuz etkilenen görevli ve vatandaşlara destek olması amacıyla 29 Temmuz Perşembe akşamı yola çıkan ve sabaha karşı yangın bölgesine ulaşan Bursa İl Sağlık Müdürlüğü’ne bağlı ekipler çalışmalara aralıksız devam ediyor.</p>



<p>Bölgede şu anda 10 kişiden oluşan 3 ekibin görev yaptığı bilgisini paylaşan Bursa İl Sağlık Müdürlüğü Dr. Fevzi Yavuzyılmaz yaptığı açıklamada “ Muğla ilimizde başlayan yangınla mücadele çalışmaları kapsamında ambulanslarıyla birlikte iki 112 ekibi ile 4 kişiden oluşan bir UMKE ekibimizi bölgeye gönderdik. Tüm ekiplerimiz canla başla çalışıyor. Bu süreçte hayatını kaybeden vatandaşlara Allah’tan rahmet, yangından etkilenen vatandaşlarımıza geçmiş olsun, tüm çalışanlara kolaylıklar diliyorum” ifadelerini kullandı.</p> 
 ]]></content:encoded>
                <pubDate>Thu, 05 Aug 2021 11:50:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.2yakahaber.com/images/haberler/bursa-il-saglik8217tan-yangin-bolgelerine-destek.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>&amp;#8216;Boyun düzleşmesi&amp;#8217; çağın hastalığı oldu!</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.2yakahaber.com/haber/8216boyun-duzlesmesi8217-cagin-hastaligi-oldu-15370</link>
                <guid>https://www.2yakahaber.com/haber/8216boyun-duzlesmesi8217-cagin-hastaligi-oldu-15370</guid>
                <description><![CDATA[Fizik Tedavi Uzmanı Uzm. Dr. Muharrem Mert, çağımızın hastalığı olarak da ifade edilebilecek boyun düzleşmesinin omurların anatomik dizilim bozukluğu olduğunu söyledi.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><strong>Fizik Tedavi Uzmanı Uzm. Dr. Muharrem Mert, çağımızın hastalığı olarak da ifade edilebilecek boyun düzleşmesinin omurların anatomik dizilim bozukluğu olduğunu söyledi.</strong></p>



<p><strong>BURSA (İGFA)</strong> - Boyun düzleşmesinin yüksek yastıkta yatmak, öne eğik postürde uzun süre çalışmak, cep telefonu ve bilgisayar ya da tablet ile uzun süre ilgilenmek gibi sebeplerden ortaya çıkabildiğini dile getiren Hayat Hastanesi Fizik Tedavi Uzmanı Uzm. Dr. Muharrem Mert, “Boyun düzleşmesinin teşhisi için hastanın klinik öyküsü alınıp fizik muayenesi yapıldıktan sonra düz röntgen grafisi çekilmesi gereklidir. Röntgende büyük olasılıkla tanı konulabilmektedir. Boyun düzleşmesi için MR tetkiki hastanın klinik bulgularına göre eşlik eden boyun fıtığı ya da diğer sorunların tespit edilmesi amacıyla istenebilir. Boyun düzleşmesi ve boyun fıtığı sıklıkla birbirine eşlik eden klinik bulgulardır ve bir hastada boyun fıtığı varsa boyun düzleşmesi yok anlamına gelmez” dedi.</p>



<p>Anatomik pozisyona göre bir sapma olan boyun düzleşmesi nedeniyle kasların daha fazla gerildikleri için özellikle boyun arkası bölgede sırt bölgesinin üst kısımlarında ağrıya sebebiyet verdiğini ifade eden Uzm. Dr. Mert, “Bu ağrılar bazen de enseden gelen gerilim tipi baş ağrısına neden olur. Bu ağrılar boyun düzleşmesinin kısa vadedeki olumsuz etkileridir. Postür düzeltilmez ve baş boyun pozisyonu günlük hayatta kötü bir şekilde kalmaya devam ederse orta ve uzun vadede boyun fıtıkları ve buna bağlı olarak kollarda uyuşma karıncalaşma ve güç kaybına varan durumlar görülebilir” diye konuştu.</p>



<p>Mert, açıklamasında, boyun düzleşmesinin ana tedavisi için kişinin kendi kendisine düzgün postürde kalması gerektiğini telkin ederek hatırlatması gerektiğini vurgulayarak, boyun düzleşmesinin tedavisi ile ilgili bilgiler de verdi. Tamamlayıcı tedaviler de özellikle uzun süreli ağrı yaşayan hasta gruplarında etkili ve güzel sonuçlar alınan tedavi seçenekleri olduğunu kaydeden Uzm. Dr. Mert, tamamlayıcı tedaviler olarak ise hastalarımıza kuru iğneleme, hacamat tedavisi, ozon terapisi veya manuel terapi gibi tedaviler önerdi.</p> 
 ]]></content:encoded>
                <pubDate>Tue, 03 Aug 2021 16:00:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.2yakahaber.com/images/haberler/8216boyun-duzlesmesi8217-cagin-hastaligi-oldu.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Bursa Yıldırım&amp;#8217;da sağlık taramaları sürüyor</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.2yakahaber.com/haber/bursa-yildirim8217da-saglik-taramalari-suruyor-15266</link>
                <guid>https://www.2yakahaber.com/haber/bursa-yildirim8217da-saglik-taramalari-suruyor-15266</guid>
                <description><![CDATA[Bursada Yıldırım Belediyesi’nin, ilçedeki kadınlara yönelik önleyici sağlık taramaları ve eğitim çalışmaları devam ediyor.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><strong>Bursa'da Yıldırım Belediyesi’nin, ilçedeki kadınlara yönelik önleyici sağlık taramaları ve eğitim çalışmaları devam ediyor. </strong></p>



<p><strong>BURSA (İGFA) </strong>- Yıldırım Belediyesi Sağlık İşleri Müdürlüğü’ne bağlı Yıldırım Aile Sağlığı Eğitim Merkezi’nde görevli diş hekimi ve hemşireler; ilçenin her noktasında sağlık taraması ve bilgilendirme çalışmaları yaparak kadınları bilinçlendiriyor. </p>



<p>Bu kapsamda Duaçınarı, Karapınar, Musababa, Yavuz Selim, Maltepe, Teferrüç, Şükraniye, Mimar Sinan, Balaban, Zeyniler ve Mehmet Akif Ersoy Mahallesi’nde hemşireler tarafından kadınların tansiyon ve şeker ölçümleri yapılırken, meme kanseri konusunda da sunum ve bilgilendirme toplantısı gerçekleştirildi.</p>



<p>Sağlık taramalarını gerçekleştiren Başhemşire Gülseren Özbek, Yıldırım Belediye Başkanımız Oktay Yılmaz’ın talimatlarıyla kadınlar yönelik önleyici sağlık taramaları gerçekleştirdiklerini belirterek, "Kontrollerimiz sırasında şüpheli bir durumla karşılaşırsak, hastalarımızı hemen aile hekimlerine yönlendiriyoruz. Bu çalışmalar sayesinde hastanelerdeki yığılmaların da önüne geçiyoruz” ifadelerini kullandı. </p> 
 ]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 02 Aug 2021 14:30:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.2yakahaber.com/images/haberler/bursa-yildirim8217da-saglik-taramalari-suruyor.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>İncirin kabuğunu iyi yıkamayı ihmal etmeyin</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.2yakahaber.com/haber/incirin-kabugunu-iyi-yikamayi-ihmal-etmeyin-15260</link>
                <guid>https://www.2yakahaber.com/haber/incirin-kabugunu-iyi-yikamayi-ihmal-etmeyin-15260</guid>
                <description><![CDATA[Demir, kalsiyum, potasyum ve C, B1, B2, B6 vitaminleri ile liften zengin olan incir tam bir şifa deposu. Antioksidan kapasitesi yüksek bir meyve olan ve sağlığımız üzerinde oldukça önemli faydalar sağlayan incir aynı zamanda düşük kaloriye de sahip. Öyle ki bir adet incir sadece 30 kalori içeriyor. ]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><strong>Demir, kalsiyum, potasyum ve C, B1, B2, B6 vitaminleri ile liften zengin olan incir tam bir şifa deposu. Antioksidan kapasitesi yüksek bir meyve olan ve sağlığımız üzerinde oldukça önemli faydalar sağlayan incir aynı zamanda düşük kaloriye de sahip. Öyle ki bir adet incir sadece 30 kalori içeriyor. </strong></p>



<p><strong>İSTANBUL (İGFA) </strong>- Acıbadem Üniversitesi Atakent Hastanesi Beslenme ve Diyet Uzmanı Deniz Uzunoğlu, gün içerisinde tüketilecek 2 adet incirin günlük bir porsiyon meyve ihtiyacınızı karşıladığını söyledi. İncirin düşük kalorili olsa da yüksek miktarda karbonhidrat içeriğini ifade eden Uzunoğlu, "Bu nedenle diyabet hastalarının kan şekerini kontrol altında tutmaları için 1-2 adet incirin yanında 2 adet ceviz veya 10 adet çiğ badem tüketmeleri çok önemli” dedi. </p>



<p>İncirin kabuk kısmı antioksidan olarak bilinen polifenoller ve antosiyaninlerden zengi,n olduğunu kaydeden Uzunoğlu, "Bu bileşikler vücudumuzdaki oksidan moleküllerini etkisiz hale getirerek kanserli hücre oluşumunu önleyebiliyor, cilt yapısını güçlendirerek yaşlanma karşıtı etki yaratıyor. Ayrıca kabuk kısmı lif içerdiği için vücuttan fazla kolesterolün atılımını da sağlıyor. Bu önemli faydaları nedeniyle inciri kabuğuyla birlikte tüketin. Ancak dikkat! Tarım ilacı kalıntılarından ve maruz kaldığı diğer dış etkenler ile mikroplardan iyice arındırmak için incirin kabuğunu iyi yıkamayı asla ihmal etmeyin" dedi.  </p>



<p>Beslenme ve Diyet Uzmanı Deniz Uzunoğlu incirin önemli faydasını ve tüketirken nelere dikkat etmemiz gerektiğini şöyle sıraladı:</p>



İnciri taze veya kuru incir olarak tüketebilirsiniz. Fakat unutmayın ki incir kurutulduğunda glisemik yükü artıyor, bunun sonucunda kan şekerinde ani dalgalanmalar görülebiliyor.Düşük kalori fakat yüksek karbonhidrat içeriği sebebiyle tükettiğiniz miktara dikkat edin. Diyabetiniz varsa, 1-2 adet incirin yanında 2 adet ceviz veya 10 adet çiğ badem tüketmeniz, kan şeker kontrolünü sağlamada faydalı olacaktır. Akşam saatlerinde veya öğünle birlikte tüketmek yağ depolanmasına sebep olabiliyor. Bu nedenle inciri öğle ve akşam yemeği arasında ara öğün olarak tercih edin.Özellikle kabızlık problemi yaşıyorsanız bir porsiyon incirin yanında mutlaka 1-2 bardak su tüketin<strong>. </strong>Böylelikle bağırsak hareketleriniz hızlanacaktır.<strong> </strong>İnciri satın alırken meyvenin kabuğunun zarar görmemiş olmasına dikkat edin, aksi halde oksijenle temas edeceğinden vitamin kaybına uğrayacaktır.<strong> </strong>Hızla bozulabileceği için inciri satın aldıktan sonra 1-2 gün içerisinde tüketin. 
 ]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 02 Aug 2021 14:20:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.2yakahaber.com/images/haberler/incirin-kabugunu-iyi-yikamayi-ihmal-etmeyin.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Bursalı sağlıkçılar festivalde buluşacak</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.2yakahaber.com/haber/bursali-saglikcilar-festivalde-bulusacak-14997</link>
                <guid>https://www.2yakahaber.com/haber/bursali-saglikcilar-festivalde-bulusacak-14997</guid>
                <description><![CDATA[TÜSÇAD üyeleri, Bursa’nın Orhaneli ilçesinde iki gün sürecek Sağlık Festivali’nde moral depolayacak.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><strong>TÜSÇAD üyeleri, Bursa’nın Orhaneli ilçesinde iki gün sürecek Sağlık Festivali’nde moral depolayacak.</strong></p>



<p><strong>BURSA (İGFA) - </strong>Tüm Sağlıkta Çalışanları Derneği(TÜSÇAD), İnternet Gazeteciler Federasyonu (İGF) Genel Başkanı Mesut Demir’i ziyaret etti. Ziyarette Tüm Sağlıkta Çalışanlar Derneği Genel Başkanı Metin Altundal, Sekreter Tuğba Bedirhanoğlu, dernek üyeleri Nesrin Gülen ve Feray Gülkaya hazır bulundu.</p>



<p>20 aydır nefes almadan çalıştıklarını söyleyen TÜSÇAD Genel Başkanı Metin Altundal, sağlıkçıların aşılamanın da gelmesiyle biraz rahatladıklarını vurgularken, 21-22 Ağustos tarihlerinde Orhaneli Karagöz Meydanı’nda Sağlık Festivali gerçekleştirileceklerini dile getirdi.</p>



<p>Başkan Altundal, festivalle birlikte sağlık çalışanlarına moral vermek istediklerini ifade etti.</p>



<p>21-22 Ağustos tarihlerinde yapılacak Sağlık Festivali’nde çadır konaklamalarının yanı sıra Selçuk Balcı, Nilüfer Göl ve Özgür Şahin sahne alacak. Festival alanında tanıtım amaçlı stantlar kurulacak. Yarışma ve eğlencelerin yanı sıra katılımcılar sürpriz hediyelerin de sahibi olacak. &nbsp;Yarışmalarda ödül kazananlara sosyal sorumluluk kapsamında TEMA Vakfı ile yapılacak işbirliğiyle fidan hediye edilecek.</p>



<p>Aynı zamanda Marmara Bölgesi’nin ilk rafting parkuru olan Kocasu Çayı’nda sağlık çalışanları renkli ve heyecan dolu anlar da yaşayacak.</p>



<p>İGF Genel Başkanı Mesut Demir de sağlıkçıların pandemi döneminde olağan üstü bir özveriyle çalıştıklarını kaydederken, festivalin kendileri için az da olsa dinlenme fırsatı sağlayacağını kaydetti.</p>



<p> 
 ]]></content:encoded>
                <pubDate>Fri, 30 Jul 2021 13:00:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.2yakahaber.com/images/haberler/bursali-saglikcilar-festivalde-bulusacak.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Baş ağrısı ile gittiği hastanede böbrek yetmezliği olduğunu öğrendi</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.2yakahaber.com/haber/bas-agrisi-ile-gittigi-hastanede-bobrek-yetmezligi-oldugunu-ogrendi-14870</link>
                <guid>https://www.2yakahaber.com/haber/bas-agrisi-ile-gittigi-hastanede-bobrek-yetmezligi-oldugunu-ogrendi-14870</guid>
                <description><![CDATA[İstanbulda yaşayan ve daha önce hiçbir hastalığı olmayan Gökhan Gülen’in 2019 yılında baş ağrısı ile gittiği hastanede,]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><strong>İstanbul'da yaşayan ve daha önce hiçbir hastalığı olmayan Gökhan Gülen’in 2019 yılında baş ağrısı ile gittiği hastanede, </strong>t<strong>ansiyon ile birlikte böbrek yetmezliğinin de başladığını öğrendi.</strong></p>



<p><strong>İSTANBUL (İGFA) - </strong>Özel bir şirkette çalışan Gökhan Gülen, hastalığı ile ilk belirtiyi baş ağrısı ile başvurduğu hastanede öğrendi. Gülen, bu süreçte yürüyemiyor, hareket edemiyor, hayatına kolay bir şekilde devam edemiyordu. Kadavradan nakil bulamayan Gülen’e büyük destek abisinden geldi. Muayene sonrasında, testleri uyumlu çıkınca Gökhan ve Hakan kardeşlerin ameliyatı Prof. Dr. Alp Gürkan ve Prof. Dr. Osman Özdağ tarafından başarılı bir şekilde gerçekleştirildi.</p>



<p>Ameliyattan sonra iyi her şeyin normale döndüğünü belirten Gökhan Gülen, "Bu ameliyatı olduktan sonra hayatın değerini daha farklı anlamaya başladım. Eskiden çok yoruluyordum; uykumdan uyanamıyordum,  merdiven çıkamıyordum, nefes almakta zorluk yaşıyordum. Ben eskiden kadavradan nakil, canlı nakil ne bilmezdim. Bu çok önemli bir durum. Organ bağışı ile bir hayata can olabilirler. Ameliyattan sonra korkularım vardı. Ama korktuğum gibi bir şey de olmadı. Yürümeye başladıktan sonra da hiçbir sıkıntım olmadı. 1 hafta sonra tamamen normal hayata döndüm. Şimdi gayet koşu bandında her gün 60 dk. hızlı tempoda yürüyorum” dedi.</p> 
 ]]></content:encoded>
                <pubDate>Thu, 29 Jul 2021 09:30:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.2yakahaber.com/images/haberler/bas-agrisi-ile-gittigi-hastanede-bobrek-yetmezligi-oldugunu-ogrendi.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Her 100 bebekten 6’sında besin alerjisi var</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.2yakahaber.com/haber/her-100-bebekten-6sinda-besin-alerjisi-var-14865</link>
                <guid>https://www.2yakahaber.com/haber/her-100-bebekten-6sinda-besin-alerjisi-var-14865</guid>
                <description><![CDATA[Değişen yaşam koşulları, çevre kirliği ve genetik nedenler, çocuklarda besin alerjisi görülme sıklığını son 10 yılda iki kat artırdı. Öyle ki besin alerjisi her 100 bebekten 6’sında görülen bir sorun haline geldi.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><strong>Değişen yaşam koşulları, çevre kirliği ve genetik nedenler, çocuklarda besin alerjisi görülme sıklığını son 10 yılda iki kat artırdı. Öyle ki besin alerjisi her 100 bebekten 6’sında görülen bir sorun haline geldi.</strong></p>



<p>İSTANBUL (İGFA) - 4 yaşından küçük çocuklarda; besini reddetme, yutma güçlüğü, sebepsiz ağlama, uyku bozukluğu, karın ağrısı, kusma, iştah azalması ve kabızlık gibi şikayetlerin besin alerjisi belirtisi olabileceğini söyleyen <strong>Acıbadem Maslak Hastanesi Çocuk Alerjisi Uzmanı Prof. Dr. Gülbin Bingöl</strong>, “Alerjinin pek çok farklı belirtisi var. Özellikle bebekler ve küçük çocuklar şikayetlerini dile getiremediği için anne babaların dikkatli bir gözlemci olmaları gerekiyor.” dedi. Bebeklik döneminde maruz kalınan alerjenlerin; zamanlaması, miktarının yanı sıra erken dönemde mikrobiyal çevredeki değişiklikler ve D vitamini eksikliği gibi etmenlerin alerjinin artış nedenleri arasında sayıldığını ifade eden Prof. Dr. Gülbin Bingöl, alerjiler hakkında ayrıntılı bilgi verdi.</p>



<p><strong>En alerjik 8 besin</strong></p>



<p>Besin alerjisinin de doğal olarak alınan gıdalara karşı vücutta meydana gelen tepkimelerin genel adı olduğunu anlatan Prof. Dr. Gülbin Bingöl, besin alerjisinin giderek artan bir sağlık sorunu olduğunu vurguluyor. Bu alerji türünün son 10 yılda iki kat daha çok görüldüğünü anlatan Prof. Dr. Gülbin Bingöl, sözlerine şöyle devam ediyor: “En sık görülen 8 besin alerjisini; inek sütü, yumurta, yer fıstığı, ağaçta yetişen kuru yemişler, buğday, soya, kabuklu deniz ürünleri ve balık olarak gruplamak mümkün. Bu alerjenler, ülkemizde sayısı 6,5 milyonu bulan 0-4 yaş grubundaki çocukların 350 binini etkiliyor. Bebeklerin yüzde 6’sında, çocukların yüzde 4’ünde görülen bu alerji türü, ergenlikte yüzde 2 oranına, yetişkinlikte ise yüzde 1’e düşüyor.”</p>



<p><strong>En yaygın belirti; ciltte kızarıklık</strong></p>



<p>Besin alerjisi sıklıkla cilt, mide-bağırsak ve solunum sisteminde meydana gelen bulgularla kendini gösteriyor. Kaşıntı, kızarıklık, ürtiker (kurdeşen), egzama, dudaklarda ve göz çevresinde şişlik gibi belirtilerin alerjik bünyeye sahip bebek ve çocukların yüzde 50-60’sında ortaya çıktığını ifade eden Prof. Dr. Gülbin Bingöl, “Yine aynı oranda görülen &nbsp;mide ve bağırsak sisteminde de kanlı dışkılama, dışkıda mukus, bulantı, kusma, karın ağrısı, kolik, kabızlık ve ishal gibi bulgular görülüyor. Solunum sistemindeki belirtilere ise daha az rastlanıyor. Hastaların yüzde 20-30’unda burun akıntısı, kaşıntısı, hapşırma, boğazda kaşıntı hissi, sesin kabalaşması, yutma güçlüğü, öksürük, hışıltı ve nefes darlığı izleniyor. Ancak tüm bunların ötesinde anaflaksi (şok tablosu) durumunda tansiyon düşüklüğü, bayılma, çarpıntı, solukluk, baş ağrısı ve bilinç bulanıklığı yaşanıyor” diyerek belirtiler hakkında ayrıntılı bilgi veriyor. Prof. Dr. Gülbin Bingöl, 4 yaşından küçük çocuklarda besini reddetme, yutma güçlüğü, sebepsiz ağlama, uyku bozukluğu, karın ağrısı, kusma, iştah azalması ve kabızlık gibi şikayetlerin de gözden kaçırılmaması gerektiğini vurguluyor.&nbsp;</p>



<p>Besin alerjisi, çok önemli sağlık sorunlarına yol açabileceğinden ciddiye alınması gerekiyor. Erken tanı ile alerjiye neden olan besinlere yönelik önlemlerle ciltte, mide-bağırsak ve solunum sistemindeki şikayetlerin giderilebileceğini ve bunun da hem çocuğun hem de ailesinin hayat kalitesinin düzelmesine yardımcı olacağını ifade eden Prof. Dr. Gülbin Bingöl, “Ciddi besin alerjilerinde şok tablosu ve hayatı tehdit edecek reaksiyonlar önlenebilir” diye konuşuyor.</p>



<p><strong>Hekime başvurmakta geç kalmayın</strong></p>



<p>Peki, anne babalar ne zaman hekime başvurmalı? Bebek ve çocuklardaki bulguların yakından takip edilmesinin önemine değinen Prof. Dr. Gülbin Bingöl, şöyle devam ediyor:</p>



<p>&nbsp;“Anlattığımız belirtiler varsa yani bebeklerde kakada kan, mukuslu (sümüklü) kaka, düzelmeyen kusma, nedeni belli olmayan ağlama ve huzursuzluk, ciltte döküntü izleniyorsa mutlaka hekime başvurulmalıdır. Bu bulgular anne sütü alırken bile olabilir. Çünkü besin proteinleri anne sütünden bebeğe geçer. Bu tür bulguları olanlar özellikle şok tablosu yaşayanların doktor kontrolünde olması gerekir.”</p> 
 ]]></content:encoded>
                <pubDate>Thu, 29 Jul 2021 09:10:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.2yakahaber.com/images/haberler/her-100-bebekten-6sinda-besin-alerjisi-var.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>AK Parti Bursa İl Başkanı gençleri aşıya götürdü</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.2yakahaber.com/haber/ak-parti-bursa-il-baskani-gencleri-asiya-goturdu-14856</link>
                <guid>https://www.2yakahaber.com/haber/ak-parti-bursa-il-baskani-gencleri-asiya-goturdu-14856</guid>
                <description><![CDATA[AK Parti Bursa İl Başkanı Davut Gürkan, ikinci doz COVID-19 aşısını Bursa Şehir Hastanesi’nde oldu. Gençlere örnek teşkil etmesi için COVID-19 aşısı olmaya 17 yaşındaki oğlu ve yeğeniyle birlikte gitti.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><strong>AK Parti Bursa İl Başkanı Davut Gürkan, ikinci doz COVID-19 aşısını Bursa Şehir Hastanesi’nde oldu. Gençlere örnek teşkil etmesi için COVID-19 aşısı olmaya 17 yaşındaki oğlu ve yeğeniyle birlikte gitti.</strong></p>



<p><strong>BURSA (İGFA) </strong>- Oğlu ve yeğeninin ilk doz aşılarına destek veren AK Parti Bursa İl Başkanı Davut Gürkan, COVID-19’la mücadelede gücün gençlerin aşıya verdiği destekte olduğuna dikkat çekti. "17 yaşındaki oğlum ve yeğenim gençlere örnek olabilmek için kendi arzularıyla hastaneye geldiler" diyen Başkan Gürkan, "Ben 2. doz aşımı olurken onlar da ilk doz aşılarını oldu. Onları duyarlılıklarından dolayı tebrik ediyorum. COVID-19'la mücadelede aşı uygulaması 18 yaş altına kadar indi. Yoğun bakımda tedavi görenlerin yaş ortalaması 17-35 arasında. Bu sebeple tedbir almak hasta olmaktan daha iyi diye düşünüyorum” dedi.</p>



<p><strong>İŞ DÜNYASINA SESLENDİ</strong></p>



<p>Başkan Davut Gürkan, COVID-19 aşılama çalışmalarına destek vermeleri için işverenlere de seslendi. “İşverenler hassasiyet gösterip, öncü olmanızı tavsiye ediyoruz" diyen Gürkan, "Özellikle üzerinde durmak istediğim kısım; işveren dünyamızın hassasiyet göstererek, kendi bünyelerinde çalışan personellerin aşılanması noktasında gayret sarfetmelerini istirham ediyoruz. İl Sağlık Müdürlüğü’ne bağlı ekipler büyük bir özveriyle görevlerini yerine getiriyor. Aşılama yapmak için gerek işyerlerinde gerekse organize sanayi bölgelerinde gayret sarf ediyorlar” diye konuştu.</p> 
 ]]></content:encoded>
                <pubDate>Wed, 28 Jul 2021 19:00:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.2yakahaber.com/images/haberler/ak-parti-bursa-il-baskani-gencleri-asiya-goturdu.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Bakan Koca aşılamada son durumu açıkladı</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.2yakahaber.com/haber/bakan-koca-asilamada-son-durumu-acikladi-14839</link>
                <guid>https://www.2yakahaber.com/haber/bakan-koca-asilamada-son-durumu-acikladi-14839</guid>
                <description><![CDATA[Sağlık Bakanı Fahrettin Koca, sosyal medya hesabından aşılamada son duruma ilişkin sayıları açıkladı.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><strong>Sağlık Bakanı Fahrettin Koca, sosyal medya hesabından aşılamada son duruma ilişkin sayıları açıkladı.</strong></p>



<p><strong>ANKARA (İGFA) </strong>- Sağlık Bakanı Fahrettin Koca, 27 Temmuz'da (dün) 1 milyon 144 bin 837 doz aşı uygulandığını belirterek, "İlk doz aşısını yaptıranların sayısı 219 bin 973. İkinci doz aşısını yaptıranların sayısı 722 bin 598. Üçüncü doz aşısını yaptıranların sayısı 202 bin 266. İlk doz aşısını henüz yaptırmayanların sayısı 22 milyon 124 bin 434’e indi" paylaşımında bulundu.</p> 
 ]]></content:encoded>
                <pubDate>Wed, 28 Jul 2021 16:10:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.2yakahaber.com/images/haberler/bakan-koca-asilamada-son-durumu-acikladi.jpg"/>
            </item>
            </channel>
</rss>
