<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
     xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
     xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
     xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
     xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
     xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
     xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/">
    <channel>
        <title>2 Yaka Haber</title>
        <link>https://www.2yakahaber.com/</link>
        <description>2 Yaka Haber</description>
        <language>tr</language>
                                <item>
                <title>İÇ SESİM ‘’DENGELER DEĞİŞİYOR SIKI TUTUNUN’’</title>
                <category>Yazgülü Kayıkçı</category>
                <link>https://www.2yakahaber.com/makale/ic-sesim-dengeler-degisiyor-siki-tutunun-81</link>
                <author>yakahaber@yakahaber.com (Yazgülü Kayıkçı)</author>
                <guid>https://www.2yakahaber.com/makale/ic-sesim-dengeler-degisiyor-siki-tutunun-81</guid>
                <description><![CDATA[İÇ SESİM ‘’DENGELER DEĞİŞİYOR SIKI TUTUNUN’’]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<h3><span style="font-family:trebuchet ms,helvetica,sans-serif;">En fazla ve düşünceli halde kıymetini anlamımız gereken süreç vakittir. Yaşadığımız çağda zamanın yetmediğini söyleyeneler, vaktin nasıl değerlendirilmesinin farkında olamayanlardır.</span></h3>

<h3> </h3>

<h3><span style="font-family:trebuchet ms,helvetica,sans-serif;">Biz insanlar, dünden bugüne gelişime, yenilenmeye, dönüşmeye hep korkarak yaklaşmışız. Son zamanlarda en çok gördüğüm, duyduğum ve hissettiğim yaşantılar bunlar. Ekonomin, insan üzerinde ki psikolojisini, değişime kapalı bir döngünün içinde, geçim şartlarının gün geçmeden kaygılı bir yaşama itildiğini görüyoruz. Tıpkı geçenlerde rastladığım bir babanın mahcup bakışlarında gizlenen üzüntü gibiydi. Öyle dokunaklıydı ki. Hastaydı lakin çalışmak zorunda olduğu her halinden belliydi. Çocuklarını okutmak, karınlarını doyurmak, ihtiyaçlarını gidermenin zorluklarını anlatan bir off çekişinde anlamamak mümkün değildi. ‘’Emekliyim aldığım maaş belli ev kira, hayat pahalı, düzen acımasız’’ diye söylendi. Bu durum günümüz Türkiye’sinde çok şaşılacak bir durum değildi. Çünkü sokakta, kürsüde, Tv de, konuşan siyasilerde aynı şeyi vurgulayıp duruyorlardı. Peki Çözüm neydi? Dönüşüm, değişim, yenilenmek, ne yapmak gerekirdi?</span></h3>

<h3> </h3>

<h3><span style="font-family:trebuchet ms,helvetica,sans-serif;">….</span></h3>

<h3><span style="font-family:trebuchet ms,helvetica,sans-serif;">Şu günlerde, asıl olan nasıl bir sistem de, yaşamak istediğimizde gizliydi. Yolsuzluk ve yozlaşmış haberin gündeminde, garibanın, işçinin, öğrencinin, yetimin çilesini duymayanların, görmeyenlerin kavgasında güçlü kalmak ise, kıran kırana savaşanların mücadelesini anlatıyordu. Benim de siyasi karmaşaların arasında kaldığım bir döneme denk gelmem pek rastlanmazdı ama kişisel dönüşümümde iç sesim, ‘’Dengeler değişiyor sıkı tutun’’ diye söyleniyordu. Yönetimini bilmediğim bir süreç değildi ama çok fazla kafa sesi duymanın, bir denge sorunu olduğunun sinyallerini veriyordu. Tamamen bakma görmek arasında ki, ince çizgide, eleştirinin dozunu kaçıranlar, sadece kendi konumunu korumak adına, üslup değiştirip, kendince sorumluluk duyduğu yaşam şartlarına, kendilerini kurban ediyorlardı. Peki buna değer miydi ?</span></h3>

<h3> </h3>

<h3><span style="font-family:trebuchet ms,helvetica,sans-serif;">…</span></h3>

<h3><span style="font-family:trebuchet ms,helvetica,sans-serif;">Mesela çağın krizlerinden, Küresel enflasyon gelişmelerinde yeni bir dünya hayal etmek mümkün mü? Sismatik hareket edenler amaçlarına ulaştılar mı? Ben çıkamadım işin içinden, çünkü en basitinden gidişatı özetlemek gerekirse ‘’ İnsanoğlu fırsat eşitliği yaşasın’’ kimse bir kuru ekmeğe muhtaç olmasın, bebekler süt içmeden uyumasın, çocuklar eşit okusun, anneler ağlamasın, babalar  mahcup olasın, emeklinin yüzü gülsün, öğrenciler yurtsuz kalmasın, siyaset temiz olsun, zengin, fakire destek olsun, kadınlar ölmesin, kızlar okusun, yetimin boynu bükük kalmasın, işsize iş bulunsun, kimse evsiz barksız kalmasın, sağlık çalışanlarına mobing uygulanmasın, Dünya’yı kadınlar yönetsin, herkes birbirini sevsin, inanç sömürüsü bitsin, işçi hakkını alsın, köylü halkı, çiftçi feraha ersin,  esnaf kan ağlamasın, ev sahipleri zam yapmasın, engellilerin umudu hep olsun, SMA bebekleri yaşasın, savaşlar bitsin, insanlar gülsün, hep bir arada, iyi olan ne varsa insanca yaşansın artık…</span></h3>

<h3> </h3>

<h3><span style="font-family:trebuchet ms,helvetica,sans-serif;">Temennilerimi evrene mesaj olarak yolladığıma göre, Gazetemizin 2. Yaşı için arayan soran herkese teşekkürlerimi sunuyorum. 2 Yaka Haber Gazetesi 2 Yaşında <a href="http://www.2yakahaber.com/">www.2yakahaber.com</a> haber sitemiz ise 5 yaşında J Emek veren, değer katan herkese helal olsun…</span></h3>

<h3> </h3>

<h3> </h3>

<h3><span style="font-family:trebuchet ms,helvetica,sans-serif;">Sevgilerimle</span></h3>

<h3><span style="font-family:trebuchet ms,helvetica,sans-serif;">Yazgülü Kayıkçı</span></h3>

<p> </p>
]]></content:encoded>
                <pubDate>Thu, 28 Oct 2021 02:02:10 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.2yakahaber.com/images/kullanicilar/1157467_10151815600192579_758628542_n.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Dizi Seyretmenin  Olumsuz Yönleri</title>
                <category>Nalan Pehlivan</category>
                <link>https://www.2yakahaber.com/makale/dizi-seyretmenin-olumsuz-yonleri-80</link>
                <author>ikiyakahaberleri2@gmail.com (Nalan Pehlivan)</author>
                <guid>https://www.2yakahaber.com/makale/dizi-seyretmenin-olumsuz-yonleri-80</guid>
                <description><![CDATA[Dizi Seyretmenin  Olumsuz Yönleri]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p align="center"> </p>

<p>         Anılarda kaldı,  “<em>evdeyseniz  akşama size çaya geleceğiz</em> “ sözleri..</p>

<p> </p>

<p> Ne güzel günlerdi cidden, hatırlıyorum da akrabalar akşamları gelirdi veya bizler giderdik büyükler bir yerde  çocuklar ayrı yerde oturur  çaylar içilir, sohbetler  edilir,  mısırlar patlatılırdı. Birde sıkça elektrikler  kesilirdi, lüks vardı küçük tüpe takar etrafında toplanır samimi içten sohbetler edilirdi….</p>

<p> </p>

<p>Geride kaldı hepsi bunların maalesef. Sohbetlerin  yerini yazışmalar, insanların yerini bilgisayarlar, cep telefonları ,televizyonlar  aldı…    </p>

<p>Diğerleri şimdilik bir yana da televizyon da oynanan dizilerin, <strong>dizi seyretmenin olumsuz yönleri </strong> konusuna değinmek istiyorum.</p>

<p> </p>

<p>Birkaç başlık altında <strong>dizi seyretmenin olumsuz yönleri </strong>konusunu toplamaya çalışacağım:</p>

<p> </p>

<p><strong><u>Kadınlar üzerinde etkileri ;</u>  </strong>Toplum yapısı itibarı ile erkeklerimiz, kadınlara karşı sevgilerini pek dile getirmezler, seni seviyorum kelimesi ancak bazı durumlarda nadiren kullanılır, buna rağmen  dizilerde ki  jön  karakterleri olmayacak şekilde  son derece nazik sevecen, bir kabahat yaptığında , yaptığından  bin pişman , bin bir özür dilemesini bilen,  pahalı hediyeler alan, sevdiğine kul köle olan, gözü başka kimseyi görmeyen, sadık, güvenilir tiplerdir… kadınlarımız  bunları seyrettikçe,  eşlerinden de böyle davranmalarını bekliyorlar, olması gereken buymuş diyerek  eşlerinde de  aynı davranışları bekliyorlar.. karşılık göremeyince de  benim neyim eksik diye düşüncelere kapılıp tartışmalara sebep oluyorlar..  Dolayısıyla Karı koca arasında gerginlikler oluşuyor ve büyüyerek devam ediyor.</p>

<p> </p>

<p><strong><u>Genç kızlar üzerinde etkileri;</u>  </strong>Yine güncel dizilerde yer alan fakir genç kız, zengin son derece yakışıklı, mevkii sahibi sosyete de  tanınmış patronu aşık oluyor  Üstelik  kız ret ettikçe, erkek karşısında daha da küçülüyor ve aşkı için fedakarlık yapıyor vs vs.</p>

<p> </p>

<p> Tabii bunlar tamamen gerçek dışı arkadaşlıklar,  güncel hayatta böyle bir şeyin olması imkansıza yakın..” genç kızlarımız da bu dizilere umut bağlayıp kendilerini o karakterlerin  yerlerine koyuyorlar ve hayatı yaşayıp gereksiz beklentiye giriyorlar…sonuç hüsran, psikolojik travma ve terk edilme…</p>

<p> </p>

<p><strong><u>Erkekler üzerinde etkileri;</u>  </strong>Yine dizi filmlerin de evlilik dışı ilişkiler o kadar çok işlenmeye başladı ki, hatta bazı kadınlarımız  seyrettikleri dizide  aldatılan eşi değil de , sevgiliyi destekleyenleri bile görebiliriz,  acaba eşi onu aldatsa aynı mantığı kendin de yürütecek mi ?… sonuçta bu tür konular da erkeklerin eşlerini aldatmanın normal olduğu hatta çocuk bile yapabileceğine ve tüm bunların olağan olduğu düşüncesini oluşturuyor maalesef!</p>

<p> </p>

<p><strong>Toplum üzerindeki etkileri ;   “</strong>Ayıp “ kelimesi ortadan kalktı, anormal olan ilişkiler normalleşti,</p>

<p> </p>

<p>Zina kelimesi   aşka  dönüştü, yasak ilişki sonrası meydana gelen çocuk, aşkın meyvesi oldu!!! Toplumda namus kavramı değişti, değer yargıları yıkıldı. Daha da acı durum tüm bu olanlara Modernleşme gözü ile bakılmaya başlandı.</p>

<p> </p>

<p> </p>

<p>Toplum olarak bu dizi bağımlılığını acilen üzerimizden atmamız ve bu konuda bilinçlenmemiz gerekiyor.  Dizi izlemlerine son verip ya da daha seçici davranarak, aile yapımıza uygun dizileri seçerek</p>

<p> </p>

<p>İzlememiz gerekiyor, evde  akşamları   tv başında değil de kitap okuyarak sohbetler yaparak çocuklarımıza da örnek teşkil ederek geçirmemiz gerekiyor.  Aksi takdirde toplum olarak uçuruma doğru gideceğiz.</p>

<p> </p>

<p> Tüm bunlara dur demenin vakti geldi artık.  Evde düzenler bozuldu beklentiler değişti, geç kızlar okumadan, çaba  göstermeden zengin yakışıklı  koca bulma umutları ile doldu.. zarar ve ziyanlar baş göstermeye başladı bile.</p>

<p> </p>

<p><strong>dizi seyretmenin olumsuz yönleri  </strong>konusunda  farkındalık  yaratıp önce evimizde, sonra komşumuzda, sonra çevremizi uyaralım.. ve bunların gerçek değil tamamen masal ötesi olduğunu aklımızdan çıkarmayıp daha bilinçli bireyler olmamız dileklerimle.</p>

<p> </p>
]]></content:encoded>
                <pubDate>Thu, 28 Oct 2021 02:02:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.2yakahaber.com/images/kullanicilar/92989813_3326588644037571_7282390120093712384_n_1.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Bulalım Fatıma Ana</title>
                <category>Dr. Çağlar Deniz</category>
                <link>https://www.2yakahaber.com/makale/bulalim-fatima-ana-79</link>
                <author>caglardeniz34@gmail.com (Dr. Çağlar Deniz)</author>
                <guid>https://www.2yakahaber.com/makale/bulalim-fatima-ana-79</guid>
                <description><![CDATA[Bulalım Fatıma Ana]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<div>
<p align="center"> </p>

<p align="right">Dr. Çağlar Deniz<a href="#_ftn1" name="_ftnref1" title="">[1]</a></p>

<p>İlahiyat okuduğum yıllarda Kevser Suresinin hocalar tarafından anlamı bana çok tuhaf geliyordu. Buna göre Peygamber, soyu kesik olmakla suçlanırken Allah ona Cennette bir ırmak (Kevser) verdiği için üzülmemesi gerektiğini, asıl soyu kesik olanların onun soyunu diline dolayanlar olduğunu ve bu yüzden de Peygamber’in namaz kılıp kurban kesmesi gerekiyordu. Bu tercümede bir sorun vardı, bir kutsal metin birbirinden bu kadar uzak kavramları üç cümlede birleştirmemeliydi…</p>

<p>Alevi yazmaları üzerine çalışmaya başladığım yıllarda buradaki gerçek sorunu anladım. Kevser kavramı, Fatıma Ana’ya delalet ediyordu ve On İki İmamlar’ın bolluk-bereket ırmağıydı bu Kevser… “Rabbin için namaz kıl, kurban kes” diye tercüme edilen kısım ise aslında “Rabbin için salat eyle ve nahr et” şeklindeydi. Hayvan kesmek fiili “z-b-h”, kurbanlık ise “hedy” ve “dahiyye” idi. N-h-r fiili ise sadece “deve kesmek” için kullanılan bir fiil olduğu gibi, Araplar bu fiili “nehara’l-umûr ‘ilmen” deyiminde olduğu gibi “yaptığı şeyi bilim temelinde yapmak/ işleri iyi yapmak” anlamında da kullanılıyorlardı. Salât ise, Sünnî ve Şiîlerin iddiasının aksine “günde beş vakit namaz kılmak” değil, “Dua etmek ve Yaratıcıyı anmak ve ibadet etmek için yapılan toplu ayin” manasına geliyordu. Bunu da Şam’da kaldığım yıllarda Hıristiyan ev sahibimizin, kiliseden geldiği Pazar günü “salâttan geliyorum” dediği gün anlamıştım. Sonra Kur’an’da (Ahzab Sûresi- 56. Ayet), “Allah’ın ve meleklerin Peygamber’e salat eylediğini, müminlerin de Peygamber’e salat eylemeye teşvik edildiği” ayeti okuyunca bu husus zihnimde berraklaştı. Kendimi neden meydan evlerinde katıldığım cemlerde, camide kıldığım namazdan çok daha daha yoğun bir şekilde Allah’a yakın hissettiğimi anladım. Çünkü her Peygamber zaten toplumu tarafından uygulanan salat’ı tadil ederek devam ettirmişti ve benim atalarımın yüzlerce yıldır uyguladığı salatın tadil edilmiş hali cem idi…</p>

<p> </p>

<p>Okumalarım esnasında beni en çok şaşırtan hususlardan biri de, Allah’ın ve meleklerinin salat ettiği Peygamber’in cenazesinin üç gün ortada kalmasıydı. Ehlibeyt sahip çıkarak teçhiz ve tedfin işini halletmişlerdi. Bu arada Veda hutbesinde Peygamber’i dinleyen on binlerce sahabi, Peygamber’in ardından kimin yönetici olacağını tartışıyorlardı Benî Sâide’nin sakîfesinde… Oysa Gadîr Hum’da hepsi de ikrar vermişlerdi Ali’nin Peygamber’in vasîsi ve velisi olduğuna…</p>

<p> </p>

<p>Peygamber henüz hayattayken Ayşe-Hafsa ittifakı şeklinde vücut bulan Ebubekir-Ömer ittifakı, Ümeyyeoğullarını (Osman-Muaviye vs.) da yanına alarak hilafeti ele geçirmişlerdi. Hazret-i Fatıma ise bu duruma direnerek, bu oldu-bittiye en güçlü şekilde itiraz etmişti ve kocası ile beraber reddetmişlerdi Halife kabul edilen Ebubekir’e biat etmeyi…</p>

<p> </p>

<p>Halife Ebubekir, yıllar yılı ikinin ikincisi (Müslim, Fedailü’s-Sahabe:1) olmanın biriktirdiği duygularla, birinci olduğunda bunu dışa vurmanın bir yolu olarak gücünü herkese göstermek istiyordu. Fatıma Ana gelip babasından miras kalan Fedek arazisini istediğinde, aradığı fırsatı bulmuştu. Ebubekir sanki konuyu bilmiyormuş gibi şahit istedi, Peygamber’in kızından O da iki şahit getirdi ama getirdiği şahitlerden biri, babasının dadısı ve sütannesi olan Ümmü Eymen’di ve bu yönden Fatıma Ana’nın ninesi mesabesindeydi.</p>

<p> </p>

<p>Diğer şahit ise bir rivayete göre İmam Ali, diğer rivayete göre Peygamber’in azadlısı Rebah (el‐Belazuri, Fütuhuʹl‐Büldan,s. 34. 52 El‐Abbasi, Umdetuʹl Ahbar fi Medinetiʹl Muhtar, s. 336) idi. Fatıma Ana belli ki, kadının şahitliğini erkeğinkine denk görüyordu ama Ebubekir bunu kabul etmedi. Olaylar bazı rivayetlere göre Fatıma Ana’nın hamile olduğu çocuğu İmam Muhsin’in şehadetine ve kendisinin de mazlumen şehit edilmesine kadar gitti…</p>

<p> </p>

<p>Alevilerin belleğinde ise Fatıma Ana veya Ana Fatıma adeta bir gibi kaldı. Dört dardan birine verildi Ana Fatıma’nın adı, üç gün tutulan Masum-u Pak orucundan sonra ve Muharrem öncesi tutulan bir günlük oruca Ana Fatma orucu dendi. Cemdeki postun “Ana Fatıma’nın eteği, İmam Hüseyin’in postu” olması dilendi, çünkü “Yol Fatıma’nın, post İmam Hüseyin’in” idi. Mahşer günü, Ana Fatıma’nın rahlesinde görülecekti hesaplar, arşı-kürsüyü sallayarak Ehlibeyti ve onun yasını tutanları dileyecekti Fatıma Ana. Yurt (ziyaret) yerlerinde yanan ateş, Ana Fatıma’nın tüten ocağıydı; gelinlerin belindeki kemer, Ana Fatıma’nın kemeri; Musevilikte ve Hıristiyanlıkta Meryem’in eli olarak bilinen hayır ve bereket tılsımı, Fatma Ana eli olarak anılmaya başlandı Müslümanların dilinde… Fatıma Ana, Zehrâ (Parıl parıl parıldayan), Betûl (İffetli),</p>

<p> </p>

<p>Hazret-i Muhammed’i öven na’tlar ve On İki İmamların üstünlüklerini dile getiren Düvaz(deh) İmam’lara karşın Fatıma Ana’nın methedildiği deyişlere daha az rastlamaktayız. Bunlardan bir tanesini orjinali yazma eser danışmanlığını yaptığım “Tunceli Belediyesi Vecihi Timuroğlu Küyüphanesi ve Müzesi Mesut Özcan Koleksiyonu”nda bulunan bir cönkte denk gelmiş olmanın bahtiyarlığı içindeyim. Bu deyiş, cemlerde okunacak şekilde yazılmış olmasına rağmen yazılı olduğu cönkte bulduğumuz ana değin unutulmuştu. Deyiş şu şekildedir:</p>

<p> </p>
</div>

<p> </p>

<div>
<p>Yeşil hullesin eğninde</p>

<p>Dergah-ı a’lâ önünde</p>

<p>Âmin söyler dilinde</p>

<p>Bulalım Fatıma Ana’yı</p>

<p> </p>

<p>Yeşil sancağı nurdandır</p>

<p>Yarın ol mahşerde sultandır</p>

<p>Okuduğumuz Kurandır</p>

<p>Bulalım Fatıma Ana’yı</p>

<p> </p>

<p>Bedir aya benzer yüzü</p>

<p>Anun zikrullah sözü</p>

<p>Sıratdan geçirir bizi</p>

<p>Bulalım Fatıma Ana’yı</p>

<p> </p>

<p>Hazret-i Ali’nin yoldaşı</p>

<p>Şah İbrahim’in karındaşı</p>

<p>Eğer erkek, eğer dişi</p>

<p>Bulalım Fatıma Ana’yı</p>

<p> </p>

<p>Hasan, Hüseyin yanında</p>

<p>Hullelerden dutar elinde</p>

<p>Ol Arasat meydanında</p>

<p>Bulalım Fatıma Ana’yı</p>

<p> </p>

<p>Nurdan tesbih çeker eli</p>

<p>Firdevs bağının bülbülü</p>

<p>Kur’ân-ı Azim okur dili</p>

<p>Bulalım Fatıma Ana’yı</p>

<p> </p>

<p>Ol Hazret’in kendi kızı</p>

<p>Hüdâ’ya geçiyor nazı</p>

<p>Atasına götürür bizi</p>

<p>Bulalım Fatıma Ana’yı</p>

<p> </p>

<p>Emînî (Ümmetî?) yolunda döner</p>

<p>Müminlere Kevser sunar</p>

<p>Asiler Tamu’da yanar</p>

<p>Bulalım Fatıma Ana’yı</p>

<p> </p>

<p>Hüccetin(i) eline alan</p>

<p>Hatunlar(a) şefaat kılan</p>

<p>Müminler(e) yoldaş olan</p>

<p>Bulalım Fatıma Ana’yı</p>
</div>

<p> </p>

<p> </p>

<p>Emînî olarak mahlas olarak okuduğumuz kelime, Ümmetî olarak da okunabilir gibi gözükmektedir. İlk okumada deyişi yazan aşığın mahlası, ikinci okuyuşta ahirette ümmetini talep eden babası Hz. Muhammet ile aynı talepte olduğu anlaşılabilir. Nitekim ilk kez yayımladığımız bu deyişe az çok benzeyen bir başka deyiş, Sivas Belediyesi tarafından yayımlanan “Cennet Kadınlarının Seyyidesi Hz. Fatıma” kitabının Halk Kültüründe Hz. Fatıma: Fadime Ana adlı bölümünde Dr. Müjgan Üçer (1981:200-201) tarafından derlenmiştir. Bu deyişin son kıtası şöyledir: “Yeşil bohçası elinde/ Dönüyor mahşer yerinde/ Ümmet ümmet dilinde/  Bulalım Fadime Anayı/ Görelim Fadime Anayı”. Dr. Üçer derlediği bir şiire daha yer verdiği bu çalışmasında, Kul Himmet’e ait Fatıma Ana konulu üç şiirden de örnek vermektedir. Halk Müziği Araştırmacısı ve yorumcusu Sercan Direk ile Sinan Erkeker dostlarımız ise, ilk defa yayınladığımız bu deyişin literatürde bulunmadığını tasdik ederek, Fatıma Ana’nın zikredildiği iki adet deyişi daha bize gönderme lütfunda bulundular. Görüldüğü üzere bu konudaki literatür çok kısıtlıdır ve bu mecra, araştırmacıların özellikle eğilmesi gereken bir alan gibi gözükmektedir.</p>

<p> </p>

<p>Şah İsmail’in hemen ardından, oğlu Şah Tahmasb tarafından Şiileştirme gayretleri hız kazanan İran’da ise Fatma Ana’ya, Alevi inancında verilen ayrıcalıklı yerin bir şekilde günümüze kadar geldiğini Nadir Cavadi tarafından okunan “Zehra Var İdi” şiirinde (<a href="https://www.youtube.com/watch?v=QfwzHlB7Qq0&amp;ab_channel=SalimAlakbarov">https://www.youtube.com/watch?v=QfwzHlB7Qq0&ab_channel=SalimAlakbarov</a>; 25.10.2021) görmek mümkündür. Alevi İnancının bazı yorumlarına göre, Muhammed-Ali’nin yaratıldığı nurun balkıdığı Kudret Kandili olan Fatma Ana’nın bu konumu Cavadi’nin okuduğu şiirde şu şekilde dile getiriliyor: “Zehra, Cenneti Allah verip senün elüve… Göre Allah-ı Müteâl, Zehrâ’yı nece te’rif edir… İki dünyanı yaratdım, yed-i Kudretle özüm… Bir fegad Men var idim, bir de Zehrâ var idi”.</p>

<p> </p>

<p>Selam, tarikatten-şeriatten geçip Hakikat’e tabi olanlara…</p>

<p> </p>

<div>
<hr align="left" size="1" width="33%" />
<div id="ftn1">
<p><a href="#_ftnref1" name="_ftn1" title="">[1]</a> ADO (Alevi Düşünce Ocağı Derneği) Bilim Kurulu Üyesi.</p>

<p> </p>

<p><img alt="" src="/images/2%20fat%C4%B1ma%20ana.jpeg" style="width: 371px; height: 1200px;" /></p>

<p><img alt="" src="/images/1%20fat%C4%B1ma%20ana(1).jpeg" style="width: 371px; height: 629px;" /></p>
</div>
</div>
]]></content:encoded>
                <pubDate>Thu, 28 Oct 2021 01:48:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.2yakahaber.com/images/kullanicilar/AyLARZHOCA_2.jpeg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Yollar yakınlaştı, kafalar karıştı…</title>
                <category>Müslüm SÖYLER</category>
                <link>https://www.2yakahaber.com/makale/yollar-yakinlasti-kafalar-karisti-78</link>
                <author>muslisoyler@hotmail.com (Müslüm SÖYLER)</author>
                <guid>https://www.2yakahaber.com/makale/yollar-yakinlasti-kafalar-karisti-78</guid>
                <description><![CDATA[Yollar yakınlaştı, kafalar karıştı…]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<h3>Dün 1000 km uzaklıktaki bir şehre 15 saatte gidiyorduk, bugün uçak varsa 1 saat, otobüsle 10 saat… Yollar bizi sevdiklerimize ve sılaya yakınlaştırıyor. Hele bir de teknolojik araçlarla bu süreler daha da kısalıyor.</h3>

<h3>Peki ya her ilacın faydası yanında yan etkisi olduğu gibi bu kısalan yolların da yan etkisi var mı acaba ?</h3>

<h3>İşte bu noktaya gözümüzün ucuyla değil de, aklımızın en duyarlı alanından bakarsak net görüş elde edebiliriz.</h3>

<h3>Zamanı ne kadar kısaltmış olsak ta, kısalan noktaları sanki temelden kesmiş gibi bir etki ortaya çıkıyor. Şöyle zaman içerisinde geçen yılları sinema perdesinde izlemeye kalksak, bakın bu tespitin gerçek olduğu nasılda sizlerin gözleri önünde canlanacak.</h3>

<h3>Gidelim 1990’lara, İstanbul’dan Amasya’ya yola çıktık. Otogarın o keşmekeş naraları arasında. Araçlarda tıka basa yolcu, o zamanlar sigara yasağı da yok, duman içerisinde yolculuk. Pestiliniz çıkmış vaziyette memlekete ayak basıyorsunuz. Sizi karşılayan eş ve dostların yüzlerinde hasret kokan  tebessüm.  O kadar mutlu ve huzur içerisindesiniz ki, halbuki daha iki üç ay öncesi gelmiştiniz.</h3>

<h3>Ya şimdi, otogara en konforlu araçlarla gidiyorsunuz, oradan da memlekete en konforlu otobüsler eşliğinde yolculuk ediyorsunuz. Aynı konfor memlekette de geçerli. Hatta bun ek hava yolunu kullananlar daha bir zaman kazanımına sahip oluyorlar.</h3>

<h3>Arada ki tek fark ne biliyor musunuz…</h3>

<h3>Gelip gidişlerdeki heyecan ve ayak bastığınız yerdeki karşılaşmalar. Sanki hayali bir gidiş geliş ve zamanın sizi bir ömür törpüsü gibi yemesi. Eskilerde yollar uzun, araçlar konforsuz olduğu halde daha sık ve huzurla gidilen yerlere şimdilerde seneler geçtiği halde gitmek zor geliyor. İnsanlar git-gel yapsa da sanki sonbahar rüzgarı gibi esip geçiyor. Halbuki bizler kavuşmaları bir bahar esintisi, ayrılıkları sonbahar rüzgarı gibi bilirdik.</h3>

<h3>Değişen acaba hızlı geçen zamanla kaybolan bizleri bu hızlı yolculukta terk eden geleneklerimiz, örf ve adetlerimiz mi….</h3>

<h3>Sanki hayatımız kolaylaştıkça, saygı ve sevgilerimizi yitirir olduk.</h3>

<h3>Sanki yollar aşıldıkça insanlıklarımız törpülenir oldu.</h3>

<h3>Sanki yollar yakınlaştıkça, bizler birbirimizden uzaklaşır olduk.</h3>

<h3>Soğuk günlerde içimizi ısıtan çaylar bile midemizi bozar oldu.</h3>

<h3>Anlayacağınız globalleşen dünyanın tadı kaçtı….</h3>

<p> </p>
]]></content:encoded>
                <pubDate>Thu, 28 Oct 2021 01:24:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.2yakahaber.com/images/kullanicilar/ms23.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Muharrem Ayı, Orucu ve Yası Hakkında</title>
                <category>Prof. Dr. Caner Işık</category>
                <link>https://www.2yakahaber.com/makale/muharrem-ayi-orucu-ve-yasi-hakkinda-77</link>
                <author>ikiykahaberleri4@gmail.com (Prof. Dr. Caner Işık)</author>
                <guid>https://www.2yakahaber.com/makale/muharrem-ayi-orucu-ve-yasi-hakkinda-77</guid>
                <description><![CDATA[Muharrem Ayı, Orucu ve Yası Hakkında]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<h3><span style="font-size:14px;"><span style="font-family: &quot;trebuchet ms&quot;, helvetica, sans-serif;">Yaradılıştan günümüze kadar peygamberlerin şükür ve arınma için tuttuğu Muharrem orucu 9 gün olarak Hz. Muhammed'in hayatında tuttuğu oruçtur. Peygamberliğinin tamamlanması ile Muharrem orucu da 9 gün olarak tüm müminler tarafından tutulmuş, 10. gün olan aşurada da yeni başlanılan yıl aşure yapılarak kutlanmıştır. Yeni yıla, yeni niyetler ve şükürle başlanmış olmuştur. Lanetli soyun (seceretül melune) müdahaleleri ile insanlığın kurtuluşu için şükredilen 10. gün kana bulanmış; Hz. Hüseyin, ailesi ve talipleri 10 Muharrem’de Kerbelada şehit edilmiştir. İnsanlık için 9 gün arınma imkânı olan Muharrem orucuna Kerbela'dan dolayı 3 günde yas eklenerek 12 gün matem orucuna dönüştürülmüştür.</span></span></h3>

<h3> </h3>

<h3><span style="font-family:trebuchet ms,helvetica,sans-serif;">Ali'ye talip olanlar insanlığın kurtuluşuna bir umut olarak İslam'ın gerçek manada dirilmesini dilemiştir. Bunun için İslam'ı Kerbela'da çöle gömmeye çalışanları unutmamak ve orada onları hatırlamak için 12 gün yas tutulmaya başlanmıştır. Zulüm ortadan kaldırılıncaya, Hâk olan ne ise onun gerçekleşmesi mümkün oluncaya kadar bu oruç, bize nefsin nasıl dizginleneceğini öğreten bir araç olacaktır. Muharrem haram ay, kan dökülmesinin yasaklandığı ay, Hicri yılbaşı, peygamberlerlerin kurtuluş ayı ve kerbela katliamının yaşandığı aydır. Kadim zamanlardan günümüze şükrün nişanı, Kerbela’da günümüze ise zalime karşı dirilişin nişanıdır. </span></h3>

<h3><span style="font-family:trebuchet ms,helvetica,sans-serif;">Hâk bu demeden, bu sifattan, bu katardan, bu zikirden ayırmasın.</span></h3>

<h3> </h3>

<h3><span style="font-family:trebuchet ms,helvetica,sans-serif;"> MUHARREM NAME</span></h3>

<h3><span style="font-family:trebuchet ms,helvetica,sans-serif;">Muharrem ayının hali melali</span></h3>

<h3><span style="font-family:trebuchet ms,helvetica,sans-serif;">Dünyada ruhların hali gibidir</span></h3>

<h3><span style="font-family:trebuchet ms,helvetica,sans-serif;">Şükürle imkânla başlar öncesi</span></h3>

<h3><span style="font-family:trebuchet ms,helvetica,sans-serif;">Yas ile muradı kollar gibidir</span></h3>

<h3> </h3>

<h3><span style="font-family:trebuchet ms,helvetica,sans-serif;">Yaradan’ın emri halife olmak</span></h3>

<h3><span style="font-family:trebuchet ms,helvetica,sans-serif;">Nefse hüküm edip ruh ile kalmak</span></h3>

<h3><span style="font-family:trebuchet ms,helvetica,sans-serif;">Varlığı nişanla kararda tutmak</span></h3>

<h3><span style="font-family:trebuchet ms,helvetica,sans-serif;">Dünya okulunda murat gibidir</span></h3>

<h3> </h3>

<h3><span style="font-family:trebuchet ms,helvetica,sans-serif;">Ademin şükürü kabul edildi</span></h3>

<h3><span style="font-family:trebuchet ms,helvetica,sans-serif;">Nuh gemiden indi şükür bilindi</span></h3>

<h3><span style="font-family:trebuchet ms,helvetica,sans-serif;">İbrahim’e ateş bir nur göl oldu</span></h3>

<h3><span style="font-family:trebuchet ms,helvetica,sans-serif;">Bunlarla Muharrem şükür gibidir</span></h3>

<h3> </h3>

<h3><span style="font-family:trebuchet ms,helvetica,sans-serif;">And olsun on geceye dedi Kuran</span></h3>

<h3><span style="font-family:trebuchet ms,helvetica,sans-serif;">Şükürle tamamla takvanla uyan</span></h3>

<h3><span style="font-family:trebuchet ms,helvetica,sans-serif;">Arın, arıt hikmet kemerin kuşan</span></h3>

<h3><span style="font-family:trebuchet ms,helvetica,sans-serif;">Bizden öncekilere farz gibidir.</span></h3>

<h3> </h3>

<h3><span style="font-family:trebuchet ms,helvetica,sans-serif;">Muharrem(de) oruç hep tuttu Muhammet</span></h3>

<h3><span style="font-family:trebuchet ms,helvetica,sans-serif;">Yarenleri bildi verdiler kıymet</span></h3>

<h3><span style="font-family:trebuchet ms,helvetica,sans-serif;">Kadimden bugüne kurulan niyet</span></h3>

<h3><span style="font-family:trebuchet ms,helvetica,sans-serif;">Şeytanın şifresin çözmüş gibidir</span></h3>

<h3> </h3>

<h3><span style="font-family:trebuchet ms,helvetica,sans-serif;">Bilindi Muharrem ezelden Haktır</span></h3>

<h3><span style="font-family:trebuchet ms,helvetica,sans-serif;">Bütün peygamberlere emri billahtır</span></h3>

<h3><span style="font-family:trebuchet ms,helvetica,sans-serif;">Cümle müminlere kadim nişandır</span></h3>

<h3><span style="font-family:trebuchet ms,helvetica,sans-serif;">Sırrını içinde saklar gibidir.</span></h3>

<h3> </h3>

<h3><span style="font-family:trebuchet ms,helvetica,sans-serif;">Dokuz gün şükür orucunu tutan</span></h3>

<h3><span style="font-family:trebuchet ms,helvetica,sans-serif;">On’unda hamd ile aşure bulan</span></h3>

<h3><span style="font-family:trebuchet ms,helvetica,sans-serif;">Yeni yıla hak niyetle başlayan</span></h3>

<h3><span style="font-family:trebuchet ms,helvetica,sans-serif;">Arınmış mümine nişan gibidir.</span></h3>

<h3> </h3>

<h3><span style="font-family:trebuchet ms,helvetica,sans-serif;">Kerbela’ya kadar Muharrem 10 gün</span></h3>

<h3><span style="font-family:trebuchet ms,helvetica,sans-serif;">Yezitler  Hüsey’e kıydılar son gün</span></h3>

<h3><span style="font-family:trebuchet ms,helvetica,sans-serif;">Nuru çöle gömmek diledi bu gün</span></h3>

<h3><span style="font-family:trebuchet ms,helvetica,sans-serif;">Yas tuttu müminler seçer gibidir.</span></h3>

<h3> </h3>

<h3><span style="font-family:trebuchet ms,helvetica,sans-serif;">Üç gün yasla şükür yasa dönüştü</span></h3>

<h3><span style="font-family:trebuchet ms,helvetica,sans-serif;">On iki muharrem oruç hak oldu</span></h3>

<h3><span style="font-family:trebuchet ms,helvetica,sans-serif;">Müminin takvası matemle pişti</span></h3>

<h3><span style="font-family:trebuchet ms,helvetica,sans-serif;">Batılı ayıran haktan gibidir.</span></h3>

<h3> </h3>

<h3><span style="font-family:trebuchet ms,helvetica,sans-serif;">Su içmez, et yemez, eğlenmez canlar</span></h3>

<h3><span style="font-family:trebuchet ms,helvetica,sans-serif;">Yas ile Hüseyni anar hak canlar</span></h3>

<h3><span style="font-family:trebuchet ms,helvetica,sans-serif;">Ehlibeyte tabi olan bu canlar</span></h3>

<h3><span style="font-family:trebuchet ms,helvetica,sans-serif;">Kıyamet ordusu asker(i) gibidir</span></h3>

<h3> </h3>

<h3><span style="font-family:trebuchet ms,helvetica,sans-serif;">Kerbela’da başlar Hak dirilişi</span></h3>

<h3><span style="font-family:trebuchet ms,helvetica,sans-serif;">Dirilen de görür hakkın ipini</span></h3>

<h3><span style="font-family:trebuchet ms,helvetica,sans-serif;">Hüseyin yasından Ali demini</span></h3>

<h3><span style="font-family:trebuchet ms,helvetica,sans-serif;">Sürenler emire varmış gibidir</span></h3>

<h3> </h3>

<h3><span style="font-family:trebuchet ms,helvetica,sans-serif;">Hak emire uyan hakla olandır</span></h3>

<h3><span style="font-family:trebuchet ms,helvetica,sans-serif;">Kerbela gerçeğe her dem nişandır</span></h3>

<h3><span style="font-family:trebuchet ms,helvetica,sans-serif;">IŞIK anlayana işaret tamdır</span></h3>

<h3><span style="font-family:trebuchet ms,helvetica,sans-serif;">Zalime masal, siyaset gibidir.</span></h3>

<h3><span style="font-family:trebuchet ms,helvetica,sans-serif;">​03.50-​16.08.2021</span></h3>
]]></content:encoded>
                <pubDate>Thu, 26 Aug 2021 23:45:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.2yakahaber.com/images/kullanicilar/canerhoca_1.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>HZ ALİ VE NEVRUZ CEMİ</title>
                <category>Prof. Dr. Caner Işık</category>
                <link>https://www.2yakahaber.com/makale/hz-ali-ve-nevruz-cemi-76</link>
                <author>ikiykahaberleri4@gmail.com (Prof. Dr. Caner Işık)</author>
                <guid>https://www.2yakahaber.com/makale/hz-ali-ve-nevruz-cemi-76</guid>
                <description><![CDATA[HZ ALİ VE NEVRUZ CEMİ]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<div>Hz. Ali Hicretten 23 yıl önce Recep ayının 13. Cuma günü Beytullah’ın içinde dünyaya gelir. Bu doğum tarihi miladi olarak 21 Mart 599 dur. Annesi HaşimoğullarındanEsed’in kızı Fatıma, Babası ise HaşimilerdenAbdulmuttalip oğlu Ebutaliptir. Ebu Talip Hz. Peygamberin babası Abdullah ile aynı anne babadan olma tek öz kardeştir. Hz. Ali’nin annesi Fatıma’nın önemli bir özelliği de Hz. Muhammed’ ikinci annelik yapmış olmasıdır. Hz. Muhammed yedi yaşından evleninceye kadar amcası Ebu talibin evinde ve himayesinde kalmıştır. Daha sonra da Hz. Ali, Hz. Muhammed’in evinde büyümüş ve peygamberin terbiyesinde yetişmiştir. </div>

<div> </div>

<div>Hz. Ali’nin bir sıfatı Keremallahüveche’dir. Türkçesi Allah’tan gayrısına yüzünü dönmemiştir. Küçük yaşta İslam ile şereflenen Hz. Ali’nin zihninde cahiliye dönemine ait hiçbir etki yoktur. Öyle ki peygamberin risaletinin ve Kuran-ı kerim’in nüzul sebeplerinin hepsine yaşantısı ve ortamı gereği hakimdir. Bu sebeple Allah’tan başkasına yüzünü dönmemiş olan Hz. Ali İslam dünyasında Hz. Peygamberden sonra değeri ölçülemeyecek bir durumdadır. Nitekim gerek Gadirhum’da vefatına yakın peygamberin vasi tayin ettiği Hz. Ali, Ümeyyeoğulları’nın birçoğu dışında bütün Müslümanlar tarafından her zaman adı gibi yüce vasıflarla anılmış velayetin nurunun taşıyıcısıdır. </div>

<div> </div>

<div>Türkler Müslümanlıkla iki yolla tanışmıştır. Birincisi Emeviler döneminde Arap ordularının dini olarak tanışmıştır. Bu ilk tanışma Türklerin direnişi ile karşılanmıştır. Ulu önderin “bağımsızlık benim karekterimdir” sözünün bir tecellisi olarak Arap orduları Türkleri “mevali” yapamamıştır. İkinci karşılaşma ise Ehlibeyt evlatları ile karşılaşma ve onlar vasıtasıyla Müslüman olmadır. Muaviyenin oğlu Yezit halifeliğini ilan edince ilk iş olarakKerbela’da ehlibeyt evlatlarınıdaha sonra da Medine’deki sahabeleri katletmiştir. Bu ortamda Müslümanların huzuru kalmamış ve Peygamberin öğrettiklerine sadık kalmaya çalışan Müslümanlar uzak diyarlara göç etmek zorunda kalmışlardır. Bu göçler; Rum diyarına (Anadolu’ya), Habeşistan’a ve Horasan’a doğru olmuştur. Ali evlatları olarak Müslümanlar arasında bilinen Alevinyün,Alevi olarak adlandırılan ehlibeyt evlatları yaşayabilmek için Horasan’a göç etmişlerdir. Horasan’da ruhsal alemle bağ kurmayı önceleyen Mani dini ve Göktanrı inancı hakimdir. Bu dinin ruhsal şahsiyetleri ile göç ile gelen ehlibeyt evlatları arasında velayet anlayışı, ortaklığı temelinde bir yakınlık oluşmuş ve Ehlibeyt evlatları ile bütünleşen Türk soylu ruhsal şahsiyetler özgün ve ahlak temelinde bir okuma yaparak, İslam’ın Türkçe anlaşılmasının yolunu açmışlardır. Sonraki yüzyıllarda meydana gelen göçler sonunda Horasan erenleri Anadolu’nun Türkleşmesi ve Müslümanlaşmasında etkin olmuşlardır.</div>

<div> </div>

<div>Ali evlatları vasıtasıyla Horasan melametiliği ortaya çıkmış ve Horasan erenleri adıyla anılan erenlere dedelik, ocaklık ve pirlik görevleri geçmiş ve bu makamlar üzerinden insanlara Hakk olan doğrultusunda hizmet etmeleri mümkün olmuştur. İşte Aleviler önce sadece Ali evlatlarının adı iken daha sonra Ali evlatlarına talip olanlarının da adı olmuş. Günümüze kadar Aleviler bu ocaklar vasıtasıyla yol ve erkânlarını sürdürmüşlerdir. </div>

<div>Alevilerin erkânları ehlibeytin önderliğinde kurulmuş ve Ali evlatlarının liderliğinde uygulanmış erkânlardır. Bu erkânların başında cem ibadeti gelir. Cem ibadeti Kuran-ı Kerim’in Nur suresinin 35-36. ayetlerinde işaret edilen, evlerde yapılan ibadet olarak zikredilen toplu ibadettir.Cem; Hz peygamberin Mekke döneminde, Müslümanların evlerinde, birbirinden rızalık alınarak, ortamda paylaşılanlarınsır olarak kalması sözü alınarak, yapılan sohbet ve irşadı da içeren muhabbet ve ibadetlerdir. Güvenlik kaygısıyla Mekke dönemindeki Müslümanların gizli olarak yaptığı ibadetlerin bir benzeri olarak kabul edilen cem ibadeti Alevilerce ibadetlerinin özü olarak sunulmuştur. Erkânınocak uygulamaları farklılaşsa bile özünde insanı kâmil yetiştirmeyi hedefleyen bir ibadettir. Cem toplu olarak yapılan ve karşılıklı olarak “nasıl daha ahlaklı hale geliriz” sorusuna cevap aranan, hataların sorgulandığı, alternatif önerilerin hep birlikte bulunduğu, Hakkın emir ve rızasını gözetmenin temel hedef olarak konulduğu ibadet ortamıdır.Cem; Allah’a kulluğun Muhammed Mustafa’ya ümmetliğin, Aliyel Mürteza’ya talipliğin ve ehlibeyte bende olmanın yeridir. </div>

<div> </div>

<div>İslam’ın ilk ideal normlarla yetiştirilen insanı olan Hz. Ali yukarıda bahsedilen Horasan erenleri ekolü tarafından yolun piri kabul edilmiştir. Bu pirin doğum gününün eski Türk takviminin başlangıcına, 21 Mart’a denk gelmesi özel bir işaret olarak kabul edilmiş ve Hz Ali’nin mevlidi ile doğanın uyanışı bir başlık altında birleştirilip yeni yıla yeni niyetler ve yeni umutlarla girmek anlamında özel nevruz cemleri yapılmıştır. Maddi uyanış ile ruhsal uyanışın kaynağının birleşmesi olan Nevruz Aleviler için yeni başlangıçların, eski eksikliklerin tamamlanma dileklerinin sunulduğu gündür. “Bir şeyler karışmışsa başlangıca dönün” diyen Aliyel Murtaza’nın temiz başlangıç dileklerine uyan taliplerinin temiz başlangıç dileklerinin dile getirildiği gündür. Nevruz’da “Arınmak için arındıranın önce temiz olması gerekir” düsturundan hareketle, önce önderler “el ele el hakka” ilkesi doğrultusunda birlik olup arınır, daha sonra taliplerle birlikte, birbiri ile rızalıkiçinde, Hakkın emri ve rızası doğrultusunda olmak bilinciyle, nevruz cemi yapılır. Bu cemle ile yeni yıla hayırlı ve temiz bir başlangıç yapılmış olur.</div>

<div> </div>

<div>Nevruz cemlerinde Nad-ı Ali’ler okunur, toplumu bütünleştiren değerler ön plana konulur ve uygulama makamının yani velayet makamının başlangıcı olan Hz. Ali örneklik boyutu ile işlenip “Hakk, Muhammed Ali”itikadı gündeme getirilir. Hz. Ali Peygamberimizden sonra İslam’ın yaşayan umudu olmuştur. Kurduğu yol ve örnek yaşantısı ile Hz. Peygamberin şehrine girişin kapısı olmuştur. Hz. Ali her başlangıcın Allah adıyla yapılmasının örneğidir. </div>

<div>Allah cümlemize bu anlatılanları anlamayı nasip etsin. İnsanoğlu dünya âlemine geldiği günden beri devam eden Hakk ile batıl savaşında Hak olandan yana olmayı ve Hakkın emir ve rızasında durmayı tüm hak edenlere bağışlasın. Yüce Yaradan akıl ve vicdanımızı daima hak olan doğrultuda kullanmayı nasip etsin. Bizi apaçık düşmanımız olan ayrımcılıkla görünür olan şeytan ve onun planlarını uygulayanlara karşı güçlendirsin. 21 Mart nevruzumuz Hak bir başlangıç olsun, nevruzumuz arı ve diri bir geleceğe imkân olsun, nevruzumuz kutlu olsun. Gerçeğe Hü.</div>

<div> </div>

<div>Prof. Dr. Caner IŞIK</div>

<div> </div>

<div><img alt="" src="/images/hak%20sende%20caner%20hocam.jpg" style="width: 500px; height: 500px;" /></div>
]]></content:encoded>
                <pubDate>Tue, 23 Mar 2021 13:52:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.2yakahaber.com/images/kullanicilar/canerhoca_1.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>YAZGÜLÜ İLE SÖZ SİZDE BAŞLADI</title>
                <category>Yazgülü Kayıkçı</category>
                <link>https://www.2yakahaber.com/makale/yazgulu-ile-soz-sizde-basladi-75</link>
                <author>yakahaber@yakahaber.com (Yazgülü Kayıkçı)</author>
                <guid>https://www.2yakahaber.com/makale/yazgulu-ile-soz-sizde-basladi-75</guid>
                <description><![CDATA[YAZGÜLÜ İLE SÖZ SİZDE BAŞLADI]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>2 Haber Gazetemizin gözdesi 2 Yaka Tv canlı yayınlarıyla sizlerin evine konuk olamaya başladı.</p>

<p>Gazetecilik, işin mutfağı görüldüğü gibi Tv yayınları da işin görülen tarafı olmaya devam eden dünyanın gözü kulağı olan ve dijital dünyanın en yakından takip ettiği Wep Tv kavuşmak inanılmaz heyecanlı.</p>

<p>Çocukluğumdan bugüne kadar hayallerimin arasında olan ‘’Wep Tv’’ projemizi hayata geçirdiğimiz için inanılmaz gururluyuz…</p>

<p>Yaklaşık 1 yıldır üzerinde çalıştığımız programıma, gösterilen ilgi bizlerin bir kez daha ne kadar doğru bir yol izlediğimizin haklılığını yaşıyoruz. 2 aydır her Pazar günü saat 21.00’de Youtube kanalımız ve sosyal medya hesaplarımızdan okurlarımız ve izleyicilerimizle buluşuyoruz.</p>

<p>Yazgülü ile Söz Sizde’ye bizleri kırmayıp katılan çok kıymeti isimler yer aldı. İşte o isimler,</p>

<p>1. Hafta Konuklarımız; Kartal CHP İlçe Genel Sekreteri Mert Polat ve Kafarlı Köyü Dernek Başkanı Akın Kirlibal’la oldu.</p>

<p>2. Hafta Konuklarımız;  Amasya 24. Dönem Milletvekili Ramis Topal, Avukat Sadiye Çelik ve Kartal Belediyesi Destek Hizmetler ve İştirakler Müdürü Cem Çetin oldu.</p>

<p>3. Hafta Konuklarımız; Avukat Derya Durmaz Sarı, Adef Kadın Kolları Başkanı Hülya Zabun ve Gazeteci Nuray Yılmaz oldu.</p>

<p>4. Hafta Konuklarımız; Ahmet USTA Esençay Derneği Başkanı - ADEF -TAŞDEF Yön. Krl Üyesi,</p>

<p>Derya ARIKAN Sosyal Hiz. Halk Sağlığı Uzm. Yüksel Hemşire, Emel AKYÜZ DUZLA Esençay Derneği Kadın Kolları Başkanı,  Rabia GÜREL YAVUZ Esençay Derneği Kadın Kol. Yön. Krl Üyesi, Gülhanım CİVELEKOĞLU Emekli Bankacı ve Müzeyyen KESKİN Şair - Yorumcu oldu.</p>

<p> </p>

<p>5. Hafta Konuklarımız; ÖZDER ( Amasya Merkez Köyleri Bileşenleri Derneği) Başkanı İlhan Şaban oldu.</p>

<p>6. Hafta Konuklarımız; İş İnsanı Sinan Karamelek ve Sanatçı Ufuk Altun oldu.</p>

<p>7. Hafta Konuğum ise; Ankara Gençlik Spor Bakanlığı Rehberlik ve Denetim Başkanı Hasan Davulcu oldu.</p>

<p>Programız da neleri konuşmadık ki, Gündem, Semt, Ülke, Dünya, Memleket, İşsizlik, Kadın cinayetleri, çocuk ve hayvan istismarlarını, Yerel Yönetimleri, STK, siyasileri, doğa katliamlarını ve daha nicelerini kamyonu bilgilendirecek gündemler oluşturduk. Bir kez daha kıymetli konuklarıma çok teşekkür ediyorum.</p>

<p>Yeni haftalarda yine çok özel konuk ve konularımla, halkın nabzını tutmaya devam edeceğiz. Çok yakında sürprizlerimizle sahalara ineceğimiz programlarımızla, röportajlarımızla, sizlerin sesi olmaya devam edeceğiz.</p>

<p>Youtobe Kanalımıza abone olmayı unutmayınız. Çünkü biz gücümüzü sizden alıyoruz.</p>

<p>( 2 Yaka Tv -2 Yaka Haber) Youtobe, Facebook, İnstagram ve Tweter hesaplarımızdan takip edebilir ve destek olabilirsiniz.</p>

<p>Çok Yakında, Halkın sesinden ve sektörel röportajlarımızla izleyicilerimizle buluşmaya devam edeceğiz.</p>

<p>Detaylı Bilgi ve Reklamlarınız bize ulaşmanız yeterli - <a href="mailto:ikiyakahaberleri@gmail.com">ikiyakahaberleri@gmail.com</a> – 0546 872 45 89</p>

<p>Sevgilerimle</p>

<p>Yazgülü Kayıkçı</p>
]]></content:encoded>
                <pubDate>Thu, 11 Feb 2021 23:50:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.2yakahaber.com/images/kullanicilar/1157467_10151815600192579_758628542_n.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title> Hayatta Dair Ne Varsa</title>
                <category>Nalan Pehlivan</category>
                <link>https://www.2yakahaber.com/makale/hayatta-dair-ne-varsa-74</link>
                <author>ikiyakahaberleri2@gmail.com (Nalan Pehlivan)</author>
                <guid>https://www.2yakahaber.com/makale/hayatta-dair-ne-varsa-74</guid>
                <description><![CDATA[ Hayatta Dair Ne Varsa]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>BAŞLANGIÇLAR, İLK ADIM</p>

<p> </p>

<p>Herhangi bir şeye başlayabilmek, sanırım en zor adımlardan biridir.</p>

<p> </p>

<p>Nereden ve hangi noktadan başlayacağımızı bilemeyiz, ilk adımı uzun mu, kısa mı atmak gerektiğini düşünürüz, kafamız karışır, heyecanımız söner ve çoğu kez vazgeçeriz.</p>

<p> </p>

<p>Şimdi ben de bir başlangıçtayım! Gazeteye göndereceğim ilkyazım…  Gazetede bir başlangıç yapmam lazım, birçok konular var sizlerle paylaşmak istediğim.  Var ama o kadar çokluk içinde,  bir tanesini alıp başlangıcı nerden yapacağımı düşünürken; temel sorunumuz olan “ ilk adım”  konusunu dile getirmekle başlamayı tercih ettim.</p>

<p> </p>

<p>Bütün İLK’ler zordur. Delikanlı elinde bir demet çiçekle, ayakkabıları boyalı; gömleği, pantolonu ütülü büyük heyecanla ilk buluşmayı bekler bir kafenin önünde… Kadın gelir, yine aynı şekilde biraz mahcup, utangaç, saçlar fönlü,  heyecan dorukta! İlk dakikalar ne konuşulacağı bilinmez, hal hatır sormalar, havadan sudan konuşmalar. Saygı ve kibarlık hat safhadadır.</p>

<p>Bir kaç ay sonra aynı çifte baktığımızda, artık eski özenim kalmamış olduğunu, konuşmaların, davranışların daha lakayt hale geldiğini görürüz. Ancak yıllar geçse de hiçbir zaman, ilk buluşma heyecanı asla unutulmaz.</p>

<p> </p>

<p>İlk işe başlamalar da aynı şekilde; işi ne kadar bilirsek bilelim ilk başladığımızda acemiler gibi davranırız hatta çok iyi bildiğimiz bilgisayarı bile kullanmakta zorlanırız…</p>

<p> </p>

<p>İlk başlangıçlarda heyecan, beraberinde korku ve cesaret yer alır. Ve de alışkanlıklar!</p>

<p> </p>

<p>Bir cesaret gösterip heyecanı yendik, korkuyu da atlattık diyelim; ancak alışkanlıklarımızı değiştirmek gerekirse bu noktada zorlanma yaşarız. Bir sürü yapılacak başlangıçlar sadece alışkanlıklarımız yüzünden ya vazgeçeriz ya da erteleriz.</p>

<p> </p>

<p> Bulunduğumuz ortamdan memnun olmazsak bile, sadece alışkanlığımız yüzünden ve de korkularımızdan adım atamayız.</p>

<p>Yeni atılımlarda bulunmakta tereddüt yaşarız. Çevremizi, evimizi, işimizi değiştiremeyiz. Mutsuz da olsak aynı şekilde yaşamaya devam ederiz.</p>

<p> </p>

<p>Başarıyı yakalamak, zincirleri kırmak ve alışkanlıklarımızdan vazgeçmekle başlar. O halde öncellikle kendimizi toplum yargılarından, bağımsız bir şekilde analiz etmekle başlamalıyız…</p>

<p> </p>

<p>… Birde “Sil baştan başlamak” diye bir şey daha var… Yaşanan büyük olumsuzlukların ardından, hayatta yeniden tutunmak için, ümitleri yeniden yeşertmek için yaşananları unutup temiz bir sayfaya başlamak.</p>

<p> </p>

<p>İşte bu ilkinden çok daha zordur aslında!  Ama imkânsız değil…</p>

<p> </p>

<p>Alışkanlıklarımız ve korkularımız; genellikle bizi yanlışa sürükler, başarılarımız baltalar, başlangıçları erteletir.</p>

<p> </p>

<p> Bir şeyleri unutup yeniden başlangıç yapabilmek, duygularımıza ve beynimize reset atmak bir anda olacak kolay bir şey değildir. Sancılı bir süreç gerektiriyor, geçmişi unuttum dediğiniz noktada, ufak bir kıvılcım her şeyi tekrar hatırlatmaya yetiyor. Bu tür başlangıçlar; biraz daha detaylı ve de aslında profesyonel yardımla daha çabuk atlatılabilen hassas mevzulardır.</p>

<p> </p>

<p>Eğer kısmet olursa bir sonraki yazımda, bu konuyu kendi deneyimlerimle de destekleyerek anlatmak isterim.</p>

<p> </p>

<p>Sevgilerimle…</p>
]]></content:encoded>
                <pubDate>Thu, 11 Feb 2021 23:49:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.2yakahaber.com/images/kullanicilar/92989813_3326588644037571_7282390120093712384_n_1.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Tutarlı olabilmek, hayata tutunabilmek…</title>
                <category>Müslüm SÖYLER</category>
                <link>https://www.2yakahaber.com/makale/tutarli-olabilmek-hayata-tutunabilmek-73</link>
                <author>muslisoyler@hotmail.com (Müslüm SÖYLER)</author>
                <guid>https://www.2yakahaber.com/makale/tutarli-olabilmek-hayata-tutunabilmek-73</guid>
                <description><![CDATA[Tutarlı olabilmek, hayata tutunabilmek…]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Hayata bakış açısı çok önemlidir. Bu önemin en önemli göstergesi ise hayatı sorgulayabilmektir. Eğer hayatı sorgulayabiliyorsan, işte o zaman kendi oluşturduğun bir çizgiye sahip olabilirsin. Bu çizgi seni tutarlı bir fikre sahip bireye dönüştürecektir. Yoksa çizgisi olmayan tutarsız biri olup, hayata tutunan değil, hayatın akışına kendini bırakmış biçare adam olursun.</p>

<p> </p>

<p>Pandemi döneminde günler, haftalar hatta aylarca toplumu, insanları ve insanların değer verdiği kişi ve kişileri takip ettim. İnanın bir fikre inandığını sandığım sağlam duruşlu kişilerin bile bazen sallantıda olduğunu gördüm. Bu tezimde yanılabilirim, lakin kişilerin takip ettiklerini de incelediğimde yanılmadığımı gördüm. Galiba bu durum bende son günlerin teknolojik baskıların insan zeka ve davranışlarındaki yan etkilerini göstermeye başlaması sonucu oluştu. Yok yok yanlış anlamayın ! bende derken, şahsen bu durum beni etkilediğinden değil, etkilenenleri gözlem altına aldığımdan çıkan sonuç olarak hafızamda yer etti.</p>

<p> </p>

<p>İnsan ne olursa olsun bir fani olduğunu asla aklından çıkarmamalı… Bunun yanında bu faniliğin de sorumsuzluk olduğuna da kanaat getirmesin. Çünkü evrende hiçbir olay karşılıksız yaratılmamıştır. Her varlığın sonsuzluk içerisinde bir yeri ve karşılığı daima olacaktır. Bir gün bulunduğun ortamda diğer gün bir başka ortamda, hatta bunu bir başka alem de diyerek genişletebilirsin.</p>

<p> </p>

<p>Aklın dar kalıplara yönlendirilmesiyle bu gerçek asla değişmeyecektir. Gidenlerden haber alamayanlar gidenlerin yeri hakkında fikir sahibi olabilir mi ?</p>

<p> </p>

<p>İnsan beyni hafıza genişliği ve sonsuzluk arzusuyla bu alemin ebedi ve her şeye yetecek büyüklükte olduğunu idrak edebilir. Bu idrak sonucu da kendinde hem yaşam hem de yaşam sonrası için idealler edinebilir. Bu tür bir yaklaşım hayata tutunabilmenin ve kendi çapında tutarlı bir yol izlemenin ana fikrini oluşturur.</p>

<p> </p>

<p>Eğer insan bu kabiliyetini keşfetmiş ise, yazılanın doğru mu, yoksa okuru bilgilendirmek dışında çarpıtma cümlelerle farklı yöne çekme çabası mı olduğunu anlayabilir. Bunu anlayıp yorumladığı takdirde okur, yazardan bekleneni alır ve kendi arşivine koyar. Sonra bu aldığı bilgilerin kendi zeka dünyasındaki doğrularla karşılaştırdığında sonucun pozitif haline ulaşır.</p>

<p> </p>

<p>O halde kıymetli okurlar, etkilenen değil, eleştiren ve doğruyu takdir eden olmak; duruşu net ve tutarlı bir insanın hayata tutunabilme felsefesi olmalıdır. Yoksa her okuduğundan etkilenip biçare yolunu kaybetmiş istikamet değiştiren yolcu misali, aynı kare etrafında dolanıp duran adama döneriz.</p>

<p> </p>

<p>Selam ve dua ile….</p>
]]></content:encoded>
                <pubDate>Thu, 11 Feb 2021 23:37:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.2yakahaber.com/images/kullanicilar/ms23.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Alevilik Ayrı Bir Din midir?</title>
                <category>Kubilay Hünkar Uğurlu</category>
                <link>https://www.2yakahaber.com/makale/alevilik-ayri-bir-din-midir-72</link>
                <author>ikiykahaberleri@gmail.com (Kubilay Hünkar Uğurlu)</author>
                <guid>https://www.2yakahaber.com/makale/alevilik-ayri-bir-din-midir-72</guid>
                <description><![CDATA[Alevilik Ayrı Bir Din midir?]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p> </p>

<p>Din sözcüğü etimolojik olarak ibadetler bütünü anlamına gelir. Ve Arapçaya Farsça’dan geçmiştir. Daena (Orta Farsça) mesela Avesta dini için kullanmış. Bundan sonra Arapça’ da örneğin Fatiha Suresi’nde ‘’Maliki yevmûddin’’ yani din günün anlamında kullanıldığı gibi yargılama günü anlamında da kullanıldığını görüyoruz. Tüm tarihi süreçlere bakıldığında genelde din bir sistem anlamında kullanılır. Yahidi dini, Yahudi sistemini, Hristiyanlık, Hristiyan sistemini, Zerdüştlük Zerdüşi sistemi anlatır. Ve bunlar birbirleriyle de ilintilidir.</p>

<p> </p>

<p>Alevilik ayrı bir din ise, bir dinin içerdiği tüm kavramları içermelidir. Yani Tanrısı nedir?, peygamberi kimdir?, şartları nelerdir? Kutsal Kitabı nedir? İtikati, ahkâmları, ameli nedir, ahlak kavramı nasıldır,  gibi sorular sorulmalıdır. Ancak Alevilikte bu soruları sorduğumuzda yanıtlar ister tarihi olsun, ister tutarlı bir görüş bu felsefi görüş de olabilir. Hangi hak aşığına, şaire, ozana, bu yolda Veli dediğimiz insanlara bakarsak bakalım. Tabi ki İslam’ ın verdiği yanıtları verecektir.</p>

<p> </p>

<p>Bundan hareketle Alevilik bir din değil, bir inançtır. Çünkü dinin içinde inanç vardır, örf vardır, kültür vardır, yorum vardır. Bundan dolayı din aynı zamanda bir sistemdir.</p>

<p>Alevî aşıklarından bakalım mesela Seyyid Nizamoğlu. Aynı zamanda Seyid Seyfi ocağı dedeleri bazıları kendilerini Seyyid Nizamoğlu’na bağlarlar.</p>

<p>Hamdulillah din İslam’ım</p>

<p>Delilim Mustafa geldi</p>

<p>Emirim rehberim Şahım</p>

<p>Aliyül Murteza geldi</p>

<p> </p>

<p>Bütün Hak aşıkları Allah, Muhammed Ali diyor.</p>

<div>
<p>Buradan hareketle de Alevilik Allah’a (Yaratıcıya) inanır. Peygambere (tüm peygamberlere) iman eder. Ali’yül Murtaza yı yani 7. Yy.’da yaşayan Ali Bin Ebu Talip, ki peygambere en yakın ve çocuk yaştan beri onun terbiyesinde büyümüş bir Veli’yi kendilerine örnek edinirler.</p>
</div>

<p>Başka bir durum, ki bu konuda müthiş bir cehalet var.</p>

<p>Alevi sözcüğü…</p>

<p> </p>

<p>Alevî = Etimolojik olarak Alawi ‘ den gelir. Yani sonunda Arapça nispet, mensupluk eki vardır. Oradaki arapça waw kelimesi kaynaştırma ekidir. Ali ile Alâ aynı köktendir. Ali’ye bağlı ya da Ali’ ye mensup olan demektir.</p>

<div>
<p>Bugün İmam Ali’ye mensup olan Alevi adıyla anılan onlarca kol vardır. Bunların içinde özellikle Horasan erenleri, Abdalan-ı Rum, dediğimiz Karacahmetler, Hasan Dedeler, Geyikli babalar, Hacı Bektaş Veliler, Türklere özgün olan İslamın Ehlibeyt yorumu Aleviliği yaşamış ve Anadolu dan Balkanlara, Kuzey Afrika’dan bugün Avrupa’ya kadar Allah Muhammed Ali diyerek, kadın erkek birlikte ibadet ederek, saz ile Allah’a yalvararak, ceminde secde kıyam ederek, razılık alarak bugün yaşadığımız Aleviliği bugünlere getirmişlerdir.</p>

<p>Ondan sonra gelenler de aynı şeyi yapmıştır. Ör: Kul Himmet:</p>

<p>Her sabah her sabah ötüşür kuşlar</p>

<p>Allah bir muhammed ali diyerek</p>
</div>

<p>Şura Suresi 23. Ayet. Ehli Beyte sevgi istiyor.</p>

<p>Ehlibeyt bir ailedir. Mezhep değildir. Bu insanlara bağlılık vardır Alevilik te.</p>

<p>Örneğin Pir Sultan abdal:<br />
Çeke çeke ben bu dertten ölürüm.<br />
Seversen Ali'yi değme yarama.<br />
Ali'nin yoluna serim veririm.<br />
Seversen Ali'yi değme yarama.</p>

<p>Pir sulan abdalım deftere yazar</p>

<p>Hilebaz yâr ile olur mu Pazar</p>

<p>Pir merhem çalmazsa yaralar azar</p>

<p>Seversen Ali’ yi değme yarama</p>
]]></content:encoded>
                <pubDate>Thu, 11 Feb 2021 23:35:10 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.2yakahaber.com/images/kullanicilar/30727299_1152175634914116_6192216988169797632_n.gif"/>
            </item>
                                <item>
                <title>HIZIRNAME</title>
                <category>Prof. Dr. Caner Işık</category>
                <link>https://www.2yakahaber.com/makale/hizirname-71</link>
                <author>ikiykahaberleri4@gmail.com (Prof. Dr. Caner Işık)</author>
                <guid>https://www.2yakahaber.com/makale/hizirname-71</guid>
                <description><![CDATA[HIZIRNAME]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Hızır nedir, kimdir diye sorana</p>

<p>Hem insan hem resul hem melek deriz</p>

<p>Hangi halde ve nerede diyene</p>

<p>Yerlerde, göklerde, sularda deriz</p>

<p> </p>

<p>Ölümsüzlük yükü onun sırtında</p>

<p>Karşılıksız verme marifetinde</p>

<p>Her daim hakkın doğru ipinde</p>

<p>Tuttuğun, çektiğin, bulduğun deriz</p>

<p> </p>

<p>Hakka doğru olan canları gözler</p>

<p>Masumlar içinde hak eden seçer</p>

<p>Cemalin gösterip icazet eder</p>

<p>Nasibin, nikmetin, hakkındır deriz</p>

<p> </p>

<p>Bil yeryüzü müfettişin Hızır’dır</p>

<p>Hak edene andığında hazırdır</p>

<p>Velayet babındaki baş nazırdır</p>

<p>Gerçektir, İlya’dır, Ali’dir deriz</p>

<p> </p>

<p>Adem hata yaptı cennetten düştü</p>

<p>Hızır insanken cennete ulaştı</p>

<p>Vazifesin bilip yer, gök uğraştı</p>

<p>Saklanan, görünen, yaratan deriz.</p>

<p> </p>

<p>Qıdır atadır Göktanri dilinde</p>

<p>Mısır’da Hermes İdris namında</p>

<p>Hızır salih kuldur Kuran içinde</p>

<p>Melektir, insandır, bilgedir deriz</p>

<p> </p>

<p>Musa Salih kulun emrine girdi</p>

<p>İsa çarmıhında Eli çağırdı</p>

<p>Muhammed’in daim göz ucundaydı</p>

<p>Babadır, derviştir, velidir deriz</p>

<p> </p>

<p>Ledün diye körler kitap yazarlar</p>

<p>Alfabeyi bilmez masal sunarlar</p>

<p>Hızır’dan nasibin sorsan susarlar</p>

<p>Verendir, bulandır, görendir deriz</p>

<p> </p>

<p>İkrarsız olana Hızır görünmez</p>

<p>İkrarı olmayan ikrar alamaz</p>

<p>Gerçeğe biatın etmeyen onmaz</p>

<p>Taliptir, rehberdir, gerçektir deriz</p>

<p> </p>

<p>Masum ol ki Hızır yanında olsun</p>

<p>Çağırdığın anda himmetin versin</p>

<p>Hakkın emri sağlam duranda kalsın</p>

<p>Masumdur, mazlumdur, durudur deriz</p>

<p> </p>

<p>Ruha inanmayan Hızır göremez</p>

<p>Görse bile gördüğünü bilemez</p>

<p>Efsane sözlerle menzil alınmaz</p>

<p>Dardadır, yoldadır, haldedir deriz</p>

<p> </p>

<p>Erkanlar boşadır Hızır hat(ı)rında</p>

<p>Hatır yok bilinsin onun katında</p>

<p>Zahiri yol süren keyf makamında</p>

<p>Batındır, kayyumdur, alimdir deriz</p>

<p> </p>

<p>Ya Hızır diyenler kendin yoklasın</p>

<p>Hak olana tabi gerçek arasın</p>

<p>Bulduğunda Hak ipinden kopmasın</p>

<p>Nefestir, şifadır, nurdandır deriz</p>

<p> </p>

<p>Hızır’ı görmeyen kördür bilmeli</p>

<p>Görmeyen Hızır’dan söz dememeli</p>

<p>Görev hatırına yakarmamalı</p>

<p>Duyandır, görendir, gelendir deriz</p>

<p> </p>

<p>Her gün gelir Hızır, insan göremez</p>

<p>Çünkü ruhtan kopmuş öze inanmaz</p>

<p>Hak olanı tutan asla yorulmaz</p>

<p>Hazırla, nazırla, keremle deriz</p>

<p> </p>

<p>Batına gidene rehberdir Hızır</p>

<p>Adalet içinde noktadır Hızır</p>

<p>Dar gününde daim kurtaran Hızır</p>

<p>Velidir, adildir, fetadır deriz</p>

<p> </p>

<p>Türbesi makamdır kullarla yürür</p>

<p>Er olan açıp da nikabın görür</p>

<p>Hızır makamının hikmetin bilir</p>

<p>Sultandır, olandır, kurandır deriz</p>

<p> </p>

<p>Hızır bir kapıdır veli yolunda</p>

<p>O kapı açılır farklı donlarda</p>

<p>Hızır’da bağlıdır bir üst makamda</p>

<p>Rahman’dan , Rahim’den, Allah’tan deriz</p>

<p> </p>

<p>IŞIK oldum Hızır emrinden paklı</p>

<p>Yaşadığım haller gönlümde saklı</p>

<p>Bilen bilir, bilmeyenler de haklı</p>

<p>Yarendir, yoldaştır, haldeştir deriz</p>
]]></content:encoded>
                <pubDate>Thu, 11 Feb 2021 23:35:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.2yakahaber.com/images/kullanicilar/canerhoca_1.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Koronaya yakalandığımda nasıl beslendim?</title>
                <category>Sonay Kayıkçı</category>
                <link>https://www.2yakahaber.com/makale/koronaya-yakalandigimda-nasil-beslendim-70</link>
                <author>kayikcisonay@gmail.com (Sonay Kayıkçı)</author>
                <guid>https://www.2yakahaber.com/makale/koronaya-yakalandigimda-nasil-beslendim-70</guid>
                <description><![CDATA[Koronaya yakalandığımda nasıl beslendim?]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Sadece bir besin veya bir ilaç sizi koronaya yakalamaktan kurtaramaz. Örneğin zencefilli çay içerek, turşu yiyerek veya multivitamin kullanarak virüse yakalanmayı önleyemezsiniz. Hatta sağlıklı beslenerek bile virüse yakalanmayı engelleyemezsiniz. Sağlıklı besleniyor olmanız sadece hastalık sürecinde daha sağlam savaşmanıza yardımcı oluyor. Bunun için ilk kuralımız hepimizin günde en az 10-15 kez duyduğu sözler; maske ve mesafe. Evet bu ikisi ile virüsten korunabilirsiniz. Ufak bir taviz verdiğinizde zaten virüse yakalanmış oluyorsunuz. Bu tavizi siz değil yakınınız bile vermiş olabilir. Virüse yakalandığınızda size ulaşan sağlık ekiplerini dinleyin ve ilaçlarınızı tüketin.</p>

<p>2. Kurala gelecek olursak ilaçlar yüksek doz içerdigi için karaciğerinizi ve böbreğinizi korumak için su tüketimini arttırmalısınız. Günde 2-2.5 litre su içen biriyim fakat koronavirüs sürecinde 3-3.5 litre su tükettim.</p>

<p>3. Kuralımız bol C vitamini alımı. Vücudunuzda bir enfeksiyon olduğu için C vitamini ihtiyacınız artar. C vitamini ihtiyacı besinlerle çok kolay karşılanabilir. Bu nedenle supplement kullanmanıza gerek yoktur. Normalden biraz fazla olacak sekilde günde 3-4 porsiyon sebze ve 3-4 porsiyon meyve tüketmek bu ihtiyacı karşılayacaktır. Ben de bol bol sebze ve meyve tükettim. Yemeklerime bitki çaylarıma limon ekledim.</p>

<p>4. kuralımıza gelirsek yine enfeksiyon olduğu için protein ve enerji ihtiyacımız artar. Bu nedenle kilogram başına ortalama 25-30 kalori ve 1.5 gram protein almak bu süreçte kurtarıcı olacaktır. Kahvaltıda 1 adet yumurta tüketmek, süt ve süt ürünlerini öğünlere eklemek, öğlen veya akşam yemeklerinde bir öğününüzde tavuk, et veya balık tüketmek hem protein ihtiyacınızı hem de enerji ihtiyacınızı karşılayacaktır.</p>

<p>5. Kuralımız ise iştahsızlık ile ilgili. Bu süreçte yemek yeme isteği azaldığı için ihtiyaçlarımı karşılamak adına daha çok besleyici çorbalar tükettim. Tavuk çorba, et suyu çorba veya kıyma eklenmiş tarhana çorbası gibi seçimlerde bulunarak enerji ve protein ihtiyacını karşılamaya çalıştım. İştahsız oldugunuz süre zarfında biraz kendinizi yemek için zorlamanızı tavsiye ederim.</p>

<p>6. Kural uyku. Hem ilaçlar hem de hastalığın seyri nedeniyle uykuya yatkın bir halim olmuştu. Ve normalden  daha fazla uyudum. Bu süreçte uyku hem toparlanmanızı hem de iyileşmenizi kolaylaştırıyor.</p>

<p>7. Kural ise bitki çayları. Tabiki abartı şekilde tüketmedim. Günde 1 kupa bitki çayı tükettim. Kuşburnu, ıhlamur tüketebilirsiniz. Ben en sık 2 tarifi yaptım. Zencefil, karabiber, limon, bal ile yaptığım tarif ve nane, limon, bal ile yaptığım tarif. Özellikle vurgulamak istiyorum bitki çaylarının 1-2 kupadan fazla tüketmeyiniz.</p>

<p>Son kuralımız ise tüm bu öneriler korona virüse yakalanmış "sağlıklı" bireyler içindir. Eşlik eden bir hastalığınız (diyabet, hipertansiyon, kolesterol, böbrek hastalıkları vs) varsa mutlaka bu hastalıklara göre beslenme önerilerinin değişeceğini unutmayın.</p>

<p>Hiç yakalanmamanız veya çok hafif atlatan şanslı bireylerden olmanız dileğiyle sağlıklı gelecekler dilerim.<br />
<br />
 </p>

<p align="center">Sonay KAYIKÇI</p>

<p align="center">Diyetisyen</p>

<p align="center"><a href="mailto:kayikcisonay@gmail.com">kayikcisonay@gmail.com</a></p>
]]></content:encoded>
                <pubDate>Tue, 29 Dec 2020 01:30:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.2yakahaber.com/images/kullanicilar/70290992_2442614416066191_4272030590091395072_o.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Zor gün dostu olabilmek…</title>
                <category>Müslüm SÖYLER</category>
                <link>https://www.2yakahaber.com/makale/zor-gun-dostu-olabilmek-69</link>
                <author>muslisoyler@hotmail.com (Müslüm SÖYLER)</author>
                <guid>https://www.2yakahaber.com/makale/zor-gun-dostu-olabilmek-69</guid>
                <description><![CDATA[Zor gün dostu olabilmek…]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Eskiler diye hep söze başlıyoruz ya, bu ne lafın gelişidir ne de alışılagelmiş bir edebi yaklaşım. Bu söz yılların tecrübelerine önsöz mahiyetinde bir başlangıç selamı gibi bir şeydir.</p>

<p>Yaşanmışlıklar hep yaşanacaklara ders verir nitelikte örneklerdir yaşamımızda.</p>

<p>‘’Dost acı söyler’’ sözü de bunların içinde en acı reçete olarak göze çarpar. Aslında kalbe çarpar desek yeridir. Hiç düşündünüz mü acaba ‘’Dost neden acı söyler ‘’…</p>

<p>Acının içindeki tadı hisseden bunu bilir ancak, acıya göğüs gerip sonunda huzura erene sormak gerekir acının sonundaki o anlatılmaz tadı.</p>

<p>Gerçek dost asla yüze gülüp kalbi küstürmez. Gerçek dost uzun vadeli faydaların merdiveni gibidir. Uzunca bir yolun sonunda mutlu bir istirahatin adresidir.</p>

<p>Gelelim dost neden acı söyler sözünün gerçek mahiyetine.</p>

<p>Eğer bir kişi sevdiği birinin anlık hareketi sonrası mutlu, ilerisi için büyük yıkım olacağı bir durum sezinleyip bu durumun yaşanmasını engelleme yoluna giderse gerçek bir dost hareketi yapmış olur.  Belki biraz esnek, belki de direk karşı tarafı incitici bir söz edebilir. Bu o anlık durumun şekline göre değişebilir.  Karşı taraf o an belki de ‘’bu nasıl bir dost’’ diye hayıflanabilir. Belki de beni kıskanıyor da diyebilir. Zaman geçtikçe durumu anlayacak ve ağır bir tepki koyduysa ‘’ben ne yaptım’’ pişmanlığına düşebilir.</p>

<p>Zaman teknoloji ve dijital bir zaman aralığında ilerliyor dostlar. Ne eskiler şöyle diyor, ne de geçmiş tecrübeler bunu böyle gösteriyor gibi sözler artık kifayet etmiyor. Herkes sorusunu ve cevabını alabileceği bir sosyal medya hesabına sahip durumda. Anlayacağınız en büyük ve samimi dost, galiba sosyal medya hesaplarımız…</p>

<p>Ne yazık ki zor gün dostu olmayı bırakın iyi gün dostlarını dahi arar duruma geldik.</p>

<p>Selametle….</p>

<p> </p>
]]></content:encoded>
                <pubDate>Tue, 29 Dec 2020 01:28:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.2yakahaber.com/images/kullanicilar/ms23.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title> ‘’İNSANCA YAŞAMAYI HAK ETMEK’’</title>
                <category>Yazgülü Kayıkçı</category>
                <link>https://www.2yakahaber.com/makale/insanca-yasamayi-hak-etmek-68</link>
                <author>yakahaber@yakahaber.com (Yazgülü Kayıkçı)</author>
                <guid>https://www.2yakahaber.com/makale/insanca-yasamayi-hak-etmek-68</guid>
                <description><![CDATA[ ‘’İNSANCA YAŞAMAYI HAK ETMEK’’]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>HÂL</p>

<p>-</p>

<p>“İyi bir yaşam dışında İnsan ne ister ki hayattan!” Diye sordum birden bire kendime ve nereden esti bilemiyorum. Benim, -iyi bir yaşam-dan kastım hep nettir. Yalnız bu zalim dünyada tek başıma yaşamadığım için; haliyle diğer insanların da -iyi bir yaşam- portresine bakmış bulundum. Sıralanan şeyleri; yani istekleri, isteklerinizi ve isteklerimizi diz boyu gördüm, duydum, yaşadım…</p>

<p> </p>

<p>İnsanoğlu, iyi bir hayat yaşayacağım diye kendini tüketir ve bitirir. Hep daha çok çalışılır ama hep daha az kazanır. Zamanından, gücünden, yaşından çalar üstelik; lakin fark etmez...</p>

<p> </p>

<p>İnsanoğlu doyumsuzdur; Hâl hep ister...</p>

<p> </p>

<p>- Kadın : Daha İyi bir evim olsun ister.</p>

<p>- Erkek : Daha İyi bir arabam olsun ister.</p>

<p>- Çocuk : Daha iyi bir oyuncağım olsun ister.</p>

<p>- Toplum : Bunlar ne zaman adam oldular yahu!.. Param yok diyorlar; ama en iyisini alıyorlar, giyiyorlar, yiyorlar, içiyorlar, geziyorlar!.. Gıybetten ölüyorlar anlayacağınız. </p>

<p>- Sistem : Faturalar, vergiler, kiralar ve bilumum kazıklar sillesini vurup duruyor...</p>

<p> </p>

<p>İşte bu isteklerle "İyi bir yaşam" bekleyenler, uyuşturulmuş olarak sistemin en acı kısmına denk gelirler, sonra ise; borç batakları, kötü alışkanlıklar, aldatmalar, İntiharlar, cinnetler vs. vs. …</p>

<p> </p>

<p>Şöyle ifade etmek gerekirse, yaşamın iyi olmasının kaynağı; hayat şartları değil “insan şartları” diye düşünüyorum. Çünkü iyi bir yaşamın kaynağının maddiyata bağımlı olduğu süreçte de insanların istekleri arsızlaşıyor-. Oysa daha iyisi olmalı diye didindiğimiz her şeyi, daha saçma bir boyuta taşımak için yarış halindeyiz. Aklımın almadığı bir sisteme hizmet etmek, eşit olmayan düzende var olmaya çalışmak, insanların ötelendiği, ayrıştırıldığı ya da birlik mücadelesinin parçalandığı bir dünyada insan nasıl iyi yaşar, yaşar ki!..</p>

<p>Kölelik sistemi üst seviyede olduğu sürece, neyi çok istersen o kadar acı çekmek zorundasındır. Niye? Sırf iyi bir yaşantım olsun diye. Peki, kendinden ödün vermeye değer mi?</p>

<p> </p>

<p>Ben ve benim gibi düşünenlerin -iyi bir yaşamdan- anladığı ise;</p>

<p> </p>

<p>- Her ne olursa olsun, insanların birlik gücü altında yaşama hakkının eşit olmasındadır: "iyi bir yaşam"</p>

<p>- Savaşların olmadığı ve savaşa destek vermeyenlerin yaşadığı yerlerdedir: “İyi bir yaşam.”</p>

<p>- İnsan hangi renkte, hangi inatça olursa olsun; baskı, zulüm ve ayrımcılığın yapılmadığı alanlarda nefes alabilmektir: “İyi bir yaşam.”</p>

<p>- Kadınların, çocukların ve hayvanların dövülmediği; taciz ve tecavüz edilmediği ve de vahşice öl-dü-rül-me-di-ği zamanlardadır: “İyi bir yaşam.”</p>

<p>- Anne, baba, kardeş ve eşlerin birbirine olan aile bağlarının, çabuk kopmadığı yıllardadır: “İyi bir yaşam.”,</p>

<p>- Zenginin, fakirinden üstün olmadığını anladığı zamanlardadır: “İyi bir yaşam.”</p>

<p>- Siyasetin, insanları sadece sömürdüğünü fark edenlerindir: “İyi bir yaşam.”</p>

<p>- Dünya’ya neden geldiğimizi anlayabilecek manayı paylaşmaktadır: “İyi bir yaşam.”</p>

<p>- Kitap okumanın, müzik dinlemenin, sohbet etmenin, paylaşmanın kavramını çözenlerindir: “İyi bir yaşam.”</p>

<p>- Sevgiyi, hoşgörüyü ve bir arada yaşamın ne kadar güzel olduğunu bulanların olacaktır: “İyi bir yaşam.”</p>

<p>Keşke gerçekten biraz iyi yaşamayı öğrenebilsek değil mi!.. O bu kadar istek, arzu, talep ve ihtiyacı olan insanlara yetebilecek bir güç oysa ki; farkına varabilsek!.. Kimsenin kimseye kini, nefreti, bastırılmış duyguları olmayacak ve de sokakta yürümek zor olmayacak. Güvenli bir dünyada yaşamın huzurunu bulacağız. Bizi ayrıştırmak için yapılan bütün bu oyunlara fırsat vermediğimizde "Kardeşlik yazıldığı gibi değil; hissedildiği gibi yaşanacaktır. İnanın !!!</p>

<p> </p>

<p>Kıssadan Hisse: İnsanlar doğduğun da iyi birer varlık olarak doğarlar. Peki, neler oluyor da, doğduğu gibi kalmıyor insan... Zor olan hangisi, İyi olmak mı? Kötü olmak mı?..</p>

<p> </p>

<p>Benim payıma düşen: Fırsatım elimde, bu nedenle iyiliğin gücüne inanmaya devam edeceğim... işte bu hiç de zor değil...</p>

<p><strong>2021 YILI SAĞLIK HUZUR ve İNSANCA YAŞAYI HAK EDEN, İNSANLARIN YILI OLSUN </strong></p>

<p> </p>

<p>Sevgilerimle </p>

<p>Yazgülü Kayıkçı   </p>
]]></content:encoded>
                <pubDate>Tue, 29 Dec 2020 01:26:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.2yakahaber.com/images/kullanicilar/1157467_10151815600192579_758628542_n.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Eğer İnsan Olabilseydin…</title>
                <category>Kubilay Hünkar Uğurlu</category>
                <link>https://www.2yakahaber.com/makale/eger-insan-olabilseydin-66</link>
                <author>ikiykahaberleri@gmail.com (Kubilay Hünkar Uğurlu)</author>
                <guid>https://www.2yakahaber.com/makale/eger-insan-olabilseydin-66</guid>
                <description><![CDATA[Eğer İnsan Olabilseydin…]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p> </p>

<ul style="list-style-type:square;">
	<li>Eğer Kur’an’ı çelişkiler kitabı haline getiren din adamları olmasaydı mezhepler olamazdı.<br />
	 </li>
	<li>Eğer Kur'an anlaşılır okunsaydı, din istismarlığı olamazdı.<br />
	 </li>
	<li>Eğer yüzlerce gelenekler din değil; yine gelenek olarak kalsaydı, insanlar daha mutlu olurdu.<br />
	 </li>
	<li>Eğer Kur'an'ın mezarlık, Arapçacılık, Yahudi geleneklerinin uzantıları ve ticaret kitabı olmadığı bilinseydi, "maaşla namaz kıldırma" ve ‘’maaşla ezan okuma’’ diye bir meslekler olamayacaktı.</li>
</ul>

<p> </p>

<ul style="list-style-type:square;">
	<li>Eğer ‘’insanın kendisinden sorumlu olduğu’’ anlaşılabilseydi; insan, başkasının açığını aramak ya da küçük düşürmek için kendisini aşağılatmazdı.</li>
</ul>

<p> </p>

<ul style="list-style-type:square;">
	<li>Eğer ‘’siz sürü değilsiniz’’ ayeti anlaşılsaydı, millet ‘’çoban’’ seçmezdi.</li>
</ul>

<p> </p>

<ul style="list-style-type:square;">
	<li>Eğer bilim ve akıl rehber edinilseydi, sonradan olacak pişmanlık ve üzüntünün nedeni anlaşılıp önceden önlem alınacaktı. Deprem gibi doğal felaketlerde <strong>kader</strong> deyip suç ‘’Tanrı’’ ya havale edilmeyecekti.</li>
</ul>

<p> </p>

<ul style="list-style-type:square;">
	<li>Eğer insanlar kendilerini bilseydi, dünyaya geliş amacını yine kendisi kolayca çözerdi.</li>
</ul>

<p> </p>

<ul style="list-style-type:square;">
	<li>Eğer oruç ve Tanrı’ya yakarmanın hidayet için yapıldığı şuuru olsaydı, oruç tutmayan ve namaz kılmayanları işten çıkarmak için baskı yapılmazdı. Putlaştırılmış oruç ve namazın insanlığa hiçbir faydası olmadığı anlaşılırdı.</li>
</ul>

<p> </p>

<ul style="list-style-type:square;">
	<li>Eğer ‘’Yaratılmışı hoş gördük yaratandan ötürü’’ sözü dilde kalmasaydı, farklı düşüncelere ve inançlara da saygılı olunurdu.</li>
</ul>

<p> </p>

<ul style="list-style-type:square;">
	<li>Eğer ‘’insanların yarattığı Tanrı yerine, insanları yaratan Tanrı’’ ya inanılsaydı; milyonlarca Alevinin, farklı düşünenin ya da inanmayanın haklarını Diyanet İşleri Başkanlığı yiyemezdi…</li>
</ul>

<p> </p>

<p> </p>

<p>Eğer… Eğer… Eğer…</p>

<p> </p>

<p>Tembellik, şeytanın bir oyunudur. Başımıza gelenler tembellik, akılsızlık ve peşi sıra gelen ahlaksızlıklar yüzündendir. Yoksa kimse durup dururken bela ile karşılaşmaz.</p>

<p> </p>

<p>Zümer Suresi 9; De ki; ‘’Bilenlerle bilmeyenler bir olur mu? Ancak akıl sahipleri öğüt alır.’’</p>

<p> </p>

<p> </p>

<p> </p>

<p>‘’Eğer insan olabilseydin, mutlaka aklını kullanırdın!’’</p>

<p> </p>

<p> </p>
]]></content:encoded>
                <pubDate>Tue, 29 Dec 2020 01:22:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.2yakahaber.com/images/kullanicilar/30727299_1152175634914116_6192216988169797632_n.gif"/>
            </item>
                                <item>
                <title>‘’2021 de Hak Olan Ne İse O Olsun’’</title>
                <category>Prof. Dr. Caner Işık</category>
                <link>https://www.2yakahaber.com/makale/2021-de-hak-olan-ne-ise-o-olsun-65</link>
                <author>ikiykahaberleri4@gmail.com (Prof. Dr. Caner Işık)</author>
                <guid>https://www.2yakahaber.com/makale/2021-de-hak-olan-ne-ise-o-olsun-65</guid>
                <description><![CDATA[‘’2021 de Hak Olan Ne İse O Olsun’’]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>İnsan doğal bütünlüğün bir parçasıdır. Doğaya ait olduğunu unuttukça kendi yarattıkları karşısında kendi kendini yiyen bir canavara dönüşür.</p>

<p> </p>

<p>Rahmet bütünü hissetmek ve bütünü dilemektir. Bütüne dair istemediğimiz hiç bir şey rahmet olarak yansımaz. Doğada ve ilahi nizamda bireysel rahmet yoktur. Güneş herkesin üzerine doğar, yağmur tabiatı besler. İnsandan başka rahmeti şahsileştirmek isteyen varlık da yoktur. Tok aslan avlanmaz, kuşlar sadece yiyecek için uçmaz, bitkiler gösteriş için büyüyüp gelişmez.</p>

<p> </p>

<p>Doğa bir döngüsellik içinde kendini var eder, yaşar. Yaşar ama yaş ile, su ile bu yaşamayı anlar. Tabiatta kışın cansızlık görünür. Baharla birlikte tabiat yeniden bir canlılığa kavuşur. Soğuktan korunmak için öz suyunu gövdesinde tutan ağaçlar baharla birlikte suyu dallarına çıkarır. Kış boyunca yarı odunsu bir şekilde kalıp sadece damarında nem olarak saklananlar, suyun köklerden gövdeye oradan da dallara salınmasıyla birlikte ıslanır, yaş alır.</p>

<p> </p>

<p>Yaş almanın bir göstergesi işte dallarda tomurcukların ortaya çıkması, yaprakların belirmesi ve doğanın yeşillenmesidir. Onun için her yıl suyun yürümesine bağlı olarak, ıslanan, yaşlanan ağaçların bu durumundan esinlenerek güzel Türkçemiz bu durumu yaşlanmak, yaş almak, olarak ifade etmiştir.</p>

<p> </p>

<p>Her yıl yaş alan tabiatın unsuru olan insan da yaşlanır. Kaç kez yaş aldı ise o yaştadır. Ağaçlar, her yaş aldığı yıl için gövdesinde yeni bir su aktarma kanalı açar. Ağacın yaşı gövdesinden alınan kesitle bu sebepten dolayı anlaşılır. İnsanın da gelişim evrelerine göre dış görünüşünden bu yaş alma hali, yaşı tahmin edilebilir.</p>

<p> </p>

<p>Doğal olan yaş alma ve bunun görünümü tabiatın canlanmasıdır ve eski Türk takviminde Nevruz bu yaş almanın işaret edildiği, eskinin bırakılıp yeninin başladığı gündür. Her yıl bu döngüsellik böyle takip edilir. Günümüzde ise yaş alma ve yıl döngüsünü takip etmek kabul ettiğimiz Gregoryen takvimine göredir. Bu takvime göre yılın devir daim yaptığı günlere yakınız. 31 Aralık Perşembe 2020 yılının sonu, 1 Ocak Cuma günü de 2021 yılının ilk günü olacaktır.</p>

<p> </p>

<p>2020 nasıl geçti, nasıl yaş aldı, dallarına -parçası olan bizlere- ne sundu bu sorular, yıl boyunca üzerine düşünmemiz gereken sorular oldu ve bunları düşünmemiz için de ciddi fırsatlarımız ve vaktimiz oldu. Aslında doğa ne ise o idi, doğaya ne verdiysek onu aldık, örttüklerimiz, görmezden geldiklerimiz artık 2020 de zorunlu olarak görünür oldu. Sadece insan türüne ait olduğunu sandığımız doğa bir virüsle yok olabileceğimiz gerçeğini ve bizim yok olmamızın doğa için bir kayıp sayılmayacağı gerçeğini bu sene yüzümüze çok sert bir şekilde vurdu.</p>

<p> </p>

<p>Tüketmek tutkusuyla deliye dönmüş insanlık evlerine hapsedildi. Tüketemeyenler kendilerini, ilişkilerini, varlığını tüketmeye başladı. Umut eski olanlara uyutan, vahşileştiren ve tüketimle mutlu edene dönüş olarak sunulsa da insanların hepsi artık dönüşü olmayan bir noktada olduğumuzu idrak etmeye başladı.</p>

<p> </p>

<p>2020 rahmet dilenen ve rahmete layık olmanın anlaşılması gerektiğinin istendiği bir yıl oldu fakat hala rahmete layık hale gelinemedi. Bütünün kaygısını gütmeyen, sadece kendi çıkarını düşünen, fırsatçılığın marifet sayıldığı anlayış ve durumlar hala hâkim ve yaşanmaya devam ediyor ve gün geçtikçe de insanlık rahmete layıklıktan uzaklaşıyor. Üzerimize her daim akacağını, elde var zannettiğimiz rahmet akmıyor. Suyunu kış ayında gövdesinde saklayan ağaçlar gibi insanlık sahip olduklarını kendinde saklıyor, paylaşamıyor, yaş alamıyor, olgunlaşamıyor. Başta söylemiştik. Doğada rahmeti ferdileştiren tek varlık insandır diye işte insan kendi merkezinden baktıkça artık biriktirdikleri ile boğulmaya mahkûm hale geliyor.</p>

<p> </p>

<p>Geleceği sorana bilgenin vereceği cevap şuandır. Geleceğimiz anımızda şekilleniyor. Doğa ile uyum içinde doğa ile birlikte, doğa gibi olursa insanlığın bir geleceği var. Doğayı kendi emri altına almaya ve kendini doğaya dayatmaya kalkarsa bir virüse veya başka basit şeylere bile güç yetiremez.</p>

<p> </p>

<p>Peki, ne demek uyumlu olmak? Doğal bir döngünün içinde olduğumuzu fark edip, vaz geçilmez olmadığımızı idrak etmektir. Devletleri zor günlerde destekçi olarak kurmanın gerekli olduğunu anlamaktır. Gücün, saltanatın, şöhretin varlık yasalarında hiç bir kıymeti olmadığını bilmektir.  Yaradılış veya varoluş gereğimize odaklanmak ve bunu anlamaktır. Bütün için fayda üretmek, bütüne uyumun harmonisi içinde şahit olmaktan zevk almaktır.</p>

<p> </p>

<p>2020 göstermiştir ki insan doğanın parçasıdır ve yok ettiği doğa onu da yok edecektir. Uydurduğumuz bütün güç kaynakları sahtedir. İnandığımız şeyler batıldır, boş inançtır. Hak olan, gerçek olan ve bütünle uyumlu olup güçlü kılan değildir. Gücüne inandıklarımız güçsüz, ideolojilerini makul bulduklarımız yetersizdir. Sadece kendi gerçeğimiz vardır ve bu gerçek Anadolu erenlerinin dediği gibi çığlık çığlığa “<em>haksende</em>” demektedir. “<em>Muhtaç olduğun kudret damarlarındaki asil kanda mevcuttur</em>”, diyen büyük komutan gibi, “<em>Size şah damarınızdan daha yakınım</em>” diyen kelamullah gibi bütün yıl, bütün doğa gerçeği haykırmıştır.</p>

<p> </p>

<p>2020’de kendi daha içsel bir sorgulama yaşayıp kendi varlığımızla tanışıp, doğru sorular ile bütün içindeki yerimize dair bir farkındalık gerçekleştirdiysek hedefe yaklaşmışız demektir. Yok, onun bunun kurma söz ve güç çatıştırması ile zamanımızı geçirdiysek gerçeğimizden daha da uzaklaşmış, bu ibret dolu yaş alma döneminde de kuru kalmışız demektir.</p>

<p> </p>

<p>Uzun süre kuru kalan dal baharı karşılayıp tomurcuk ve meyve vermez, doğanın döngüsü içindeki yerini anlamayanlar kurur gider. Dışardan ıslatma ile dal canlanmaz. Suyun özden, gövdeden ağacın dalına cidarına ulaşması gerekir.</p>

<p> </p>

<p>Doğa haktır, gerçeğin en yalın anlatıldığı ortamdır. Rahmet doğal olan üzerinde tecelli eder. Rahmete erişen rahmeti yayar. İnsanlığın şiddetle sevgiye, dostluğa, paylaşmaya ihtiyacı var. Ruhumuz her hali ile bir bütünün parçası olduğumuzu bize anlatıyor. Duymayanların “kulakları var duymuyor” görmeyenlerin “gözleri var görmüyor”.</p>

<p> </p>

<p>Rahmeti gören göz, rahmeti duyan kulak gerekiyor. Bütünlük gelecekte her şeyin gerçeğiyle yalın bir şekilde kavranmasını istiyor. “Hak Olan Ne İse O Olsun” duası tüm âlemlerde bütünü ve adaleti duyuran söz olarak kabul görmeye başlıyor. İnsanlık hak ettiği ne ise onun olduğunu ve bunu değiştirmenin ancak iyiyi hak edecek hale gelmekle mümkün olacağını yavaş yavaş kavrıyor, diriliyor, uyanıyor. 2021 de niyazımız “Hak olan ne ise o olsun” oluyor.</p>

<p> </p>

<p><img alt="" src="/images/hak%20sende.jpeg" style="width: 576px; height: 566px;" /></p>
]]></content:encoded>
                <pubDate>Tue, 29 Dec 2020 01:20:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.2yakahaber.com/images/kullanicilar/canerhoca_1.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>ÇİÇEK GİBİ</title>
                <category>Yazgülü Kayıkçı</category>
                <link>https://www.2yakahaber.com/makale/cicek-gibi-64</link>
                <author>yakahaber@yakahaber.com (Yazgülü Kayıkçı)</author>
                <guid>https://www.2yakahaber.com/makale/cicek-gibi-64</guid>
                <description><![CDATA[ÇİÇEK GİBİ]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Kartal belediyesi Park ve Bahçeler Müdürü Deniz Karacan’ın, elinin değdiği her iş çiçek gibi oluyor.</p>

<p> </p>

<p>Deniz hanımın, yaptığı her projeyi yakından takip ediyoruz. Neden mi? Doğal, akılcı, rengârenk ve en önemlisi içinden geldiği gibi…</p>

<p> </p>

<p>Kartal Belediyesinin yapmış olduğu park ve bahçelerini fırsat buldukça ziyaret ediyoruz. Çocuklara ve halka uygun çalışmalarla karşı karşıya kalıyoruz. Çocukların oynadıkları parklar temiz ve güvenilir ve aynı zamanda halkın rahatlığı ve ruhuna hitap eden resimler, yeşillendirmeler, spor alanları ve rengârenk banklar, işini hakkıyla yapan bir ekibin emeği olduğu gözler önüne seriyor.</p>

<p>Tabi, bunun yanı sıra bizlere ulaşan vatandaşların ve bizlerinde bire bir şahit olduğu park ve bahçelerle ilgili sıkıntılı durumları Müdürümüz Deniz Karacan hanıma aktardığımızda hemen düzenlemeler, tamirler ve yenilemeler yapılmakta. Bir kez daha kendisine göstermiş olduğu ilgi alaka için çok teşekkür ederiz. Biliyoruz ki, yapmış oldukları her çalışmada bir anne hassasiyeti, bir kadın hassasiyetiyle, hizmetleri kazandırmış oluyorlar, parklara gelen çocukların güvenliği, halkın sağlığı, ailelerin huzuru için gereken önlemlerin  arttığının da farkındayız.</p>

<p> </p>

<p>Kadın eli, kadın gözü, kadın aklıyla Sn. Deniz Karacan Müdürümüze,<strong> ''Aynı dili konuşanlar değil, aynı duyguyu ve amacı paylaşanlar daha kolay anlaşır'' </strong>sözünün altını doldurduğu bir duruşla, kendisini ve ekibini bir kez daha tebrik ediyor. Gayretinizin güzelliği, çalışmalarınızın her daim zirvede olduğu projelerinizde başarılar diliyoruz. Çalışmalarınızı yakından takip etmeye devam edeceğiz. Saygı ve sevgilerimizle</p>

<p> </p>

<h1>   …..</h1>

<h1><strong>25 Kasım Kadına Yönelik Şiddete Karşı Uluslararası Mücadele ve Dayanışma Günü</strong></h1>

<p>Kadına Yönelik Şiddete Karşı Uluslararası Mücadele Günü 1999 yılında kadına yönelik şiddete karşı toplumda farkındalık yaratmak amacıyla BM Genel Kurulu kararı ile ilan edilen gündür.<br />
<br />
Birleşmiş Milletler Genel Kurulu tarafından alınan bir kararla her 25 Kasım, Kadına Yönelik Şiddete Karşı Uluslararası Mücadele Günü olarak anılıyor. Bugünün anlam ve önemi büyük çünkü, şiddetin boyutları sadece 3. dünya ülkeleriyle sınırlı değil. Kadın hakları konusunda önemli gelişmelere imza atan ülkelerde bile, kadına yönelik şiddet giderek artıyor.</p>

<p> </p>

<h3>2 Yaka Haber Gazetesi olarak Kadına yönelik şiddete HAYIR! diyoruz.</h3>

<p> </p>

<h3><strong>Kadına karşı uygulanan her türlü şiddeti insanlık suçu olarak kınıyoruz.</strong></h3>

<p> </p>

<p><strong>Yazgülü Kayıkçı</strong></p>
]]></content:encoded>
                <pubDate>Tue, 24 Nov 2020 18:18:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.2yakahaber.com/images/kullanicilar/1157467_10151815600192579_758628542_n.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>KIŞA GİRERKEN </title>
                <category>Sonay Kayıkçı</category>
                <link>https://www.2yakahaber.com/makale/kisa-girerken-63</link>
                <author>kayikcisonay@gmail.com (Sonay Kayıkçı)</author>
                <guid>https://www.2yakahaber.com/makale/kisa-girerken-63</guid>
                <description><![CDATA[KIŞA GİRERKEN ]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Her mevsim kendi doğal koşullarına uyum sağlamamızı bekler. Kış ise mevsimler içinde bana göre en hassas olunması gereken bir mevsimdir. Çünkü kışın geceler daha uzundur ve hava daha soğuktur. Bu nedenle kapalı alanlarda daha fazla vakit geçiririz. Tüm bu etkenler fiziksel aktivitemizi düşürür ve metabolizma hızımızı azaltır. Bu sürecin devamında eğer gereğinden fazla enerji alınırsa kilo almak da kaçınılmaz olur.</p>

<p>Normal sağlıklı bir birey için en sağlıklı beslenme şeklinin 3 ana öğün ve 3 ara öğün olduğunu biliyoruz. Bu nedenle kış mevsiminde de bu beslenme şeklinin bizi soğuk algınlığı, grip gibi birçok gribal hastalıktan ve kilo almaktan koruyacağını unutmamalıyız. </p>

<p>Kışın yapılan en büyük hatalardan biri ise su tüketiminin azalmasıdır. Evet havaların soğuk olması, fiziksel aktivitenin düşmesi ve terlemenin azalması sonucunda su tüketiminde bir düşüş yaşanmaktadır. Fakat bu duruma müdahale edilmeli ve vücudun ihtiyacı olduğu kadar su mutlaka tüketilmelidir. Özetle susamadan su içme alışkanlığı edinilmelidir ve <strong>her gün en az 2 - 2.5 litre su içilmeli</strong>dir.</p>

<p>Mevsiminde yetişmiş sebze ve meyvelerden günde en az 5 porsiyon tüketerek hem kışı güçlü geçirebilir hem formda kalabilir hem de korona virüs sürecinde bağışıklığınızın güçlü kalmasına yardımcı olabilirsiniz. Bağışıklık sistemini güçlendirmek için portakal, mandalina, greyfurt gibi C vitamininden zengin turunçgiller ile nar, elma, ayva gibi mevsim meyveleri; ıspanak, pazı, lahana, karnabahar, Brüksel lahanası, kereviz, pırasa gibi sebzeleri beslenmenizde kullanabilirsiniz.</p>

<p>Kış mevsiminde daha fazla rağbet gösterilen sahlep ve sıcak çikolata gibi şeker miktarı ve enerji içeriği yüksek olan içecekler yerine ıhlamur, kuşburnu, adaçayı ve beyaz çay gibi bitki çayları tercih edilebilir. Şeker kullanmak yerine içine az bir miktarda bal eklenerek tatlandırılabilir.</p>

<p>Eğer imkanlar dahilinde ise kışın da haftada 500 gram balık tüketmek gerekir. Balık; D vitamini, Omega 3, kalsiyum, fosfor, selenyum, iyot mineralleri ve E vitamini içerir. Bu nedenle kış aylarını daha güçlü ve hastalığa yakalanmadan atlatmak için <strong>haftada 2-3 kere (500 g) balık tüketilmelidir. </strong></p>

<p>Genellikle kış aylarında özellikle çocukların sevdiği sebzeler azdır. Çocuklara pırasa, kereviz, ıspanak gibi kış sebzelerini zorlayıcı tavırlar ile yemek yemelerini sağlamak birçok anne için problemdir. Bu nedenle ısrar etmek yerine bu sebzeleri değişik şekillerde sunmak belki de daha faydalı olacaktır. Örneğin; kereviz yemeğini sevmeyen çocuğunuza, bu sebzeyi rendeleyerek, yoğurda karıştırmak, içine bir miktarda ceviz ekleyerek çocuğa sunmak, aynı şekilde ıspanak yemeğini sevmeyen çocuklara, ıspanağı bir iç malzeme olarak kullanarak; sağlıklı ve ev yapımı börek, poğaça ya da krep yapılıp tüketmeleri sağlanmalıdır.</p>

<p>Hastalıklardan uzak, güçlü, enerjik ve sağlıklı bir kış geçirmenizi dilerim. Soğuk günlerde içinizi ısıtan güzel haberler almanız dileğiyle…</p>

<p align="center">Sonay KAYIKÇI</p>

<p align="center">Diyetisyen</p>

<p align="center"><a href="mailto:kayikcisonay@gmail.com">kayikcisonay@gmail.com</a></p>
]]></content:encoded>
                <pubDate>Tue, 24 Nov 2020 18:13:10 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.2yakahaber.com/images/kullanicilar/70290992_2442614416066191_4272030590091395072_o.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Altın, Siyanür ve Yaşam</title>
                <category>Müslüm SÖYLER</category>
                <link>https://www.2yakahaber.com/makale/altin-siyanur-ve-yasam-62</link>
                <author>muslisoyler@hotmail.com (Müslüm SÖYLER)</author>
                <guid>https://www.2yakahaber.com/makale/altin-siyanur-ve-yasam-62</guid>
                <description><![CDATA[Altın, Siyanür ve Yaşam]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Son günlerde Kelkit Vadisi’nin ‘’Can Damarı’’ olan bölgede tehlike sinyalleri çalmaya başladı. Henüz her şey tamamen netleşmemiş olması kafaları karıştırıyor. Bu nedenle haber ve eleştiriler ya süreci baltalamaya çalışıyor, yada gerçekten ‘’bölgenin geleceği tehlike altında’’ fikri beyinlerimizde yer ediyor. Yetkililerin bu konuda net bir açıklama yapmaları sanırım bölgenin ve vatandaşın lehine olacaktır. Ben bu yazıyı kaleme alıncaya kadar henüz resmi bir açıklama netlik kazanmadı. Bu konuda şahsi olarak konuya ilişkin bir çok uzmanla görüşme sağladım. Onlar dahi konunun netleşmemesinden dolayı bir somut gerçek ortaya koyamadılar. Biz de bölge vatandaşı olarak ön bir çalışma ile hem bilgilerimizi hem de bu bilgiler ışığında uzmanları konuya dahil edelim istedik.</p>

<p>Dile kolay çocukluk yıllarımızın anılarıyla dolu bir coğrafya söz konusu…</p>

<p>Gelelim detay ve toparladığım bilgilere…</p>

<p>Öncesi yerel medya haber başlığı ile başlayalım;</p>

<p>Tokat’taki Kelkit Havzası, Boğalı ve Sakarat yaylaları ve Erbaa ile Taşova ilçelerinin çevrelerinde siyanür ile altın aramasına izin verildi. İzin kararının ardından birçok tepki geldi.</p>

<p>Gelelim bizim olaya bakış açımıza;</p>

<p>Peki aramak mı yasal tepki mi doğal…</p>

<p>Bu konuya madencilik alanından bakılırsa her şey normal, doğayı ve canlıyı koruma babında bakılırsa büyük bir facia…</p>

<p> </p>

<p>Konuya birde madencilik alanında uzman açıklamalarına bakalım;</p>

<p>Madenler yer kabuğunda bulunan, çıkarıldıkları haliyle veya zenginleştirme işlemleri uygulanarak ekonomik değer kazanan doğal oluşumlardır. Madenleri diğer doğal kaynaklardan ayıran özellikleri, yenilenemez ve bulundukları yerde çıkarılmak zorunda oluşlarıdır. Madenlerin bu özellikleri de göz önünde tutularak, korunmalarından çok ekonomik olarak işletilmeleri esası getirilmiştir. Orman alanları su havzaları, flora ve fauna korunabilir ve geliştirilebilir.</p>

<p>Bu gerçeklerden bakıldığında madenler yerinde bırakılması ve işletilmemesi durumunda ekonomiye katkı koyamayacağından bir doğal zenginlik unsuru olarak gösterilemez. Diğer yandan teknolojik gelişmelerle, bir çok malzemenin (hammadde) yerine ikame edilebilir malzemeler gündeme gelmekte, böylece zamanında ve ekonomik değer taşıdığı süreçte üretime alınamayan bir hammaddenin ikame malzemeler nedeniyle ekonomik değerini yitirmesi olasıdır. Bu durum, yer altı kaynaklarının ekonomiklik sürecinde hemen üretilmesi gereğini ortaya koymaktadır. Gelişmiş ülkelerin iktisadi tarihi incelendiğinde madenler ve madenciliğin kalkınmaya çok önemli katkısı açıkça görülmektedir.</p>

<p>Madenleri diğer doğal kaynaklardan ayıran özellikleri göz önünde bulundurularak Anayasanın 2. Bölümünde Ekonomik Hükümler kısmında III.Ana başlık olarak "Tabii Servetlerin ve Kaynakların Aranması ve İşletilmesi"ne yer verilmiştir.</p>

<p>Anayasanın 168. Maddesine göre; "Tabii servetler ve kaynaklar Devletin hüküm ve tasarrufu altındadır. Bunların aranması ve işletilmesi hakkı Devlete aittir. Devlet bu hakkını belli süre için gerçek ve tüzel kişilere devredebilir. Hangi tabii servet ve kaynağın arama ve işletilmesinin, Devletin gerçek ve tüzel kişilerle ortak olarak veya doğrudan gerçek ve tüzel kişiler eliyle yapılması , kanunun açık iznine bağlıdır. Bu durumda gerçek ve tüzel kişilerin uyması gereken şartlar ve Devletçe yapılacak gözetim, denetim usul ve esasları ve müeyyideler kanununda gösterilmiştir" denmektedir.</p>

<p>Türkiye‘de madencilik, Anayasanın bu maddesine dayanılarak çıkarılmış olan 3213 sayılı maden kanunu ve ilgili kanunların hükümlerine göre yapılmaktadır.</p>

<p>3213 sayılı maden kanununun bazı maddeleri aşağıda verilmiştir: Madde 2- Tabiatta element (basit), bileşik (mürekkep) veya karışım (mahlut) halde bulunan aşağıda yazılı maddeler bu kanuna göre maden sayılır, burada zikredilmemiş bir madde Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığının ve Bakanlar Kurulu‘nun kararı ile bu kanun hükümlerine tabi tutulur denmektedir.</p>

<p>Bu maddeye göre madenler; I-Enerji madenleri, II-Metal madenleri,Altın, Bakır, Pirit, Kobalt, Nikel, Kurşun, Çinko, Gümüş, Kadmiyum, Bizmut, Nadir elementler (İndium, Galyum, İtriyum, Talyum, Germanyum), Kalay, Tantal, Tellür, Molibden, Tungsten (Wolframit, Şelit), Demir, Manganez, Titan (İlmenit, Rutil), Vanadyum, Arsenik, Cıva, Antimuan, Krom, Platin, İridyum, Paladyum, Osmiyum, Rutenyum, Alüminyum (Boksit). III-Sanayi Madenleri, IV-Kıymetli Taşlar, ve -Yukarıdaki madenleri ihtira eden bu madenlerin eldesinde kullanılan gaz ve sular. şeklinde sınıflandırılarak kanun kapsamına alınmıştır.</p>

<p>Maden Kanununda, Devletin hüküm ve tasarrufu ile maden faaliyeti izne tabi yerler aşağıdaki maddelerde belirtilmektedir:</p>

<p>Madde 4- Madenler, Devletin hüküm ve tasarrufu altında olup içinde bulundukları arzın mülkiyetine tabi değildir.</p>

<p>Madencilik faaliyetlerinin izne tabi olduğu yerler Madde 7‘de belirtilmiştir. Doğal ve kültürel SİT alanlarının bulunduğu bölgelerde, Çevre, Kıyı, Orman ve İmar kanunlarının kısıtladığı alanlar dışında 3213 sayılı maden kanunun belirlediği kurallara ve ilgili yönetmeliklere bağlı olarak madencilik faaliyetleri yürütülür. Maden Kanununda maden olarak belirtilen maddelerin aranması ve bulunması ve işletilmesinde maden cinsine bağlı farklı yasal uygulamalar yapılamaz.</p>

<p>Madenlerin aranması maden kanununda belirtilen yasal zorunlulukları yerine getiren özel ve tüzel kişiler tarafından tahsis edilen arama ruhsat sahası içerisinde jeofizik ve jeolojik bilgi ve bulgulara dayalı olarak; jeokimyasal ölçme ve değerlendirme, jeofizik ölçümlerin yapılmasının yanı sıra yarma, kuyu, galeri ve sondajlı numune alımları yapılıp kimyasal, mineralojik ve petrografik analiz sonuçları ışığında yürütülür.</p>

<p>Altın madenlerinin aranması ve bulunmasında diğer metal madenlerinden farklı bir yöntem izlenmez. Altın aramacılığı sırasında sahada herhangi bir zehirli ve tehlikeli kimyasal maddeler kullanılmaz. Sondaj işlemi sırasında soğutma ve kırıntı taşıma sıvısı olarak sadece doğal su kullanılacağı gibi, eğer bu sıvı sondaj çamuru olarak düşünülürse içinde kesinlikle siyanür yoktur. Dolayısı ile "siyanürlü altın aramacılığı" tamamen yanlış bir söylemdir.</p>

<p>Madenler, bulundukları yerde, topoğrafik yapıya, madenin yer kabuğunda bulunduğu derinliğe, oluşum ve yataklanma durumuna bağlı olarak yerüstü (açık) işletme veya yeraltı (kapalı) işletme yöntemleri uygulanarak işletilirler.</p>

<p>Altın madeni ile ilgili ocak işletmeciliğinde de diğer metal madenlerinde yürütülen işletme yöntemleri uygulanır. Altın için farklı bir ocak işletme yöntemi uygulanmaz. Yeraltı veya yerüstü işletmeciliği kararı verilirken, alternatif projeler üretilir. İşletme projesinin uygulama kararının verilmesinde, ekonomiklik kriterleri, doğal topoğrafik yapıyı korumaya yönelik düşünce ve kurallar belirleyicidir ve madenciliğin Çevre kanununun ortaya koyduğu ilkeler ışığında flora ve faunanın korunmasına yada en az tahribatla gerçekleştirilmesine özen gösterilir. Proje dışı faaliyetler, ruhsat iptaline neden olacak uygulamalardır.</p>

<p>Madenlerin işletilmesi sırasında deliciler, patlayıcı maddeler (dinamit, anfo), kırıcılar, yükleyiciler, sabit yada hareketli taşıma üniteleri ile araçları kullanılır. Projenin hazırlanması ve uygulanmasında, Jeoloji, Jeofizik, Makine,Elektrik, Kimya, Maden ve Çevre mühendisleri sorumluluk üstlenirler, ekonomist ve hukukçularda gerekli bölümlerde yer alırlar. Yürürlükteki yasa ve yönetmelikler ışığında doğal dengeyi koruyacak önlemler alınır ve geliştirilir.</p>

<p>Bazı metal cevherleri doğadan çıktıkları şekli ile sanayi hammaddesi olarak işleme tesislerine beslenerek mamul madde haline getirilirken, bir kısmı da cevher zenginleştirme adı verilen işlemleri gerektirir.</p>

<p>Cevher zenginleştirme işlemlerinde bir grup kimyasal maddeler de kullanılır. Altının yataklanma özelliklerine göre bazı durumlarda (plaser yataklarda) altın kazanımı kimyasal madde kullanılmasını gerektirmeyebilir. Kırma, eleme, yıkama, sulu ayırıcılar (siklon) ve sallantılı masalar kullanıp, gravimetrik özelliklerden yararlanılarak zenginleştirme yapılabilmektedir.</p>

<p>Çoğunlukla bir arada bulunan bakır, kurşun, çinko v.b. metalik madenlerin ve diğer bazı minerallerin zenginleştirilmesinde olduğu gibi altın kazanımında da oluşum tipine bağlı olarak bir grup kimyasal madde kullanılabilir. Kral suyunda (3HCl+1HNO3) çözünen ve cıva (Hg) ile amalgam yapma yeteneği olan altının endüstriyel ölçekte çözündürülmesinde yaygın olarak siyanür kullanılmakta, tiyoüre, tiyosülfat ve halojen grubu (klorür, bromür ve iyodür) kimyasallarda bu reaktife alternatif olarak araştırılmaktadır. Ayrıca son yıllarda bakteriyel çözündürme (bakteri liçi)yöntemi de altının çözündürülmesinde alternatif bir yöntem olarak araştırılmaktadır.</p>

<p>1846 yılında altının siyanürlü çözeltilerde çözündüğü Elsner tarafından bulunmuştur. Siyanürün kontrollü parçalanması ve doğal olarak bozundurmada ki kolaylıklar nedeniyle uzunca bir süredir kullanılmaktadır. Siyanürleme yöntemine dayanan üretim proseslerinde toksik bir madde olan siyanürün, siyanür içeren atıkların zararlı çevresel etkilerinin önlemesi için doğal, kimyasal ve biyolojik bozundurma yöntemleri uygulanmaktadır. Uygulanacak yöntemin belirlenmesinde, artığın özellikleri ile tesisin bulunduğu bölgenin jeolojik ve coğrafik özellikleri, iklim koşulları dikkate alınmakta; gerekli durumlarda birden fazla yöntem birlikte kullanılarak standartlarda öngörülen koşullar yaratılmaya çalışılmaktadır.</p>

<p>Altın madenciliğinde kullanılan kimyasallar ve atıkların herhangi bir çevre sorunu yaratmalarını önlemek amacı ile, madencilik faaliyetleri öncesinde, sırasında ve sonrasında hazırlıklı olunması ve dikkatli davranılması gerekmektedir. Bunu sağlamak için, dünya madenciliğinde "en iyi çevre yönetimi" ilkeleri doğrultusunda çevresel etki değerlendirmesi, çevresel yönetim sistemi (ISO 14001), atık yönetimi, acil durum v.b. yönetim planları önceden hazırlanmaktadır.</p>

<p>Atıkların, çevreye ve insan sağlığına zarar vermeyecek biçimde depolanmaları için iki temel ilke kapsamında atık yönetimi planlanmaktadır:</p>

<p>1. Doğal Bozundurma · Buharlaşmanın yağıştan yüksek olduğu iklimlerde uygulanır. · Malzeme, atık havuzlarına yayılarak doğal koşullarda (güneş ışınları, devinim, bakteri, v.b. etkisiyle) bozunmaya terk edilir. · Atık havuzu, tabanı ve yanlarından çevreye sızmayı önleyecek şekilde kil ve jeomembran ile takviye edilir. Pratikte, bu iki malzemenin üst üste serilmesi halinde standartlara uygun sızdırmazlık sağlandığı görülmektedir. 2. Kimyasal Bozundurma · Yağışın buharlaşmadan yüksek olduğu iklimlerde uygulanır. · Siyanürlü çözelti, kapalı ortamda çeşitli kimyasal maddelerle işleme tabi tutularak bileşenleri olan azot ve karbondioksite ayrıştırılır. Ayrıca ağır metallerde en kararlı fazlarına getirilir. · Bozundurma sonucunda çıkan atık çözelti baraja, barajdan da istenirse tesise geri beslenebilir.</p>

<p>Bilindiği üzere deneme üretimi yapılmakta olan Bergama‘daki tesis, alıcı ortama sıfır deşarj ilkesine göre tasarlanmış olup, atıklar kimyasal bozundurma (INCO S02/HAVA Prosesi) ile CN konsantrasyonu 1 ppm‘nin altına düşürüldükten, Demir sülfat prosesi ile ağır metallerin stabilzasyonu sağladıktan sonra, kaya dolgu seddeli ve kil-jeomembran kil bileşik astar sistemi ile astarlanmış atık havuzunda depolanmaktadır. Katısı çöktürülmüş atık su, tesise geri döndürülmektedir.</p>

<p>SONUÇ</p>

<p>Metal madenler grubunda bulunan bakır, arsenik, kurşun, cıva vb. gibi madenlerin insan sağlığına zararlı madde (zehirli) özelliği taşımalarına karşın altın insanların ağızlarında diş kaplamasında kullanılacak nitelikte, insanla en fazla barışık metaldir.</p>

<p>Altın madeninin aranması, işletilmesi ve zenginleştirme esasları diğer madenlere uygulanandan farksızdır. Doğada az bulunması, üstün metalik özelliklerinden dolayı tıp, elektronik gibi sanayilerde ikamesi zor metallerden biri oluşu, süs ve takı eşyalarında kullanılması ile uluslararası değişim ve ödeme sisteminde kıymetli bir aracı oluşu toplumda farklı değerlendirilmesine neden olmaktadır.</p>

<p>Ülkemizde, siyanürleme yöntemi ile yapılan altın madenciliği, haklı veya haksız ciddi tepkiler çekmiştir. Günümüzde teknolojinin sunduğu olanaklar ve artan çevresel duyarlılık Bergama‘da işletmeye açılan altın madeninde, ileri düzeyde çevre önlemleri alınmasını sağlamıştır. Böylece, Türkiye‘de bu alanda gelişmiş ülke standartları yakalanmıştır.</p>

<p>Mevcut tartışmaların ülke yararına sonuçlandırılabilmesi için;</p>

<p>Devlet organları, üniversiteler ve odalar, ilgili madencilik yatırımının ülke açısından ekonomik ve sosyal analizini yapmalıdır. Diğer bir ifadeyle, madenlerin yenilenemeyen doğal kaynaklar olduğu unutulmadan, işletilecek madenin Türkiye‘ye kazandıracakları ile kaybettirecekleri hesaplanmalı ve ulusal sanayi politikaları kapsamında işletilmesi sağlanmalıdır. Bu nedenle gerekli kurallar konulmalı, kontroller devlet organları ile ilgili sivil toplum örgütleri tarafından yapılmalıdır.</p>

<p>Altının dore halinde ihracatının yerine rafine edildikten ve uç ürün haline getirildikten sonra ihraç edilmesi sağlanmalıdır. Aksi taktirde, doğal kaynaklarımızın sömürülmesi kaçınılmaz olacak ve sürdürülebilir kalkınma doğrultusunda geliştirilmesi gereken ulusal sanayimizin hammadde ihtiyacı dışa bağımlı hale gelecektir. Bu da rekabet şansımızın kalmaması durumunu getirecektir. Bu nokta dikkatle irdelenmeli, orta ve uzun vadeli planlar yapılmalıdır. Böylece sektörde gereksiz polemiklere girilmesi de önlenmiş olacaktır.</p>

<p>Altın madenciliği, dünyada çevre konusunda duyarlı pek çok ülkede gerekli önlemler alınarak yapılmaktadır. Yıllık altın üretiminin yaklaşık %85‘i siyanür liçi ile üretilmektedir. Dolayısıyla, altın madenciliğinin yapılması teknik nedenlere dayanılarak engellenemez. Farklı siyasi ve sosyo-ekonomik görüşlerin ülke çıkarları ekseninde tartışılarak, en uygun çözümün bulunması, sivil toplum kuruluşları ve meslek örgütlerinin görevidir.</p>

<p>İşte tüm bu bilgileri derleyip hafızamıza yükledikten sonra, bölgemizin ne kadar zarar göreceğini göz önünde bulundurarak buna göre bir etki-tepki mekanızmasını devreye sokmalıyız. Ne olmaz, ne de araştırmadan olur vermemeliyiz. Önce sağlık diyoruz…</p>

<p> </p>
]]></content:encoded>
                <pubDate>Tue, 24 Nov 2020 18:13:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.2yakahaber.com/images/kullanicilar/ms23.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>ARİSTOTELES’TE MUTLULUK KAVRAMI -2</title>
                <category>Kubilay Hünkar Uğurlu</category>
                <link>https://www.2yakahaber.com/makale/aristoteleste-mutluluk-kavrami-2-61</link>
                <author>ikiykahaberleri@gmail.com (Kubilay Hünkar Uğurlu)</author>
                <guid>https://www.2yakahaber.com/makale/aristoteleste-mutluluk-kavrami-2-61</guid>
                <description><![CDATA[ARİSTOTELES’TE MUTLULUK KAVRAMI -2]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Bir önceki yazımızın devamı niteliği taşıyan bu yazımız, Aristoteles’ in (MÖ 384 – 322) mutluluk kavramına, günümüz penceresinden yorumlamaya devam edeceğiz.</p>

<p> </p>

<p><strong>‘’... erdeme göre etkinlikte bulunan</strong> ve <strong>dış iyilere de yeterince sahip olan</strong> kişiye mutlu dememize engel olan bir şey var mı?’’, diyerek iki temel şarta bağlayan Aristoteles, ayrıca mutluluğun değerli bir amaç olduğunu vurgulamıştır.</p>

<p> </p>

<p>Erdemsiz insanların, kutsal kitapların da hem bu dünyada hem de ahirette mutsuz olacağını belirten sayısız ayetleri vardır:</p>

<p>‘’... Onu bu dünyada seçtik, ahirette de erdemli kişilerden olacak.’’</p>

<p>(Bakara 130)</p>

<p>‘’... erken ölse bile, erdemli insan dirliğe kavuşacaktır.’’</p>

<p>(Süleyman’ ın kitabı 4. Bölüm 7. Bab)</p>

<p>‘’İyi düşün, iyi söyle, iyi davran’’</p>

<p>(Avesta)</p>

<p>Aristoteles’ e göre <em>dış etkenler</em> meselesinde, çok ve büyük bir felaket gelmesi durumunda mutsuz olunabilir; böyle olunca da kısa zamanda değişip tekrar mutlu olunamaz. Çünkü mutlu kişi, ona göre kolay değişen biri değildir; olabilse bile, bu uzun bir zamanda <strong>büyük ve güzel işler</strong> <strong>başarması</strong> <strong>durumunda</strong> olabilir. Ruhun büyük felaketlerden ve başarılardan etkilenmemesi mümkün değildir.</p>

<p> </p>

<p>Aslında burada bir parantez açarak, <u>büyük felaketler</u> dediğimizde aklımıza kutsal kitapların verdiği teselliler aklımıza gelmeli. Aristo’ dan yaklaşık 8 asır sonra inen Kuran’ ı Kerim, büyük peygamberlerin veya erdemli insanların ölümünden sonra dahi, metafiziksel de olsa, yaşatıldığını açıkça belirtir.</p>

<p>‘’Allah yolunda öldürülenlere/ölenlere, ölü demeyiniz, aksine onlar diridirler. Lâkin siz bunun farkında değilsiniz.’’</p>

<p>(Bakara 154)</p>

<p>Bundan dolayı sağlam bir Tanrı inancı, aslında Aristo’ nun <em>büyük felaketler</em> dediği, mutsuzluğa ayna olan kavramına ortaktır. Fakat çok belirgin değildir. Kutsal kitapların bir amacı da budur; Sonsuz hayat...</p>

<p> </p>

<p>Bahsettiğimiz Tanrı inancı, elbette eski Yunan’ da da vardır. Konumuzun başlangıcında Aristo’ nun bir ruha inandığını biliyoruz. Öyle ki ‘’<strong>akıldan yoksun bir ruhun varlığını, gelişimini tamamlayamamış bir canlı olarak’’</strong> belirttiğini özellikle söylemeliyiz.</p>

<p> </p>

<p>Bunun içindir ki Aristoteles; ‘’<strong>büyük ve güzel işler başarması durumunda’’ </strong>diyerek, adeta kendinden sonraki kutsal kitapların ayetlerini tasdikleyecek ifadelerini görüyoruz.</p>

<p> </p>

<p>Yazımızın sonunu, yine tüm zamanların bilge filozofu Aristoteles ile bağlayalım:</p>

<p> </p>

<p><strong>‘’Demek ki aradığımız şey mutlu kişide bulunacak ve o, yaşam boyu hep böyle olacak; hep ve herkesten çok erdeme uygun olan işler yapacak ve görecek., talihin cilvelerine de en iyi ve en uygun şekilde katlanacak, gerçekten iyi ve pürüzsüz dört dörtlük bir kişi olacak. ... yaşamda önemli olan davranışlar ise, kutlu kişilerden hiçbiri sefil olmaz; çünkü hiçbir zaman nefret uyandıran, kötü bir şey yapmayacaktır.’’</strong></p>

<p> </p>

<p>Kaynak:</p>

<p>Aristoteles (2018): Nikomakhos’ a Etik. (Yunanca çeviren Babur, Saffet). 8.Baskı. Ankara: BilgeSu Yayıncılık.</p>

<p> </p>
]]></content:encoded>
                <pubDate>Tue, 24 Nov 2020 18:06:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.2yakahaber.com/images/kullanicilar/30727299_1152175634914116_6192216988169797632_n.gif"/>
            </item>
                                <item>
                <title>İYİLİK, EVRENSEL İYİLİKTENDİR</title>
                <category>Prof. Dr. Caner Işık</category>
                <link>https://www.2yakahaber.com/makale/iyilik-evrensel-iyiliktendir-60</link>
                <author>ikiykahaberleri4@gmail.com (Prof. Dr. Caner Işık)</author>
                <guid>https://www.2yakahaber.com/makale/iyilik-evrensel-iyiliktendir-60</guid>
                <description><![CDATA[İYİLİK, EVRENSEL İYİLİKTENDİR]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>İnsan, bilerek kötülük yapmaz. Kötü olarak görülen şeyler, kişilerin sadece kendini düşünerek yaptıklarıdır. Bir düşünce, iş ve eylem sadece bir kişinin menfaatine yarıyorsa o eylem o kişi için iyi, onun dışındakiler için kötüdür. Düşünce, iş ve eylem bütüne hitap ediyor bütünün faydasına hizmet ediyorsa o zaman iyidir. Bütünsellik ise bütünden ne anladığımıza göre değişir. İnsan idraki için bütünlüğün en büyük kavranış biçimi evrendir. Evreni somutlaştırıp deneyim alanımıza indirirsek dünya olur.  Dünyayı somutlarsak ülkemiz, çevremiz, ailemiz ve şahsımız olarak kavranabilir. Bütünsellikten en yoksun hal egoistlik olup evreni şahsiyetimizle özdeşleştirmektir, en yüksek faziletlere yol açan bütünsellik ise evrensel ölçekte düşünmek ve kavramaktır.  </p>

<p> </p>

<p>Bir şeyin iyi olması işte kavrayabileceğimiz en uzak bütünselliğe uygunlukla ilişkilidir. Evrensellik sözlemi de buradan çıkar, evrensel olan, evrensel değerlere uyan iyidir. Bunun İslam ilahiyatındaki adı “<em>sünnetullah’tır</em>”. Allah’ın eylemi yapıp ettikleri anlamına gelen bu söz aslında evrensel kural kaidelerin toplamı manasındadır. Bu anlamıyla prensipler, değerler, ilkeler evrensel oldukça, Yüce Yaratıcı’nın sistemine uygun olmakta ve iyi olmaktadır. İşte insanların din adına uydurduğu birçok değerin evrensel değerlerle çelişmesinin sebebi bu bütünsel idrakten yoksun olmak ile ilgilidir.</p>

<p> </p>

<p>Konuyu daha da açacak olursak şunlar söylenebilir. Kendisini önceleyen ve bütün içindeki yerini dar kalıplarla düşünen insanlar kabalaşır ve ayırıcı fikir ve düşüncelere saplanır. Kimi soyunu, kimi mezhebini, kimi ülküsünü kimi ise bir düşünce sistemini önceler. Sonuçta evrensellikle bağını hangi seviyede kopardı ise o seviyede kalır ve daha üst bir kavrayışa, evrensel değerlere ulaşamaz. Kaldığı seviyenin muhatap olduğu noktada ayrımcılık yapar ve insanlığı da bulunduğu ölçek içinde değerlendirir. İnsanları kendisinden olan ve olmayan olarak ayırır. Ait olduğunu kutsallaştırır ve her şeyden önemli sayar, bütünün gözünden ait olduğuna bakamaz, dinini kutsallaştırır başka dinlerin hepsinden üstün sayar, bütün ilahi sistem içindeki hâlini değerlendiremez. İdeolojisini kutsar, bütün içindeki o ideolojinin neye hizmet ettiğini değerlendiremez. Sonuçta birbiri ile anlaşamayan hatta anlaşmamak için var olan birçok yapı, inanış ve düşünüş ortaya çıkar. Evren karşısında güçsüz olduğuna inanan insan işte bu güçlü olduğunu sandığı yapılara sırtını dayayarak başka yapılara karşı kendini korumaya alır. Nihayetinde kendi egosunu korumaya çalışan bir savaşın içinde bulur kendini. Savaş ki pür savaş ama ne için savaş diye sorulursa kendi egosunu korumak için sonucu olmayan, anlamsız bir savaş. Sonuçsuz ve anlamsız olmasının sebebi, hiç kimsenin egosunun bütünsellik içinde zerre kadar kıymetinin olmamasıdır. Kazanılan her cephe kaybedilmeye mahkûmdur. “<em>Mezarlıklar vazgeçilmez olduğunu düşünen insanlarla doludur</em>”.  </p>

<p> </p>

<p>Gerçek iyiliğin peşinde olanlar, evrensel olanın, hak olanın peşinde olanlar ise kendi dışındakilerle değil kendisiyle savaşmayı doğru ve gerekli görür. Kendinin evren içindeki yerini ve aczini idrak edip, iyilikle birleşme ve bütünleşme imkânları arayanlarda bu gerçek iyilik ortaya çıkar. Amasya Gümüşhacıköy’e yakın Merzifon’un Kıreymir köyünden Kul Fakır Ali dervişe rehberi Kul Hüseyin’in söylediği “<em>Asıl pehlivan başkasının sırtını yerine getiren değil, nefsini dize getirendir</em>” sözü bu minvalde söylenmiş bir sözdür.</p>

<p> </p>

<p>Arifler, “<em>avcının namluyu kendine doğrultanı makbuldür</em>” der. İnsanın içinde her hal ve olayda kendi eksikliğini arayanı ve kendisini evrensel, mükemmel varlığa layık hâle getirmeye çalışanı makbuldür. Bu arayış ve çaba, kişiyi iyi ve iyiden yapar.</p>

<p> </p>

<p>İyilik ve iyiden olma arayışı bir dinden, bir mezhepten bir ideolojiden olma arayışından her zaman daha yoğun ve daha içsel bir yoldur. Erenlerin yolu, gerçek ilim insanlarının yolu, savaşçıların yoludur. İnsanlığa bir değer katmış ve insanlığı bir adım ileri taşımış bütün insanların geçtiği yol iyilik yoludur. Bir dervişi çilehanede gerçeği idrakle meşgul eden yüksek sükûnetin kaynağı iyiliktir. Bir bilim insanının laboratuvarında bir maddenin bileşiklerini çözme gayreti iyiliktendir. Bu sonucu belli olmayan yola sevk eden motivasyonun temel kaynağı, iyilikten aldığımız paydır. Bu sebeple gerçek erenlerin, gerçek bilim insanlarının ve yüksel savaşçıların ahlakta yüksek faziletler göstermesi tesadüfi değildir. Bu insanlar iyiliğe yüzlerini döndükçe yüksek, evrensel erdemlerle donanmaya başlarlar. İlahi prensiplere uygun, hakka uygun, evrensel değerlere uygun iyilik kaynaklarına dönüşürler.</p>

<p> </p>

<p><br />
<img alt="" src="/images/WhatsApp%20Image%202020-11-23%20at%2016_28_34.jpeg" style="width: 576px; height: 567px;" /></p>
]]></content:encoded>
                <pubDate>Tue, 24 Nov 2020 17:58:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.2yakahaber.com/images/kullanicilar/canerhoca_1.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>ŞİDDET DOĞURAN CEZALAR</title>
                <category>Yazgülü Kayıkçı</category>
                <link>https://www.2yakahaber.com/makale/siddet-doguran-cezalar-59</link>
                <author>yakahaber@yakahaber.com (Yazgülü Kayıkçı)</author>
                <guid>https://www.2yakahaber.com/makale/siddet-doguran-cezalar-59</guid>
                <description><![CDATA[ŞİDDET DOĞURAN CEZALAR]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Kadınların, çocukların bitmek bilmeyen çilesi <strong><strike>ŞİDDET</strike></strong>  fiziki, sözlü, cinsel istismar ve ölümcül sonuçlar…</p>

<p> </p>

<p>Her gün maalesef bir yerlerde kadınlar, çocuklar bu elim sonuca maruz kalıyor. Bana artık izleyemeyeceğim dayanamayacağım vidolar, haberler ve telefonlar geliyor. Aklım duruyor. Dağılıyorum, içim parçalanıyor susmak, yerimizde saymak hele hele olayların ardından gelen ceza indirimleri, sanıkların tutuksuz yargılanmaları gördükçe zamanın yezitlerinin soyu kurusun diye dua ediyorum.</p>

<p> </p>

<p>Geçmişten geleceğe, bir ahlak yoksunluğu büyüyor. Toplumuzun üstüne karabulut gibi çökmekte, Kadınlarımızın katledilince sosyal medya aracılığa muazzam bir kamuoyu oluşuyor. Lakin sonrası, bitmek bilmeyen davalar, sonuçlansa bile ceza indirimleri vs vs…</p>

<p> </p>

<p><strong>■ Kad</strong><strong>ınlara ancak asalet ve </strong><strong>şeref sahibi kimse de</strong><strong>ğer verir. Onlar</strong><strong>ı ancak k</strong><strong>öt</strong><strong>ü ve a</strong><strong>şa</strong><strong>ğıl</strong><strong>ık kimseler hor g</strong><strong>ör</strong><strong>ür</strong><strong>   (Hz. Muhammed)</strong></p>

<p> </p>

<p>Kadın cinayetlerinde ve tecavüzler de rekor üstüne rekor kırıyoruz. Ne yazık ki, yazarken bile tiksiniyorum bu kokuşmuş düzenin eğitimsiz cahil yobaz, sapıkların dünyasında nefes almaktan… Çağdaşlık ölçütlerinden biri de kadına davranışın ne ve nerede olduğudur. Artan şiddet olaylarını dikkat aldığımızda varacağımız sonuç şudur; Bireysel olarak böyle, toplumsal olarak da değişmez. Siz buna isterseniz yaygın kullanımıyla “Kadının adı yok!” diyebilirsiniz. Kadınlarımız, gözünü kan bürüyenlerce hunharca öldürürken ve her gün bu vahşet listesini eklemeler yapılırken “var mı?” diyeceğiz. </p>

<p> </p>

<p>Benim ve benim gibi kadınların var diyeceği Kadın Hakları, İstanbul Sözleşmesi Yaşatır kampanyası, öngörüsü yüksek bir çalışma inşallah bu süreçten sonra işe yarar... Ben kendi adıma, kadın komisyonu başkanı olduğum sivil toplum kuruşlarına destek olmak adına her daim çalışacağız. Kadınların erkek egemen sistemine yenik düşmemesi adına susma! Her daim kendini koru, sen güçlüsün asla yalnız değilsin ve hiçbir erkeğin korumasına ihtiyacın yok Korkma, Haykır !!</p>

<p><strong>ARTIK ŞİDDET KONUSUNDA SINIFTA KALMA TÜRKİYE</strong></p>

<p><strong>Yaşama hakkı elinden alınmış tüm kadınlarımıza, çocuklarımıza, insanlarımıza hasretle…</strong></p>

<p><strong>Hep Kalbimizde Çiçek Kalacaksınız…</strong></p>

<p>Sevgilerimle</p>
]]></content:encoded>
                <pubDate>Thu, 27 Aug 2020 00:46:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.2yakahaber.com/images/kullanicilar/1157467_10151815600192579_758628542_n.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>KARTALLILAR SPORSEVERDİR</title>
                <category>Akın KİRLİBAL</category>
                <link>https://www.2yakahaber.com/makale/kartallilar-sporseverdir-58</link>
                <author>yazgulukayikci@gmail.com (Akın KİRLİBAL)</author>
                <guid>https://www.2yakahaber.com/makale/kartallilar-sporseverdir-58</guid>
                <description><![CDATA[KARTALLILAR SPORSEVERDİR]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Spor ve spor faaliyetleri bilinçli bir şekilde devam etmek ve ettirmek için pandemi covid 19 sürecinde maalesef zorlaşmakta tedbirleri ne en üst seviyede alınmış olsa bile insanlarda endişe korku sürmekte açıkçası bu sadece sporcu ve sporseverlerin değil herkesin korkusudur.</p>

<p> </p>

<p>Kartal ilçemizde, Kartal Belediyesi desteği ile Dragos sahilde ve parklarda yeşil alan kısmında sosyal mesafe kurallarına uyarak kültürfizik basit Kick Boks hareketleri ve Tae-bo dans olarak hafta sonu sabah saatlerinde yapmaya devam ediyoruz.  Kartal Belediye başkanı Gökhan Yüksel spora ve sporculara desteğini sunduğu gibi Kartal halkını da spora teşvik edip sporseverleri de düşünmüştür. Ben ve Cenk Karataş hocamız, başkanımıza teşekkür ederiz.</p>

<p> </p>

<p>Ayrıca bizler ile saha düzeni ve donanım desteği ile ilgilenen Kartal Belediyesi Spor İşleri Müdürü Arda Savaş başta olmak üzere, tüm ekibine teşekkür ederiz.  Hafta sonu sabah saatlerin de devam etmekte olan sahil ve parktaki spor faaliyetlerini Kartal Belediyesi Spor İşlerinden detaylı öğrenebilirsiniz. Sabah yetişemiyorum akşam iş çıkışı spor yapmak istiyoruz diyenler oldu ve onlara da tavsiyemiz Kartal deniz ve orman arasın da ve yeterince parkı bulunan bir ilçemiz yürüyüş ile spor yapabilirler şimdilik önerim bu yönde ilerleyen dönemde hayırlısıyla Pandemi Covid 19’dan kurtulduğumuz da zaten spor salonları tam faaliyetle spor yapmamız için müsait olacaktır.</p>

<p> </p>

<p>Geçmiş Kurban Bayrınızı kutlar sağlık huzur sizlerle olmasını temenni ederim yazıma son vermeden önce 30 Ağustos Zafer Bayramımız kutlu olsun Ulu önderimiz Mustafa Kemal Atatürk ve silah arkadaşlarının ruhu şad olsun.</p>

<p> </p>

<p>Sporla yaşayın, Hayatınız her daim mutlu olsun…</p>
]]></content:encoded>
                <pubDate>Thu, 27 Aug 2020 00:30:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.2yakahaber.com/images/kullanicilar/WhatsAppZImageZ2020-07-25ZatZ00.58.40_1.jpeg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Gündem; Sarıyı Kırmızıya Boyamak Gibi</title>
                <category>Müslüm SÖYLER</category>
                <link>https://www.2yakahaber.com/makale/gundem-sariyi-kirmiziya-boyamak-gibi-57</link>
                <author>muslisoyler@hotmail.com (Müslüm SÖYLER)</author>
                <guid>https://www.2yakahaber.com/makale/gundem-sariyi-kirmiziya-boyamak-gibi-57</guid>
                <description><![CDATA[Gündem; Sarıyı Kırmızıya Boyamak Gibi]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<h3>Ne düşünüyorsak yanlış, ne anlatıyorsak masal gibi gelmeye başladı. Ya düşünen kişi yanlışın içinde, ya da anlatan masal bilmiyor. Bir karmaşadır dörtnala arkamızda ve önümüzde…</h3>

<h3>Kendi özgürlüğünde, özgürlükler ülkesini arzulayan mahkumlar misali kıvranıp duruyoruz. Öyle bir hal aldık ki, kendi söylemlerimiz bile bize yabancı gelmeye başladı. Tıpkı doğal ürünler yetiştiren çiftçinin pazardan hormonlu ürünleri alıp yemesi gibi.</h3>

<h3>Eskiden <strong>‘’yerli malı haftası’’</strong> vardı.  Kendi bahçelerimizde yetiştirdiğimiz ürünler ve annelerimizin yaptığı yemekleri  götürüyorduk okullara. Sonraları zamanla yerli malı haftasının hiçbir <strong>''yerli''</strong> tarafı kalmayınca bu özel haftamızda da tarih sayfalarındaki yerini aldı.</h3>

<h3>Şöyle bir aklımı kontrol edip, öz kimliğimizdeki söylevleri kurcalıyorum, ne müthiş sözler etmiş büyüklerimiz.</h3>

<h3><em>Ev alma komşu al, çok kişiyle konuş ,az kişiyle düşün.. Sorgulanmayan hayat yaşamaya değmez.. Yaşamak bir ağaç gibi tek ve hür, ve bir orman gibi kardeşçesine…Küsmek ve darılmak için bahaneler aramak yerine, sevmek ve sevilmek için çareler arayın..</em></h3>

<h3>Daha böylesi güzel ve özlü sözler tarih ve arşiv dağarcığımızda milyonlarca bulunmaktayken, bizler hala ithal sözler peşindeyiz.</h3>

<h3>Siyasi ve sosyal yaşam yolculuğumuz işte bu zenginliğin içinde kurumuş bir ırmak gibi akmaya çalışıyor. Akmayan ırmağın içine köprüler diksen neye yarar. Verimli olmayan bahçeye tohumlar saçsan ne fayda. Kırmızısı olmayan sayfayı sarıya boyasan bir şey ifade etmiyor. Her rengin bir karşılığı her beyaz sayfanın bir siyah noktası olmalı.</h3>

<p> </p>
]]></content:encoded>
                <pubDate>Thu, 27 Aug 2020 00:24:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.2yakahaber.com/images/kullanicilar/ms23.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>ARİSTOTELES’TE MUTLULUK KAVRAMI</title>
                <category>Kubilay Hünkar Uğurlu</category>
                <link>https://www.2yakahaber.com/makale/aristoteleste-mutluluk-kavrami-56</link>
                <author>ikiykahaberleri@gmail.com (Kubilay Hünkar Uğurlu)</author>
                <guid>https://www.2yakahaber.com/makale/aristoteleste-mutluluk-kavrami-56</guid>
                <description><![CDATA[ARİSTOTELES’TE MUTLULUK KAVRAMI]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>TDK sözlüğe göre mutluluk;</p>

<p>‘’Bütün özlemlere eksiksiz ve sürekli olarak ulaşılmaktan duyulan kıvanç durumu, mut (I), ongunluk, kut, saadet, bahtiyarlık, saadetlilik‘‘</p>

<p>olarak tanımlamış.</p>

<p> </p>

<p>Felsefi olarak, parçalara ayırarak ilk analiz eden Aristoteles’tir. O‘na göre mutluluk ´´ruhun erdeme uygun bir tür etkinliğidir.’’</p>

<p> </p>

<p>Öyleyse erdemin ödülü ve en iyi amaç olarak mutluluk görünmektedir. Bundan dolayı erdemsiz insan asla mutlu olamayacaktır.</p>

<p> </p>

<p>Hepimiz ne yapıyorsak aslında mutluluğumuz için yapıyoruz. Mutluluk da ruhun erdemine bağlı olduğuna göre asıl beslememiz gerek ruhun olgunlaşmasıdır.</p>

<p> </p>

<p>Friedrich Nietzche, Aristo’dan  (1844 – 1900) yaklaşık 2000 sene sonra mutluluğu daha da formülleştirecek bunun hem maddi hem de manevi olgunlukla  tanımlayacaktı.</p>

<p> </p>

<p>Dönelim Aristo’ya... Aristo mutluluğun tam tanımını şöyle yapıyor: ‘’O halde gelişigüzel bir süre için değil, yaşam boyu amacını kendinde taşıyan <strong>erdeme göre etkinlikte bulunan</strong> ve <strong>dış iyilere de yeterince sahip olan</strong> kişiye mutlu dememize engel olan bir şey var mı?’’ </p>

<p> </p>

<p>Ülkemizde ‘<strong>’erdeme göre etkinlikte bulunan</strong>’’ insan sayısını bulmak değil niyetim. Trafiğe çıktığımızda yeşik ışık yerine kırmızı ışıkta geçmekte ısrar eden, dini ve milli gaz ile halka hoş vakit geçirmek isteyen siyasiler, doğayı katleden ve buna göz yuman insan yığınları ele alındığında erdeme göre etkinlikte bulunma amacı taşıyan<strong> toplumu</strong> tahlil edebiliriz. O toplumun mutlu ve mutsuzluk çözümlemesini tapabiliriz.</p>

<p> </p>

<p>Bütün bunlar insansal dediğimiz ruhun erdemidir. Ruhsal olgunluğa erişemeyen, inançsal, düşünsel, duygusal nihayetinde davranışsal kendine egemen olamaz. Kendine egemen olamayan aklını kullanmayan kişidir.</p>

<p> </p>

<p>‘<strong>’Dış iyilere yeterince sahip olma</strong>’’ konusu ise önceki tanımdan bağımsız olarak hayatı anlamlandırma ile daha çok alâkalıdır. Çünkü başımıza bir felaket geldiğinde bundan çok etkileniriz. Mutluluk yolunda yara alırız. Kötü çevre bunun birincil sebebidir. Bu konuyu ileri zamanlarda daha çok açacağız.</p>

<p> </p>

<p>Aristo’dan çıkardığımız sonuca göre; Mutlu insan; hep ve herkesten çok erdeme uygun olan şeyleri yapacak ve görecek (erdem ayrıca araştırılmalıdır). Talihin cilvelerine de en iyi ve en uygun şekilde katlanacak, gerçekten iyi, doğru, ahlaklı, adil bir kimse olacak.</p>

<p> </p>

<p>(devam edecek)</p>
]]></content:encoded>
                <pubDate>Thu, 27 Aug 2020 00:08:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.2yakahaber.com/images/kullanicilar/30727299_1152175634914116_6192216988169797632_n.gif"/>
            </item>
                                <item>
                <title>KERBELA</title>
                <category>Prof. Dr. Caner Işık</category>
                <link>https://www.2yakahaber.com/makale/kerbela-55</link>
                <author>ikiykahaberleri4@gmail.com (Prof. Dr. Caner Işık)</author>
                <guid>https://www.2yakahaber.com/makale/kerbela-55</guid>
                <description><![CDATA[KERBELA]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Kerbela’nın hikmetin soran canlar</p>

<p>Cümle varlık hali Kerbela’dadır</p>

<p>İyilik kötülük bulan Hak canlar</p>

<p>Tecelli sahnesin bil Kerbela’dır</p>

<p> </p>

<p>Tecelli aşikâr meydan kurulmuş</p>

<p>Haklı haksız orda hazır bulunmuş</p>

<p>Mülke tapanlarda gerekçe sunmuş</p>

<p>Hakkın gerçek mizanı Kerbela’dır</p>

<p> </p>

<p>Mizanda tartılan hakkını alır</p>

<p>Gerçeğe uyanlar katarda kalır</p>

<p>Ehlibeyte yaren ruhuyla vardır</p>

<p>Ruhundan ayrı düşen Kerbela’dır</p>

<p> </p>

<p>Ayrı düşen kaybetmiştir bilmeli</p>

<p>Hak olmayan Yezide yar olmalı</p>

<p>Hüseyinler Hakla karar kılmalı</p>

<p>Hakkın daim sahnesi Kerbela’dır</p>

<p> </p>

<p>Sahne açık bugünde sürer dava</p>

<p>Hak olan mücadele kılar dava</p>

<p>Şeytaniler nefsiyle tutar dava</p>

<p>İnsanlığın özeti Kerbela’dır</p>

<p> </p>

<p>İnsanlık sanmayın çok menzil aldı</p>

<p>Asıl olan ruhtan tamamen koptu</p>

<p>Nefs atına binip gerçek bu sandı</p>

<p>İradesiz ol haller Kerbela’dır</p>

<p> </p>

<p> </p>

<p>İradesi olan Hak emre girer</p>

<p>Hüseyin’le olup yaralar sarar</p>

<p>Tecelliyi görüp hakkına kanar</p>

<p>Kendini bilen canlar Kerbela’dır</p>

<p> </p>

<p>Kendin bilen Rabbin bilir bilmeli</p>

<p>Ölmeden evvel cesedin gömmeli</p>

<p>Ruh güneşi ceset üstte doğmalı</p>

<p>Uyanan canın hali Kerbela’dır</p>

<p> </p>

<p>Uyandın artık gördüğün düş değil</p>

<p>Kerbela zulümdür hikaye değil</p>

<p>Kurulan cenk meydanı uzak değil</p>

<p>Dembedem sunulan yer Kerbela’dır</p>

<p> </p>

<p>Yezitler her dem aynı dil söyler</p>

<p>Gücüyle, malıyla kendini över</p>

<p>Siyaset davası adavet güder</p>

<p>Cehennemin odunu Kerbela’dır</p>

<p> </p>

<p>Hüseyniler Hak davası güdüyor</p>

<p>Ruhtan bağın kurup hakla oluyor</p>

<p>Ali’min davası devam ediyor</p>

<p>Tamamlanan nur Kerbela’dır</p>

<p> </p>

<p>Diriltin Hüseyni çölden çıkılsın</p>

<p>Ruhun ikliminde karar kılınsın</p>

<p>Ali evladı doğru anlaşılsın</p>

<p>IŞIK doğan hak sözün Kerbela’dır.</p>

<p> </p>

<p>Sessiz, gürültüsüz, patırtısız, gösterişsiz, tutulan matem oruçlarınız kabul olsun. Yüce Yaradan Hz. Hüseyin’in hakça anlaşılmasını nasip etsin.</p>
]]></content:encoded>
                <pubDate>Thu, 27 Aug 2020 00:07:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.2yakahaber.com/images/kullanicilar/canerhoca_1.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Ritüelini Söyle Sana Ne Olduğunu Söyleyeyim</title>
                <category>Prof. Dr. Caner Işık</category>
                <link>https://www.2yakahaber.com/makale/rituelini-soyle-sana-ne-oldugunu-soyleyeyim-54</link>
                <author>ikiykahaberleri4@gmail.com (Prof. Dr. Caner Işık)</author>
                <guid>https://www.2yakahaber.com/makale/rituelini-soyle-sana-ne-oldugunu-soyleyeyim-54</guid>
                <description><![CDATA[Ritüelini Söyle Sana Ne Olduğunu Söyleyeyim]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Bu korona günlerinde, zihninizin dağılması ve bir konu üzerinde derinlemesine düşünebilmeniz için bu yazıyı kaleme alıyorum. Her şeyin yüzeyselleştiği dünyamızda yüzeyselliğin görünürlükle eş hale gelmesi ve “<em>ifade ve hareketlerin belli bir düzen içinde gösterilmesi</em>” anlamına gelen ritüelin her şeyde bizi yansıtan gösterene dönüşmesi, ritüel üzerine düşünmeyi ve açıklamayı bize zorunlu kıldı. Bu yazı vasıtasıyla bunu gerçekleştireceğiz.</p>

<p> </p>

<p>            Ritüeller çoğunlukla dinî bir konu olarak kabul edilir. Fakat ritüel daha geniş ifade ve hareket düzenliliğinin olduğu her alandadır. Örneğin bir hayvanın kur yapması da bir ritüeldir. Ritüelde gösteri, gösteride ise iletilmek istenen mesaj önemlidir. Ayrıca ritüelde gösteriyi oluşturan hareketlerin değişmezliği ve sabitliği ön plandadır. Ritüelin mesajı değişiyorsa esneklik vardır. Fakat ritüel sabit mesaj veriyorsa değişmezliği işaret etmektedir. Örneğin kâinatın oluşumu anlatılıyorsa yaratılış süreci, yaratım sırasına sadık kalınarak aktarılır. Buna dair hareketlerde değişmez bir biçimde uygulanır ve gösterilir. İlahi metinler sabit kalıplara göre değil ima yoluyla anlatımı tercih ederler. Onlar, daha çok sabiteleri ahlakî ilkelere yönelik kurar ve anlatırlar. Örneğin yalan söylemek, iftira etmek, gıybet etmek kesinlikle yasaklanmış ve lanetlenmişken ritüelerin hiçbiri sabitlenmemiş ve bu ritüelleri yapmayanlar lanetlenmemiştir.</p>

<p> </p>

<p>            Dinlerde ritüel temsil edilmeye ihtiyaç duyar ve bu temsil edilen ritüeller de adetlerden destek alarak ortaya çıkar. Ritüelin ortaya çıkışında geleneğin onaylandığı bir doğaçlama yaratış söz konusudur. Bu doğaçlama yaratış bir geleneğe referans vererek oluşturulur. Ritüelin söz konusu kabulü de temsil ettiği anlayış ve kabulün toplum içinden onayı ile mümkündür. Yani temsil de esas olan kabuldür ve onun kabul görmesidir. Temsil kabul görüldüğü sürece söz konusu ritüele inanıp inanmamak, bunun üzerinden bir iman gözetip gözetmemek önemli değildir. Kabul ile inanç eşit değildir. Zira her kabul eden inanmaz her inanan da kabul etmek zorunda değildir.</p>

<p> </p>

<p>            Ritüel her zaman temsil ettiği amacı, ona dair bir davranışı ortaya çıkarmaz. Hatta çoğu zaman davranışı ortaya çıkarıyor gibi gösterip özde olan değişimi ve samimiyeti içinde saklar. Ritüel çoğu mistikler tarafından bu sebeple gerçekten uzaklaştıran hatta şeytani bir tuzak gibi algılanmış ve buna dair eleştirilerde bulunulmuştur. Sabitleşen ve ilahi olduğu düşünülen ritüeller mistikler için öze gidişte bir engel olarak kabul edilmiştir.</p>

<p> </p>

<p>            Ritüeller çoğu zaman kutsal adına ve kutsalın göründüğü davranışlar adına uygulansa da aslında çoğunlukla sosyal bir uzlaşma ile ortaya çıkan uygulamalardır. Bu sebeple bütün ritüeller, kendini ilahi kaynaklı veya özsel bir gerekçeye dayandırmaya çalışsa da çoğunlukla sosyal sebeplerle ortaya çıkar, meşruiyetini adetlerle sağlar, çoğunluğun kabulünde yaygın geleneksel kabulleri ve çatışmaları kullanır. Sonuçta o, bir sosyal uzlaşının görünen uygulaması ve temsili olur. Söz konusu ritüelin ses ve hareket birliği, yaygınlık kazandıkça ritüeli güvenilir, sorgulanmaz ve asıl olan yapar. Bütün dinlerin belli bir sosyallik kazandıktan sonra ritüellerin yarattığı sosyal hegemonyadan kurtulamamasının sebebi de budur. İnsanlar, ilahi olanı gündelik hayat içindeki davranış kalıplarına dönüştürüp bilmek ister işte bu bilinebilir kılma sürecinde aşkın olan, içsel olan ve samimi olan gösterilemediği için gösteri alanının etkin aktörü, ritüel tarafından bütün bilgi ve davranış kalıpları ritüelle şekillenir ve sosyal bir kabul olarak ortaya çıkar.</p>

<p> </p>

<p>            Sonuçta ideolojiler, dinler bu ritüeller etrafında hem kendilerini ifade ederler hem de diğerinden farkını ritüellerle göstermek isterler. Ritüellerin ortaya çıkması, kabul görmesi ise bu ritüelleri uygulayacak insanları (din adamlarını), ritüellerin uygulanacağı mekânları (tapınaklar, tapınç yapılan yerleri) ve ritüelin uygulanacağı zamanları (kutsal gün, gece, hafta, ay) ortaya çıkarır. Bütün ritüeller, söz konusu ritüeli benimseyen veya uygulayanlar için aşkın ve kutsal kaynaklıdır. Bu sebeple ritüelin değişmesi, aşkınlığın değişmesi prensibi ile çelişkili görülür ve ritüeller sabitlenir. Sabitlenip yaygınlaştıkça ritüele olan güven artar. Artan güven ritüelin sebebini düşünmeyi geride bırakır ve aşkın olana dair her şey ritüel üzerinden anlamlandırılmaya başlanır. Hatta bütün dinlerin başına gelen bir durum olarak aşkınlık hakkında konuşanların ritüellerdeki sadakati onaylandıktan sonra kabul görmesi söz konusudur.</p>

<p> </p>

<p>            Varlığın ilahi olanla iletişimi sonucu ortaya çıkan ruhsallık, bu sebeple ritüellerden uzaktır ve dinlerin özüne vurgu yaparlar. Ruh ve ruhsallığa dair kurgular sosyal alandan onay alacak kadar yaygın değildir. Sosyal alan kendi iktidar ilişkilerini, güç yapılanmalarını ve ideolojilerini tekrar eder. Dinler de söz konusu bu yapıya uygun hâle geldiğinde toplumsallaşır, ritüelleri sabitleşir ve uygulanır olur. Fakat dinlerin özünde olan ruhsallık, bütün veli ve nebilerin sözünde ve uygulamasında olsa da ritüeller içine alınmaya çalışıldığında anlaşılmaz bir hâle gelir. Herkesin Tanrı’ya gidecek özel bir yolu vardır ama insan bu yol üzerine kurduğu sahte tezgâhlardan geçinmeyi tercih eder. Hedefe ulaşma isteği ve aslına olan sadakati dünyaya olan meyli ile yer değiştirir ve ritüellerle kendisini aşkın olana layık olarak gösterir.</p>

<p> </p>

<p>            Dikkat edin bütün dinler ritüellerinde ayrılır! Bir Yahudi Noeli, bir Hıristiyan Ramazan’ı, bir Müslüman ise Şabat Günü’nü kutlamaz hatta o güne karşı aşırı mesafelidir. Aynı Tanrı’ya inanan, İbrahim Peygamber’in evlatları, canlarını verdikleri kutsal günlerin kutsallığını bile birbirleriyle paylaşamaz. Çünkü ritüeller birliğe varamamak ve anlaşmamak için toplumsallaşmış uygulamalar bütünüdür. Bu ritüeller, topluluğa ait olduğunun göstergesidir ve Tanrı’ya yakınlıkla alakası yoktur.</p>

<p> </p>

<p>            Ritüeller aslında kişiyi toplumsallaştıran ama kişiyi özünden, gerçek maksadından uzaklaştıran uygulamalardır. Ritüeller belli bir zaman ve miktarı aşınca kişide doğrudan her şeyi yaptım izlenimi yaratır ki bu aşkın meselelerde fundamentalizmin yani kökten dinciliğin gelişmesine ve yaygınlaşmasına da olanak sağlar. Bu sebepler, gerek ideolojiler gerek dini yapılar ritüellerin etkisini azaltırsa daha kapsayıcı, uzlaşıcı ve bütünsel olurken sabitleşen her ritüel, her ne kadar toplumsal alandan icazetini alsa da içsel zenginleşmeyi ketler ve kişide hak etmediği bir doygunluk yaratarak kişiyi keskinleştirir. Bilmediğimiz ve inandığımız değerler için bir şeyler yapmak iyidir fakat yaptıklarımızı o değerlerle özdeşleştirmek bizi olduğumuzdan daha geri hâllere düşürür. Kendi üzerimize düşünme imkânı bulduğumuz bu korona günlerinde, salgından dolayı hiçbir ritüel toplu olarak zaten yapılamamaktadır. Bu durum, bunlar üzerine düşünmeyi kolaylaştırmalı, daha bilinçli ve farkındalığı derin ritüeller yapma konusunda bize bir imkân sağlamalıdır. “<em>Sarhoşken, ne söylediğinizi anlayacak hale gelinceye kadar namaza yaklaşmayın.”</em> ( Nisa, 43) derken Kelâm-ı Kadim daha derin bir şeyden mi bahsediyor üzerine düşünülmelidir. Bir yere ait olmak güzeldir ama o ait olduğun şey seni gerçeğinden, hakikatinden perdeliyorsa terk etmek bir zorunluluktur. “<em>Yoksa sizler hala atalarınızın taptıklarına mı tapıyorsunuz” </em>(Bakara, 170) der Kuran. İşte ritüeller bize gerçek olmayan bir sosyal gerçeklik sunar ama özümüz hep gerçeği ve <em>“asıl olanı</em>” arar. Gerçeğin peşinde isek ritüellerin yaratacağı hapishanelere dikkat etmemiz gerekir. Çünkü gerçek ancak aynada gördüklerimizdir. Aynaya bakmaya cesareti olanlar ise ahlakta ve edepte sermayesi olanlardır. Onlar gücünü ritüellerinden değil, edep ile oluşturdukları samimi ilişkiden alırlar. Özleriyle kurdukları samimi bağ vasıtasıyla da gerçeğin aynasında kendilerini görebilirler. Gerçekle, her şeye rağmen gerçekle olmanız ve gerçekle kalmanız dileğiyle…</p>
]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 27 Jul 2020 00:42:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.2yakahaber.com/images/kullanicilar/canerhoca_1.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>KUR’AN’I KERİM’İ TÜRKÇE OKUMAK (DA) BİR İBADETTİR</title>
                <category>Kubilay Hünkar Uğurlu</category>
                <link>https://www.2yakahaber.com/makale/kurani-kerimi-turkce-okumak-da-bir-ibadettir-53</link>
                <author>ikiykahaberleri@gmail.com (Kubilay Hünkar Uğurlu)</author>
                <guid>https://www.2yakahaber.com/makale/kurani-kerimi-turkce-okumak-da-bir-ibadettir-53</guid>
                <description><![CDATA[KUR’AN’I KERİM’İ TÜRKÇE OKUMAK (DA) BİR İBADETTİR]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p> </p>

<p><strong>Furkan Kur’an-ı Kerim’in diğer bir adıdır.  Genel anlamıyla ‘’Hak ile batılı birbirinden ayıran’’ demektir. Hidayete ermek isteyenler Kur’an’ı açıp okumalıdırlar.</strong><br />
 </p>

<p><strong>Yıllardır papağan misali ezbere dayalı öğretiler insanları bilmedikleri birçok yola yöneltti. Kur’an’ın reddettiği bir şeyi yaptılar. Bizzat O’nun mürekkebine, cildine, sayfalarına farkında olmadan kutsallık atfettiler. Hatta yine Kur’an-ı Azimüşşan’ın kabul etmediği;  ‘’açıklanması ve tamamlanması gerektiğine’’ inandılar. Yani Kur’an’ın ilahiyatçılara, din adamlarına, hadislere, hikâyelere muhtaç olduğunu zannettiler.</strong></p>

<p><strong>Kur’an’ı Kerim tam , açıklanmış ve tamamlanmış olduğunu ısrarla söylerken, çoğu insan bu ayetleri görmezden geldiler. Adeta kendileri olmadan onu kimse açıklayamazdı! Sebep? Mali Kazanç sağlamaktı.</strong></p>

<p><strong>Kıyamet Suresi 19 : ‘’Sonra, onu açıklamak da bizim görevimizdir.’’</strong></p>

<p><strong>Kur’an’ın kendi bütünlüğü içerisinde açıklanmış olması, onun mucizelerinden biridir. Ancak onu anlamak için evvela temiz niyet gereklidir. Yani ön yargısız ve objektif bakış açısı…</strong></p>

<p><strong>Aleviler yüzyıllardır kendi dillerinde ibadet etmişlerdir.</strong></p>

<p><br />
<strong>‘’İbreti’’yem bir fakirim<br />
Bez değil atlas dokurum<br />
Kur’an’ı Türkçe okurum<br />
Ki anlansın sözüm benim<br />
<br />
                Aleviler Kur’an’ı ve dolayısıyla barış dini olan İslam’ı insanın özünde bilmişlerdir. Fıtratlarına uygun yaşamı seçip doğadaki tüm canlılarla uyum içerisinde olmuşlardır.<br />
<br />
Sevap istersen öldür yalanı<br />
Cennet istersen incitme canı   (Ahmet Uğurlu Dede)<br />
<br />
‘’Anlamak, aydınlanmanın başlangıcıdır’’ der, İmmanuel Kant. Anlamak için Kur’an’ı Türkçe; Üstelik bunu tıpkı Pisagor gibi müziği kullanarak icra etmişlerdir. Yüzyıllardır haksız iftiralara ve zulümlere maruz kalan bir inanç, kültür ve gelenek acaba bugün hiçbir devlet katkısı olmadan nasıl ayakta duruyor?<br />
<br />
Bakara Suresi Ayet 46;<br />
<br />
‘’Şüphesiz onlar, Rablerine kavuşacaklarını ve hiç şüphesiz O’na döneceklerini bilirler’’</strong><br />
<br />
 </p>

<p><strong>Kur’an’ı ibadetlerinde Türkçe okuyarak Allah’ın emrini yerine getiren inananlar, elbette bunun karşılığını bulacaklardır. Ancak şunu da ifade etmeliyiz ki; Bilim-sanat-felsefe alanında geri kalmadan günümüz şartlarını da göz önünde bulundurmalıyız. Unutmamalıyız ki güçlü olan değil, medeniyet seviyesini yükseltmiş toplum onurlu kalabilecektir. Bu vesile ile ibadetler, yakarışlar, ritüeller çağımıza uygun olmalıdır.</strong></p>

<p> </p>

<p><strong>Kur’an-ı Kerim’ i anlamak için elbette anadilde okumak gerekir. Anadilde okuyup anladıktan sonra Tanrı’ nın isteklerini, yolunu, hayatın amacını kavrayabilir insan… İbrahim Suresi’ nin  ilk ayetleri ‘’her topluma kendi dilinde peygamber geldiğini’’ açıkça ifade ediyor.  Öyleyse kişi anladığı dilde Tanrı’ ya yakarmalı ve ne dediğini bilmelidir. Yüce Allah bunu bizden istiyorsa, kulluk görevini yerine getirmek de, ona samimi şekilde yönelenlere kalmıştır.</strong></p>

<p> </p>

<p align="right"><strong>Hünkâr UĞURLU</strong></p>
]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 27 Jul 2020 00:40:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.2yakahaber.com/images/kullanicilar/30727299_1152175634914116_6192216988169797632_n.gif"/>
            </item>
                                <item>
                <title>EMEĞİN SESİ</title>
                <category>Yazgülü Kayıkçı</category>
                <link>https://www.2yakahaber.com/makale/emegin-sesi-52</link>
                <author>yakahaber@yakahaber.com (Yazgülü Kayıkçı)</author>
                <guid>https://www.2yakahaber.com/makale/emegin-sesi-52</guid>
                <description><![CDATA[EMEĞİN SESİ]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>....</p>

<p>Bozuk düzende sağlam çark olmaz </p>

<p>( Pir Sultan Abdal )</p>

<p> </p>

<p>Düşünsenize, doğruya giden bir geminiz var ve onu çok güvendiğiniz bir kaptana emanet edip siz yolunuza ve yolculuğunuza bakmak istiyorsunuz. Deniz bildiğiniz deniz, yolcular bildiğiniz yolculardır. Gün aşırı bir temponuz, emekleriniz ve birçok kalben kurduğunuz hayalleriniz vardır. Yolculuğunuzda kaptan hariç birçok durakta yolcular değişir. Yani niyete göre yolculuk edenlere yol indirimi uygulanıyor…</p>

<p> </p>

<p>Yıllardır mücadele içerisinde olan bir insanım, birçok insan gibi ne kavgalar ne mücadeleler verdim. Herkes yazdı, çizdi, konuştu yani herkes haklıydı görünen tarafta... Herkes dosttur, iyi niyetlidir destekler, alkışlar yanı kısaca iyi günlerde sırtını sıvazlar. Kötü günde başını yastığa koyabilecek kadar vicdanlıdırlar. Yüz yüze mangalda köz bırakmaz ama arkadan destan yazabilecek kadar insandırlar. Hepsini çok iyi tanıdım ve dersimi de güzel ezber hani...</p>

<p> </p>

<p>Çok değer verdiğim bir insana dedim ki; " Bu hainler ne zaman bitecek" gelen cevap ise "Hiçbir zamandı.’’</p>

<p> </p>

<p>Kimse kendiliğinden bir yerlere gelmiyor tabi ki, kimileri onuru için mücadele ediyor. Kimileri de kendini, emekleri ve yolculuğa adım attıklarını satabiliyor. Önceden buna alışmam kolay olmadı tabi ama çarkın pervanesi sinek seviyordu ve benimde yapabileceğim tek bir şey vardı. İnandığım gibi yaşamaktı, öyle de yaptım, doğruyu söyledim, dik durdum, kimsenin arkasından konuşup yüzüne gülmedim, neyse hakkı onu söyledim. ÇOK ŞÜKÜR İyi ki insanım yahu en azından vicdanım rahat huzurum yerinde ve kimse açıkçası umurumda değil. Bir gün mutlaka bugün olmazsa yarın herkes yaptığı iyiliğinin de kötülüğün de karşılığını alacaktır. Ama şunu kimse unutmasın o hani beni çok sevenler var ya dostum, ablam, abim, kardeşim ya onlar, işte onlar bir gün mutlaka niyetlerinden paydalarını alacaklar...</p>

<p> </p>

<p>İşim kusur görmek, bağcı dövmek veya yapılan işlere çomak sokmak değil ama yalnışa doğru diyecek kadar çıkarcı değilim. Benimde tek sorunum budur. Kalkmış birileri bana kıskançlık naraları atıyor. Benim niyetim o saçma düşünceleriniz olsaydı asla ama asla İNSAN lığımdan faydalanamazdınız. UNUTMAYIN ! Ben yola çıktıkları mı yolda bulduklarıma değişmem, satmam sonu hüsranda olsa sonuna kadar mücadelemi veririm ama İnsanca, Adilce ve Hak yemeden. </p>

<p> </p>

<p>Yani İnsanlar !</p>

<p> </p>

<p>Geminin kaptanı kendiniz değilsiniz dümen çok olur. O çok güvendiğiniz yolcular, yollarınızı bozar ve çıkar uğruna sizi menfaatlerinize kurban ederler. Kimseye güvenmeyin demiyorum tabi ki ama kime emek vereceğinize, kime el uzatacağınıza dikkat edin. </p>

<p> </p>
]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 27 Jul 2020 00:25:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.2yakahaber.com/images/kullanicilar/1157467_10151815600192579_758628542_n.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Bağışıklığını Güçlendir!</title>
                <category>Sonay Kayıkçı</category>
                <link>https://www.2yakahaber.com/makale/bagisikligini-guclendir-51</link>
                <author>kayikcisonay@gmail.com (Sonay Kayıkçı)</author>
                <guid>https://www.2yakahaber.com/makale/bagisikligini-guclendir-51</guid>
                <description><![CDATA[Bağışıklığını Güçlendir!]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Korona virüsünün dünyada yayılmasıyla birlikte birçok önlem almaya başladık. Evlerimizde kendi ekmeğimizi kendimiz yaptık hatta sebze-meyve yemeyenler bile bu besinleri sık sık tüketmeye başladı. Yani korona virüs ile hayatımızda değişen en önemli şeylerden biri de beslenme tarzımız oldu.</p>

<p> </p>

<p>Beslenme ile ilgili alışkanlıkların olumlu yönde değişmesi bu sürecin pozitif yanlarından biri oldu diyebiliriz. Belirttiğim gibi birçok kişi daha fazla sebze-meyve tüketmeye başladı. Daha dengeli beslenmeye özen gösterdi. Hazır gıdalardan uzak durup evinde güvenle yemeklerini hazırladı. Ve bu süreçte neredeyse herkes bir kere de olsun bağışıklık ile ilgili ya bir haber duydu ya da araştırdı. Biz de şimdi bağışıklık ile ilgili detayları konuşalım.</p>

<p> </p>

<p>Bağışıklığı arttırmak için; altın önerim yeterli ve dengeli beslenmek. Bağışıklığı en iyi olan bireyler hayatı boyunca yeterli ve dengeli beslenenlerdir. Beslenme tarzı bu şekilde olan bireylerin bu süreçte bir adım önde olduğunu söyleyebiliriz. Fakat bu bağışıklık sisteminizi artık güçlendirmek mümkün değildir demek olarak algılanmasın. Hemen şimdi bir adım atarak yola çıkabilirsiniz.</p>

<p> </p>

<p>Güçlü bir bağışıklık için yeterli miktarda protein almaya özen göstermeliyiz. Çünkü proteinler savunma sisteminin temel taşlarıdır. En kaliteli protein kaynağı anne sütünden sonra yumurtadır. Bu nedenle alerjiniz veya kolesterol sorununuz yoksa günde 1 adet yumurta tüketmenizi öneririm.</p>

<p> </p>

<p>Vitaminler ve mineraller cephesinden bakacak olursak yeterli ve dengeli besleniyorsanız bu gibi takviyelere ihtiyacınız zaten yoktur. Fakat A, C ve E vitaminleri antioksidan vitaminlerdir. Gereksinim kadar tüketiyorsak bu süreçte bağışıklığımız için faydalı olacaktır. Gereksinimden fazlası sizi daha çok koruyacak anlamına gelmesin. Unutulmamalıdır ki ‘İlacı zehirden ayıran dozdur.’ demiş Paraselsus.</p>

<p> </p>

<p>Aynı zamanda selenyum ve çinko antioksidan kapasitesi olan minerallerdir. Gereksinim kadar tüketilmelidir. Selenyum kaynakları; et, deniz ürünleri… Çinko kaynakları; et, balık, tavuk, peynir, yumurta…</p>

<p> </p>

<p>Belki de en önemlisi rengârenk besinler içeren vitamin ve mineral deposu renkli tabaklar. Renkli tabak demek; vitamin demek, mineral demek, sağlık demek, bağışıklık demek…</p>

<p> </p>

<p>Gelelim prebiyotik ve probiyotik önerilerine. Bağışıklığımızdan %80 oranında bağırsaklarımız sorumludur. Bu dönemde bağırsakları korumak adına posalı besinler, prebiyotik ve probiyotik içeren besinler tüketebiliriz. Posalı besinler; sebzeler, meyveler (suyu değil mutlaka kendisi), tam buğday tahıllar, kurubaklagiller. Prebiyotik-probiyotik içeren besinler; kefir, yoğurt, kuşkonmaz, enginar, kereviz, soğan, sarımsak…</p>

<p> </p>

<p>Son olarak bazı kıymetli baharatlar var ki bunlara mutfağınızda mutlaka yer vermenizi tavsiye ederim. Bu baharatlar; zencefil, zerdeçal, karabiber, pul biber, nane ve kimyon. Yemeğinizi ocaktan almaya yakın baharatları eklemek daha faydalı olacaktır.</p>

<p> </p>

<p>Unutmamalıyız ki; günde 8-10 su bardağı su içmek, düzenli uyumak, stresten uzak durmak, bağırsak sağlığını bozan işlenmiş et ve et ürünlerinden (sucuk, salam, sosis, pastırma) uzak durmak ve gereksiz antibiyotik kullanmamak da bağışıklık sistemimiz için birer altın öneridir.</p>

<p> </p>

<p>Ne şimdi ne de sonra sağlıklı beslenmekten asla vazgeçme. Unutma ki her zaman bir adım önde olacaksın…</p>

<p> </p>

<p> </p>

<p align="center">Sonay KAYIKÇI</p>

<p align="center">Diyetisyen</p>

<p align="center"><a href="mailto:kayikcisonay@gmail.com">kayikcisonay@gmail.com</a></p>

<p align="center">İnstagram: <a href="https://www.instagram.com/dyt.sonaykayikci/?hl=tr">https://www.instagram.com/dyt.sonaykayikci/?hl=tr</a></p>
]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 27 Jul 2020 00:20:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.2yakahaber.com/images/kullanicilar/70290992_2442614416066191_4272030590091395072_o.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Ayasofya</title>
                <category>Müslüm SÖYLER</category>
                <link>https://www.2yakahaber.com/makale/ayasofya-50</link>
                <author>muslisoyler@hotmail.com (Müslüm SÖYLER)</author>
                <guid>https://www.2yakahaber.com/makale/ayasofya-50</guid>
                <description><![CDATA[Ayasofya]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Ayasofya kimilerine göre bir mabed, kimilerine göre bir sembol, kimilerine göre de bir müze…</p>

<p> </p>

<p>Acaba Ayasofya kendisi için ne düşünüyor. Kendini nereye koyuyor, bunu hiç düşünebiliyor muyuz. Yada kendisini başkalarına ne için bıraktığını en açık şekilde not düşen Fethin kumandanı <strong>Fatih Sultan Mehmet Han</strong> ne düşünürdü…</p>

<p> </p>

<p>Bizler ne yazık ki hep kendi penceremizden düşünür,başka pencerelere taş atar ve bu hasletimizle de öğünürüz. El ele gönül gönüle, bir elin nesi iki elin sesi gibi veciz sözler tıpkı Ayasofya’nın kaderi gibi hep sürümcemede kalmıştır.</p>

<p> </p>

<p>Olayın boyutu kıldan ince kılıçtan keskin bir mevzu içinde ilerlerken, şakşakçılar ve azgın bir muhalefet duvarı arasında sıkışmış durumda. İlerisi kaos, gerisi cehennem misali iki yakanın ortasında bir ırmak misali akıyor Ayasofya…</p>

<p> </p>

<p>Kimbilir belki de sağa sola bulaşmış kirlerden arındırmaya çalışıyor her iki yakayı birden…</p>

<p> </p>

<p>Hani din kardeşliktir diyoruz ya, hani adalet ve adilane davranışlara ahlaki boyut kazandırıyoruz ya… Birde tam tersiyle yuvarlananlar var… Her şeye karşı misali.</p>

<p> </p>

<p>Sensen ben yokum, bensem seni tanımıyorum misali..</p>

<p> </p>

<p>Acaba ne zaman din birleştirip, özgürlük ve demokrasi naraları atanlar bu birleştiriciliğe katkı sağlayacaklar. Uzak bir ihtimal olsa da ümide çamur atmak bizim işimiz olamaz. Tıpkı bir ressamın tualin üzerine fırça darbeleriyle kah güzellik, kah acıyan bir motif işlemesi gibi. Ne yana çeksen diğer yan sekteye uğrayacak.</p>

<p> </p>

<p>Ha açıldı , ha açılacak derken….</p>

<p>Bir şemsiye misali açıldı. Lakin hava yağmurlu değildi… Bu defa şemsiye yağmurdan değil güneşten korumayla meşgul edildi…</p>

<p>Kimileri ise öncesini meşguliyet sayıp, yağmurda ıslanmanın bile apayrı bir güzellik olduğunu anlatmaya çalıştılar.</p>

<p>Kimimiz anladık, kimimiz anlamaya ramak kala ıskaladık. Kimileri de ne anlamaktan yanaydılar ne de anlamamaktan. Bildikleri tek doğruyu yanlışlar gemisinde taşımayla meşguldüler.</p>

<p>Bizler geçmişimizin en güzel değerlerine ne tuhaf ve alaycı uslüplar kullanıp komediler üretmişiz. Değerler basamağında var olan Şaban, Ramazan ve Bayramlar kahkaha atılası avanak Abdiler komedyasında köşe kapmaca oynamadılar mı…</p>

<p>Ve ŞEREFE cümlesindeki esrarı dahi basit bir kadeh tokuşturmasına satmadılar mı…!</p>

<p>O halde biz hala neyi tartışır ve suyu bulandırmaya çalışıyoruz ki..</p>

<p>Ayasofya Yeşilırmak misali önüne tüm kirli yüzleri katıp temizliyor dostlar…</p>

<p>Esselatü hayrun minen nevm …( Namaz uykudan hayırlıdır )…</p>
]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 27 Jul 2020 00:12:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.2yakahaber.com/images/kullanicilar/ms23.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>SPOR YAPMANIN FAYDALARI </title>
                <category>Akın KİRLİBAL</category>
                <link>https://www.2yakahaber.com/makale/spor-yapmanin-faydalari-49</link>
                <author>yazgulukayikci@gmail.com (Akın KİRLİBAL)</author>
                <guid>https://www.2yakahaber.com/makale/spor-yapmanin-faydalari-49</guid>
                <description><![CDATA[SPOR YAPMANIN FAYDALARI ]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Spor hayatımızda büyük bir rol almakla birlikte ruhen ve fizikken dinç kalmayı ve zinde olmayı sağladığı için gerek spor olarak çeşitli branşlar mevcuttur futbol basketbol voleybol dövüş sporları kick boks, tekvando judo vs ama İstanbul şartları dolayısıyla çoğu insan spora yönetemiyor  bu nedenle İstanbul sahil ve orman alanlarımda yürüyüşü ve koşuyu yaprakta  vakit bulundukça spor yapılmasa</p>

<p> </p>

<p>Spor yapılabiliyor sahildeki spor aletleri ile de destek alınabilir bilinçli ve doğru bir şekilde yapılması  faydalı olacaktır aldı taktirde saklanabilir vücudumuza zarar verebiliriz Kovid 19 korona virüs nedeniyle 16 mart 2020 tarihi itibariyle spor salonları kapanarak virüsün yayılmaması için bir çok önlem alındı bu süre içerisinde evlerimizden dışarıya çıkmamak için özen gösterdik spor yapamadık stres temas korku içeresinde evlerimizde sabırla bekledik korona virüsün azalmasıyla birlikte normal yaşama kısmi olarak 1 haziran 2020 dönüş yaptık sosyal mesafe, maske, dezenfektan ile korunarak bu süreç içeresinde spor salonlarımızda açıldı.</p>

<p> </p>

<p>Kick boks ve boks antrenörü olarak aynı zamanda da öğrencilerimiz ile iletişim halinde olup uzaktan eğitim ile sosyal mecraları kullanarak sporumuza devam etmeye çalıştık şuan salonumuzun açılmasıyla birlikte erkek yetişkin kadın yetişkin gruplarını 2 mt aralık bırakarak salonun m2 alanına dağıtarak katılım sağlayacak sporcuları saat ve günlere bölerek başlatıyoruz yoğunluk ve sosyal mesafeye aykırı olmasın diye bizler antrenörler olarak sosyal mesafeyi koruyacak antrenmanlar yaptırıyoruz ikili temas değil de ayna eşliğinde eğitimlere devam ediyoruz.</p>

<p>Yazımıza son vermeden önce Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün bir sözü ile son vermek isterim  "BEN SPORCUNUN ZEKI CEVIK VE AYNI ZAMANDA AHLAKLISINI SEVERIM"   </p>

<p> </p>

<p>AKIN KİRLİBAL</p>

<p>KiCKBOKS VE BOKS ANTRENÖRU</p>

<p>AMASYA GÖYÑÜCEK KAFARLI KÖYÜ DERNEĞİ BAŞKANI</p>

<p>KARTAL BELEDIYE SPOR YÖNETIM KURULU ÜYESİ</p>
]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 27 Jul 2020 00:11:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.2yakahaber.com/images/kullanicilar/WhatsAppZImageZ2020-07-25ZatZ00.58.40_1.jpeg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>✍ Kıymetini Anladın mı ???</title>
                <category>Yazgülü Kayıkçı</category>
                <link>https://www.2yakahaber.com/makale/kiymetini-anladin-mi-48</link>
                <author>yakahaber@yakahaber.com (Yazgülü Kayıkçı)</author>
                <guid>https://www.2yakahaber.com/makale/kiymetini-anladin-mi-48</guid>
                <description><![CDATA[✍ Kıymetini Anladın mı ???]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<h3>- Şehir şehir gezdiğiniz günlerin kıymetini anladı mı?</h3>

<h3>- Dostlarınla sohbet etmek için teptiğin yolların sonundaki kavuşmaların kıymetini anladı m</h3>

<h3>- Annenin her sabah hadi kalk kuzum geç kaldın diye seslenmesinin kıymetini anladı mı?</h3>

<h3>- Babanın evden çıktığının anda hemen arkadan da seslenip ev geçme kalma kızım, oğlum sözünün ne kadar kıymetli olduğunu anladı mı?</h3>

<h3>- Kardeşlerinizle  kavgalarınızın sonundaki sıcak kucaklaşmanın kıymetini anladın mı?</h3>

<h3>- Almak için can attığın ayakkabılar için verdiğin tonlarca paranın kıymetini anladı mı?</h3>

<h3>- Sevdiklerine zaman ayırmadığın meşgul zamanlarının bir fayda sağladığının,  kıymetini anladı mı? </h3>

<h3>- Telefonda 1 dakika bile sesini fazla sesini duymak için çırpınan ailenin, sevgilinin eşinin, yoldaşının kıymetini anladın mı?</h3>

<h3>- Gücün, hırsın, gereksiz takıntılarının saçma olduğunun farkına varmanın kıymetini anladın mı?</h3>

<h3>- Evladının isteklerini yerine getirmek için onu ötelediğinin farkına vardığında çocuğunun üzüntüsünün kıymetini anladı mı?</h3>

<h3>- Kalbini kırdığın insanların pişmanlık duyup kıymetini anladı mı?</h3>

<h3>- Dışarıda olmanın ve evde kalmanın  kıymetini anladı mı? </h3>

<h3>- Değerlerin asla yok olmayacağının kıymetini anladın mı?</h3>

<h3>- Dedikodu çıkmazına saplanıp sadece doğruluğun hesapsız olduğunun kıymetini anladı mı?</h3>

<h3>- Doğanın, hayvanın, ayın, güneşin mevsimin, nefesin, evrenin kıymetini anladı mı?</h3>

<h3>- Yalın yaşamanın kıymetini anladın mı?</h3>

<h3>- Bencil zihniyetin bi işe yaramadığının kıymetini anladı mı?</h3>

<h3><span style="font-size: 13px;">Peki? </span></h3>

<h3>- Sadece sağlığın yerinde olmasının kıymetini anladın mı?</h3>

<h3><span style="font-size: 13px;">Kirli dünyanın sana sunduğu hediyenin kıymetini anla ve sadece kalbini, iç dünyanın sesini dinle...</span></h3>

<h3>Anlayanlara, anlaşılanlara selam olsun.  </h3>

<h3> </h3>

<h3>''Veysel sapma sağa sola</h3>

<h3>Sen Allah'tan birlik dile</h3>

<h3>İkilikten gelir bela</h3>

<h3>Dava insanlık davası''</h3>

<h3> </h3>

<h3>Sevgilerimle </h3>

<h3>Yazgülü Kayıkçı</h3>
]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 27 Apr 2020 00:12:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.2yakahaber.com/images/kullanicilar/1157467_10151815600192579_758628542_n.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>RAMAZAN AYINDA BESLENME</title>
                <category>Sonay Kayıkçı</category>
                <link>https://www.2yakahaber.com/makale/ramazan-ayinda-beslenme-47</link>
                <author>kayikcisonay@gmail.com (Sonay Kayıkçı)</author>
                <guid>https://www.2yakahaber.com/makale/ramazan-ayinda-beslenme-47</guid>
                <description><![CDATA[RAMAZAN AYINDA BESLENME]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Oruç gibi uzun süreli açlıklarda; halsizlik, yorgunluk, kan şekeri düşüklüğü, tansiyon düşüklüğü, baş ağrısı, kabızlık ve dehidrasyon (susuzluk) gibi birkaç sorun karşımıza çıkar. Bu sorunları beslenme tavsiyeleri ile kolaylıkla aşabilirsiniz.</p>

<p>Ramazan ayında yapılması gereken en önemli şey sahura kalmaktır. Sahura kalkmadan gece yemek yiyip ve su içip yatmak kesinlikle çok yanlıştır. Sahura kalkılmadığında açlık süresi artacağından bu sorunların görülme ihtimali de artar. Oruç tutmak daha da zorlaşır.</p>

<p>Sahurda; süt, yoğurt, peynir, yumurta, tam tahıllı ekmekler gibi besinlerden oluşan hafif bir kahvaltı yapılabilir ya da çorba, zeytinyağlı yemekler, yoğurt ve salatadan oluşan bir öğün tercih edilebilir. Protein içeriği yüksek besinlerin tüketilmesi mide boşalma süresini uzatacağı için acıkmayı geciktirecektir ve oruç tutmayı kolaylaştıracaktır.</p>

<p>Sahurda aşırı yağlı ve karbonhidratlı besin tüketimi metabolizma hızını düşürdüğü için yemeklerin yağa dönüşümünü hızlandırabilir ve kilo alma riskini arttırabilir.</p>

<p>İftarda ise peynir, domates, zeytin gibi kahvaltılıklar veya çorba gibi hafif yemeklerle başlayıp 10-15 dakika sonra az yağlı et yemeği, susuz sebze yemeği veya salatayla devam edebilirsiniz. Hem enerji veren hem de kan şekerini hızlı bir şekilde yükselten besinler beyaz ekmek, pirinç pilavı, kızarmış patates gibi yiyecekler yerine bulgur pilavı, tam buğday ekmek veya tam buğday/kepekli makarna tercih edebilirsiniz.</p>

<p>İftarda aşırı şerbetli, yağlı tatlılar yerine; sütlü tatlılar (sütlaç, güllaç, muhallebi vb.) veya meyve tercih edilebilir.</p>

<p>Ayrıca uzun süre aç kaldıktan sonra hızlıca yemeğe yönelmek ve bu sürede ne kadar yenildiğinin farkında olmamak da büyük bir problemdir. Yemekleri hızlı yediğiniz zaman doyma hissi geç oluşacağı için gerektiğinden fazla besin tüketmiş olabilirsiniz. Bu nedenle yavaş yiyin ve bolca çiğneyin.</p>

<p>Genelleyecek olursak normal beslenme düzeninde 3 ana ve 3 ara öğün beslenirken ramazan ayında 2 ana ve iftardan sonra 1-1.5 saat ara ile en az 2 ara öğün olacak şekilde değiştirilmelidir. İftar ve sahur arasına hafif ara öğünler ekleyebilirsiniz.</p>

<p>En önemli noktalardan bir diğeri ise su içmektir. Artan sıcaklıklar nedeniyle terleme ile sıvı kaybı olur. Bu nedenle özellikle bu dönemde 2-2.5 litre su içmeye özen gösterin. Susama hissi duymasanız bile sık sık su için. Ramazan ayında sıvı ihtiyacını karşılayacak ayran, taze sıkılmış meyve suları ve sade soda tüketilebilir. Fakat unutmamak gerekir ki hiçbir sıvı suyun yerini tutmaz.</p>

<p>Kafeinli içeceklerin tüketimini azaltın ve vücudunuzda diüretik (idrarla sıvı atıcı özellik) etki yapmasını engelleyin.</p>

<p>Ramazan ayında değişen beslenme alışkanlıkları ve Corona virüs günlerinde oluşan hareketsizlik dolayısıyla kabızlık sık görülebilir. Bu konuda ise önerim bol sıvı, bol posa ve bol hareket (evde kal hareketsiz kalma).</p>

<p>Oruç tutmanıza engel bir durum varsa lütfen bu durumu göz ardı etmeyin. Sakıncalı durumlar söz konusu ise daha uygun zamanda oruç tutmanızı tavsiye ederim.</p>

<p align="center">Sonay KAYIKÇI</p>

<p align="center">Diyetisyen</p>

<p align="center"><a href="mailto:kayikcisonay@gmail.com">kayikcisonay@gmail.com</a></p>

<p align="center">İnstagram: <a href="https://www.instagram.com/dyt.sonaykayikci/?hl=tr">https://www.instagram.com/dyt.sonaykayikci/?hl=tr</a></p>
]]></content:encoded>
                <pubDate>Sat, 25 Apr 2020 22:45:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.2yakahaber.com/images/kullanicilar/70290992_2442614416066191_4272030590091395072_o.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Bir Olabilmek       </title>
                <category>Aslı ALABAZ</category>
                <link>https://www.2yakahaber.com/makale/bir-olabilmek-46</link>
                <author>ikiyakahaberleri6@gmail.com (Aslı ALABAZ)</author>
                <guid>https://www.2yakahaber.com/makale/bir-olabilmek-46</guid>
                <description><![CDATA[Bir Olabilmek       ]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<div>Saat: 00.33....Gecenin bir vakti  delirmiş gibi ev temizliyorum  elimde çamaşır suyundan sararan tırnaklarımla aynı renkte bir bez. Hani şu yeri mutfak tezgahı olup  da çok kullanılanlardan. Lavaboyla bir savaşım var sanki... Ben, onu olan gücümle sürterek temizlemezsem o beni alt edecek anlayışı algıma öyle işlemiş ki,ellerimin çatladığının farkına deri yüzeyindeki sızlamalarla  çok sonra  varıyorum. Çatlayan ellerime  krem sürüyorum, bir elim  diğer elim üzerinde gezinirken; cepheye ulaşmak için ayakları çatlayarak  yara olup da tedavi edilemeden Çanakkale yolunda  şehit düşen Hüsnü Bey düşüyor aklıma... İstanbul’da zengin bir ailede doğup büyüyen I. Dünya savaşıyla hayatları tamamen değişen Hüsnü Bey...  Ardından  terörle  mücadelede şehit düşmüş Mehmet’imin paramparça olan postalları geliyor gözümün önüne. Kerpiç evinin önünde asılan şanlı  bayrağımın altında duran kederli babası, sarılmış parçalanan postallara  evladından kalan son eşya diye...   </div>

<div> </div>

<div>Can derdine düşmeden canını veren kahramanların görüntüsü birer birer geçiyor gözümün önünden , Tokatlı 15’likler, Vanlı 120’ler, bebelerini emanet edip de cepheye yol alan analar... Hüzünle  yutkunuyorum.  Yaşadığı coğrafyayı severek orayı vatan diye özümsemenin zengini fakiri yok diye geçiriyorum içimden. Yürek var, dayanışma var, insan olmak var. Şartlar ne olursa olsun bir olmak var.    Yaklaşık  bir ay önce İdlib’te 36 askerimizi şehit verdiğimizde de birdik, dağlandı yüreklerimiz, ondan öncesinde de tek yürektik Elazığ depreminde...Sonra corona diye bir illet musallat oldu, can derdine düştük. Kendimize yöneldik, korktuk, ölmeyelim dedik de ölüme yürümenin o kadar kolay olmadığını anladık mı ? Biz diyebildiğim çoğunlukta (?)  olan kesim anladı da peki ya siz ?  Siz , askerimin  cesaretini anladınız  mı az (?) da olsa gündemi maske kullanmayarak polemikle meşgul edenler? Polisime sosyal mesafeyi korumadı diye vatandaşa  ceza yazdıkları için hakaret edenler, karantinadaki hastasını göremedi diye sinirlenip hastanedeki güvenlik görevlisini yaralayanlar biraz olsun utanıyor musunuz acaba merak ediyorum yahut sağlık personeline şiddet uygulayanlar bırakın alkışlamayı azıcık  bir minnet duygusu beslediniz mi kimseye çaktırmadan öyle içten içe...</div>

<div>Sosyal medyada klavyekahramanlığı  yapanlar kahramanlık denilen kavramı  idrak yollarının süzgecinden geçirdiniz mi yoksa bir</div>

<div>film repliğinde çok acı bir şekilde ifade edildiği gibi  otuz saniyede unuttunuz mu?   Cemil Hoca’yı, Ayça Hemşire’yi, Eczacı İsmail’i “yazık oldu “ diyerek mi anacaksınız sadece, iki gün evde kalmak için  ekmek derdine düşerken ! Bir  aylık emeği heba edenler; emin olun ki metrekareye virüsten daha fazla cehalet düşürüyorsunuz ve bizim şu anda elimizden hiçbir şey gelmiyor, gelemiyor, ne acı...                                                               </div>

<div> </div>

<div>Gündem aklıma düştükçe  az kalan umudumla iyi  şeyler düşünerek sakinleşmeye çalışıyorum, önce derin bir nefes alıyorum ardından ellerime bakıyorum, yüzeyi dezenfektandan çatlamış ellerime...Kalem  tutmayı özlediğimi düşünüyorum tahta başında. Uzak kaldığım her şeyi özlüyorum, uzak da olsa yaşamı değerli kılan her meslek için minnet duygularım gözlerimi dolduruyor şu dayanışma günlerinde...Çatlamış ellerim alkış tutar elbet ama yetmeyeceğini de bilirim, meslek onurlarının incitilmeden emeklerinin karşılıklarını almaları  en büyük temennim. Ölüme soyunup sağlığımız  için gecesini gündüzünü unutanlara , gidemediğimiz her yeri bize yakın edenlere, sabahın ilk ışıklarıyla  kendini ekmek teknesinin başında bulanlara ;aktif olarak çalışamadığım şu günlerde çok değil kısa bir süre sonra tahta başında kalem tutmayı, dilim damağım kuruyana kadar ders anlatmayı umut ederek şükran duyuyorum. “İyi ki varsınız,” cümlesi hiç bu kadar anlamlı olmamıştı, “Hep  var olun.”  diye yürekten dua ediyorum. Çatlamış ellerime bakınca hayatı bu yaşıma rağmen daha da  iyi anlamlandırıyorum. Baharı hissetmenin,  çay içerken denizdeki iyot kokusunu içine çekmenin, gece yarılarına kadar süren dost sohbetinin, annem ve babamla geçirebileceğim vakitlerin tadına varabilmek için evde kalıyorum. Çatlamış ellerimin acısını ise; var olabilmek bir olabilmek adına bizler için geçmişten günümüze kadar emek veren mücadele eden birçok nefer için hiçe sayıyorum. </div>

<div> </div>

<div>◦</div>
]]></content:encoded>
                <pubDate>Sat, 25 Apr 2020 22:27:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.2yakahaber.com/images/kullanicilar/1560622_1510728635818884_1812847092_n_3.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>“Gerçeklik” aleminden Korona günlükleri</title>
                <category>Prof. Dr. Caner Işık</category>
                <link>https://www.2yakahaber.com/makale/gerceklik-aleminden-korona-gunlukleri-45</link>
                <author>ikiykahaberleri4@gmail.com (Prof. Dr. Caner Işık)</author>
                <guid>https://www.2yakahaber.com/makale/gerceklik-aleminden-korona-gunlukleri-45</guid>
                <description><![CDATA[“Gerçeklik” aleminden Korona günlükleri]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<div>Korona günlüğü 1</div>

<div> </div>

<div>İki bin yirmide halin görünür</div>

<div>Alıştığın zanları bırak da gel</div>

<div>Gerçekten başka her şey kaybolur</div>

<div>Uydurduğun halleri bırak da gel</div>

<div> </div>

<div>Virüstür bahane düşünmek için</div>

<div>Ne yaptın ne ettin fark etmek için</div>

<div>Gerçeğin dışında hallerin için</div>

<div>Tatmadığın düşlerden uyan da gel</div>

<div> </div>

<div>Dokunamaz oldun dünya varına</div>

<div>Elin gitmez oldu yüzün ağzına</div>

<div>Ailenle oturdun bir başına</div>

<div>Sevmeyen kalbini artık sök de gel</div>

<div> </div>

<div>Şükür duy yarattı seni Yaradan</div>

<div>Bin halde bir dengeye oturtan</div>

<div>Kısasla bedelleri hatırlatan</div>

<div>Ayrı gayrıyı artık bırak da gel – Din, siyaset zulümü bırak da gel</div>

<div> </div>

<div>Korona’dır sözde bunları yapan</div>

<div>Hastalıktır yalnız bırakıp tutan</div>

<div>Özün dinleyenler bulur var eden</div>

<div>Kaygıyı vesveseyi durdur da gel</div>

<div> </div>

<div>IŞIK duam gerçekle olanadır</div>

<div>Anlamak için her hal bahanedir</div>

<div>Bitecek okulun son sahnesidir</div>

<div>Haktan gayrı ne varsa terk et de gel</div>

<div> </div>

<div>
<p>Korona günlüğü 2</p>

<p>Dünya sadece gördüklerin değil <br />
Görmediğin boşlukta ne âlemler var Varlığın nefsinden ibaret değil <br />
Hepsinin üstünde ruhun emri var</p>

<p>Em(i)r üzerine kuruldu kainat <br />
Adalet içinde varlığın donat <br />
İnsan da olmalı gerçek kanaat <br />
Hedefin bulup doğru görenler var</p>

<p>Görene aşikar ona sormalı <br />
İbret terazisi eşit tartmalı<br />
Herkes eksiğin kendinde bulmalı <br />
Görmezsen rumuz 20, 20 ler var</p>

<p>2020’de karar kılmalı <br />
Eşitlik cihana tam yayılmalı <br />
Korku değil sevgi hakim olmalı <br />
Bu eşikten geçin diyen ruhlar var</p>

<p>Ruhsuz rehbersiz yolsuzlar eşinir<br />
Kendi kendin giden hedef şaşırır<br />
Birlikle olanlar aşı pişirir <br />
SARSılmadan yakılan ateşler var</p>

<p>Ateş yakar olduğu yer kor ona <br />
Nefes almaz sebep olur corona <br />
Görünmez alem yok diyen kör ona <br />
Toprak olduğun anla diyenler var</p>

<p>Diyene bakarak yönü bulalım <br />
Hakkı gerçek bilip özet sunalım<br />
Bir gerçek elinden nasip alalım<br />
Kaybolur gidersin boş hedefler var</p>

<p>Hedefi Hak tutup halkla olalım<br />
Sabırla sevgiyle birlik duralım<br />
IŞIK kafi sözün karar kılalım<br />
Dünyada sınık yara saranlar var</p>

<p> </p>

<p>Korona günlüğü 3</p>

<p>Sınıflara ayırdı insanlar birbirini<br />
Rengi, dini, diliyle ayrı gördü kendini<br />
Bunlarla belirlediği sınırların bendini<br />
Virüsler yanlışlardan uyandıracak vallah</p>

<p>Özgürlük kıymetini kapanınca anladık Çalışma, iş, güç derken ömrü yedik tosladık<br />
En yakınlarımızın gerçeğini kavradık<br />
Virüsler yanlışlardan uyandıracak vallah</p>

<p>Tüketim tüket derken tükenmişiz görmedik Bir çok batıl inancı gerçek gibi belledik<br />
Haktan uzaklaşıp hep körlüğü güncelledik<br />
Virüsler yanlışlardan uyandıracak vallah</p>

<p>Eğitim tutkusunu hırs yapıp deliren var Mülklerini gösterip kıymet bekleyenler var Makama oturmuş ayrıcalık isteyen var Virüsler yanlışlardan uyandıracak vallah</p>

<p>IŞIK nurdan doğmuştur nuru hedef gösterir<br />
Corona bir gerçektir yalana toz estirir<br />
Uyanış başladı halk adaletle dirilir<br />
Virüsler yanlışlardan uyandıracak vallah</p>
</div>
]]></content:encoded>
                <pubDate>Sat, 25 Apr 2020 22:11:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.2yakahaber.com/images/kullanicilar/canerhoca_1.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>UNLU MAMÜL İŞLETMELERİ SIKLIKLA DENTLENMELİ</title>
                <category>Yazgülü Kayıkçı</category>
                <link>https://www.2yakahaber.com/makale/unlu-mamul-isletmeleri-siklikla-dentlenmeli-44</link>
                <author>yakahaber@yakahaber.com (Yazgülü Kayıkçı)</author>
                <guid>https://www.2yakahaber.com/makale/unlu-mamul-isletmeleri-siklikla-dentlenmeli-44</guid>
                <description><![CDATA[UNLU MAMÜL İŞLETMELERİ SIKLIKLA DENTLENMELİ]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Uzun zamandır takip ettiğim ve benim gibi birçok vatandaşı rahatsız eden bir konu hakkında, özellikle koranavirüs’ün ülkemizi tehdit ettiği bu zor günlerimizde, duyarlı bir vatandaş olarak üzerime düşen görevi yerine getirmek adına bazen uzaktan bazen de birebir şahit olduğum fırınların durumlarıdır.</p>

<p> </p>

<p>İkamet ettiğim Kartal bölgesinde bulunan fırınların hepsinin daha sıklıkla denetlenmesi gerektiğini düşünüyorum. Temizlik hijyen ve insan sağlığının ön planda olduğu çalışma sistemi olmalı, yanı kısaca fırın tezgahtarların, müşteriye verdikleri ekmekleri çıplak elle değil eldiven takarak vermelidir, o kadar çok bulaşıcı hastalık karşı karşıyayız ki, daha çok denetimler yapmalıyız. İnsan sağlığı diye söyleniyor ama çoğu fırın, bu kurala sözde uymaktadırlar. Geçen günler de fırına ekmek almaya gittim tezgahtardan ekmek istedim. Adam bana ekmeği uzattıktan sonra kafasını kaşıdı. Şimdi siz olsanız o ekmeği tüketir misiniz? Ben tüketemedim kuşlara verdim. Her takibimde, uyarı yapmama rağmen aynı düzende devam edenler oldu. Bu nedenle sağlıklı yaşamak sadece bizim elimiz de değildir. Kamuyu ilgilendiren düzende herkesin daha hassas şekilde işini yapması gerektiğini düşünüyorum.</p>

<p> </p>

<p>Özellikle bu süreçte sıklıkla denetlenmelidir. Sadece fırınlar değil pastaneler, börekçiler vs. yani unlu mamullerin satışa sunulduğu işletmeleri göz ardı etmemeliyiz. Tabi ki insan salığına uyan işletmeleri aynı kefeye koymamak kaydıyla…</p>

<p> </p>

<p><strong>İnsan Sağlığı, Kurallara Uyulması !</strong></p>

<p> </p>

<p>Sağlık insanın, beden, ruhen ve sosyal yönden tam bir iyilik hali şeklinde tanımlanır. Toplumun sosyal çevresini meydana getiren faktörleri sosyo-kültürel ve sosyo-ekonomik etkileşimler olduğu bilinmektedir. Sosyal olarak gelişme geriliği olan ülkelerde bu etkileşim olumsuz etkilenir. Bu nedenle sağlıklı işletmeler hizmet vermelidir. Ekmek toplumuzun vazgeçilmezdir. Ne yediğimizi bilmediğimiz sağlıksız hormonlu GDO ürünlerin fazlasıyla tüketilir haldeyken, sağlığıma dikkat etmek benim ve tüm vatandaşların en doğal hakkımızdır. Zaten istediği gibi beslenemeyen, pahalılığın tavan yaptığı, istediği temel gıdaya ulaşan vatandaşın sayısı azalırken işimiz çok zor. Lütfen daha duyarlı olmak adına yaşam kalitemize dikkat etmeliyiz. Hele ki tüm Dünya’yı tehdit eden ölümcül virüslerin çevremizi kuşatması gibi bana bir şey olmaz diyenlerin çoğu kurallara uymadığı takdirde ilk onların yaşamını tehdit eden olaylarla karşı karşıya kaldıklarını görmekteyiz.</p>

<p> </p>

<p>Gözden kaçan işletmelerin denetlenmesi adına Kartal Beldiyesi birimlerinin görevlerini en iyi şekilde yaptığını bildiğim, gördüğüm ve takip ettiğim için bu konu hakkında da duyarlıklarını gözeteceğine inanıyor. Gerekli tedbirlerin alacağına inanıyorum.</p>

<p> </p>

<p>Ben de toplum sağlığının ön planda olmasını destekleyen bir vatandaş ve yerel basın olarak üzere, üzerime düşeni yapmaya halkın nabzını tutmaya devam edeceğim.</p>

<p> </p>

<p>Son olarak ise; Hayatımızı tehdit eden koranavirüs hakkında daha bilinçli hareket edip. Sağlık Bakanlığımızın ve yerel yönetimlerimizin duyurularına ve önemlerine kulak asmalı, kurallara uymalı hayatımızı ve hayatları tehlikeye atmamalıyız.</p>

<p> </p>

<p>Saygı ve Sevgilerimle</p>
]]></content:encoded>
                <pubDate>Tue, 17 Mar 2020 22:34:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.2yakahaber.com/images/kullanicilar/1157467_10151815600192579_758628542_n.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Pazartesi Diyete Başlayıp Salı Bırakanlardan Mısın?</title>
                <category>Sonay Kayıkçı</category>
                <link>https://www.2yakahaber.com/makale/pazartesi-diyete-baslayip-sali-birakanlardan-misin-43</link>
                <author>kayikcisonay@gmail.com (Sonay Kayıkçı)</author>
                <guid>https://www.2yakahaber.com/makale/pazartesi-diyete-baslayip-sali-birakanlardan-misin-43</guid>
                <description><![CDATA[Pazartesi Diyete Başlayıp Salı Bırakanlardan Mısın?]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Diyete başlama kararı mükemmel bir karardır fakat sadece bu kararla yola çıkacaksanız bazı eksiklikler var demektir. Bu eksiklikler pazartesi akşamı ses çıkarmaya başlar ve salı günü bir de bakmışsınız ki bir günlük diyet serüveniniz bitivermiş. Öncelikle biz diyetisyenler diyet kelimesini çok sık kullanıyor olsak da bizim için diyet kelimesinin tam karşılığı davranış değişikliğidir. Eğer kendinizi kısa süreli bir sürece giriyorum şeklinde şartlandırırsanız bu süreç yakında bitecek fikriyle devam edersiniz. Ama ‘’ben hayatımı değiştiriyorum, yaşam tarzımı değiştiriyorum veya hayatımda önemli bir değişiklik yapıyorum’’ dediğiniz zaman bu kısa bir süreç değil bir davranış değişikliği olur. İşte en önemli eksikliklerden biri budur ‘kısa süreli’ bir sürecin içine girdim yanılsamasıdır.</p>

<p> </p>

<p>Diğer eksikliklerden biri ise yarın diyete başlıyorum. Peki sebep? Kendinize geçerli bir sebep bulamamışsanız sonucunu görme ihtimaliniz de yoktur. Sebep olmadan sonuç olur mu hiç? Varsayalım ki bir sebebiniz var peki bu sebep sizi sonuna kadar destekleyebilecek güçte mi? Eğer kilo verme sebebiniz kendinizi birilerine kanıtlamak, birilerine beğendirmek veya herkese nasıl zayıf olduğunuzu göstermek ise bu sebepler sizi yarı yolda bırakabilir. Şuan bulunduğum yaş bir daha geri gelmeyecek ve önümdeki yıllarda hem fiziken hem ruhen hem de biyolojik olarak sağlıklı olmak istiyorum gibi bir sebebiniz varsa işte yol sizin. Sonuna kadar gidebilirsiniz.  </p>

<p> </p>

<p>Bir başka olumsuz durum ise bütün diyetlerin kuralcı, tatsız ve tuzsuz olduğuna dair önyargıdır. Evet bazı diyetler böyledir fakat bu tamamen tıbben zorunluluğu olduğu için bu şekildedir. Siz genel olarak sağlıklı bir bireyseniz ve sadece kilo probleminiz varsa uygulayacağınız diyet size özeldir ve olabildiğince esneklik içerir.  Burada ‘özel’ kelimesine dikkat çekmek istiyorum eğer siz tatlı seviyorsanız o diyeti tatlandırmak tabiki mümkün. Örneğin benim danışanlarım diyette browni de yiyebiliyor ev yapımı sağlıklı cips de… Diyetleri kötüleyen, gerçeğe uygun olmayan diyet masallarını dinlemeyiniz. İşini iyi bilen bir diyetisyen sizin beklentilerinize ve yaşam tarzınıza en uygun listeyi hazırlayacaktır. Bu nedenle bu yola bir profesyonel ile çıkmanızı ve kendinizi bu tarz önyargılardan uzaklaştırmanızı tavsiye ederim.</p>

<p> </p>

<p>Bir diğer eksiklik; gerçeküstü beklentilerdir. Burada bahsetmek istediğim eğer 180 cm boyunuz varsa ve kendinize 45 kilo olmak gibi bir hedef koyduysanız işte bu gerçeküstü bir beklentidir. Bu beklenti sağlıklı bir bedene sahip olmaktan tamamen uzaklaşmıştır. Nasıl kilolu/obez olmak bir sağlık problemi ise çok zayıf olmak da bir sağlık problemidir. Beklentileriniz sağlıklı olsun ki bu yolda ilerlemeye gücünüz kalsın.</p>

<p> </p>

<p>Peki siz çoktan diyet/davranış değişikliği yoluna girmiş birisiniz diyelim. Bu noktada da size iki tavsiye vermek istiyorum. Birincisi her şeyin yolunda olduğunu düşünün. Fakat çevrenizde biri size sürekli moral bozucu cümleler kuruyor. Diyete başlamadan önce size karşı yaptığı olumsuz yorumlar diyete başlamanızda etkili olmuş olabilir. Bu bir yere kadar kabul edilebilir. Fakat ilerleyen zamanlarda başarılarınızı görmeyip olumsuz yorumlara devam ediyor veya sizin başarılarınızın kendisi sayesinde olduğunu söyleyip size başarısız hissettiriyorsa o kişiden bir süre uzaklaşmanızı tavsiye ederim. Bu yolda en sık karşılaşılan sorunlardan birisi işte budur. Diğeri ise sen bir kere bu yola girdin. Başarılarını görmezden gelme. Her güzel şeyi kutla ki artsın. Güzel şeyler yalnız gelmez mutlaka yanında bir diğer güzel şeyi sürükler. Örneğin çocukluğumda mantar toplarken bir tane bulduğumda iki kat sevinirdim. Bilirdim ki mantarlar tek başına büyümüyor. İyi bakarsan hemen yakınında bir mantar daha bulabilirsin. Güzel şeyler de böyle yanında mutlaka bir diğerini sürükler sen yeter ki bulmaya çalış yeter ki görmeye çalış.</p>

<p> </p>

<p>Son olarak sevgili okurlar davranış değişikliğinin en büyük getirisi SAĞLIKTIR unutmayınız. Bundan sonra gelenler promosyon diyebiliriz; istediğiniz her kıyafeti almanız, özgüveninizin yükselmesi, insanlardan gelen güzel yorumlarla keyfinizden geçilmemesi, iş gücü potansiyelinizin artması…</p>

<p> </p>

<p>Ne bedeninde ne de ruhunda boş yere yük taşıma… Taşı delen suyun gücü değil sürekliliğidir. Sen de YAPABİLİRSİN…</p>

<p> </p>

<p align="center">Sonay KAYIKÇI</p>

<p align="center">Diyetisyen</p>

<p align="center"><a href="mailto:kayikcisonay@gmail.com">kayikcisonay@gmail.com</a></p>

<p align="center">İnstagram: <a href="https://www.instagram.com/dyt.sonaykayikci/?hl=tr">https://www.instagram.com/dyt.sonaykayikci/?hl=tr</a></p>
]]></content:encoded>
                <pubDate>Tue, 17 Mar 2020 22:19:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.2yakahaber.com/images/kullanicilar/70290992_2442614416066191_4272030590091395072_o.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Ekosistem (mi) ! Dijital Sistem (mi ) !</title>
                <category>Müslüm SÖYLER</category>
                <link>https://www.2yakahaber.com/makale/ekosistem-mi-dijital-sistem-mi-42</link>
                <author>muslisoyler@hotmail.com (Müslüm SÖYLER)</author>
                <guid>https://www.2yakahaber.com/makale/ekosistem-mi-dijital-sistem-mi-42</guid>
                <description><![CDATA[Ekosistem (mi) ! Dijital Sistem (mi ) !]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<h3>‘’Asıl’’ her daim kopyasından daha geçerlidir, sözünü hatırlatarak yazıma başlamak istiyorum.</h3>

<h3> </h3>

<h3>Dünya, hakeza kainat diyerek daha geniş bir manayı fikrimizin derinliğine çekelim. Sorunsuz yaşamak isteyenlere bir rehber niteliğinde bazı bildiklerimizi, yada daha dar bir manada hislerinize tercüman olacak düşüncelerimi sizlerle paylaşmak istiyorum.</h3>

<h3> </h3>

<h3>Bizim görebildiğimiz alanların dışına çıkmadan bunu anlatabilmek daha doğru olur kanısındayım. Çünkü görünmeyen denge ve dengeleri bozan dengesizlikler kafalarımızı bir nebze de olsa karıştırabilir. Ekolojik denge üzerinden giriş yapalım, bunu yaparken de insanoğlunun kullandığı bilimsel ve çevresel faktörleri de göz önünde bulunduralım. Yani ekolojik dengeye ‘’ekosistem’’ açısından giriş yapalım.</h3>

<h3> </h3>

<h3>Nedir ekosistem ?  Ekosistem evrende, ya da biz dünya üzerinden örnekleştirelim, dünya üzerinde var olan canlı ve cansız varlıkların bir arada uyumlu bir hal alması. Tıpkı insan anatomisini incelediğimizde her organ ve hücrelerimizin birbirileriyle bağlantı mekanizmalarının karmaşık ama uyumlu halleri misali.</h3>

<h3> </h3>

<h3>Şimdi bu ekosistem denen düzen içerisinde ufak bir değişim gerçekleştirmeye çalışalım, mesela mağarada yaşayan canlıların mağara kapılarını kapatalım. Ne olur sizce ?</h3>

<h3> </h3>

<h3>Ya da , Yağmur bulutlarını uzaklaştırmaya çalışan bir mekanizma geliştirip uygulayalım… Ne tür bir felaket yada afete sebep olabileceğimizi hayal edebilir misiniz ?</h3>

<h3> </h3>

<h3>Son yıllarda bu tür müdahaleler abartmadan söylemek gerekirse alenen yapılıyor. Ülkeler arasındaki güç savaşları bile eko dengeyi bozmaya yönelik olarak gelişiyor. Bazen gökyüzünde izlediğimiz savaş uçakları bomba yerine bu dengelerin bozulmasını ateşleyen insan aklıyla geliştirilmiş malzemeler taşıyorlar. Lakin bizlerin akıllarını ve dikkatlerini başka yöne çekmeyi de başarmış oluyorlar.</h3>

<h3> </h3>

<h3>Belki bazılarınız benim için ‘’metal yorgunu’’ gibi benzetmelerde bulunabilir. Hiç ama hiç sorun değil.. Birçok ilim ve irfan adamına da bu tür benzetmeler yapılmış, daha sonra haklılıkları ortaya çıkmıştır. Halbuki her birey kendince ekolojik dengeyi düşünüp, ekosisteme müdahale edilmesindeki tehlikeleri araştırıp yorumlayabilir. Bu hiç de zor bir yaklaşım değil.</h3>

<h3> </h3>

<h3>Ekosistem yada ekolojik denge derken, eğer bizler organik ve inorganik cümleleriyle sağlıklı veya sağlıksız benzetmeler yapıyorsak, daha fazla söz söylemeye gerek olmadığı kanısındayım.  Bırakın ekolojik dengeyi, insanoğlu kendi kurmuş olduğu dengeleri bile altüst edecek bir hale geldi. Bunların en bariz örnekleri her gün izlediğimiz diziler ile bağlantılı sosyal yaşamlarımızdaki çalkantılar ve siyasi belirsizlikler. Dahası sosyal sorumluluk ve vakıf gibi değer gören farklılıklarımız deforme olmuş hale geldi. Sizce nedir bu durumların sebepleri…</h3>

<h3> </h3>

<h3>Gelelim benim vereceğim şahsi cevaba..</h3>

<h3> </h3>

<h3>Tüm bunların yegane sebebi ‘’Dijital Dünya’’ ya hazırlıksız ve temelsiz geçiş yapmamız. Temelsiz ve hazırlıksız derken, bilgisizlik değil, aşırı bilgi kirliliği ve bu kirliliği ayıramayan bir düzenden bahsediyorum. Amirane bir tabir var ya hani ‘’At izi it izine karıştı’’ aynen öyle. İlim, bilim öyle bir hal aldı ki, ekmek bıçağı ile kelle kesmeye başladık.</h3>

<h3> </h3>

<h3>İlk evvela çocuklarımızın ve gençlerimizin geleceğini ellerinden alıp, onların ellerine dijital oyuncaklar verdik. Beyinlerini kullanmaları gerektiği yerde sosyal medya sahtekarlıklarını öğrettik. Edep ve haysiyet yerine bel altı edebiyatını aşıladık. Hem de en ünlü şovmen olarak bilip tanıttığımız kişilerce.</h3>

<h3> </h3>

<h3>Eko denge gitti zaten, şimdi anatomik ve ruhsal dengeyi de yitirmeye başladık. Sonrası Tavuk, kuş ve korona denen virüslerle ilim adamlarını meşguliyete sokup, halkı da korku senaryolarına kitlemiş olduk.</h3>

<h3> </h3>

<h3>Sonuç gayet net bir şekilde ortada…</h3>

<h3>Ekosistem de, dijital sistem de bizleri gayet iyi bir şekilde morarttı…</h3>

<h3>Bence herkes bir aynaya baksın…</h3>

<h3> </h3>

<h3>Müslüm Söyler</h3>
]]></content:encoded>
                <pubDate>Tue, 17 Mar 2020 22:13:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.2yakahaber.com/images/kullanicilar/ms23.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>KORK(MA)!  TOPLUMLARDA KORKU ÜZERİNE ANALİZLER</title>
                <category>Kubilay Hünkar Uğurlu</category>
                <link>https://www.2yakahaber.com/makale/korkma-toplumlarda-korku-uzerine-analizler-41</link>
                <author>ikiykahaberleri@gmail.com (Kubilay Hünkar Uğurlu)</author>
                <guid>https://www.2yakahaber.com/makale/korkma-toplumlarda-korku-uzerine-analizler-41</guid>
                <description><![CDATA[KORK(MA)!  TOPLUMLARDA KORKU ÜZERİNE ANALİZLER]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><strong>Korku en güçlü ve en bulaşıcı hastalıktır. İnsan alt beyninin en güçlü uyaranıdır. Ölüm, açlık, yoksunluk (yani mahrumiyet), reddedilmek gibi dürtüler korkunun en temel sebepleridir. Bundan dolayı biyolojik vücudumuzun çoğu zaman başvurduğu bir uyarandır. Buna ihtiyacı vardır. Çünkü alt beynin tek amacı organizmayı hayatta tutmaktır. İç güdüseldir ve duygusaldır. Her hayvanda bulunur. Üst beyin ise düşünme işleminin gerçekleştiği, zihinsel tasarımların olduğu korteks bölümdür. İcatlar ve büyük fikirler buradan çıkar. </strong></p>

<p> </p>

<p><strong>Korku yaşam için önemlidir. Ancak ‘’korkudan korkmak’’ (Aziz Nesin’in kitabını okuyunuz) açısından düşünme işleminin gerçekleştiği üst beyni zihinsel kaygıya (anksiyete), takıntıya (obsesyon) ve hatta ölümlü hastalığa kadar götürebilecek bir felakettir. Toplumları korkuya alıştırmak ve korku ile yaşamasını sağlamak tüm özgür düşünceyi yok etmek demektir. Cahil ve dolayısıyla ahlaksız bir toplum yaratmak bilgisizleştirmekle başlar ve korkuyla biter. Korkunun çeşitleri vardır. Ancak bunlara değinmeyeceğiz. Fakat bir çeşidi olan ‘’gelecek kaygısı’’ yaşayan günümüz gençlerinin nasıl korktuklarını gözlerinin içine bakarak anlıyoruz. Ve yazık ediyoruz ülkemizin gençlerine…</strong></p>

<p> </p>

<p align="center"><strong>"Korku, yalan doğurur." </strong><strong>(F. Dostoyevski)</strong></p>

<p align="center"> </p>

<p><strong>Korku üzerine inşa edilmiş bir inanç, gelenek, eğitim ve öğretim yalancı bir toplum doğuracaktır.  </strong><strong>Allah’tan değil, Allah’ ın huzuruna yanlış bir insan olarak gelmekten korkmak gerek.</strong></p>

<p> </p>

<h2>‘’Korkarak yaşıyorsan yalnızca hayatı seyredersin.’’ (Nietzche)</h2>

<p> </p>

<p>                <strong> Daha küçük yaşta din eğitimi verilerek, cennet-cehennem gibi tasvirlerle korkutulan bir nesil düşünün; ebeveynlerin kontrolü altında soru sorulmasına dahi izin verilmeyen, sorgulamanın hakaret sayıldığı bir gençliğin söz sahibi olduğunu …</strong></p>

<p> </p>

<p><strong>İnsanlık gider iken daima ileriye</strong></p>

<p><strong>Bizler inadına kaldık geriye</strong></p>

<p><strong>Gelmedikçe cehaletten beriye</strong></p>

<p><strong>Alevi olsam ne çıkar sünni olsam ne çıkar (Aşık Daimi)</strong></p>

<p> </p>

<p> </p>

<p><strong>Bundan dolayı bugün ülkece sadece seyrediyoruz. Yapay zeka, moleküler biyoloji, ileri teknoloji otomasyon sistemlerini insanlık üretirken biz ise hem seyrediyoruz hem de vatan toprağını satarak hazıra yiyoruz.</strong></p>

<p> </p>

<p><strong>            Korkuyu ancak bilgi yenebilir. Korku elbette kaybolmayacaktır. Korku kontrol altına alınabilir.   İnsan neden ve niçin korktuğunu bilmesi için o konuda uzmanlaşması ile korkuyu yenebilir. Tarihte canını hiçe saymış, aç kalmaktan korkmamış büyük filozoflar saygı ile anılmaktadır. İnsanlık onları anmaya devam edecek ve ışıkları kâinat var olduğu sürece aydınlatacaktır. </strong></p>

<p> </p>

<p><strong>            Toplumunu cehaletten kurtarmak isteyen bir devrimci şöyle diyor; </strong></p>

<p> </p>

<h3>‘’Ölümü istemek cesâret değildir, ama ölümden korkmak da ahmaklıktır.’’   <strong>(Atatürk)</strong></h3>

<p> </p>
]]></content:encoded>
                <pubDate>Tue, 17 Mar 2020 22:11:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.2yakahaber.com/images/kullanicilar/30727299_1152175634914116_6192216988169797632_n.gif"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Emek Katan Yücelir, Tüketen Tükenir</title>
                <category>Prof. Dr. Caner Işık</category>
                <link>https://www.2yakahaber.com/makale/emek-katan-yucelir-tuketen-tukenir-40</link>
                <author>ikiykahaberleri4@gmail.com (Prof. Dr. Caner Işık)</author>
                <guid>https://www.2yakahaber.com/makale/emek-katan-yucelir-tuketen-tukenir-40</guid>
                <description><![CDATA[Emek Katan Yücelir, Tüketen Tükenir]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<h3>Emek, en yüce değerdir. Çünkü üretime katılan insan emeği, üretimin insanlaşmasını ve kültürü oluşturur. İnsanın doğa ile ve birbiri ile ilişkisi sonucunda ortaya çıkan her şeyin adına kültür denir. Başka bir ifade ile kültür insanın doğaya kattıklarıdır ve katkısı emek ile olur. Emek, bu sebeple kültürün eylemidir ve en yüce değerdir.</h3>

<h3> </h3>

<h3>Yaşadığımız hayatta, hayatımızı kolaylaştıran ne varsa hepsi insan emeğinin organize olması ile ortaya çıkmıştır. Giydiğimiz giysilerden elimizde bulundurduğumuz cep telefonuna, ektiğimiz tarlamızdaki mahsulden barınmak için oturduğumuz konuta kadar her şey; insanın bu yüce değeri yani emeği sayesinde vardır ve toplumsal hayatın devamı için bu emek üretimi şarttır.</h3>

<h3> </h3>

<h3>Size emeğinizin karşılığı dışında kazandıklarınız helal değildir, der Kur’an-ı Kerim. Emeği ve emek üretmekle toplumsallaşmayı savunur Kelam-ı Kadim. Çünkü insanın tekâmülü birbirinin ürettikleri ve bu üretilenlerin paylaşılması ile mümkündür. Sevgi bu paylaşımın en üst noktası olan karşılıksız vermek iken, paylaşmak ise insan olmanın doğal sonucudur. Herkes aslında var olurken birbirinin işini yapar. Kimi hasta bakar, kimi besin üretir, kimi ev yapar; işte, bu yapılan işlerin tamamı toplumsal olanı oluşturur, bütünü ise insanlığı.</h3>

<h3> </h3>

<h3>İnsan ürettikçe, yaşadığı hayata değer kattıkça ve bu ürettiği kattığı değer bütün içinde paylaşıldıkça, bütünü daha da derinden hisseder ve daha nitelikli eserler, daha nitelikli üretimler gerçekleştirir. Zamanla emeğin niteliği kaba olandan ince olana doğru şekil değiştirir. En kaba madde için harcanan emeği üretenle en ince, en ruhsal bilgiyi üretenlerin üretmek anlamında bir değer farkları yoktur. Fakat ürettikleri ürün ve bütüne katkısı anlamında niteliksel bir fark vardır. Bu fark insanın daha da insanlaşması ile incelir, daha estetik bir biçim alır ve niteliksel olarak daha önemli hâle gelir. İncelen bir üretici ise bu değer yükselmesine rağmen hiçbir zaman emeği küçümsemez, emeğe yüce değer olarak üst bir anlam verir.</h3>

<h3> </h3>

<h3>İnsan üretendir, emek verendir. Topluma kattığı ile toplumsallaşan ve insan kıymeti bilendir. Üretmeyen, bütüne katkı sunmayan, emek vermeyen bencildir, sade kendini düşünür, bütünün farkında değildir ve hem kendine karşı hem de topluma karşı zalimdir. Üretmediği için paylaşmaya da inanmaz, paylaşmayı bilmediği için sevemez. Sevemediği için de ruhu gelişemez. Kuru bir çöl gibidir gönlü, hiçbir serin esinti o mecrada esmez. Her türlü etki bir fırtınaya dönüşür ve hayatla kurduğu her ilişki bir ölüm kalım meselesine dönüşür. Emek vermediği, üretmediği ve toplumla doğrudan sevgi ile bütünleşemediği için köksüzdür, korku içindedir. Kendi dahil hiç kimseye güvenemez; hayat, geçip giden ve yaşarken hazlar alınan bir arenaya dönüşür. İşte, bu insan her geçen gün insanlığından uzaklaşır. Asli değerlerini yok sayar, emek vermek yerine çalmayı, üretmek yerine tüketmeyi, sevmek yerine korkuyu ve gücü tercih eder.</h3>

<h3> </h3>

<h3>Sevmeyi ve sevilmeyi emek harcamadığı için bilemeyenler; dünyada haz almayı tek gerçek değer olarak görür ve zaman içinde haz veren her şeye yönelir, zor olan her şeyden kaçar. Neyi hak edip etmediğini düşünmez. Hep tüketebileceği şeyleri düşünür, tüketebilmek için yaşar ve tükettikçe kendisi de tükenir. Nasıl ki bir bedenin dengesi, yemek, hareket ve duygu dünyasının dengesi ile sağlanır; insan da üreterek, ihtiyacı kadar tüketerek ve severek dengesini bulur. Sadece tüketenler ve sadece kendi ihtiraslarına odaklananlar, kendi kendilerini süreç içinde yerler. Bir uyuşturucu veya alkol bağımlılığı gibi hiçbir zaman ilk doz yeterli gelmez, tüketmek daha fazla tüketmeyi karşımıza getirir. Daha fazla tükettikçe tüketimde niteliksel yozlaşmalar yaşamak dozun artması için zorunlu olur ve sonunda kendinden başka tüketecek şeyi kalmaz hâle gelir.</h3>

<h3> </h3>

<h3>Emeğin kıymetsizleşip tüketimin başat olduğu bu yıllar bu sebepten zor ve çetin yıllardır. İnsan olmanın yüce değerlerle rabıta kurularak sağlanmasının unutulması insanlık hafızasının köksüzleşmesi ve tekâmülün yavaşlamasıdır.</h3>

<h3> </h3>

<h3>Kadim sembollerden biri olan kuyruğunu yiyen yılan sembolü; tam da çağımızın tüketim hastalığını temsil etmektedir. Temelde bencillik olan, bütünü görmezden gelen, emeği küçümseyen, fırsatçılığı önceleyen, sevgiye inanmayıp hazza odaklanan anlayış kendi kendisini bitiren insanlığın kendisidir.</h3>

<h3> </h3>

<h3>Üretmeyen insanlar, üretmeyen toplumlar kendi kendilerini yemeye ve tüketmeye mahkûmdurlar. Hayat durmaz, öyle veya böyle sizi bir eylem içinde konumlandırır. Fırsat varken akıl edip helal olan emeğe yönelmek; en yüce değer olan emeği, yaşadığımız hayata katarak toplumsallaşmak ve toplumsallaşmanın bir sonucu olarak güven içinde bir yapı oluşturmak çok zor değildir. Yeter ki insan kendisi üzerinde bütünle bağı çerçevesinde düşünsün, çabalamasına rağmen niye mutlu olamadığını bu bütünlük içinde kavrasın ve insan olmak, yüce değerlerle donanmak konusunda ısrarcı ve kararlı olsun. Ne mutlu emek verenlere, ne mutlu emeğin kadrini kıymetini bilenlere, ne mutlu bütüne kattığından daha az tüketerek ruhta daha da büyüyenlere!...</h3>

<p> </p>
]]></content:encoded>
                <pubDate>Tue, 17 Mar 2020 22:00:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.2yakahaber.com/images/kullanicilar/canerhoca_1.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Elazığ Depremi </title>
                <category>Yunus Gündoğdu</category>
                <link>https://www.2yakahaber.com/makale/elazig-depremi-39</link>
                <author>ikiykahaberleri3@gmail.com (Yunus Gündoğdu)</author>
                <guid>https://www.2yakahaber.com/makale/elazig-depremi-39</guid>
                <description><![CDATA[Elazığ Depremi ]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Deprem olduktan sonra Google’da , Elazığ Kürt mü diye arama yapanı aslında tanıyoruz .</p>

<p> </p>

<p>Hatırlayın okula gelir ama öğrenci değil.</p>

<p> </p>

<p>Müslümanlık naraları atar ama Müslüman olmanın şartlarını yerine getirmez.</p>

<p> </p>

<p>Vatan Millet Sakarya dilden düşmez ama asli görev olan vergi ödememek için hilenin her türlüsü.</p>

<p> </p>

<p>Kahramanlık nidaları dilden düşmez lakin askere gitmemek için oyunun bini bin para</p>

<p> </p>

<p>Hak hukuk itikat ama kaçak işçi çalıştırmayı asli görev olarak görür.</p>

<p> </p>

<p>Görüntü den ibaret olan içselleşmiş tek bir tutumu olmayan bu insanların insanlığınızı kayıp</p>

<p>etmelerine izin vermeyelim.</p>

<p> </p>

<p> </p>

<p>Ölen bebeğin “etnik” kökenine göre dua okuyacak bir kesim ile karşı karşıyayız.</p>

<p> </p>

<p>Birçok toplumsal olayda olduğu gibi Elazığ depremi bize şunu tekrar hatırlatmıştır.</p>

<p> </p>

<p>Deprem de insanlarımızı kayıp ettik lakin deprem önce “insanlığımızı” kayıp etmişiz.</p>

<p> </p>

<p>Başımız sağolsun.</p>

<p> </p>

<p><strong>Yunus GÜNDOĞDU</strong></p>

<p>yunusgundogdu@yahoo.com</p>
]]></content:encoded>
                <pubDate>Fri, 31 Jan 2020 00:11:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.2yakahaber.com/images/kullanicilar/1wYrKsIA_400x400.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>DETOKS KAFASI</title>
                <category>Sonay Kayıkçı</category>
                <link>https://www.2yakahaber.com/makale/detoks-kafasi-38</link>
                <author>kayikcisonay@gmail.com (Sonay Kayıkçı)</author>
                <guid>https://www.2yakahaber.com/makale/detoks-kafasi-38</guid>
                <description><![CDATA[DETOKS KAFASI]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p align="center"> </p>

<p>Google arama motoruna ‘detoks’ diye girdiğinizde 8 milyondan fazla sonuç göreceksiniz. Peki bütün bu sonuçların kaç tanesi bir diyetisyen tarafından yazılmış? Ya da detoks programlarının kaç tanesi kazanç kaygısı duyulmadan yazılmış? Benim görüşüm detoks programlarının tamamı kazanç için oluşturulmuş ve çoğu sağlığa uygun olmayan listelerdir.</p>

<p>Detoks, toksinlerin (zararlı maddelerin) vücuttan uzaklaştırılması ve kilo verme amacıyla uygulanan kısa süreli programdır. Kısa süreli kilo kaybı sağlayan detoks uygulamaları genellikle 3-7 gün sürmektedir. Daha uzun süreli uygulanan detoks programlarının insan vücuduna zarar verme ihtimali artar. İnsanların detoksu tercih etmelerindeki temel sebepler detoksun psikolojik olarak iyi oluş sağlaması ve kilo vermek için alternatif bir yol olmasıdır.</p>

<p>Bu noktada söylemek istediğim şey siz ister detoks programı uygulayın ister uygulamayın vücudunuz var olduğundan beri hatta şuanda bile kendi kendine; deri, solunum sistemi, bağışıklık sistemi, bağırsaklar, karaciğer ve böbrekler yardımıyla detoks (detoksifikasyon) yapıyor. Herhangi bir hastalığınız yok/genel sağlık durumunuz iyi ise vücudunuzun kendi kendini temizleme (detoksifikasyon) sistemi sizi korumak için gerekeni zaten yapacaktır. Yapılan bir araştırmada vücudun kendi detoksifikasyon sürecini olumlu etkileyebilecek bir detoks programının olmadığını görülmüştür. Tabi ki her konuda olduğu gibi detoks konusunda da bunun aksini düşünen bilim insanları bulunmaktadır.</p>

<p>Detoks programları çoğunlukla sebze ve meyve sularından oluşur. Örneğin; ıspanak, yeşil elma, salatalık, armut ile hazırlanan bir detoks içeceği düşünün. Bu içeceğin vücudunuzda yaratabileceği mucizevi sonuç en fazla ne olabilir ki? Bunları karıştırıp içtiğinizde ne üç günde beş kilo verebileceksiniz ne de süper bir zindelik hissedeceksiniz. Üzgünüm ki, beklentiniz boşa çıkacaktır. Her zaman söylediğim ve savunduğum gibi yeterli ve dengeli beslenmenin yerini hiçbir şey tutmayacaktır. Yeterli ve dengeli beslenme ile hem psikolojik iyi oluşu, hem sağlıklı yaşamı, hem de uygun sürede uygun oranlarda kilo kaybını görmüş olacaksınız. Bu nedenle popüler kültürün size dayattığı bu mucizevi zannedilen fakat olmayan kısa süreli programlara ihtiyacınız yok.</p>

<p>Yapılan başka bir araştırmada detoks programlarını uygulayanların daha çok kadınlar olduğu, detoksun haftada 3-5 kg kilo kaybı sağladığı, detoks programı boyunca doygunluk hissedilmediği (aç kalındığı) ve verilen kiloların 2-3 kg olacak şekilde geri alındığı görülmüştür. Detoksların kısa vadede kilo vermeye etkisi olabilir. Ancak sadece sebze ve meyve içeren detokslar yetersiz kalori/enerji alımı ve yetersiz protein alımı nedeniyle kas kayıplarına neden olmaktadır. Bir haftada 5 kilo verdiren bir “detoks programı” sonucu verdiğiniz kilo su ve kastan kayıp olacaktır. Ayrıca detoks yaptığınızda kendinizi yorgun ve halsiz hissedebilir, konsantrasyon bozukluğu yaşayabilir ve bağırsak alışkanlıklarınızı olumsuz yönde etkileyebilirsiniz. Ek olarak düşük kalorili ve düşük proteinli tek tip detokslardan sonra vücudunuzun bazal metabolizma hızı düşer ve normal yeme alışkanlıklarınıza geri döndüğünüzde daha hızlı kilo almaya başlayabilirsiniz.</p>

<p>Yeterli ve dengeli beslenme ile yağdan verdiğiniz kilolar, korunan kas ve sıvı kütlesi, geri alınmayan kilolar… Sizce hangi yol daha güvenilir ve mantıklı? Bence cevabınız artık nettir sevgili okurlar. Güvenilir olmayan ve sizi aç bırakan detoks diyetlerini görmezden gelin.</p>

<p align="center">Sonay KAYIKÇI</p>

<p align="center">Diyetisyen</p>

<p align="center"><a href="mailto:kayikcisonay@gmail.com">kayikcisonay@gmail.com</a></p>

<p align="center">İnstagram: <a href="https://www.instagram.com/dyt.sonaykayikci/?hl=tr">https://www.instagram.com/dyt.sonaykayikci/?hl=tr</a></p>
]]></content:encoded>
                <pubDate>Fri, 31 Jan 2020 00:10:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.2yakahaber.com/images/kullanicilar/70290992_2442614416066191_4272030590091395072_o.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Depremin İzleri                    </title>
                <category>Aslı ALABAZ</category>
                <link>https://www.2yakahaber.com/makale/depremin-izleri-37</link>
                <author>ikiyakahaberleri6@gmail.com (Aslı ALABAZ)</author>
                <guid>https://www.2yakahaber.com/makale/depremin-izleri-37</guid>
                <description><![CDATA[Depremin İzleri                    ]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<h3><small><big>Derinlerden  gelen uğultulu bir ses, şiddetli bir sarsıntı bitmek bilmeyen. “Bu defa son galiba !”diyor anne ve anlık bir hareketle kızını kaptığı gibi mutfakta buzdolabıyla duvar arasına giriyor ,  ne yapacağını bilemeden duvarların çatlamasını çaresizce izliyorlar.  Çatırdayan masa ayakları, sallanan dolapların gıcırtısı, düşen  sandalyeler, kırılan avizeler, bir de çaydanlık... Çay öylesine demli ki suyu henüz yakarcasına sıcak ve demi zift gibi... Akıyor beyaz fayansların arasından yolunu buluyor. Yirmi beş  saniye geçiyor üzerinden, hayatlarının  bir daha eskisi gibi olmayacak kadar değiştiren yamalı bir yaşamın belirtisi bu yirmi beş  saniye...   </big></small></h3>

<h3><small><big>Anne,  kızına dediklerimi tekrar et diyor ve şehadet getiriyor.</big></small></h3>

<h3> </h3>

<h3><small><big> Yer: Van, tarih: 23 Ekim 2011. Deprem! </big></small></h3>

<h3> </h3>

<h3><small><big>Bir anda duruyor sarsıntı. Anne hızla kızını kucaklıyor ve  balkondan veriyor oradan koşarak geçmekte olan birinin kucağına. İlk defa zemin katta yaşadığına şükrediyor. Kendisi atlamıyor balkondan, mutfağa dönüp su dolu şişeyi kapıyor.  Apartmanda haliyle bir hareketlilik ben de bir an önce çıkmalıyım diye düşünüyor, kapıyı açıyor, karşı komşusunun da evlatlarını çıkarmak için çabaladığını görüyor ve  kulakları  sağır edici bir ses yükseliyor  ardından kopan bir sarsıntıyla yerde buluyor anne kendini asansör mermerlerinin altında. Çığlık bile atamıyor anne, karşı komşusu basıyor feryadı. Çocuklarını çıkarıyor genç adam. Sonra yanında bir kişiyle geliyor, can havliyle mermerleri kaldırmaya başlıyorlar.  Anne hiçbir şey hissetmiyor, tek  isteği bir an önce bacaklarının üzerindeki yığından kurtulup   kızını bulmak, elindeki su şişesini de hiç bırakmıyor. İki dakikayı almıyor annenin üzerindeki mermerleri kaldırmak. Anne birden kalkıyor. Genç adamın “İyi  misiniz?” sorusunu yanıtlayamayacak kadar telaşla yürümeye çalışıyor, ayakta durabiliyor, Bekle, yapma” deseler de dinlemiyor. Kızının adını haykırıyor. Parkın olduğu alanı birkaç kere turluyor tökezleyerek, en sonunda başka bir komşusunun yanında  kızını kaldırımda oturturken buluyor. Koşuyor bacaklarının acısını hissetmeden.  Yanına geliyor ve sarılmadan önce şişeyi  açıp su içiriyor, çok korktuğunu anlıyor minik yavrusunun. Gözlerine bakıyor sonra kollarının arasına alıyor ve iki sözcük dökülüyor dudaklarından: Annem, geçti...   O anda bir uğultu yükseliyor yerin altından, sesler birbirine karışıyor, çığlıklar şehrin öte yakasından geliyor. Kulaklarını kapatıyor anne, kızının diğer annelerin evlatlarına yaptığı gibi... Çaresizce bakınıyor anneler, babaların çoğu ailelerin yanlarında bile değil; çünkü babalar asker ve görevdeler.  O anda ailelerinin  yanında olanlar da çok değil bir saat içinde görevlendiriliyorlar.                                       </big></small></h3>

<h3><small><big>Sarsıntı birden kesiliyor, derin bir nefes alıyor anne, kızı anlam veremediği bakışlarla anneye bakıyor ve soruyor:                                     </big></small></h3>

<ul>
	<li>
	<h3><small><big>Anne, evimize ne olacak?</big></small></h3>
	</li>
	<li>
	<h3><small><big>Babam görevden  dönüp  yaptıracak değil mi?</big></small></h3>
	</li>
	<li>
	<h3><small><big>Yaptıramazsa da daha güzel bir eve taşınırız olmaz mı?</big></small></h3>
	</li>
	<li>
	<h3><small><big>Babam gelsin de biz yine burada oturalım.</big></small></h3>
	</li>
</ul>

<h3><small><big>Helikopter sesleri arasında lojman bahçesindeki bir kafeteryada geçiriyorlar geceyi, küçük kız annesinin sızlayan dizleri üzerinde uyuyup kalıyor, her artçıda yükselen seslerle irkilse de annesinin tuttuğu eli ona güven veriyor ve tekrar uykuya dalıyor. Arada elektrik kesiliyor, hava da buza kesiyor. Gergin bir şekilde  sabahı  bekliyor insanlar. Acı haberler birer birer geldikçe yürekler dağlanıyor.  Molla kasım diye bir köyün yok olduğunu söylüyor biri,  enkaz altında olan ve neredeyse  tamamı öğrenci ve öğretmenlerin kaldığı bir siteden bahsediyor diğeri. Yürekler  yakarışta...                                                       </big></small></h3>

<h3><small><big> En uzun gece sabaha eriyor.  Küçük kız uyanıyor annesinin kucağında.  Etrafına bakınıyor babasını arıyor gözleri, bulamıyor. Anne ise aldığı telefonlarla güçlükle ayakta durmaya çalışıyor. Tanıdığı meslektaşlarının cansız bedenlerinin enkaz altından çıkarıldığı haberi yüreğine kor gibi düşüyor. Dizleriyse artık hiç sızlamıyor.                                                   </big></small></h3>

<h3><small><big>Gün ortalarına doğru şehir boşalıyor. Anne ve kız elinde küçük bir çantayla memleketlerine gönderiliyor bir kargo uçağıyla. Şehirde hayat normale dönene kadar izinlisiniz deniyor.                                                               </big></small></h3>

<h3><small><big>Geceleri ruhlarındaki sarsıntıyla uyuyor anne-kız. Geçirdikleri günden hiç zevk almadan vakit dolduruyorlar sadece. Küçük kız orada okula başlıyor, bir gün okulda deprem tatbikatı yapılıyor ve kız sırasının altında endişeli bir şekilde annesinin gelip onu oradan çıkarmasını bekliyor. Annesi gelene kadar onu kimse oradan çıkmak için ikna edemiyor. Anne haberi alır almaz kızının okulunda alıyor soluğu. Sıranın altında bakışları birbirine kenetleniyor.                                             </big></small></h3>

<ul>
	<li>
	<h3><span style="font-size:14px;"><small><big>Bu sefer bir şey olmadı anneciğim  sadece küçük bir tatbikat yapıldı.                                       </big></small></span></h3>
	</li>
	<li>
	<h3><span style="font-size:14px;"><small><big>Oyun gibi mi yani?                         </big></small></span></h3>
	</li>
	<li>
	<h3><span style="font-size:14px;"><small><big>Hayır.                                                       </big></small></span></h3>
	</li>
	<li>
	<h3><span style="font-size:14px;"><small><big> Ama oyun oynar gibi masaları salladılar, böyle oyun oynamak istemiyorum ben.                                 </big></small></span></h3>
	</li>
</ul>

<h3><small><big> Anne kızının benliğinde açılan yaranın farkına varıyor, destek almalıyız diye geçiriyor içinden. Okuldan çıkar çıkmaz bir klinikten randevu alıyor anne ve terapi süreci başlıyor. Korkularla yüzleşerek kaygı düzeyini azaltmak için çabalamaya devam ederlerken  anne  göreve başlaması gerektiği haberini alıyor. Kızı bunu kabul etmek istemiyor, terk edileceğini düşünüyor ve anne,  yüreğine çöreklenmiş  koca bir acıyla evladını ailesine  emanet ederek yola koyuluyor.  Sarı  bir toz bulutu karşılıyor onu ve onun gibi birçok öğretmeni.  Hava sıfırın altında. Ulaşım hayli güç, insanlar normal yaşantılarına haliyle dönememişler zaten şehirdeki insan sayısı da eskiye oranla daha  az. İlk depremden yaklaşık iki hafta sonra bir deprem daha vurduğu için şehri,  kimse kalmamış gibi. Konaklayacağı okula geliyor anne. Sınıflar koğuş yapılmış, öğretmenler için. O andan sonra hayat fazlasıyla zor,  “Zor  da olsa o, şehirde olmamın  bir sebebi var .”diye geçiriyor  içinden. Her sabah yıkılmış binaların arasından  okula gidiyor.  Okulda da konuşulan  konu hep aynı, gündem hiç değişmeden günler  günleri kovalıyor,  haftada altı gün ders var, kayıp zamanı telafi etmek zorundalar.   Öğrenciler yaşadıkları travmadan dolayı derse adapte olmakta zorlanıyor üzerine bir de artçı  depremlerin derste yakalaması cabası. Öğrencilerinin gözlerindeki endişeyi  ortadan kaldırmak için telkinlerde bulunurken özlediği kızı düşüyor aklına, daha bir sarılıyor sınıftaki çocuklarına anne. Her birinin hayatı yamalı, kaybeden, parçalanan, dağılan çocuklar, kalan parçalardan bir bütün oluşturma çabası içinde mücadele ediyor.                           </big></small></h3>

<h3><small><big>Şehir  canlanmaya başlıyor, gidenler, yavaş yavaş dönüyor ait olduğu yere.  Dönemeyenler akla düştükçe acı tazeleniyor. Zaman karanlık ve soğuk bir şehirde böylece doluyor. Anne ait olduğu yere dönmek için eşyalarını  topluyor. O şehirde geçen buruk anıları dolduruyor valizine. Yüreğinde yeri doldurulmayacak dostlarına buğulu gözlerle son kez bakıyor ve kuş misali uçuyor kendi şehrine. Bu bir terk ediş değil diyor uçarken, eski düzenini terk ettiğini bilmeden.  Bölünmüş hayatının gerçek öznesine dönmek içini ferahlatıyor annenin. Terk edildiğini düşünen kızının yaralarına merhem olmak için çabalıyor o vakitten sonra.  Zaman  hızla akıyor, artık anne kızın hayatı başka bir şehirde devam ediyor depremin onlardan aldıklarını unutmaya çalışarak. Depreme karşı daha bilinçli olsalar da yaşanılan travma terk etmiyor bir türlü onları. En küçük bir sarsıntıda anne ve kız kapı eşiğinde buluyorlar kendilerini. </big></small></h3>

<h3><small><big>24 Ocak 2020 gecesi   yine böyle bir sarsıntı hissediyorlar, anne kapı eşiğinde onu bekleyen kızının yanında alıyor soluğu. Sarılıyorlar birbirlerine . Anne derin bir nefes alıyor. Bu sefer kızı onu telkin ediyor:</big></small></h3>

<ul>
	<li>
	<h3><small><big>Tamam, annem, geçti! O sarsıntı geçiyor yine   şükrederek birbirlerine bakıyorlar ama çok da uzak olmayan bir yerlerde insanların zor durumda olduğu ya da  yitip gittiği duygusu onlara  acı veriyor çünkü adı deprem ve hayatları fazlasıyla sarsıyor.</big></small></h3>
	</li>
</ul>
]]></content:encoded>
                <pubDate>Thu, 30 Jan 2020 23:36:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.2yakahaber.com/images/kullanicilar/1560622_1510728635818884_1812847092_n_3.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>ALEVİLER KİŞİLERE Mİ DEĞERLERE Mİ YÖNELMELİ?</title>
                <category>Kubilay Hünkar Uğurlu</category>
                <link>https://www.2yakahaber.com/makale/aleviler-kisilere-mi-degerlere-mi-yonelmeli-36</link>
                <author>ikiykahaberleri@gmail.com (Kubilay Hünkar Uğurlu)</author>
                <guid>https://www.2yakahaber.com/makale/aleviler-kisilere-mi-degerlere-mi-yonelmeli-36</guid>
                <description><![CDATA[ALEVİLER KİŞİLERE Mİ DEĞERLERE Mİ YÖNELMELİ?]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p> </p>

<p>           <big>     Sizce başlık zor bir soru mu içeriyor? Basit bir sorunun basit cevabı olur. Değerlere yönelince ister istemez ‘’erdem’’ ve ‘’ahlak felsefesine’’ yönelmiş oluyoruz.</big></p>

<p><big>                Aleviler, aslında yüzyıllardır kişi üzerinden değerlere de yönelmiştir. Kaldı ki bu tarz yönelme birçok gelenekte de vardır. Okuma oranı artması ve tek bir kişinin farklı özellikleri, farklı yaşayışları ve farklı kültürleri olduğu anlaşılması ‘’KİŞİLER ÜZERİNDEN DEĞERLER’’ meselesini de sorgulamaya itiyor.</big></p>

<p><big>                Açık konuşmak gerekirse Şiilerin baktığı ‘’İMAM ALİ’’ başka…</big></p>

<p><big>                Sünnilerin gördüğü ‘’İMAM ALİ’’ başka…</big></p>

<p><big>                Alevilerin inandığı ‘’İMAM ALİ’’ bambaşka karakterler. Özellikle Alevilik inancında ve geleneğinde İmam Ali, Sünni ve Şii inancında ki imam Ali’den çok farklıdır. İlginçtir Sünni de, Şii de Alevileri kendi ‘’ Ali’’lerine inandırmaya çalışmaktadırlar. Farklılıklara örnek mi istersiniz?</big></p>

<p><big>Teolojik bir örnek;  ‘’Alevilere göre İmam Ali kırkların ceminde semah dönmüştür. Peygamber ile müsahib olmuşlardır.’’Sünnilikte ve Şiilikte bu gibi bir inanış asla yoktur. Hatta masal derler!</big></p>

<p><big>--</big></p>

<p><big>                Hâl bu iken ‘’Biz İmam Ali’’yi örnek alıyoruz’’, hayatımızı ’İmam Hüseyn-i Hayat’ eyliyoruz’’ diyenlerin de kafaları iyice karışmaya başladı. Çünkü Hangi İmam Ali ve hangi İmam Hüseyin’i örnek alıyorsunuz? Erzincan’da hatta Sinop’ta izleri olduğu düşünülen İmam Ali’mi yoksa namaz kılarken ayağından vurulsa bile namazından vazgeçmeyen İmam Ali mi?</big></p>

<p> </p>

<p><big>                                                                              DEĞERLER SORUNU</big></p>

<p><big>                Değerlerin salt kişiler üzerinden değil, etik davranışlar üzerinden olması gerektiğini mantıklı olan herkes kavrayabilir. Yapay zekâların, moleküler biyolojinin ve gökbiliminin konuşulduğu şu zamanda 6.,7., 16. ya da 18. yy’da yaşadığını zanneden beyinler etik davranış/söz/düşünüş becerisini asla gösterememektedir.</big></p>

<p><big>                Etrafınızda bu kadar mecnunlaşmış ve meczuplaşmış insanları din adı altında tuhaf yaşayışlarını  görmek sizi de şaşırtmıyor mu? Açık konuşmak gerekirse kişiler üzerinden yapılan değerlendirmeler; ancak sorgulanarak örnek alınması gereken değerler olmalıdır. Unutmayalım!</big></p>

<p><big>Ganimetler Bölümü (Enfal Suresi) 22: <span style="background-color:#FFFF00;">Çünkü yeryüzünde debelenenlerin Allah katında en kötüsü, akıllarını işletmeyen sağır dilsizlerdir.</span></big></p>
]]></content:encoded>
                <pubDate>Thu, 30 Jan 2020 23:31:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.2yakahaber.com/images/kullanicilar/30727299_1152175634914116_6192216988169797632_n.gif"/>
            </item>
                                <item>
                <title>İYİLİK, EVRENSEL İYİLİKTENDİR</title>
                <category>Prof. Dr. Caner Işık</category>
                <link>https://www.2yakahaber.com/makale/iyilik-evrensel-iyiliktendir-35</link>
                <author>ikiykahaberleri4@gmail.com (Prof. Dr. Caner Işık)</author>
                <guid>https://www.2yakahaber.com/makale/iyilik-evrensel-iyiliktendir-35</guid>
                <description><![CDATA[İYİLİK, EVRENSEL İYİLİKTENDİR]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>İnsan, bilerek kötülük yapmaz. Kötü olarak görülen şeyler, kişilerin sadece kendini düşünerek yaptıklarıdır. Bir düşünce, iş ve eylem sadece bir kişinin menfaatine yarıyorsa o eylem o kişi için iyi, onun dışındakiler için kötüdür. Düşünce, iş ve eylem bütüne hitap ediyor bütünün faydasına hizmet ediyorsa o zaman iyidir. Bütünsellik ise bütünden ne anladığımıza göre değişir. İnsan idraki için bütünlüğün en büyük kavranış biçimi evrendir. Evreni somutlaştırıp deneyim alanımıza indirirsek dünya olur.  Dünyayı somutlarsak ülkemiz, çevremiz, ailemiz ve şahsımız olarak kavranabilir. Bütünsellikten en yoksun hal egoistlik olup evreni şahsiyetimizle özdeşleştirmektir, en yüksek faziletlere yol açan bütünsellik ise evrensel ölçekte düşünmek ve kavramaktır.  </p>

<p>Bir şeyin iyi olması işte kavrayabileceğimiz en uzak bütünselliğe uygunlukla ilişkilidir. Evrensellik sözlemi de buradan çıkar, evrensel olan, evrensel değerlere uyan iyidir. Bunun İslam ilahiyatındaki adı “<em>sünnetullah’tır</em>”. Allah’ın eylemi yapıp ettikleri anlamına gelen bu söz aslında evrensel kural kaidelerin toplamı manasındadır. Bu anlamıyla prensipler, değerler, ilkeler evrensel oldukça, Yüce Yaratıcı’nın sistemine uygun olmakta ve iyi olmaktadır. İşte insanların din adına uydurduğu birçok değerin evrensel değerlerle çelişmesinin sebebi bu bütünsel idrakten yoksun olmak ile ilgilidir.</p>

<p>Konuyu daha da açacak olursak şunlar söylenebilir. Kendisini önceleyen ve bütün içindeki yerini dar kalıplarla düşünen insanlar kabalaşır ve ayırıcı fikir ve düşüncelere saplanır. Kimi soyunu, kimi mezhebini, kimi ülküsünü kimi ise bir düşünce sistemini önceler. Sonuçta evrensellikle bağını hangi seviyede kopardı ise o seviyede kalır ve daha üst bir kavrayışa, evrensel değerlere ulaşamaz. Kaldığı seviyenin muhatap olduğu noktada ayrımcılık yapar ve insanlığı da bulunduğu ölçek içinde değerlendirir. İnsanları kendisinden olan ve olmayan olarak ayırır. Ait olduğunu kutsallaştırır ve her şeyden önemli sayar, bütünün gözünden ait olduğuna bakamaz, dinini kutsallaştırır başka dinlerin hepsinden üstün sayar, bütün ilahi sistem içindeki hâlini değerlendiremez. İdeolojisini kutsar, bütün içindeki o ideolojinin neye hizmet ettiğini değerlendiremez. Sonuçta birbiri ile anlaşamayan hatta anlaşmamak için var olan birçok yapı, inanış ve düşünüş ortaya çıkar. Evren karşısında güçsüz olduğuna inanan insan işte bu güçlü olduğunu sandığı yapılara sırtını dayayarak başka yapılara karşı kendini korumaya alır. Nihayetinde kendi egosunu korumaya çalışan bir savaşın içinde bulur kendini. Savaş ki pür savaş ama ne için savaş diye sorulursa kendi egosunu korumak için sonucu olmayan, anlamsız bir savaş. Sonuçsuz ve anlamsız olmasının sebebi, hiç kimsenin egosunun bütünsellik içinde zerre kadar kıymetinin olmamasıdır. Kazanılan her cephe kaybedilmeye mahkûmdur. “<em>Mezarlıklar vazgeçilmez olduğunu düşünen insanlarla doludur</em>”.  </p>

<p>Gerçek iyiliğin peşinde olanlar, evrensel olanın, hak olanın peşinde olanlar ise kendi dışındakilerle değil kendisiyle savaşmayı doğru ve gerekli görür. Kendinin evren içindeki yerini ve aczini idrak edip, iyilikle birleşme ve bütünleşme imkânları arayanlarda bu gerçek iyilik ortaya çıkar. Amasya Gümüşhacıköy’e yakın Merzifon’un Kıreymir köyünden Kul Fakır Ali dervişe rehberi Kul Hüseyin’in söylediği “<em>Asıl pehlivan başkasının sırtını yerine getiren değil, nefsini dize getirendir</em>” sözü bu minvalde söylenmiş bir sözdür.</p>

<p>Arifler, “<em>avcının namluyu kendine doğrultanı makbuldür</em>” der. İnsanın içinde her hal ve olayda kendi eksikliğini arayanı ve kendisini evrensel, mükemmel varlığa layık hâle getirmeye çalışanı makbuldür. Bu arayış ve çaba, kişiyi iyi ve iyiden yapar.</p>

<p>İyilik ve iyiden olma arayışı bir dinden, bir mezhepten bir ideolojiden olma arayışından her zaman daha yoğun ve daha içsel bir yoldur. Erenlerin yolu, gerçek ilim insanlarının yolu, savaşçıların yoludur. İnsanlığa bir değer katmış ve insanlığı bir adım ileri taşımış bütün insanların geçtiği yol iyilik yoludur. Bir dervişi çilehanede gerçeği idrakle meşgul eden yüksek sükûnetin kaynağı iyiliktir. Bir bilim insanının laboratuvarında bir maddenin bileşiklerini çözme gayreti iyiliktendir. Bu sonucu belli olmayan yola sevk eden motivasyonun temel kaynağı, iyilikten aldığımız paydır. Bu sebeple gerçek erenlerin, gerçek bilim insanlarının ve yüksel savaşçıların ahlakta yüksek faziletler göstermesi tesadüfi değildir. Bu insanlar iyiliğe yüzlerini döndükçe yüksek, evrensel erdemlerle donanmaya başlarlar. İlahi prensiplere uygun, hakka uygun, evrensel değerlere uygun iyilik kaynaklarına dönüşürler.</p>
]]></content:encoded>
                <pubDate>Thu, 30 Jan 2020 23:29:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.2yakahaber.com/images/kullanicilar/canerhoca_1.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>KARTAL’A DEĞER KATANLARA TEŞEKKÜRLER </title>
                <category>Yazgülü Kayıkçı</category>
                <link>https://www.2yakahaber.com/makale/kartala-deger-katanlara-tesekkurler-34</link>
                <author>yakahaber@yakahaber.com (Yazgülü Kayıkçı)</author>
                <guid>https://www.2yakahaber.com/makale/kartala-deger-katanlara-tesekkurler-34</guid>
                <description><![CDATA[KARTAL’A DEĞER KATANLARA TEŞEKKÜRLER ]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><big>Geçtiğimiz ayın sonunda Kartal Belediye Başkanı Gökhan Yüksel, bizleri yani yerel basını kahvaltı programıyla misafir etti. Bu özel buluşmamız ayrıntılarını, başlıklarla sizlere aktarmıştık... Fakat şahsi fikirlerimi, naçizane duygularımı yazıma aktarmak istedim.</big></p>

<p> </p>

<p><big>Genç başkanın, ilçemize olan hâkimiyeti, hitap şekli, samimiyeti fazlasıyla bana geçti. Gazeteci meslektaşlarımın, sordukları sorulara verdiği cevaplar, son derece net ve altı dolu cevaplar oldu.  Yapılan ve yapılacak olan, projeleri anlatırken heyecanı, hevesi, hem sesine hem de vücut diline yansıyordu. Mübalağa yapmıyorum, uzun yıllardır, mesleğimi icra ettiğin günden bugüne, inanın bu kadar bana geçen bir toplantıyla da karşılamamıştım. Halkın dilinden anlayan bir yaklaşım vardı. Netice de, bu semtin sakiniydi.  Mahalle sorunlarını, aile, çocuk, genç ve yaşlıların ihtiyaçlarını yerinde analiz etmiş, kimin neye ihtiyacı olduğunu bilgi edinip, çözüm odaklı çalışmaların yapıldığını direkt olarak aktarmıştı.</big></p>

<p> </p>

<p><big>O süreçte aynen  <strong>‘’Kartal Büyük Ailem’’</strong> sloganındaki gibi kendimi o büyük ailenin bir bireyi olarak, sorunumu ve sorumu şu şekilde aktardım; Sizler de hatırlarsınız Temmuz ayında, oğlumla birlikte ofisime giderken köpeklerin saldırısına uğramıştık. Canımızın acısını anlatırken, yaşadığımız vahim olayın çözüme ulaşması ve neler yapılacağına dair bilgilendirme almak adına, benim gibi birçok komşumuzun da, sokak hayvanların saldırısına uğrayanların, sayısının arttığını ve bu vahim olayları yaşayanların, bedenen aldıkları darbelerinden çok, psikolojik boyutunun nasıl değerlendirileceğini ifade ettik.</big></p>

<p><big>Sayın Yüksel ise; Tüm nezaketiyle, öncelikle geçmiş olsun dileklerimi kabul edin, inanın çok üzüldüm, sokak hayvanları ile ilgili ‘<strong>’Komşuluk İletişim Merkezimize’’</strong> çok fazla şikâyet alıyoruz. Yakacık’ta bulunan iyileştirme merkezimiz de, havyalarımızın tüm bakımları, aşıları kontrol ediliyor. Saldırganlık boyutunda ise, çözüm odaklı bir plan geliştireceğiz’’ dediler.</big></p>

<p> </p>

<p><big><strong>Tevazu, Dolu Bir Yönetim Kadrosu İçin Var Olunuz…</strong></big></p>

<p><big>Başkanımıza, bir konuda daha teşekkür etmek isterim. Kadrosunda çok değerli isimleri çalıştırıyor. Emim ki, bu kadar tevazu olan bir yerel yönetimin, yöneticileriyle çalışmakta ayrı bir keyifli olacak. Halkın gönlünden gelen bir duruşla insan, hangi başkan yardımcısına veya hangi müdüre bakarsa baksın aynaya bakmış kadar oluyor. Özelikle yıllardır birlikte hizmet etmekten gurur ve onur duyduğum meslek büyüğüm, hangi işe gönlünü katarsa orada mutlaka başarı olan, <strong>Umut Veli Develi </strong>iyi ki Kartal’lı olduk ve sen iyi ki Kartal’la Artı Değerle geldin Hoş geldin…</big></p>

<p> </p>

<p><big>Bu arada KARTAL için çok verimli projeler, kentsel problemlerin çözüme ulaştığı hizmetler, eğitimin, kültürün ve sanatın zirve yaptığı günler, artışla yaklaşıyor. Kaliteli bir yaşam için birlik gücüne inan bir insan olarak herkese mutlu bir yaşam diliyorum.</big></p>

<p> </p>

<p><big><strong>Ve son söz Mustafa Kemal Atatürk’ten !... </strong></big></p>

<p><big>“Daha endişesiz ve korkusuzca, daha dürüst olarak yürüyeceğimiz yol vardır. Büyük Türk kadınını çalışmamıza ortak yapmak, yaşamımızı onunla birlikte yürütmek; Türk kadınını bilimsel, ahlaksal, sosyal, ekonomik yaşamda erkeğin ortağı, arkadaşı, yardımcısı ve koruyucusu yapmak yoludur.”</big></p>

<p><big>Saygı ve Sevgilerimle</big></p>

<p><big>Yazgülü Kayıkçı</big></p>
]]></content:encoded>
                <pubDate>Wed, 25 Dec 2019 23:07:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.2yakahaber.com/images/kullanicilar/1157467_10151815600192579_758628542_n.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Maraş Katliamı</title>
                <category>Kubilay Hünkar Uğurlu</category>
                <link>https://www.2yakahaber.com/makale/maras-katliami-33</link>
                <author>ikiykahaberleri@gmail.com (Kubilay Hünkar Uğurlu)</author>
                <guid>https://www.2yakahaber.com/makale/maras-katliami-33</guid>
                <description><![CDATA[Maraş Katliamı]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><big>Aleviler yüzyıllar boyunca katliamlara, sürgünlere ve zindanlara maruz kalmış ancak bugün yine de inançlarıyla, gelenekleriyle dimdik ayakta durmaktadır.Elbette bunun altında yatan bir sebep vardı. Bir ulu ağacı kesebilirsiniz ancak kökleri toprağa bağlıdır. Toprak, bir anadır. Doğa anadır. Özünü içinde saklar ve hep diri tutar. Alevilik… Tüm insanları bir gözle gördü, aynı yürekle sevdi. Peygamberimiz Hz. Muhammed sürgün edildi, oğlum dediği İmam Hüseyin ve evlatları katledildi… Niceleri bu yolda can verdiler ama onurlarını satmadılar. Aşığın dediği gibi;</big></p>

<p> </p>

<p><big><strong>Çektiğim cevr-i cefalar</strong></big></p>

<p><big><strong>Sevdiğim senden ötürü</strong></big></p>

<p><big><strong>İkrâr iman Hak ise</strong></big></p>

<p><big><strong>Sen de çek benden ötürü,</strong>     </big></p>

<p><big>diyerek sevdiklerini ve sevgilerini yaşattılar.</big></p>

<p style="margin-left:18.0pt;"> </p>

<p style="margin-left:18.0pt;"><big><img alt="" src="/images/PPROREobbodjb3oDQnR58dzEMQJffKuPkU4vuRF9.jpeg" style="width: 500px; height: 289px;" /></big></p>

<p style="margin-left:18.0pt;"> </p>

<ul>
	<li><big>Osmanlı’dan sonra kurulan Türkiye Cumhuriyeti’nde, laiklik, kadınlara seçme ve seçilme hakkı tanınması ve Cumhuriyetin getirdiği devrimlerle birlikte Aleviler kendilerini daha rahat ifade etmeye başladılar. Atatürk’ün ilk meclisinde dahi, ona en büyük desteği verenler Alevilerdi. Mustafa Kemal’de Nutuk isimli eserinde Hace Bektaş Veli post dedesi Cemalettin Efendi ile ‘’Kurtuluş Savaşı’’ nda Alevilerin ortak hareket etmesi açık şekilde görülmektedir.</big></li>
</ul>

<p> </p>

<ul>
	<li><big>1938’den sonra maalesef Aleviler yine dışlanmaya başlamışlardır. Özellikle 1950’lerde dinci faaliyetler artarak ve Türkiye’de laiklikten ödünler verilerek, adeta bir gerileme dönemine girildi<strong>. Laikliği dinsizlik olarak propaganda haline getirdiler.</strong> Halbuki Kuran’ı Kerim’in, Bakara Suresi 256. ayetinde; ‘’Dinde zorlama yoktur’’ diyordu. Yine yüce kitabımızın Kafirun Suresi 6. Ayette <strong>‘’Sizin dininiz size, benim dinim bana’’ </strong>ifadeleri açıkça din, vicdan ve fikir hürriyetinden bahsetmekteydi. Bunun da teminatı yalnızca laiklik ile mümkündü. İşte böylelikle yobaz düşünce Kuran ayetlerini de hiçe sayarak adeta Muaviye devrini tekrar hortlatmışlardır.</big></li>
</ul>

<p> </p>

<ul>
	<li><big>7. Yüzyıl ortalarında ve sonlarında, Muaviye ve oğlu Yezit devrinde, Emeviler, İslam adına nasıl İmam Hasan’ı zehirletti, İmam Hüseyin’i ve diğer peygamber torunlarını acımasızca katletti ise Malatya’da, Maraş’ta, Sivas’ta da aynı katliamların benzerlerini gördük. Tüyü bitmemiş çocuklara varıncaya kadar zalim ve yobaz sözüm ona dindarlar acımasızca şehit ettiler. Ne ilginçtir Kuran’ın açık hükümleri olmasına rağmen, kendisi gibi olmayan ve kendisi gibi inanmayanları yok etmekle kalmayıp, dini ayaklar altına aldı. Kuran ayetlerini hiçe sayarak adeta Allah’a da savaş açmışlardır.</big></li>
</ul>

<p> </p>

<ul>
	<li><big>Değerli okuyucular, buradan ‘’laikliğin ve cumhuriyetin’’ gerçek anlamda uygulanmasının ne kadar önemli olduğunu da anlıyoruz.  Yine üzülerek ifade etmeliyiz ki, hiçbir zaman vatanına, milletine ve bayrağına ihanet etmeyen Alevilerin sorunları hâlâ ülkemizde çözülemiyor. Hâlâ yeteri kadar ne iktidar tarafından ne de muhalefet tarafından yeterince dillendiriliyor. Neden? Çünkü Türkiye Cumhuriyeti’nin Anayasasının 10. Maddesi yok sayılıyor. Bakınız 10. Madde ne diyor; ‘’Herkes, dil, ırk, renk, cinsiyet, siyasi düşünce, felsefi inanç, din, mezhep ve benzeri sebeplerle ayırım gözetilmeksizin kanun  önünde eşittir. Hiçbir kişiye, aileye, zümreye veya sınıfa imtiyaz tanınamaz.’’  Bu madde yalnızca sözde kalıyor.</big></li>
</ul>

<p> </p>

<ul>
	<li><big>Peki ne oldu Maraş’ta… Tarih Aralık 1978… Katliam diyoruz! Çünkü çoluk çocuk demeden, siviller, sadece Alevi olduğu için baltalarla, silahlarla katledildi. Öyle bir vahşet vardı ki tanıkları dahi insanlığından utandı. Ne gariptir ki o katliam anlık bir olay değildi. Tam 3 gün sürdü ve 3 gün boyunca devlet müdahale etmedi. Sonunda müdahale geldiğinde artık asker siyasetin ortağı oluvermişti. Tarihe kapkara bir olay olarak geçen Maraş katliamı hemen öncesinde sol ve sağ, Türk ve Kürt son olarak da Alevi –Sünni ayırımı körüklenmişti. Ayrıca Amerika’dan gelen ajanlar da Anadolu’da bilgi topluyorlardı. Bunlardan biri de Kıbrıs’ta görevli olduğu halde Anadolu’da en gerilimi yüksek yerlerde gezen diplomat ya da ajan Robert Alexander’dı. İlginçtir, bu kişi hiçbir zaman tanıtılmadı. Ancak gittiği ya da gezdiği her yerde kan akıtılmış, insanlar birbirine kışkırtılmıştı. Fakat bu isim hep soru işareti olarak hafızalarda yer aldı. Maraş’ta okullarda ufak çaplı kavgalar oluyordu. Alevi öğrenciler muhafazakar dinciler ve ülkücüler tarafından dövülüyordu. Saldırı olayları oluyor ancak öldürme olayları olmuyordu.</big></li>
</ul>

<p> </p>

<ul>
	<li><big>Yıl 1977 CHP iktidara geldi. Solcuların ya da devrimcilerin Maraş’ta örgütlenmeleri ve güçlenmeleri muhafazakâr Maraşlılar tarafından hoş karşılanmadı. 1978 yılının Nisan ayında şehirde önemli gelişme yaşandı. Önce ülkücü bir evde bombalar bulundu. Aynı günlerde saygın bir Alevi dedesi olan Sabri Özkan Dede öldürüldü. Garip bir şekilde failler içinde asker kökenliler vardı. Kentte gergin günler işte böylelikle başlıyordu. Alevi evlerine o günlerde gelen ve Alevi kapılarını işaretleyenler vardı. Kimse onlardan şüphelenmemişti. O gelenler kendilerini ‘’nüfus sayımı için’’ geldiklerini söylüyorlardı. Yıllar sonra ortaya çıkan gizli belgelere göre Mit (Milli İstihbarat Teşkilatı) içindeki bazı kişiler Maraş’ta yapılacak olan katliam için hazırlık yapmıştı. Yine sonradan anlaşıldı ki, olayları önlemeyi bırakın, katliamda en etkili rolü MİT oynamıştı.</big></li>
</ul>

<p> </p>

<ul>
	<li><big>Yıl 19 Aralık 1978’di. Büyük bir olay meydana geliyordu. Çiçek sinemasında ülkücüler tarafından önemsenen ‘’Güneş Ne Zaman Doğacak’’ filmi gösteriliyordu. Bu Sinema filmi gösteriliyorken bomba atılmıştı. Ancak bu bomba sadece bir ses bombasıydı. Kimse zarar görmemişti. Yalnızca bir kişi topuğundan hafifçe yaralanmıştı. Asında amaç panik yaratmaktı. Orada olan bir ülkücü hemen telefona sarılıp cümle aleme duyuru yapıp, ülkücülerden yardım istiyordu. Bu kişi hepinizin bildiği Maraş katliamının bir numaralı sanığı Ökkeş Kenger ya da sonradan soy adını değiştiren Şendiller idi. Bu olaydan sonra kentteki ülkücüler ve muhafazakârlar galeyana gelmiş ve hedef belirlenmişti. Hedef Alevi Mahalleleri idi! Yürüyüşe geçen topluluk CHP binalarını ve PTT‘ yi taşlamakla işe başladılar. Devlet kuruluşlarına ait mekânlar bir bir harap ediliyordu.</big></li>
</ul>

<p> </p>

<ul>
	<li><big>Bardağı taşıran son gelişme 4 gün sonra yaşanacaktı. Sol görüşlü iki öğretmen akşam saatlerinde okuldan evlerine giderken öldürüldüler. Ne gariptir ki ölüm göz göre göre gelmişti. Polis nedense bu olayı görmezden gelmişti. Maraş o gece uyumuyordu. Ertesi gün öldürülen öğretmenlerin cenazeleri için sol gruplar dev bir gövde gösterisine hazırlandı. Cenazelerini almak için toplanmaya başlamışlardı. Cenazeler Alevi mahallesi olarak bilinen Yörükselim’de bulunan hastaneden alınacaktı. Ancak bir türlü cenazelerin alınmalarına izin verilmiyordu. Sanki bir şeyler bekleniyor gibiydi. Zira şehrin öteki yanında daha büyük bir kalabalık toplanmıştı. Sağcı gruplar Maraş’ta böyle bir cenaze hizmeti olmasına engel olacaklarına dair ant içmişlerdi.  Maraş Ulu Camii’nin önünde inanılmaz bir kalabalık vardı. Sol örgüt temsilcileri valiliğe ve polise olay olmaması için haber verdiler. Ancak aldıkları yanıt ise ilginçti: ‘’bu olaylar basit olaylardır, hiç tedirgin olmayın, halledeceğiz’’ diyorlardı.</big></li>
</ul>

<p> </p>

<ul>
	<li><big>Günlerden Cuma idi, Cuma namazı bitmiş, öğretmen cenazeleri ise yeni teslim ediliyordu. Maalesef Cuma namazı çıkışına denk getirilmek için çaba sarfedilen bu olay tarihi Maraş kalesi eteklerinde iki grubun karşılıklı olarak bir araya gelmesiyle çığırından çıktı. Önce iki grup birbirlerine taş attı. Daha sonra sopalarla birbirine girdi. Bir yandan da sağcılar ‘’komünistlerin cenazesi kılınmaz’’ diye slogan atıyordu. Polis o anda havaya ateş etti. Sloganlar sessizliğe büründü ve yerini yeni sloganlar aldı; ‘’müslümanlar katledildi, solcular camiyi bastı’’ iftiralarına dönüştü. Ortalık böylece daha da karıştı. Çok daha kalabalık olan sağ gruplar, cenaze namazı bile kıldırmadan sol grupları geri püskürttüler. Tabutlar yere düşmüştü. Sağ grupların öfkesi giderek daha da artıyordu. Önce Alevilere ait olan iş yerleri tahrip ediliyordu. İlk gün sanılanın aksine 3 sağ görüşlü ölmüş ve yüzlerce sol görüşlü yaralanmıştı. Maraş geri dönülmeyecek bir katliama hazırlanıyor ya da birileri tarafından hazırlatılıyordu.</big></li>
</ul>

<p> </p>

<ul>
	<li><big>Kentte yeni iftiralar başlamıştı. Alevilerin camileri bombalayacağı ve kırılan işyerlerinin intikamını alacağı iftiraları dolaşmaya başlıyordu. Öldürülen 3 kişinin intikamının alınması için büyük propaganda ve kışkırtma yapılmıştı. Ertesi gün Sünniler tamamen silahlanıyordu. Buna karşılık sol görüşünde hazırlığı vardı ancak çok sınırlıydı.</big></li>
</ul>

<p> </p>

<p><big><img alt="" src="/images/maras_katliami_belgesi_41_bin_lira_h22500.jpg" style="width: 500px; height: 305px;" /></big></p>

<p> </p>

<ul>
	<li><big>Tarih <strong>23 Aralık 1978</strong>… Sırada öldürülen 3 sağ görüşlülerin cenazelerine gelmişti. Valilik sokağa çıkma yasağı ilan etmişti. Ancak belediye hoperlöründen şehitlerin cenazelerine bütün Maraşlıların davet edildiği ilan ediliyordu. Sonraları bu anonsu yapan kişi hiç bulunamadı. Artık camilerde ‘’dinsizlere ölüm’’ sloganı atılıyor, kışkırtma mezhebi bir ayrımla başarıya ulaşmış görülüyordu. Şehir dışından gelen ülkücülerle kalabalık daha da artıyordu. O gün sabahı Maraş Alevileri ölüme uyandı. Hastaneye cenazelerini almaya giden kalabalık ülkücü  gruplar Alevi Mahallelerini kuşatmıştı. Bu arada ‘’Aleviler şehrin sularına zehir katmışlar ve camileri bombalamışlar’’ iftiraları katliama gerekçe olacaktı. Aslında zihinler zehirlenmişti.</big></li>
</ul>

<p> </p>

<ul>
	<li><big>Sonunda saldırılar başlamıştı. Önde maskeli ve silahlılar vardı. Maraş bundan sonra kan gölüne dönmüştü. Ölüm feryatları yükseliyordu. Aleviler can derdine düşmüştü. Özellikle şehirde az sayıda olan düzensiz Alevi evleri hedef seçilmişti. Kentte 4 Alevi mahallesinin 3’ünde katliamlar yaşanıyordu. Vahşet öyle boyutlara geldi ki, çoluk çocuk demeden ellerinde baltalar, silahlar ve sopalarla ‘<strong>’Kızılbaşları öldürün’’</strong>, <strong>‘’katli vaciptir’’</strong>, ‘<strong>’bir Alevi öldürmek kırk defa Hacca gitmek gibi sevaptır’</strong>’ diye bağırıyorlardı.  Sokaklar cesetler ile doluyordu. Bazı babalar evlatlarıyla vedalaşıyor ve ‘’n’olur namusuma ve çocuklarıma dokunmayın’’ diye bağırıyorlardı. Ne yazık ki bazı çocuklar ve bebekler diri diri yakılıyordu. Hamile kadınların karınlarına bıçak sokuluyordu. Kocasını ve kardeşlerini kaybeden aileler çığlık atıyordu. Feryatlar Maraş’ta göğe yükselmişti.  Bu konuyu  açamakta fayda görmüyorum. Çünkü bu vahşete can dayanmaz. İnsan insanlığından utanır. <strong>İnsan cinsinin insana yaptığını hayvanlar kendi cinsine yapmıyordu</strong>. Katliam böylece tam 3 gün sürdü. 3 gün boyunca ne polis ne de Jandarma şehre müdahale etmedi. Hiçbir önlem alınmadı. Asker Maraş’a geldi ancak olaylar sona ermişti. Asker ve polis çok ama çok geç kalmışlardı. Valilik binasına sığınan Aleviler askeri araçlarla şehirden tahliye ediliyorlardı. 3500 civarında Alevi askeri araçlarla şehir dışına güvenli bölgelere alındı. Sonuç Alevilerden 500’ün üzerinde ölü ve yaralı vardı…. <strong>Dönemin Başbakanı Bülent Ecevit ve Genelkurmay Başkanı Kenan Evren’di.</strong> Ve en sonunda olayları sıkı yönetim ile sonlandı. Aleviler olaylardan sonra büyük çoğunluğu Maraş’ı terkettiler. Ankara ve İstanbul Alevilerin göçüne en çok maruz kalan şehirlerdir.</big></li>
</ul>

<p style="margin-left:36.0pt;"> </p>

<ul>
	<li><big>Maraş insanlığın utanç verici görüntülerine sahne oldu. En utancı da, gün gelecek bu insanlar milletvekili ya da siyasi şahsiyet olacaklardı. Bir yere daha temas etmek isteriz ki, başta belirttiğimiz gibi bu olayların körüklenmesinde dış güçlerin ve milli istihbarat teşkilatının da parmağı olduğu çok sonradan ortaya çıktı. Ve 1980’de askeri darbe olduğunu hepimiz biliyoruz.</big></li>
</ul>

<p> </p>

<ul>
	<li><big>Değerli okuyucular işte belirttiğimiz gibi <strong>laiklik ve cumhuriyet yoksa; yobazlık ve kara zihniyet</strong> vardır. Dincinin eline fırsat geçtiğinde neler yapacağını gördük. Biliyorsunuz akıllarını ve gönüllerini işletmeyen topluluklar hemen galeyana gelebiliyor ve hemen tahrik  olabiliyor. Çünkü düşünmek zor geliyor. Birlik ve beraberlikten bahsedeceksek önce aklımızı kullanmamız gerekiyor. <strong>Aklı kullanmak için de yine ‘’aklı hür, vicdanı hür, irfanı hür kılan’’ cumhuriyet gereklidir. </strong></big></li>
</ul>

<p> </p>

<ul>
	<li><big>Alevi ve sünni kardeşliği lafta değil, özde olmalıdır. Din, dil, ırk ve mezhep kavgalarının önüne geçmemiz için hep birlikte mücadelemizi sürdüreceğiz. Gençlerimizi yetiştirmek, geleceğimizi aydınlık kılmak için geçmişten ders almalarını sağlamalıyız. <strong>Ne zaman geçmişten ders aldık, o zaman ileriye adım atmaya başladık</strong> demektir.</big></li>
</ul>

<p> </p>

<p><big>Yüce Allah hayırları feth eylesin, şerleri def eylesin, iki yüzlüleri berbat eylesin… Hepimizi de aklın ve bilimin yolundan ayırmasın diyorum…</big></p>

<p><big>Saygı ve sevgilerimle…</big></p>
]]></content:encoded>
                <pubDate>Wed, 25 Dec 2019 22:15:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.2yakahaber.com/images/kullanicilar/30727299_1152175634914116_6192216988169797632_n.gif"/>
            </item>
                                <item>
                <title>KANA KANA SU İÇİN</title>
                <category>Sonay Kayıkçı</category>
                <link>https://www.2yakahaber.com/makale/kana-kana-su-icin-32</link>
                <author>kayikcisonay@gmail.com (Sonay Kayıkçı)</author>
                <guid>https://www.2yakahaber.com/makale/kana-kana-su-icin-32</guid>
                <description><![CDATA[KANA KANA SU İÇİN]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><big>Hiç su içmem diyenlerden misiniz yoksa su benim için nefes gibidir susuz yaşayamam diyenlerden misiniz? Benim tercihim ‘su benim için nefestir susuz yaşayamam’ diyenlerden olmanız. En iyi içecek sudur ve su yaşam için en önemli olan sıvıdır. Bebeklik çağında vücut suyu %80’lerde iken ilerleyen yaşlarda bu oran %50-60’a düşer. Peki vücudun yarısı su iken su içmemek doğru mu? Eğer sıvı kısıtlaması olan herhangi bir hastalığınız yoksa (yetişkin bireyler) günde 2-2.5 litre sıvı tüketmeniz gerekir. Bu miktar yaklaşık olarak 10-12 su bardağına denk gelir.</big></p>

<p><big>Yeterli su içmeyenler birçok olumsuz sonuçlarla karşılaşır. Bunlar; kan hacminin azalması, dolaşımın yeterli olamaması, besin öğelerinin dokulara ve organlara ulaşamaması sonucu organ hasarları, vücuttaki zararlı atıkların atılamaması, kabızlık (konstipasyon), baş ağrısı, huzursuzluk, iştah kaybı, fiziksel iş gücü kaybı ve kas spazmı gibi sıralanmaktadır. Vücuttan %20 sıvı kaybı ölüme neden olur. Sonuç olarak günlük sıvı alımına özen gösterilmelidir.</big></p>

<p><big>Yeterli sıvı alıp almadığınızı idrar renginizi kontrol ederek anlayabilirsiniz. Beyaza yakın açık sarı bir renk sizin için en doğru hedeftir. Eğer koyu sarı bir renk mevcut ise aşırı susuzluk söz konusudur ve hemen önlem alınmalı vücuttaki sıvı/su dengesi sağlanmalıdır.</big></p>

<p><big>Sıcak havalarda, fazla fiziksel aktivite yapıldığında, fazla proteinli ve tuzlu yiyecekler tüketildiğinde, ateşli hastalıklarda ve ishal olunduğunda sıvı kaybımız artar. Böyle durumlarda vücuttaki sıvı dengesini koruyabilmek için kaybolan suyun yerine konulması gerekir. Sıvı dengesi sağlandığında hastalıkların daha kısa sürmesi ve kolay atlatılması sağlanmış olur.</big></p>

<p><big>Artık daha dikkatli olacağım ve yeterli su/sıvı tüketeceğim diyenler için tavsiyem öncelikle günde ne kadar su tükettiğinizi hesaplayın ve yavaş yavaş arttırarak 2-2.5 litreye ulaşın. Daha kolay su içebilmek için suyunuzun içine birkaç damla limon suyu damlatabilir, maydanoz veya diğer aromasını sevdiğiniz besinleri küçük miktarlarda bir süreliğine kullanabilirsiniz. İlerleyen zamanlarda zorlanmadan yeterli miktarda sıvı/su aldığınızı göreceksiniz.</big></p>

<p><big>Herhangi bir sıvı kısıtlamanız yoksa ‘KANA KANA SU İÇİN’ sevgili okurlar.</big></p>

<p align="center"> </p>

<p align="center"><big>Sonay KAYIKÇI</big></p>

<p align="center"><big>Diyetisyen</big></p>

<p align="center"><big><a href="mailto:kayikcisonay@gmail.com">kayikcisonay@gmail.com</a></big></p>

<p align="center"><big>İnstagram: <a href="https://www.instagram.com/dyt.sonaykayikci/?hl=tr">https://www.instagram.com/dyt.sonaykayikci/?hl=tr</a></big></p>

<p> </p>

<p> </p>

<p align="center"> </p>

<p> </p>

<p> </p>
]]></content:encoded>
                <pubDate>Wed, 25 Dec 2019 22:02:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.2yakahaber.com/images/kullanicilar/70290992_2442614416066191_4272030590091395072_o.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Neden İşsiziz… </title>
                <category>Yunus Gündoğdu</category>
                <link>https://www.2yakahaber.com/makale/neden-issiziz-31</link>
                <author>ikiykahaberleri3@gmail.com (Yunus Gündoğdu)</author>
                <guid>https://www.2yakahaber.com/makale/neden-issiziz-31</guid>
                <description><![CDATA[Neden İşsiziz… ]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><big>1995 Yılında Uluslar arası kalkınma Bankası (Uluslararası Para Fonu) topluma mal olmuş adıyla IMF (International Monetary Fund) kalkınmakta olan ülkeler içerisinde olan birkaç ülkeden ikisi olan ülkemize ve Güney Kore ye yatırım yapması için beşer yıllık kalkınma planı sunmaları halinde kendilerine hibe ve kredi verir.</big></p>

<p><big>Şimdi konuyu çok dağıtmadan bu teşvik den yararlan iki ülkenin bu teşviği nasıl değerlendirdiğine bakalım.</big></p>

<p><big>Türkiye ve Güney Kore yaklaşık aynı oranda teşvik ve krediden faydalanır.</big></p>

<p><big>Önce ülkemize yakından bakalım;</big></p>

<p><big>1995 de ülkemiz hem kredi hem de teşvik olarak faydalanmasına rağmen 1995 ve 2015 Tarihleri arasında onlarca milyar dolarlık özeliştirme yaparak istihdamı artırmak yerine istihdam görevini tamamen özel sektörün eline bırakmıştır. Özel sektöre emanet edilen istihdamın ne durumda olduğunu anlamak için ülkemizde bulunan işsizlik ordusuna bakmamız yeterli. Bırakın o paralar ile yeni iş sahaları yeni fabrikalar kurmayı mevcutlar da birer birer elden çıkarılmış ve sonuç, her evde  en az bir işsiz.</big></p>

<p><big>Şimdi aynı tarihte aynı benzer teşviklerden faydalan Güney Kore ye bakalım;</big></p>

<p><big>Güney Kore;</big></p>

<p><big>1953 de savaştan çıkmış olan Güney Kore tıpkı bizim gibi petrol yönünden doğal kaynaklara sahip değil, Eğitime ve bilime önem vererek Coğrafya kaderdir bahnesini tarihe gömen Güney Kore şuan 11. Büyük Ülke.</big></p>

<p><big>Peki bizimle aynı dönemde faydalandıkları kredileri onlar ne yaptılar dersiniz ?</big></p>

<ol>
	<li><big>Hundai  bir dünya markası yaptılar</big></li>
	<li><big>Her evde bir Samsung Tv  ve Telefon  markasını akıllara kazıdılar.</big></li>
	<li><big>LG markasını nerelere getirdiklerini söylemeye gerek var mı ?</big></li>
	<li><big>Kia her 4 kişiden birin kullandığı her segmente hitap eden otomobil markası yaratılar</big></li>
</ol>

<p><big>Güney Koreyi anlamak için uzaya gitmeye gerek yok, Güney Kore gitmeniz yeterli. Eğer çocuklarınız yeterince Matametik Fizik Kimya öğrenmezse bırakın kısa ve uzun vade de Güney Kore olmayı Pakistan Afganistan ufuk da…</big></p>

<p><big><strong><u>Eğer Güney Koreyi anlmazsanız çok ama çok kısa vade de her evde en az iki işsiz olacak ve bu işsiz ordusundan dolayı esnafın satamadığı peynirin yanına önce zeytin sonra direk ekmeğin kendisi eklenecek.</u></strong></big></p>
]]></content:encoded>
                <pubDate>Wed, 25 Dec 2019 21:45:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.2yakahaber.com/images/kullanicilar/1wYrKsIA_400x400.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Umutsuzca Umutlanmak </title>
                <category>Aslı ALABAZ</category>
                <link>https://www.2yakahaber.com/makale/umutsuzca-umutlanmak-30</link>
                <author>ikiyakahaberleri6@gmail.com (Aslı ALABAZ)</author>
                <guid>https://www.2yakahaber.com/makale/umutsuzca-umutlanmak-30</guid>
                <description><![CDATA[Umutsuzca Umutlanmak ]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><big>Bir kuş cıvıltısı Aralık sonunda...  Hiç bekler misiniz  bu zamanda? Her şeyden farklı uyandım sabaha, dünün aynısı değildi yaşanılanlar. Bir umut yeşerdi örselenmiş yüreğimde. Bir telefon sesi genç bir delikanlı; “Buradayım bizim kız diyordu, sözümü tuttum hayata tutundum. “Benim çakır gözlü oğlum Samet’in sesiydi bu. Hayat dolu... Telefonu kapattığımda gülümseyerek   zamandaki  yolculuğa bıraktım kendimi. Başka  bir delikanlı belirdi gözümün önünde. Arabamın yanında oturmuş ona verdiğim kitabı okuyordu Diyarbakır’ın asi ayazına inat sayfaları çevirirken bir anda başını kaldırdı ve beni fark etti, ayağa kalktı birden, gülümsedi, tek kelime etmedi, yüzüme baktı kaldı öylece, minnet dolu bir ifadeyle. Sonra oturup kitabının sayfalarına karıştı yine. Arkama dönüp gidiyordum ki Leyla iniverdi okul merdivenlerinden atıldı hemen üzerime sarıldık doyasıya. “ Nasılsın?” dedim buğulu gözlerinde bir mana belirdi, çözemedim. Ellerimle çenesini tuttum, küçük kardeşi Murat’ı sordum. Ses yok... Baktı kaldı öylece. Sonra buğulu   bal sarısı gözlerini yavaşça indirdi tam kapanacaktı ki birden kayboldu Leyla. Onu aradım  durdum boşluğun ortasında, yoktu, arkama baktım  kitap okuyan Ali Rıza’ya soracaktım ki o da kaybolmuştu.</big></p>

<p> </p>

<p><big> Yukarıdan  gelen bir çığlık sesiyle irkildim. Kafamı kaldırdığımda pencereden bakan küçük bir kız gördüm, çaresizce  bakıyordu. Remziye’ydi bu! Seslendim. Bir el konuşmasın diye ağzını kapadı. Dev  gibi bir  siluet belirdi arkasında. Bakakaldım, çaresizce  izledik  birbirimizi, yitip gitmeden önceki son bakışı  tüm enerjimi çekmişti, yeni doğan gün kendini bulutlu bir sabaha bırakmıştı. İçim sızladı, derinlerdeki acıyı tarif et deseler edemezdim.  Her şey benim dışımda gelişmişti,  bana ise sadece tutmak için çabaladığım ellerin, ellerimden kayıp gidişi gerçeği kalmıştı.  Yaşananlar yüzümde bir tokat gibi patlarken sessizlik dağıldı birden. Uyandım... Gerçeğe uyandım! Bu rezil kötü dünya, çocuklarımı alıp götürmüştü. Toprak olmuşlardı birer birer... Kimi iftiraya uğramış kimi çocuk gelin olmak  istemediği için direnmişti bu hayata.  Bir kurşunun hayat bitirdiğini bilirdim de mavi renkli saten bir kravatın cellat olabileceğini bilmezdim çünkü bilmek istemezdim. Göçüp  gitmişlerdi işte...                                                         </big></p>

<p> </p>

<p><big>Düşünüyordum, anın içine kapılıp gittikçe  gün kararıyordu; sabah, vaktini henüz doldurmamışken akşam karanlığı çökmeye başlamıştı sanki.  Bir umut değil miydi beni sabaha bağlayan hayal etmek bu kadar mı acıtırdı insanı...  Peki, şu an? Farklı  ve güzel şeyler mi yaşıyordu insanlar, anne ve babalar  hep mutlu muydu?  İnsanlıktan nasibimizi alarak  yaşasak fena mı olurdu? Ne olurdu ne? </big></p>

<p><big>Ne olurdu yani Ceren, hastalıklı bir adamın kurbanı olmak yerine sahnede şu an dans ediyor olsaydı yahut Emine bir pazar kahvaltısının tadını kızıyla doyasıya çıkarsaydı. Fulya; yatağında mışıl mışıl uyusaydı da uyandığında yüzünde rahat bir uykunun izleri kalsaydı. Özgecan, Şule, Ayşe, Filiz ve daha... Maalesef  daha da fazla...  Ne olurdu gözlerimin önünden geçenler, duyduklarım   sadece rahatsız  bir uykunun kâbusundan ibaret olsaydı?                                                 </big></p>

<p> </p>

<p><big> Gün karanlığa çöktü. Gelecek olan yeni yılın ayak sesi kulaklarımı tırmalıyor. Endişeliyim artık yeni olan şeylerin güzellikleri getireceğinden. On beş yıl önce yaşanılanlarla  şu an arasında sadece zaman farkı var. Son aynı son! Gencecik çocukları, kadınları toprak çürütürken, adaletin olmadığı yeni bir yıl gelmesin varsın! Umut edelim demeyi bıraktım, daha gerçekçi adımlarla yaşamı anlamak ve anlamlandırmak istiyorum. Çok değil sadece  bir saatte günü bitirdim, üzerimdeki   eski yılların ağırlığı da cabası! Bu durumda 2020’den dünya adına iyi şeyler istemek çok da lüks sayılmaz aslında.  Yeni yıl, bu sefer gerçeğin güzelliğiyle  şaşırt bizi be! Oh be iyi ki geldin ne iyi ettin de geldin diyebilelim.  Umutsuzca umutlanmak benimkisi bilirim ama insanım işte yine umut ettim.</big></p>

<table border="0" cellpadding="0" cellspacing="0">
	<tbody>
		<tr>
			<td style="width:44px;"> </td>
			<td style="width:1006px;"> </td>
		</tr>
	</tbody>
</table>

<p> </p>
]]></content:encoded>
                <pubDate>Wed, 25 Dec 2019 21:16:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.2yakahaber.com/images/kullanicilar/1560622_1510728635818884_1812847092_n_3.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>İSTEĞİNİZ VERİLDİ, İSTEYİNİZ VERİLECEK</title>
                <category>Prof. Dr. Caner Işık</category>
                <link>https://www.2yakahaber.com/makale/isteginiz-verildi-isteyiniz-verilecek-29</link>
                <author>ikiykahaberleri4@gmail.com (Prof. Dr. Caner Işık)</author>
                <guid>https://www.2yakahaber.com/makale/isteginiz-verildi-isteyiniz-verilecek-29</guid>
                <description><![CDATA[İSTEĞİNİZ VERİLDİ, İSTEYİNİZ VERİLECEK]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>                İki yaka haberler gazetesinde yazı yazmamız istendiğinde ne istendiğini ve bizim ne istediğimizi düşünmek durumunda kaldık. Hz. İsa’nın “isteğiniz verildi, isteyiniz verilecek” sözü hem geçmişin sonucu olarak bu anı hem de bu andan geleceğin belirlediğini işaret etmektedir. O zaman biz de bu anımıza bir bakalım.</p>

<p>                Yaşanılan her şey hem kollektif hem de bireysel talepler sonucunda şekillenmiştir. Toplum olarak uzun yıllardan beri kişisel menfaatlere gömülmüş bir durumdayız. Her bir birey kendi özel alanını oluşturup etkin ve yetkin olmak isteğinde. Kimi maddesel güç ile kimi ruhsal yetkinlikle kendini özel kılmaya çalışıyor. Sonuçta birey temelinde bir özel olmak kaygısı toplumda almış başını gidiyor. Kimsenin söylemediğini söylemek, kimsenin gitmediği yerlere gitmek, kimsede olmayana sahip olmak üst bir özellik gibi topluma sunuluyor ve bireylerde bu şaşkınlığı kolektif olarak bir gerçeklik olarak yaşıyor. Sonuçta hep birlikte bu anımızı, günümüzü yaratıyoruz ve şimdi şikâyet ettiğimiz dünyayı, siyaseti, bilimi, dinsel bilgiyi ve sanatı oluşturuyoruz. Aslında şuan şikâyet ettiğimiz her şey bizim daha önce talep ettiklerimizden başkası değil.</p>

<p>                Talep ettiklerimle toplum içinde karşılaşınca bizimle alakası yokmuş gibi davranıyoruz. Gündelik hayatımızda yalan ile yaşıyor ama bize yalan söylenince haksızlığa uğradığımızı düşünüyoruz. Menfaatlerimiz için stratejiler geliştiriyor küçük jestlerle bunları gündeme getiriyoruz fakat başkalarının yaptığı siyasi manevralara öfke ile karşılık veriyoruz. Aslında yok birbirimizden farkımız hangi ideoloji hangi dinsel kavrayış veya hangi siyasi yapı içinde olursak olalım temelde benzer bir kavrayış ve istek içindeyiz başta da söylediğimiz gibi “Her bir birey kendi özel alanını oluşturup etkin ve yetkin olmak isteğinde” bunda ne var diyebilirsiniz ama tam da şu anımızda şikâyet ettiklerimizin sebebi bu kavrayışımız.</p>

<p>                Peki ne yapmalıyız sözün ikinci kısmının gerçekleşmesi için yani istediğimiz verildi ise ne istemeliyiz ki bize gerçekten ihtiyacımız olan verilsin. Eğer isteğimiz verildi ise biz neye ihtiyacımız olduğunu bilmiyoruz ve bu verilenlerin bizim ihtiyacımız olmadığını elde edince anlıyoruz. Ne İstemeliyiz sorusunun tek bir cevabı vardır. Gerçeği, gerçek olanı her ne olursa olsun ister ve gerçek olana uyum sağlayabilirsek toplumda yalan ve riya ortadan kalkar. Gerçeği hem kişisel hayatımızda hem toplumsal hayatımızda baş tacımız etmezsek, hep kurgular içinde bir çok zalimin yetiştiği yalan sistemler kurup, yalanla yaşar yalanla da ölürüz. Bir ömür ki gerçeğe değmeden, gerçek ile tanışmadan ve gerçeğe doymadan tamamlanıyorsa o ömre yazık olur.</p>

<p>                İşte iki yakadaki yazımıza bu taleple bu istekle Gerçeği talep isteği ile başlamak istedim ki bize gerçek verilsin, gerçeğin deminde katarında olmak bize de nasip olsun, gerçeklerle, gerçeği hakça söylemek bizlere nasip olsun. Gerçeği talep edelim ki gerçek olalım, gerçek olalım ki gerçeği gösterelim ve gerçeğin çoğalması ile bu dünyadan ilahi planda şirki, toplumsal planda riya ve siyaseti, bireysel planda da yalanı silip atalım.</p>

<p>                Gerçeği talep eden bireyler ve gerçekle dolan toplumlar her daim insanlığa yönverenler olmuştur. Gerçek ile dolmak dileğiyle sözlerime son verirken bundan sonraki yazılarımın kurgulardan uzak tamamen gerçekler temelinde şekilleneceğinin burada dileğini dilerim. Yazıların şekillenmesinde okuyucuların taleplerini dikkate alacağımı belirterek gelen talepler doğrultusunda gerçeklik temelinde cevaplar vermeye hazır olduğumu belirtirim.</p>

<p>                Hak olan ne ise o olsun</p>

<p>                Gerçeğin demine Hü.</p>

<p>                Caner IŞIK</p>
]]></content:encoded>
                <pubDate>Wed, 25 Dec 2019 21:15:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.2yakahaber.com/images/kullanicilar/canerhoca_1.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Kadına Yönelik Şiddet Toplumsal Eşitsizliktir.</title>
                <category>Yazgülü Kayıkçı</category>
                <link>https://www.2yakahaber.com/makale/kadina-yonelik-siddet-toplumsal-esitsizliktir-28</link>
                <author>yakahaber@yakahaber.com (Yazgülü Kayıkçı)</author>
                <guid>https://www.2yakahaber.com/makale/kadina-yonelik-siddet-toplumsal-esitsizliktir-28</guid>
                <description><![CDATA[Kadına Yönelik Şiddet Toplumsal Eşitsizliktir.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Toplumsal Cinsiyet ve Kadına Yönelik Şiddet Toplumsal cinsiyet olgusu, dünyanın pek çok ülke ve toplumunda yaşanan bir eşitsizlik sorunu olarak görülmektedir.</p>

<p>Kadınlara yönelik şiddet hareketlerinin temelinde cinsiyet ayrımcılığının rolü büyüktür. Kadınlar, mevcut toplumun yapısı gereği, erkeklerle eşit görülmeyen, onun da ötesinde horlanan, ezilen, baskı altında tutulan, dışlanan, değer verilmeyen diğer yarısını oluşturmaktadır.</p>

<p>Ülkemizde kadına şiddet suçu ile alakalı olarak, ulusal çapta yapılan ilk araştırma, 1993-1994 yılları arasında “aile içi şiddetin sebep ve sonuçları” göz önünde bulundurulmak suretiyle yapılmıştır. (kaynakça)</p>

<p>Toplumsal cinsiyet ayrımındaki en genel geçer göstergeler kadın olarak belirlenmiş cinse yönelik yaptırımlarla doludur. Atasözü ve deyimlerin bazıları kadınlara yönelik fiziksel şiddeti onaylamaktadır: “Pişmiş aştan, dövülmüş karıdan zarar gelmez”, “Üç öğün kötek, bir öğün yemek” ve “Dövülmeyen kadın, tımarsız ata benzer.” Bazı atasözü ve deyimler de adeta erkeğin kadını dövme hakkının olduğuna işaret etmektedir: “Kızını dövmeyen dizini döver”  “İyi ipek kendini kırdırmaz, iyi kadın kendini dövdürmez”, “Erkektir hem sever hem döver” "Kocanın vurduğu yerde gül biter", "Kadının sırtından sopayı, karnından sıpayı eksik etmeyeceksin", "Kadının yüzünün karası, erkeğin elinin kınası", “Kadın erkeğin şeytanıdır”  Toplumun üyelerince içselleştirilen bu algılar, kadına yönelik şiddetin önlenmesinin karşısında bir engel olmaya devam etmektedir. Çünkü kültür, insanlar arasındaki iletişim ve etkileşimin zeminini oluşturmakla birlikte aynı zamanda bir baskı kaynağıdır.</p>

<p><strong>Sebep her ne olursa olsun psikolojik bozukluk ve eğitimsizlik olduğu kesin. </strong></p>

<p>Dünden bugüne kadına, sınıf vermeyen zihniyet ne maddi ne manevi, kadına destek söz konusu değildir. Konuşmaktan çok bağırmayı, istemediği olunca dayağı, hatta cinayete dayanan üzücü olayları yaşayan kadın, her daim tehdit ve baskı altında kalmaktadır. Doğuran kadın, doyuran kadın, temizleyen kadın, çalışan kadın, üreten zeki kadın, ayaklarının üzerinde duran, her zorluğa göğüs geren kadın, sustukça dayağı, zulmü haykırmadıkça ne yazık ki şiddet devam edilecektir. Ben yazarken bile içim acıyorken ne yazık ki toplum sağır dilsiz. Kadına şiddetin reva görüldüğü, erkek düzenini kuran sistemin için de sadece erkek terörüne maruz kalmıyor kadın. Evlenmeden babasına, ağabeyisine, mahalle baskısına, evlendikten sonra kocasına ve kocasının ailesine…  Saygıyla, kültürü ve görgüyü kadını aşağılamak olarak gören, erkeklik gösterisi yaptığını zanneden, zayıf kendini  güçlü göstermeye çalışan ve her topluma karısına sözünü geçirdiğini ispat derdinde olan çürümüş beyinler var oldukça işimiz çok zor.</p>

<p>Şiddetin boyutunu namusumu temizledim deyip yaşama hakkı elinden alınan, baskıya ve zulme karşı yitip giden canların anısına, 25 Kasım Kadına şiddetle mücadele günün de bile şiddet var varın gerisini siz düşünün…</p>

<p><strong>Tüm sisteme karşı direnen dik duran kadınlara selam ve sevgilerimle.</strong></p>

<p>Yazgülü Kayıkçı</p>
]]></content:encoded>
                <pubDate>Thu, 28 Nov 2019 00:30:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.2yakahaber.com/images/kullanicilar/1157467_10151815600192579_758628542_n.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>DİYABET (ŞEKER) HASTALARI İÇİN BESLENME ÖNERİLERİ</title>
                <category>Sonay Kayıkçı</category>
                <link>https://www.2yakahaber.com/makale/diyabet-seker-hastalari-icin-beslenme-onerileri-27</link>
                <author>kayikcisonay@gmail.com (Sonay Kayıkçı)</author>
                <guid>https://www.2yakahaber.com/makale/diyabet-seker-hastalari-icin-beslenme-onerileri-27</guid>
                <description><![CDATA[DİYABET (ŞEKER) HASTALARI İÇİN BESLENME ÖNERİLERİ]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p align="center">Şekerim var bunu yememeliyim diye reddettiğiniz bütün tehlikeli besinlerin size geri dönüşü daha kaliteli bir hayattır. Şeker hastalığı toplumda abartıldığı gibi dayanılmaz bir hastalık değildir. Sağlık personellerinin (doktorunuz, diyetisyeniniz, diyabet hemşireniz...) size söylediği her şeyi uyguluyorsanız önünüzde kaygılanacak bir problem yok demektir. Kaygıların çoğu bilgi kirliliğinden ve felakat tellallığı yapan insanlardan kaynaklanmaktadır. Peki şeker (diyabet) hastası iseniz neler yapmalı ve nelere dikkat etmelisiniz?</p>

<p>Öncelikle diyabetiniz var ve vücut ağırlığınız olması gerekenden fazla ise kilo vermeniz gerekir. Vücut ağırlığı fazla olan diyabet hastaları kilo verdiğinde kan glukozu (şekeri) düzeyleri iyileşir. İdeal vücut ağırlığına sahip iseniz gereksinimden fazla enerji alımından kaçınmalısınız.</p>

<p>Günlük alınan enerjinin %45-60’ı karbonhidratlardan gelmelidir ve bu karbonhidrat kaynakları kompleks formda (tam tahıllar, kurubaklagiller, sebzeler, meyveler...) olmalıdır. Kompleks formda alınan karbonhidratlar kan şekerini daha yavaş ve daha geç yükselttiği için diyabetin seyrini olumlu etkiler.</p>

<p><br />
Şeker, reçel, bal, pekmez, hazır meyve suları, pasta, kek, tatlı, şekerli bisküvi, çikolata ve helva gibi yiyecekler basit karbonhidratlardır. Diyabet hastaları kan şekerini çok hızlı bir şekilde yükselten bu basit karbonhidrat kaynaklarını tüketmemelidir. Fakat hipoglisemi (kan şekeri düşüklüğü) olduğunda 15 gram kadar basit karbonhidrat (şeker) alınarak bu durum ortadan kaldırılmalıdır.</p>

<p><br />
Diyabet hastaları için önemli olan diğer bir bileşen ise posa alımıdır. Posa, diyabetik hastalarda yüksek kan şekeri seviyelerinin düşmesine yardımcı olur. Sebzeler, meyveler, tam tahıllar ve kurubaklagiller posa içeriği zengin olan besinlerdir. Bu bireyler haftada 2-3 kez kurubaklagil (barbunya, kuru fasulye, nohut...) ve günde en az 5 porsiyon sebze meyve tüketilmelidir. Bütün öğünlerde salata veya söğüş bulunmalıdır.</p>

<p><br />
Doymuş yağ ve kolesterol içeriği yüksek olan besinler (tereyağ, kırmızı et, tam yağlı süt ürünleri...) az miktarda tüketilmelidir. Yarım yağlı süt ve süt ürünleri tercih edilmelidir. Öğünlerde; pirinç pilavı yerine bulgur pilavı, beyaz ekmek yerine tam buğday ekmek, meyve suyu yerine meyvenin kendisi tercih edilmelidir.</p>

<p><br />
Sık aralıklarla ana ve ara öğünler yapılmalıdır. En ideali 3 ana (sabah,öğle ve akşam) ve 3 ara öğün (kuşluk, ikindi ve gece) yapmaktır. Böylelikle hipoglisemi (kan şekeri düşüklüğü) ve hiperglisemi (kan şekeri yüksekliği) oluşumu önlenmiş olur. Ara öğünlerde meyve ile birlikte süt ürünü (süt,yoğurt,ayran,kefir) veya peynir ve tam tahıllı ekmekten yapılmış sandviçleri tercih edebilirsiniz.</p>

<p align="center">Sonay KAYIKÇI</p>

<p align="center">Diyetisyen</p>

<p align="center"><a href="mailto:kayikcisonay@gmail.com">kayikcisonay@gmail.com</a></p>

<p align="center">İnstagram: <a href="https://www.instagram.com/dyt.sonaykayikci/?hl=tr">https://www.instagram.com/dyt.sonaykayikci/?hl=tr</a></p>
]]></content:encoded>
                <pubDate>Thu, 28 Nov 2019 00:21:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.2yakahaber.com/images/kullanicilar/70290992_2442614416066191_4272030590091395072_o.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>İnsan Manaya Derler…</title>
                <category>Kubilay Hünkar Uğurlu</category>
                <link>https://www.2yakahaber.com/makale/insan-manaya-derler-26</link>
                <author>ikiykahaberleri@gmail.com (Kubilay Hünkar Uğurlu)</author>
                <guid>https://www.2yakahaber.com/makale/insan-manaya-derler-26</guid>
                <description><![CDATA[İnsan Manaya Derler…]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Verilere göre kitap okumada ülke olarak 86. sıradayız. Unesco’ ya göre telefonla konuşmada Avrupa’ da birinciyiz.</p>

<p>Yüksek teknolojik mal üretim ithalatında 54. sıradayız.</p>

<p><strong>Yani çok konuşmayı seven, az kitap okuyan, akıl ve onun ürünü olan buluşları yapamayan, yeni fikirler ve teknoloji üretimini sevmeyen, çağın gereksinimlerinden habersiz bir yaşam! Bunlarla birlikte genel bir değerlendirme yapalım.</strong></p>

<p>Artık Türkiye’de neredeyse kitap okuyandan çok kitap yazan var. Gereğinden fazla kitap çıkıyor. Gereğinden fazla niteliksiz yazar var. Gerçekten okunmaya değer, akademik başarılara imza atmış nitelikli eser üretmede seviyenin çok altındayız.</p>

<p>Özellikle parapsikoloji, tarih, din / tasavvuf yazıcılığında önde gitmemize rağmen, kitapların çoğu birbirinin kopyasından ibaret. Birbirinden alıntılar yapılarak yazılan kitaplar taklitçilikten öteye gitmemektedir. Bilhassa parapsikoloji, astroloji ve din bilgileri (!) içeren kitapların hurafelerle; siyasî kitapların ise abartılmış bir şekilde sloganvari süslenerek raflarda yerini aldığını görmekteyiz. Bu kitaplar bilimi ve gerçeği yansıtmadığı gibi yanlış bilgilerle donatılmış bir kitle oluşturmakta.</p>

<p>Çevrenize bakın! Romantik tarihçiliğin sonucu olan Osmanlı tuğraları, araçların arka camlarını nasıl süslediğini görün! Ama tarih bilgilerine gelince ?</p>

<p>Sosyal medya gerçeğini de göz önünde bulundurursak, bilgi ve gerçeği arayış kavramlarının ne kadar yozlaştığını, gözlerimizin önünde olup bitenlerle farkedebiliyoruz.</p>

<p>                Böyle bir yaşama sahip toplumu hurafeler, saçma ve anlamsız hikâyeler yazarak tatmin edebilirsiniz. Başına dikkatsizlikten dolayı gelen her olayı ‘’nazardan’’ bilen, akılsızlık ve vicdansızlıkla yapılan eylemlerin sonuçlarını ‘’kader’’ diyerek Tanrı’ya havale eden yığınlarla karşılaşabilirsiniz.</p>

<p>                Öyle ki şarlatanları aydın adamlar olarak görebilirsiniz. Bu aydın adamları eleştirmeye kalksanız bu sefer görevinin topluma ahlâk dersi vermekten ibaret olduğunu görürsünüz. Hangi ahlâk ? Kendisi ile yüzleşmekten korkan adamların ahlâkı…</p>

<p>                Peki asil değerler?</p>

<p>İnsanı insan yapan değerler nelerdir?</p>

<p>Olgun vicdan ve aklın sonucu ‘’yüksek karakter’’; ilerlemek ve yükselmek için ‘’yorulmaz çalışkanlık’’; kuruntulardan kurtulmak ve kimseye aldanmamak için ‘’fıtrî zekâ’’; gerçeği görmek için ‘’ilme bağlılık’’; hayatı sorgulamak ve anlamlandırmaya yönelik ‘’felsefe ve güzel sanatlara sevgi’’; gerçek mutluluk için ise ‘’yalnızca Hakka teslim olma’’ …</p>

<p>Bu ifadeler size tanıdık geldi mi?</p>

<p>Aklınızı asla başkasına teslim etmeyin!</p>

<p>Ancak bir şey daha var; Size bu dünyada gerçekleri gösterene de vefasızlık ve sadakatsizlik etmeyin ki, size de vefasızlık ve sadakatsizlik edilmesin.</p>

<p>Değerler ölürse, mânâ ölür. İnsan da ‘’mânâya’’ derler…</p>
]]></content:encoded>
                <pubDate>Thu, 28 Nov 2019 00:13:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.2yakahaber.com/images/kullanicilar/30727299_1152175634914116_6192216988169797632_n.gif"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Teşekkürler</title>
                <category>Yazgülü Kayıkçı</category>
                <link>https://www.2yakahaber.com/makale/tesekkurler-25</link>
                <author>yakahaber@yakahaber.com (Yazgülü Kayıkçı)</author>
                <guid>https://www.2yakahaber.com/makale/tesekkurler-25</guid>
                <description><![CDATA[Teşekkürler]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Değerli Okurlarımız</p>

<p>İlk sayımıza göstermiş olduğunuz ilgi, alaka, özveri ve eleştirileriniz için, sizlere sonsuz şükranlarımı sunuyorum.</p>

<p>Üreten, çalışan, emek veren bir yapıda sizlerin sesi olmak için çıktığımız bu yolda, bizlere inanan siz değerli okurlarımıza minnettarız. Uzun yıllardır yazılı ve görsel olarak haberlerimizle sizlere ulaşmaya çalışıyoruz. Yerel Medyanın, ayakta kalma serüveninden çok işimizi ne kadar çok sevdiğimizi belirtmekten geri duramayacağız. Üretmek, sizlere kelimelerimizle ulaşmak inanılmaz keyifli, uzun ve meşakkatli bir yolculuk bizimkisi, dünden bu güne fikirlerimizi, projelerimizi devam ettirirken, yine yeniden internet haberciliğinden, gazetenin büyüsüne kapılan ruhumuzun ektiklerini sizlerle paylaşmak istedik. Ortak payda ve ortak ses olan yerel medya, halkın nabzını ilk tutan kanaldır. Sivil toplum kuruluşlarının gözü kulağı, yerel yönetimlerin kalbidir. Bu sebeple işini seven bir kadro ile yeni yaşımıza girdiğimiz şu günlerde fikirlerinize, önerilerinize ve desteğinize son derece ihtiyacımız var.</p>

<p>İlçe ilçe okurlarımıza ulaşmaya gayret ediyoruz. Her kesimin sesi olmak adına ortak çalışmalarda ön sıralarda yer alıyoruz. Tanışmak ve bir birimiz yakında tanımak adına bundan sonra ki her sayımızda ‘’halkın sesi’’ köşemizde sizlerin sıkıntılarını, ihtiyaçlarını, taleplerini duyurmak adına röportajlar gerçekleştireceğiz. Her daim İlkeli duruşumuzla Halkın ve Haklının yanında olacağız. Her ne kadar Türkiye genelinde okuma oranımız düşük olsa bile, ifade özgürlüğümüzü kullanmaya devam edeceğiz. Doğru haber, doğru kaynak ve dürüst kalemlerimizle üzerimizde ki ekonomik, siyasal baskıya ve sektörün krizlerine rağmen asla yıkılmayacağız.</p>

<p>İkiyaka Haber Gazetesi, internet haberciği ile yayın hayatına 18 Ekim 2017 yılında başladı. Bizimle birlikte çalışan sivil toplum kuruşları ve yerel yönetimler dün olduğu gibi bugün de bizleri destekliyorlar var olsunlar. Ben deniz Yazgülü Kayıkçı, meslek hayatımda 10. Yılım Avrupa yakasından Anadolu yakasına uzanan yaşam koşullarımızın değişmesi sebebiyle sizlerle tekrar buluşmaktan son derece mutluyum, her sayımızda uzun soluklu ve farklı yazılarımla sizlerle buluşacağım. Önerilerinizi ve bizlere ulaştırmak isteğiniz konularınızı <a href="mailto:ikiyakahaberleri@gmail.com">ikiyakahaberleri@gmail.com</a> mail adresinden bizlere ulaştırabilirsiniz.</p>

<p>Sevgilerimle</p>

<p>Yazgülü Kayıkçı</p>

<p>Yazı İşleri Müdürü</p>

<p> </p>

<p><strong>Yazgülü Kayıkçı Kimdir?</strong></p>

<p> </p>

<p>1985 Amasya doğumlu evli ve 1 çocuk annesidir.</p>

<p>Radyo ve Tv reklam müdürlüğü, Sivil tolum kuruşlarının basın danışmalığı yanı sıra dergilerinin yazı işlerinde görev almıştır. 2010 yılında ilk yerel gazetesini 5 yıl boyunca Başakşehir de çıkarmıştır. Ardından birçok sivil toplum kuruluşu ve iş insanıyla çalışmalarına projelerine devam etmiştir. Halen ASİAD (Amasyalı Sanayici ve İş Adamları Derneği) Basın Danışmanı görevine devam ettiği gibi. Amasya İl Derneği Kadın Kolları Başkanı ve Kartal Gazeteciler Derneği Yönetim Kurulu Üyesidir.</p>
]]></content:encoded>
                <pubDate>Sat, 26 Oct 2019 23:47:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.2yakahaber.com/images/kullanicilar/1157467_10151815600192579_758628542_n.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>SAĞLIKLI BESLENMEK İSTİYORSAN BUNLARI YAPMA(MA)LISIN</title>
                <category>Sonay Kayıkçı</category>
                <link>https://www.2yakahaber.com/makale/saglikli-beslenmek-istiyorsan-bunlari-yapmamalisin-24</link>
                <author>kayikcisonay@gmail.com (Sonay Kayıkçı)</author>
                <guid>https://www.2yakahaber.com/makale/saglikli-beslenmek-istiyorsan-bunlari-yapmamalisin-24</guid>
                <description><![CDATA[SAĞLIKLI BESLENMEK İSTİYORSAN BUNLARI YAPMA(MA)LISIN]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Hepimiz beslenmeden yaşanmadığını biliyoruz ve bir şekilde beslenip karnımızı doyuruyoruz. Peki bu noktada biz diyetisyenlerin isteği ideal beslenme şekli nasıldır?</p>

<p>Bizim isteğimiz tüm bireylerin sağlıklı bir hayat sürmesi için yeterli ve dengeli beslenme şeklini benimsemesidir.</p>

<p>Yeterli ve dengeli beslenmenin temeli; bireylerin yaşına, cinsiyetine, hastalıklarına, çalışma koşullarına, fiziksel aktivite düzeyine, özel koşullarına (gebelik, emziklilik,sporcu vb.) ve hatta yaşadığı iklime dayanır.</p>

<p>Yaşamımız için oksijenden sonra en gerekli olan öğe sudur. Sıvı kısıtlaması olan herhangi bir hastalığı olmayan yetişkinlerin günde 8-10 su bardağı su içmesi gereklidir.</p>

<p>Kahvaltı, öğle ve akşam olmak üzere günde 3 ana öğün ve 2-3 ara öğün tüketilmelidir. Bu ana öğünlerden en önemlisi kahvaltı olup mutlaka yapılmalıdır.</p>

<p>Rengarenk çeşit çeşit besinler tüketmek sizi bir çok hastalıktan koruyacaktır. Gereksinim kadar her besin grubundan her öğünde tüketilmelidir.</p>

<p>Toplam yağ, tuz ve şeker alımı azaltılmalıdır. Tuz alımını azaltmak için yemeğin tadına bakmadan tuz koyma alışkanlığınızı bir kenara bırakmak kesinlikle yardımcı olacaktır. Şekerli içecek tüketimi azaltılmalı hazır meyve suları yerine direkt meyveler tercih edilmelidir.</p>

<p>Yemeklerde; margarin, tereyağı, kuyruk yağı, iç yağı gibi doymuş yağlar (katı yağlar) yerine bitkisel sıvı yağlar (zeytinyağı, ayçiçek yağı, soya, kanola yağı vb. ) tercih edilmelidir. Dünyadaki ölüm sebeplerinin en başında kalp ve damar hastalıkları yer almaktadır. Bu noktada doymuş yağların bize verdiği zararlar gözardı edilemeyecek derecede önemlidir.</p>

<p>Margarin kullanmaktan vazgeçemeyenler yumuşak margarinleri (kase) tercih etmelidirler.</p>

<p>Gün boyunca sebzeleri, meyveleri, tam tahılları ve kurubaklagilleri tüketerek yeterli miktarda posa (lif) alınmalıdır. Yeterli posa alımı ile kabızlıktan, kanserden, kolesterol yüksekliğinden ve birçok hastalıktan korunabilirsiniz<strong>.</strong></p>

<p>Kemik sağlığı için her gün 2-3 su bardağı az yağlı süt ve süt ürünleri tüketilmelidir.</p>

<p>Şimdi tam mevsimi olan balık haftada en az iki kez toplam 500 gram kadar tüketilmelidir. Balık tüketimi ile alınan omega-3 tehlikeli derecede yüksek olan kan yağlarını (trigliserit) düşürücü, kanserden, karaciğer yağlanmasından ve Alzheimer hastalığından koruyucudur.</p>

<p>Ev dışında yemek yeme sıklığı azaltılmalı, yenildiği zaman yağsız veya az yağlı yemekler tercih edilmelidir. Bunun yanında evde sağlığa uygun pişirme yöntemleri kullanılmalıdır. Örneğin besinleri kızartmak yerine; fırınlama, haşlama, ızgara veya buharda pişirme yöntemleri kullanılmalıdır.</p>

<p>Çay ve kahve gibi kafeinli içecekler fazla tüketildiğinde uykusuzluğa, baş ağrısına, kalp ve mide sorunlarına sebep olmaktadır. Bu içecekler sınırlı miktarda yemekten 1 saat önce veya 2 saat sonra tüketilmelidir. Yemeklerle birlikte tüketilen çay veya kahve kansızlığa (anemiye) sebep olabilir.</p>

<p>Son olarak dikkat edilmesi gereken en önemli noktalardan biri ambalajlı ürünlerin tüketimidir. Ambalajlı ürünler mümkün olduğu kadar az tüketmeli ve tüketilmeden önce mutlaka etiketlerine bakılmalıdır. Şeker ve yağ içeriği yüksek olan besinler tercih edilmemelidir.</p>

<p align="center">Sonay KAYIKÇI</p>

<p align="center">Diyetisyen</p>

<p align="center">kayikcisonay@gmail.com</p>

<p> </p>
]]></content:encoded>
                <pubDate>Sat, 26 Oct 2019 23:43:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.2yakahaber.com/images/kullanicilar/70290992_2442614416066191_4272030590091395072_o.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>CUMHURİYET - EN BÜYÜK BAYRAM</title>
                <category>Kubilay Hünkar Uğurlu</category>
                <link>https://www.2yakahaber.com/makale/cumhuriyet-en-buyuk-bayram-23</link>
                <author>ikiykahaberleri@gmail.com (Kubilay Hünkar Uğurlu)</author>
                <guid>https://www.2yakahaber.com/makale/cumhuriyet-en-buyuk-bayram-23</guid>
                <description><![CDATA[CUMHURİYET - EN BÜYÜK BAYRAM]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Başlığa bakınca ‘’En büyük bayram’’ ifadesi dikkati çekmiştir. Esasında bu tümce Mustafa Kemal Atatürk’ün ‘’10. Yıl Nutku’’ nda geçmektedir.</p>

<p>Sadece 6 asırlık Osmanlı saltanatının değil; Selçuklu, Anadolu Beylikler Dönemi ve en nihayetinde Müslüman olduğu iddia edilen Emevi ve Abbasilerin saltanatlık geleneklerinin de son bulması demektir. Osmanlı’nın halifelik yani hem dinsel hem de siyasi makam Cumhuriyetle birlikte son bulmuş oluyordu. Yetki tek bir kişinin ya da ailenin yönetiminden, halkın egemenliğine geçmiş oluyordu. Sultan, Allah’ ın yeryüzündeki gölgesi idi. Kimileri saltanat için evlat katlini reva görüp, yasalaştırdı. Kimileri halkı ‘’reaya’’ yani ‘’güdülecek sürü’’, kendilerini de ‘’çoban’’ olarak görmüştü. Mülk tamamen bir aileye aitti. Babadan oğula geçen bu silsilede -arızalı bir yönetim biçimi olduğu için- evlatlardan akli dengesi yerinde olmayan kimseler de tahta çıkmıştı.</p>

<p>Peki Yüce Tanrı’nın kutsal kitabı Kur’an buna ne diyordu? Birkaç örnek verelim:</p>

<p><strong>‘’Onlar işlerini aralarında danışarak hallederler.’’ </strong>(Şura 38)</p>

<p><strong>‘’[...] yalnız bana kulluk edin.’’</strong> (Ankebut 56)              </p>

<p style="margin-left:35.4pt;"><strong>‘’Kuşkusuz, Allah emanetleri sahibine teslim etmenizi ve insanlar arasında hakemlik yaptığınız zaman adaletle hükmetmenizi emreder.’’</strong> (Nisa 58)</p>

<p><strong>‘’Mülk Allah’ındır.’’</strong> (Nur 42)</p>

<p>Yönetim ve mülk işleri ile ilgili onlarca ayet vardır. Vurgu, adalet, eşitlik, barış, danışma ile olması gerektiği, ayrıca mülkün daha ziyâde yerin ve göğün hükümranlığının tek bir kişide değil, Yüce Tanrı’ da olduğunu görmek mümkündür.</p>

<p>Peygamberimiz zamanında şura ile halledilen işlerin sonucunda <strong>Medine Sözleşmesi</strong>’nin maddelerine bakıldığında federal-lâik bir sistemin varlığını görebiliyoruz. Öyle ki 7. yüzyılda yahudiler, paganlar, Müslümanlar birlikte yaşamışlar, insan hakları bakımından ibret teşkil edecek tarihi kaynaktır.</p>

<p style="margin-left:35.4pt;"><strong>‘’Yahudilerin dinleri kendilerine, inananların dinleri de kendilerine. Buna efendileri de dahildir.’’</strong> (Medine Sözleşmesi 25A maddesi)</p>

<p>Görüldüğü gibi hem Tanrı’ nın kutsal kitabının ayetleri hem de O’nun elçisinin davranışları 14 asırdır Müslüman olduğunu iddia eden devletlerin devlet yönetim sistemlerinde uyuşmazlık olduğu görülüyor.</p>

<p><strong>Cumhuriyet</strong> ise insan haklarına saygılı, yönetim biçiminin halka dayandığı, adil ve özgürlükçü bir yaşam sunmaktadır. Unutmayalım ki Cumhuriyetin bir sonucu olan demokrasi kültürdür. Cumhuriyet ise bir rejimdir. Kültür yaşayarak öğrenilir. Fakat toplum buna hazır mıydı? Kısa sürede toparlanacak mıydı? Büyük reformlar yapıldı. Atatürk buna hazırdı ancak Türk milleti buna hazır mıydı? Binaenaleyh 96. yılına girdiğimiz Cumhuriyet bizlere ne verdi? Ya da tam anlamıyla uygulanabilmekte midir? Biz Cumhuriyeti anladık mı ve bunun için hangi eylemlerde bulunduk? Bu soruları bütün Türkiye (Alevisi, Sünnisi, iktidarı, muhalefeti … ile) cevapladığı an işte o gün <strong>bayramdır</strong>.</p>

<p>İstiklal Savaşı ile bağımsızlığımıza ulaştık. En önemlisi bu savaşın sonucunda  Cumhuriyetle taçlandırılarak önem kazandırıldı. Çünkü halife üzerinde istedikleri gibi halkı yönlendirecek, halkın yerine emperyalizm düşünecek; vatanın her karış toprağını - kaynaklarını istedikleri gibi kullanacak bir güç olacaktı. Atatürk ve düşünce arkadaşları bunu istemedi. Silahlı ordudan sonra <strong>‘’irfan ordusu’’</strong> meydana getirmek için kolları sıvadı<strong>. ‘’TÜRKİYE CUMHURİYETİ ŞEYHLER, DERVİŞLER, MÜRİTLER VE MENSUPLAR MEMLEKETİ OLAMAZ! HAYATTA EN HAKİKİ MÜRŞİT İLİMDİR, FENDİR’’ </strong>haykırışıyla her alanda yenilikler ve özellikle dini kullanarak halk üzerinde egemenlik oluşturmak isteyen din aktörlerine fırsat verilmeyecekti.</p>

<p>Kuran’ı Azimüşşan’ın hedefi bu değil miydi? Peygamber bunun için mücadele etmemiş miydi? Dolayısıyla Yüce Allah böyle olmasını istemiyor muydu?</p>

<p>‘’Ben tek başıma ne yapabilirim?’’ diyerek değil; ve yalnızca bu yıl değil nice bayramlar görmek icin biz de mücadele etmeliyiz: Aklımızla, mantığımızla ve ilmin ışığında; sadece bugün değil, her gün yine yeniden bunu yapmalıyız. Büyük ozan Aşık Veysel çok net özetlemiş bir kaç kıtla ile. Bununla yazımıza nokta yerine virgül koyalım, daha güzel Bayramlar ve yazılar için:</p>

<p> </p>

<p>Devri Cumhuriyet asırı yirmi</p>

<p>Uyan bu gafletten uyuma yurttaş</p>

<p>Dünya ayaklanmış aya gidiyor</p>

<p>Uyan bu gafletten uyuma yurttaş</p>

<p>[...]</p>

<p>Yürüyen yolcuyu çekme geriye<br />
Dikkat eyle karıncaya arıya<br />
Gidiş böyle kavuşaman huriye<br />
Uyan bu gafletten uyuma yurttaş</p>

<p>[...]</p>

<p>Bu işler bir ibret değil mi bize<br />
Göklere fırlıyor bu kadar füze<br />
İstiyor aydaki sırları çöze<br />
Uyan bu gafletten uyuma yurttaş</p>

<p>[...]</p>

<p>Hiçbir şey bilmezsen dik biraz kavak<br />
Boş gezene derler serseri savak<br />
Yumma gözlerini dünyaya bir bak<br />
Uyan bu gafletten uyuma yurttaş</p>

<p>Veysel ne durursun herkes gidiyor<br />
Zaman uymaz sen zamana uy diyor<br />
Fen çok büyük kerameti yutuyor<br />
Uyan bu gafletten uyuma yurttaş</p>

<p> </p>

<p><strong>Bu bağlamda ‘’EN BÜYÜK BAYRAM’’.  ‘’Kutlu olsun’’.</strong></p>

<p> </p>

<p><strong>Hünkar Uğurlu Kimdir?</strong></p>

<p> </p>

<p>1984 yılında Üsküdar’da doğdu.</p>

<p>**Baba tarafı Karaca Ahmet Sultan evlatlarından Hıdır Abdal Ocağına mensup, anne tarafı Zeynel Abidin Ocağına mensuptur.</p>

<p>**İstanbul Kültür Ünv. Endüstriyel Otomasyon  (Otomasyon teknikeri),  Anadolu Üniversitesi Türk Dili ve Edebiyatı mezunu (Türkolog).</p>

<p>**19. yaşında cemlerde zâkirlik ve dedelik yapmaya başlamıştır. O zamandan beri hiç bırakmamıştır.</p>

<p>**Gazi Üniversitesi’nde Hıdır Abdal Ocağı’nı temsil eden en genç dede olarak yer almıştır. (Hıdır Abdal Ocağı’nın diğer temsilcisi Mehmet Yaman Dede olmuştur.)</p>

<p>**2009’da Almanya’da, 2016’da Avusturya’da eğitim verip, söyleşiler düzenlemiş, Cem İbadetleri yürütmüştür.</p>

<p>**Cem Tv’de 2 yıl, Cem Radyo’da 3 yıl programlar yaptı.</p>

<p>**Medya Tv’de Muharrem ayında 12 gün boyunca canlı yayın programları düzenledi.</p>

<p>**KRT, Ulusal Kanal, Halk Tv, SKY Türk ve birçok yerel kanallarda programlara katıldı.</p>

<p>**Cem Vakfı Alevi İslam İnanç Hizmetleri Başkanlı’ğında mantık ve felsefeye yönelik dersler verdi.</p>

<p>**Hz. Ali Cemevinde  2011’den beri dedelik görevini yürütmekte, aynı kurumda birçok eğitim vermiştir.</p>

<p>2 kitabın redaktörlüğünü yapmıştır.</p>

<p>** 2008’den beri Karayolları 1. Bölgede çalışıyor. Ayrıca Türk Mücadele Sanatı - Bagatur 3 sanda olup, eğitmendir.</p>

<p> </p>

<p> </p>
]]></content:encoded>
                <pubDate>Sat, 26 Oct 2019 23:33:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.2yakahaber.com/images/kullanicilar/30727299_1152175634914116_6192216988169797632_n.gif"/>
            </item>
                                <item>
                <title>A.Rıza</title>
                <category>Aslı ALABAZ</category>
                <link>https://www.2yakahaber.com/makale/ariza-22</link>
                <author>ikiyakahaberleri6@gmail.com (Aslı ALABAZ)</author>
                <guid>https://www.2yakahaber.com/makale/ariza-22</guid>
                <description><![CDATA[A.Rıza]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Güven… İnsanları birbirine bağlayan en az sevgi kadar önemli bir duygu... Hatta sevgiden de öte… Çünkü zordur onu yakalamak. Yakaladın mı bırakmayacaksın. Sıkı sıkı saracaksın ki kayıp gitmesin ellerinden…</p>

<p><br />
Yıllar önce, delikanlı bir yürek güvendi bana, ben de onu sımsıkı sardım ve hiç bırakmadım.<br />
<br />
İnsanlığı öğrendiğim şehirde karşılaştım onunla. Çakmak çakmak gözlerinde hırçın ve mağrur bir çocuk yaşardı. Ali Rıza… On bir kişilik bir ailenin dördüncü oğluydu. Okulda arkadaşlarına bir türlü rahat vermez, ismi zikredildi mi insanlar yakalarını silkmeye başlar, yüzlerinde ise tiksinik bir ifade belirirdi. Onun yaramaz şöhreti okulda ün salmıştı. Bizim okulun Ali kıran baş keseniydi tabir-i caizse…<br />
<br />
Kasım ayının ayazlı, soğuk bir sabahında okulun bahçesine girdiğimde arabanın önünde sert bir kaya gibi durdu Ali Rıza. Pencereyi açtım sorarcasına baktım gözlerine;” Buraya park edemezsin öğretmen.” dedi bana. İçindeki hırçın çocuğa saygı duyarak tamam deyip direksiyonu kıvırıp yanına park ettim arabayı… İndim ve onun çatık kaşlı sert ifadeli yüzüne gülümseyerek baktım. Şaşırdı önce,” Neden gülüyorsun öğretmen?” dedi. Bense tavrımı değiştirmeden ” Aferin sana.” dedim” Sen cesur bir delikanlısın, adın Ali Rıza’ydı değil mi?” Böbürlendi birden “Evet ben O’yum.” Sonra arabaya baktı” Ama ben sana arabayı buraya park etme dedim sen ettin. “ O’na doğru yaklaştım çok önemli bir şey söyleyecekmişim gibi bir tavır takındım ve dedim ki: “Senin gibi bir delikanlı buradayken başka nereye park edebilirim?” Gözleri ışıldadı birden… Devam ettim “”Buradasın değil mi? Başını salladı.” Tamam o zaman gözüm arkada kalmaz.” Şaşkınlıkla bakakaldı küçük ama dev adam. Belki de on üç senelik ömründe ilk defa ona biri güven duymuştu.” Merak etme öğretmen” dedi, “Ben öğlen ders başlayana kadar buradayım.“Gülümsedim ve okula girdim. Teneffüste öğretmenler odasının penceresinden baktım. Ali Rıza arabanın başında duruyordu hiç kimseyi de arabaya yaklaştırmıyordu benim küçük kahramanım. Ona baktığımı gördü, başıyla selam verdi ben de el salladım. Ve dostluğumuz başladı.<br />
<br />
Her sabah okulda karşılamaya başladı beni, öğretmen sözcüğünü iyice sahiplenerek artık öğretmenim diyordu bana. Derse girmeden önce birkaç dakikamı ona ayırır halini hatırını sorardım. Mutlu olurdu.<br />
<br />
Okulda kimsenin onu sevmediğini söyledi bir gün. “Ben de ona seviyorlardır elbet, senin adın Ali Rıza “arıza değil ki.” dedim. Kahkaha attı “Arızayım ben arıza.” dedi. “Dayanamıyorum biri en ufak bir şey dese ona dalasım geliyor öğretmenim.” dedi. Bu sefer ben bir kahkaha koparttım” Dal ama çook uzaklara hayallerine dal “diyerek espri yaptım. Gülüyordu artık, güneşten yanmış teninde çakmak gözleri ve inci dişleri parıldıyordu. İşin en güzeli her karşılaştığımızda ben hep bu fotoğrafı görüyordum. Ve çok ilginç belki de hiç kimsenin duymadığı kadar ona inanılmaz bir güven duyuyordum.<br />
<br />
Kendisine verdiğim değerle değişmişti Ali Rıza, olumlu davranışlar sergiliyordu, öğretmen arkadaşlarımdan duyuyordum artık derslerini bile dinliyordu. Gördüğümde” Naber Ali Rıza var mı bir arıza dediğimde, o da yok be öğretmenim her şey tıkırında” deyip elindeki ders kitaplarını gösteriyordu. Derse başlamadan onunla geçirdiğim birkaç dakika beni fazlasıyla mutlu ediyordu. Kazanmıştım, onun içindeki çocuğu çıkarmayı başarmıştım…<br />
<br />
Bir sabah okula geldiğimde Ali Rıza’yı göremedim, ertesi gün de gelmedi. Merak edip arkadaşlarıma sordum hiç kimse bir şey bilmiyordu. Bir terslik var dedim içimden yoksa Ali Rıza gelirdi.<br />
<br />
30 Aralık sabahı okula giderken bir evin önünde ambulans gördüm, sağlık ekibi evin içinden bir sedye çıkardı, sedyenin üstündeki hastanın üstü beyaz bir örtüyle örtülmüştü. Bir kadın feryat edercesine bağırıyor ve ağlıyordu. Kadın sedyeye kapaklandı sonra da örtüyü açtı. Ex olmuş hastanın yüzünü tutarak “Bak bana oğlum bak bana!” diyordu. Gördüğüm acı manzara karşısında beynimden vurulmuşa döndüm. Boynunda kırmızılıktan mora dönmüş bir ip iziyle sedyede benim Ali Rıza’m yatıyordu. Anne hıçkırıklara boğulurken ben sadece titriyordum. Elimi yüzüme kapadım inanmak istemedim, bir an olsun kendimi toparlayabilseydim arabadan çıkıp ne olduğunu soracaktım ama yapamadım. Direksiyona kapaklandım duyduğum sesleri bastırmak istercesine ağlamaya başladım. Onun ambulansa bindirildiğini görmek istemedim. Hıçkırıklarım arabanın açılan kapı sesiyle bir an duraksadı. Başımı kaldırdım ve onun sınıf arkadaşı Veysi’yi gördüm karşımda. Gözleri ağlamaktan kan çanağına dönmüştü. Ne oldu diye soramadan Veysi cevapladı beni. Asmış kendini öğretmenim dedi. Titreyerek zor olsa da “neden” sorusunu sordum. Ağlamaktan gözyaşları kurmuş olan Veysi metanetle anlatmaya devam etti.” Babasının parası kaybolmuş, onu suçlamış. Sonra da ahıra kapatıp ayaklarını prangalamış.” Dehşet içinde dinliyordum. “Ben hiç hırsızlık yapmadım, günah yapmadım.” demiş.” Babası inanmamış çünkü ona güvenmemiş öğretmenim o da gururuna yediremeyerek prangalardan kurtulup kendini bahçe hortumuyla asmış.” Gözyaşlarım duyduklarım karşısında dinmiş, duygularım sersemleşmişti. Veysi kapıyı kapadığında dudaklarımdan tek bir cümle döküldü; “Olmadı Ali Rıza işte şimdi arıza yaptın be oğlum.”<br />
<br />
Ambulans gözümün önünde çakmak bakışlı Ali Rıza’yı aldı götürdü benden, onunla birlikte yeni yıl sevincimi de…<br />
<br />
O gün bugündür her 30 Aralık sabahı içime bir hüzün yerleşir, onun yanık tenindeki inci gibi parlayan dişleriyle gülümsemesi düşer aklıma bir de hediye paketini hiç açamadığım yeni yıl hediyesi…<br />
<br />
Sen gideli yedi yıl oldu güzel yürekli çocuk… Hediyen hala bende… Çok şehir gezdim ama hep sakladım onu… Bir gün şehrine yolum düşerse söz onu sana getireceğim. İNAN ve GÜVEN bana…<br />
<br />
ASLI ÖĞRETMENİN</p>
]]></content:encoded>
                <pubDate>Sat, 26 Oct 2019 23:21:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.2yakahaber.com/images/kullanicilar/1560622_1510728635818884_1812847092_n_3.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>&#039;&#039;İnsan Kadınlar&#039;&#039;</title>
                <category>Yazgülü Kayıkçı</category>
                <link>https://www.2yakahaber.com/makale/insan-kadinlar-21</link>
                <author>yakahaber@yakahaber.com (Yazgülü Kayıkçı)</author>
                <guid>https://www.2yakahaber.com/makale/insan-kadinlar-21</guid>
                <description><![CDATA[''İnsan Kadınlar'']]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<div>
<div>
<div id=":pm">
<div id=":ng">
<div dir="auto">
<h3><span style="font-family:trebuchet ms,helvetica,sans-serif;">...<br />
Kadın dövülüyor.<br />
Kadın taciz ediliyor.<br />
Kadın tecavüze uğruyor.<br />
Kadın hakarete maruz kalıyor.<br />
Kadın ötekilestiriliyor.<br />
Kadın öldürülüyor.<br />
...<br />
Kadın sadece araç olarak hayatına devam edilsin isteniyor. <br />
<br />
Evde, işte, sokakta, kocası, agabeyi, babası, komşusu ve toplum tarafından ruhu bedeni zedelenen bir insan olarak yaşamaya çalışıyor ki, çoğu kez yaşama hakkıda elinden alınıyor. İnsan kadınların, hayatlarına tahammül edemeyen ekil kafalar, Kadın kısa giymez, kadın gülmez, kadın gezemez, kadın zeki olamaz, kadın konuşmaz, kadın dışarı çıkmaz, kadının aklı çalışmaz </span>baskısıyla uçurumun kenarına atıyorlar ve bu <span style="font-family:trebuchet ms,helvetica,sans-serif;">zihniyetler katliamı meşru kılınıyor... </span></h3>

<h3><span style="font-family:trebuchet ms,helvetica,sans-serif;">İçim kaynıyor içim, ruhum bedenime dar geliyor. Nasıl bu kadar ahlaksız, gözü dönmüş mahlukatların nefes almasına müsade ediliyor... Bizler "İnsan Kadınlar" hayat mücadelesinin yanında, yaşama mücadesi vermeye son nefesimize kadar devam edeceğiz. <br />
<br />
Sayılmayız parmak ile<br />
Tükenmeyiz kırmak ile <br />
Taşramızdan sormak ile <br />
Kimse bilmez ahvalimiz (<a href="https://defter-i-ussak.blogspot.com/search/label/Bezcizade%20%C5%9Eeyh%20Mehmed%20Muhyiddin%20Efendi" target="_self">Muhyiddin Efendi</a>)<br />
<br />
Kadın kimsenin malı degildir. Kocasının canı istedi diye köle muamelesi gören, kocasının ailesi ve kendi ailesine arasında bırakılıp psikolojik sınavdan geçmeye maruz bırakılan, erkek çocuk doğurduğu zaman kıymeti bilinen, iş dünyasında asla fırsat verilemeyen, ikinci sınıf insan ve erkek kadın eşit değildir bakış açısıyla, erkil kafalar ve bu kafaların şakşakçıları, cahil anneler, babalar ve topluluklar olduğu sürece vay halimize...<br />
<br />
Kadına küfredenin dili kopsun.<br />
Kadına bel çözmenin erkekliği kurusun <br />
Kadına el kaldırmanın eli kırılsın <br />
Kadına mezar olanın, mezarı hiç olmasın...<br />
<br />
Ülkemiz de; bir kadın olarak mücade etmenin zorluklarını anamdan doğduğum gün öğrenmiş olmanın olgunluyla, tüm kadınlarımızın yanında olmaya ve bu çarkı bozuk düzende kadının insandan başka bir sınıfa ihtiyacı olmadığını haykırmaya devam edeceğiz. Kadın cinayetlerinin son bulması konusunda yapılacak her adımımızda bir sivil toplum kuruluşu kadın komisyonu başkanı olarak üzerime düşen her konunda bir adım önde haykırmaktan geri duramayacağım. <br />
<br />
Kendini namus bekçileri olarak görenlere ise; iki çift sözüm var "ilk önce siz kendi uçkurunuza sahip çıkın yeter" Güya İslami bir hayat yaşıyorsunuz  ya,  şunu da bilin ki, İslam der ki, "Kadın, erkek eşittir"<br />
<br />
Daha fazla "İnsan Kadınlarımız" katledilmemesi için devletin, toplumun ve erkil kafanın gerekli yasaları cezaları ve ahlaki değer yargıları gözden gecirip gereğinin yapılmasını temenni ediyoruz. Bu ugurda can vermiş tüm "İnsan Kadınların" ruhu şad olsun. <br />
<br />
Hep kalbimizde olacaksınız...<br />
<br />
Derin bir üzüntüyle sevgiler!</span></h3>

<p><span style="font-family:trebuchet ms,helvetica,sans-serif;">Yazgülü Kayıkçı</span></p>

<div>
<div> </div>

<div> </div>
</div>
</div>
</div>
</div>

<div> </div>
</div>
</div>
]]></content:encoded>
                <pubDate>Sat, 24 Aug 2019 20:04:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.2yakahaber.com/images/kullanicilar/1157467_10151815600192579_758628542_n.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Gazeteci Olmak</title>
                <category>Müslüm SÖYLER</category>
                <link>https://www.2yakahaber.com/makale/gazeteci-olmak-20</link>
                <author>muslisoyler@hotmail.com (Müslüm SÖYLER)</author>
                <guid>https://www.2yakahaber.com/makale/gazeteci-olmak-20</guid>
                <description><![CDATA[Gazeteci Olmak]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><img alt="" height="322" src="http://www.haberpopuler.com/images/upload/gazeteciler-g%C3%BCn%C3%BC.jpg" style="margin: 10px; padding: 0px; border: 0px; font-variant-numeric: inherit; font-variant-east-asian: inherit; font-stretch: inherit; font-size: 16px; line-height: inherit; font-family: Verdana; vertical-align: baseline; color: rgb(0, 0, 0);" width="550" /><br style="color: rgb(0, 0, 0); font-family: Verdana; font-size: 16px;" />
<br style="color: rgb(0, 0, 0); font-family: Verdana; font-size: 16px;" />
<br style="color: rgb(0, 0, 0); font-family: Verdana; font-size: 16px;" />
<br style="color: rgb(0, 0, 0); font-family: Verdana; font-size: 16px;" />
<span style="color: rgb(0, 0, 0); font-family: Verdana; font-size: 16px;">Eline bir kalem alıp beyninde oluşan kırıntıları toparlayıp kağıda dökebilmektir gazetecilik...</span><br style="color: rgb(0, 0, 0); font-family: Verdana; font-size: 16px;" />
<span style="color: rgb(0, 0, 0); font-family: Verdana; font-size: 16px;">Sokakta bir mazlumun sesini dünyalara duyurabilmektir gazetecilik..</span><br style="color: rgb(0, 0, 0); font-family: Verdana; font-size: 16px;" />
<span style="color: rgb(0, 0, 0); font-family: Verdana; font-size: 16px;">Gazetecilik fotoğraf makinası elinde canını hiçe sayıp muhabirliğe soyunabilmektir.</span><br style="color: rgb(0, 0, 0); font-family: Verdana; font-size: 16px;" />
<span style="color: rgb(0, 0, 0); font-family: Verdana; font-size: 16px;">Gerektiğinde tüm varlığını geride bırakıp haklının yanında yer alabilmektir.</span><br style="color: rgb(0, 0, 0); font-family: Verdana; font-size: 16px;" />
<span style="color: rgb(0, 0, 0); font-family: Verdana; font-size: 16px;">Kaybedeceklerinin değil, kazanılacak güzelliklerin makalesini yazabilmektir gazetecilik.</span><br style="color: rgb(0, 0, 0); font-family: Verdana; font-size: 16px;" />
<span style="color: rgb(0, 0, 0); font-family: Verdana; font-size: 16px;">Gazetecilik dar ufukların değil okyanuslara açılan yelkenlilerin sözcüsü olabilmektir.</span><br style="color: rgb(0, 0, 0); font-family: Verdana; font-size: 16px;" />
<span style="color: rgb(0, 0, 0); font-family: Verdana; font-size: 16px;">Gelelim günümüz de gazececilikte gelinen noktaya...</span><br style="color: rgb(0, 0, 0); font-family: Verdana; font-size: 16px;" />
<span style="color: rgb(0, 0, 0); font-family: Verdana; font-size: 16px;">Maalesef ! diyeceğim, çünkü bugünkü gazetecilik mesleği diye adlandırılan bu mesleki grubun içerisinde olmak ayrıcalıktan öte bir suçluluk psikolojisi içerisinde olmak gibi bir şeydir. Bu mihvalde acaba nasıl kendimizi gazeteci yada yazar olarak adlandırabiliriz.</span><br style="color: rgb(0, 0, 0); font-family: Verdana; font-size: 16px;" />
<span style="color: rgb(0, 0, 0); font-family: Verdana; font-size: 16px;">Hadi bunları bir kenara bırakalım..</span><br style="color: rgb(0, 0, 0); font-family: Verdana; font-size: 16px;" />
<span style="color: rgb(0, 0, 0); font-family: Verdana; font-size: 16px;">İyi hizmetler yapmış bir siyasetçiyi, yada belediye başkanını övgü dolu sözlerle topluma anlatan bir yazı yada haber kaleme alsanız, adınız yağcı yada yancı olrak lanse edilecek.</span><br style="color: rgb(0, 0, 0); font-family: Verdana; font-size: 16px;" />
<span style="color: rgb(0, 0, 0); font-family: Verdana; font-size: 16px;">Bunu iktidar yada muhalefet tarafından birileri adına yazsanız bu defa yine aynı suçlamayla karşı karşıya kalacaksınız.</span><br style="color: rgb(0, 0, 0); font-family: Verdana; font-size: 16px;" />
<span style="color: rgb(0, 0, 0); font-family: Verdana; font-size: 16px;">Peki ya bu anlayış ve anlayışa suçlama kisvesi yapıştırmak ne derece doğru bir davranıştır.</span><br style="color: rgb(0, 0, 0); font-family: Verdana; font-size: 16px;" />
<span style="color: rgb(0, 0, 0); font-family: Verdana; font-size: 16px;">Yahut da şöyle bir durum söz konusu, bir siyasetçinin danışmanı misali her hareket ve ahvalini medyaya taşıyan bir gazeteci portresi doğru bir gazetecilik çizgisi mi..</span><br style="color: rgb(0, 0, 0); font-family: Verdana; font-size: 16px;" />
<span style="color: rgb(0, 0, 0); font-family: Verdana; font-size: 16px;">Anlaşılan o ki; gazetecilik öyle bir meslek ki, doğru bildiğini doğru aktarabilmek ayakta kalmanızı zorlaştırıyor. Yani mesleğinizi ne kadar doğru yaparsanız o kadar geri plana itilirsiniz. </span><br style="color: rgb(0, 0, 0); font-family: Verdana; font-size: 16px;" />
<span style="color: rgb(0, 0, 0); font-family: Verdana; font-size: 16px;">Peki bu noktaya gelmemizdeki asıl neden nedir ?</span><br style="color: rgb(0, 0, 0); font-family: Verdana; font-size: 16px;" />
<span style="color: rgb(0, 0, 0); font-family: Verdana; font-size: 16px;">Neden bu güzide meslek akılmaz bir şekilde çelişkiler yumağına dönüştü. Neden bir bir </span><strong style="color: rgb(0, 0, 0); font-family: Verdana; font-size: 16px;">Ahmet Kabaklı</strong><span style="color: rgb(0, 0, 0); font-family: Verdana; font-size: 16px;"> gibi bu mesleğin duayenleri olunamıyor, neden bir </span><strong style="color: rgb(0, 0, 0); font-family: Verdana; font-size: 16px;">Uğur Mumcu</strong><span style="color: rgb(0, 0, 0); font-family: Verdana; font-size: 16px;"> misali ömrünü hiçe sayacak kadar doğruları dile getirmeye çalışan yürekli gazeteciler kalmadı. Neden şiiri sevdiren</span><strong style="color: rgb(0, 0, 0); font-family: Verdana; font-size: 16px;">Gürbüz Azak</strong><span style="color: rgb(0, 0, 0); font-family: Verdana; font-size: 16px;">'lar yok. Tarihimize ışık tutan </span><strong style="color: rgb(0, 0, 0); font-family: Verdana; font-size: 16px;">Mim Kemal Öke</strong><span style="color: rgb(0, 0, 0); font-family: Verdana; font-size: 16px;"> gibi değerler neden yetişmiyor.  Neden psikolojimizi yazılarıyla düzene sokan</span><strong style="color: rgb(0, 0, 0); font-family: Verdana; font-size: 16px;">Ayhan Songar</strong><span style="color: rgb(0, 0, 0); font-family: Verdana; font-size: 16px;">'lar gelmiyor artık.</span><br style="color: rgb(0, 0, 0); font-family: Verdana; font-size: 16px;" />
<span style="color: rgb(0, 0, 0); font-family: Verdana; font-size: 16px;">İşte bu gelmezlerin nedenlerini sorgulamamız gerekiyor.</span><br style="color: rgb(0, 0, 0); font-family: Verdana; font-size: 16px;" />
<span style="color: rgb(0, 0, 0); font-family: Verdana; font-size: 16px;">Bunu sorgulayabilecek birileri çıkarsa işte o gün ben gazeteciler gününü kutlarım.</span><br style="color: rgb(0, 0, 0); font-family: Verdana; font-size: 16px;" />
<span style="color: rgb(0, 0, 0); font-family: Verdana; font-size: 16px;">Selam ve dua ile...</span></p>
]]></content:encoded>
                <pubDate>Fri, 11 Jan 2019 12:56:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.2yakahaber.com/images/kullanicilar/ms23.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>&#039;&#039;GURBETTEN SILAYA&#039;&#039; ARTIK HEPİMİZ TEK SES OLMALIYIZ </title>
                <category>Mehmet PARLAK</category>
                <link>https://www.2yakahaber.com/makale/gurbetten-silaya-artik-hepimiz-tek-ses-olmaliyiz-19</link>
                <author>ikiyakahaberleri5@gmail.com (Mehmet PARLAK)</author>
                <guid>https://www.2yakahaber.com/makale/gurbetten-silaya-artik-hepimiz-tek-ses-olmaliyiz-19</guid>
                <description><![CDATA[''GURBETTEN SILAYA'' ARTIK HEPİMİZ TEK SES OLMALIYIZ ]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<h3>Sılada ki, saygıdeğer mülki amirlerimiz, yerel yöneticilerimiz, siyasi partilerin kıymetli temsilcileri, değerli Amasyalı ve Gurbette Sıla, Özlem ve hasreti çeken şehzadeler şehrinin mert ve yürekli insanları;</h3>

<p> </p>

<h3>Malum Ülkemiz olarak, yerel yönetimler seçim sürecine girilmekle birlikte gerek Amasya’mızda gerekse sılada Amasya’mızı temsilen aday adaylarımızın yavaş yavaş belli olmaya başladığını takip ediyor ve aday adaylarımızın çokluğu kutsal hizmet aşk ve sevdaları biz sıladaki hemşerilerimizi ziyadesiyle mutlu ve onare ediyor bizlerde.<br />
Din, Dil, Mezhep, siyasi görüş ayrımcılığı yapmadan Milliyetçilik ve maneviyat ruhumuzun verdiği azimle uzayan kol bizden olsun felsefe ve görüşüyle hiç bir fedakârlıktan kaçınmadan başarılı olmaları İçin yanlarında olduğumuzu ve mücadele ruhumuzu birlik beraberlik içerisinde sergileme noktasında desteklerimizi ve var gücümüzle başarıya ulaşmanın yollarını hep birlikte aşmanın azmi içenindeyiz.</h3>

<p> </p>

<h3>Öncelikle bu seçim sürecinin, Ülkemiz, memleketimiz, memleketlimiz ve cümlemiz için hayırlara vesile olmasını arzu ve temenni ediyoruz.Özellikle ve öncelikle sıladaki Amasyalı hemşerilerimize siyasi parti temsilciliklerine, âcizane gurbetteki Amasyalılar olarak görüş ve fikirlerimizi ağzımızın döndüğü kalemimizin yazdığı kadarıyla ifade etmek istiyorum.</h3>

<p> </p>

<h3>Amasya da yaşayan halkımızın kesin olmamakla birlikte 70-80 bin civarında bir nüfusa sahip olduğunu, diğer şehirlerde ikamet eden nüfusun örnek İstanbul gibi bir metropolde 300-350 bin, Bursa, Ankara, İzmir, Antalya vs. de ikamet eden hemşerilerimizde düşünüldüğünde sılada ikamet edenler baz alındığında yaklaşık Amasya da ikamet eden hemşerilerimizin 10 (on) katından daha fazla bir kitleye sahip olduğumuz açıkça ortadadır.</h3>

<p> </p>

<h3>Bizler STK’lar olarak memleketimizi bu şehirlerde hiç bir çıkar gözetmeden fedakârca temsil etme mücadelesi içerisinde iken ‘’Gurbetle Sıla’’ arasında köprü olma noktasında ve ayrıca tarihimizi, kültürümüzü bu şehirlerde yayma mücadelesi, Amasyalılarımız ülke ve yerel yönetimlerde ses ve söz sahibi olma noktasında tüm imkansızlıklara rağmen azimle türlü türlü tanıtım aktiviteleri, sosyal faaliyetler, etkinlikler yapmakta iken, bunca nüfusu ve kitleyi kale almayan, bu faaliyetlerde yanımızda olup destek vermeyen sılayı hiçe sayan, söz verip yerine getirmeyen sadece seçim sürecinde sahne alan ve hedefine ulaşınca hiçe sayan, değer ve önem vermeyen bürokratların belediye başkanlarının vs. olduğunun ümit ediyoruz ki sizlerde farkındasınızdır.Bizler idarecileri, yöneticileri memleketlimizi ayırsın, ayrıştırsın sadece hizmetleri memleketimizle sınırlı kalsın istemiyoruz tüm Amasyalıları ülkemizin her köşesinde temsil ettiklerinin farkında olmalarını arzu ediyoruz.</h3>

<p> </p>

<h3>Bizler öz be öz şehzadeler ruhuyla hareket edecek özüne ve sözüne düşkün, her daim yanımızda ve arkamızda dimdik duracak bizleri onure edecek desteklerini esirgemeyecek memleket sevdalısı milliyetçi temsilcileri görme hasreti ve özlemi içerisindeyiz. Bizlerin maddi olarak ya da çıkar amaçlı memleket temsilcilerimizden kesinlikle bir beklentimizin olmadığını ifade etmek istiyorum.</h3>

<h3> </h3>

<h3>Belki sılada yaşamını sürdüren memleketlilerimizin veya STK temsilcilerinin de kusurları olabilir, bu kusurlar sizlerin aramıza katılmanıza engel teşkil ediyorsa kusurların telaffuz edilmesinde, herkesin faydasına olacağını, tarafımızca üzerimize düşecek sorumluluk duygusuyla aşılacağının bilinmesini,tüm serzenişlerimiz, fedakârca yapılan büyük etkinliklerimizde, neden milletvekillerimizin, belediye başkanlarımızın, siyasi temsilcilerin, mülki amirlerimizin aramıza katılmaya tenezzül dahi etmemeleri, değer verilip, emek verilip maddi ve manevi kısıtlı tüm imkanlarımıza rağmen bizzat makamlara gidilip davet edildikleri halde bırakın aramıza katılmayı bir telgraf veya çelengi dahi çok görüp onure etmekten imtina eden temsilcilerin anlamadığı ya da anlamamazlıktan geldiği o makamın milletimizin olduğu, biz STK yöneticileri, hemşerilerimizden artık, vekillerimiz, belediye başkanlarımız, bürokratlarımız neden yapılan bu faaliyetlerde aramıza katılmıyor laf ve sözünü duymak istemiyoruz.</h3>

<p> </p>

<h3>Bu sitemimiz genel bakış olarak içimizde sıladaki hemşerilerimiz ve STK’larımız İçin kanayan bir yaradır. Aslında yazacak telaffuz edilecek o kadar çok şeyler var ki, ülkemizin girdiği bu seçim sürecinde bu yazı kesinlikle hiç bir makam veya mevkii sahibi değerlerimizi hedef alma veya zarar verme amaçlı değildir, amacımız bu kanayan yaratı tedavi etmek için gereken müdahalenin yapılmasıdır. Her kesimde her sohbette, her etkinliklerde maalesef bu konu defalarca telaffuz ediliyor. Ancak sesimiz sadece bulunduğumuz toplum içinde çıkıyor ve orada kalıyor, bir nebzede olsa bu yarayı gün yüzüne çıkartmanın, kanaatiyle görüş, temenni ve özlemlerimizi ifade etmeye çalıştık.</h3>

<p> </p>

<h3>Tekrar 2019 yerel seçimlerin, Vatanımız, Milletimiz, Memleketimiz ve Memleketlimizi temsil etme yolunda kutsal hizmet için aday ve aday adaylarımız İçin hayırlara vesile olmasını, başarılarla dolu bir seçim süreci geçirilmesi temenni ve dileklerimizle,</h3>

<p> </p>

<h3>Selam ve saygılar sunuyorum.</h3>

<p> </p>

<h3>Mehmet Parlak<br />
Amasya İl Dernek Başkanı</h3>
]]></content:encoded>
                <pubDate>Thu, 11 Oct 2018 17:57:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.2yakahaber.com/images/kullanicilar/mehmetZparlakZsite_2.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>NEYE GÖRE LİYAKAT !</title>
                <category>Müslüm SÖYLER</category>
                <link>https://www.2yakahaber.com/makale/neye-gore-liyakat-18</link>
                <author>muslisoyler@hotmail.com (Müslüm SÖYLER)</author>
                <guid>https://www.2yakahaber.com/makale/neye-gore-liyakat-18</guid>
                <description><![CDATA[NEYE GÖRE LİYAKAT !]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p> </p>

<p>Son günlerin iş ve siyaset dünyasına mührünü vuran bir söz LİYAKAT….</p>

<p>Peki ama neye göre ve ne konuda olduğu aşikar mı ?</p>

<p>Yok yok böyle bir söz manasını da alıp ‘’su akar yolunu bulur’’ tekerlemesine uygun düşmemeli. Liyakat sözlük manası gibi aslına uygun kullanılmalı ve anılmalı.</p>

<p>Layık olma ve uygunluk… Tek cümlede iki görev.</p>

<p>Öncelikle yapılacak iş ve bu iş için yerleştirilecek görevli  bu iki haneli tek cümleye uygun olmalı. O halde bilgi ve pratik aynı çerçeveye sokulup halkın karşısına öyle çıkarılmalı. Yoksa çerçevenin iç hacmi ile dış hacmi arasında sıkışmış bir ucube resim görürsünüz.</p>

<p>Makam ve mevki asla ve asla eş dost ayrımı yapılıp doldurulmamalı. Yoksa zamanla içi boşalan balon misali ya söner, yada fazla genleşme nedeniyle patlar.</p>

<p>Küçük bir misal verecek olursak, bir futbol antrenörlüğüne basketbol koçunu getirirseniz başarılı bir spor adamını kendi ellerinizle başarısızlığa itersiniz.  Yada bunun tam tersini düşünün.</p>

<p>Örnekleri  çoğaltmak istersek. Bir radyo programcısı elindeki maddi imkanla özel bir radyoda kendine yer bulursa bu onun değil maddiyatının gücüyle gerçekleşmiş olur. Kendi kariyerine bir şeyler kattığını zannetse de radyoculuk adına bir felaketin tıpatıp kendisi olur. Bu felaketin enkazı altında maalesef ki gerçek radyocular ve radyolar kalacaktır.</p>

<p>Bir üniversite hastanesinde eğer konuya hakim ekip kurulmazsa üniversite top yekün başarısızlığa  sürüklenir. Alt kademeden tepeye kadar herkes ayrı telden çalar. Ortaya çıkan akordu bozuk çalışma sistemi hastaneye kar yerine zarar, hizmet yerine zulüm getirecektir.</p>

<p>Aynı şekilde medya dünyasında yazılı ve görsel alana baktığımızda, aynı sistem ve aynı başıbozukluk dört nala gidiyor desek yeridir. Haberin ve köşe yazılarının çoğunluğu sapkınlık ve ayrışmadan bahsederken, gerçek  medya uzmanları azınlık halinde ülke ve millete hizmet yolunda çaba harcıyorlar. Ne hazindir ki maddi konuda pastayı da reyting uğruna yapılan başıbozuk asparagas haber ve yazılar ve sahipleri paylaşıyor.</p>

<p>Sormak gerek acaba liyakat derken neye göre söylüyorsunuz ?</p>
]]></content:encoded>
                <pubDate>Fri, 14 Sep 2018 07:48:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.2yakahaber.com/images/kullanicilar/ms23.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title> DERNEKLERİN GÜNÜMÜZE BAKIŞ AÇISI</title>
                <category>Mehmet PARLAK</category>
                <link>https://www.2yakahaber.com/makale/derneklerin-gunumuze-bakis-acisi-17</link>
                <author>ikiyakahaberleri5@gmail.com (Mehmet PARLAK)</author>
                <guid>https://www.2yakahaber.com/makale/derneklerin-gunumuze-bakis-acisi-17</guid>
                <description><![CDATA[ DERNEKLERİN GÜNÜMÜZE BAKIŞ AÇISI]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<h3> Öncelikle İkiyaka haber temsilcilerine ve yayın yönetmeni değerli hemşerim kardeşim Yazgülü Kayıkçı hanımefendiye, şahsıma köşelerinde siz değerli dostlarımızla buluşturup fikirlerimizi nacizane aktarmamıza ve sizleri bilgilendirmemize imkan tanıdıkları için, teşekkür ediyor siz değerli dostlarımızı saygıyla selamlıyorum.</h3>

<h3> İnşallah bundan böyle zaman olarak imkanlar dahilin de, Amasya İlimizin, maddi manevi yapısı, kültürel zenginlikleri, yöresel yapılar, zenginlikler, buram buram tarih kokan Şehzadeler, Evliyalar, Enbiyalar şehrimizin tarihi dokusunu ve zenginliklerini, dillere destan aşkın ve sevdanın sembolü şehrimizin aşk ve sevda yüklü güzelliklerini, yerel yönetimlerimizin bu amaç doğrultusunda, hizmetlerini, turizme katkılarını ayrıca; Şehrimizin kültürel zenginliklerini, birlik, beraberlik, yardımlaşma ve dayanışma amaçlı ‘’Sılayı Rahim'de’’ gönül birliğiyle kurulup hizmet veren derneklerimizin, federasyonlarımızın yapısı, hizmet anlayışı, temsil noktasında hedef ve gayeleri, kuruluş amaçları, amaçları doğrultusunda ‘’Dernekler Kanunu’’ kapsamında ‘’Tüzük Hükümlerine’’    ne derece uyum sağladıkları, ülke siyasetin de siyaset yapısının temel unsurlarından biri olduğu nihayet anlaşılan derneklerin, siyasetteki yeri. Bu çarkta dernek başkan ve yönetim kurullarından siyaseten yol alma çabası içerisinde olanların izledikleri yol.  Derneklerimizin yerel yönetimlerle diyalog ve bağları, Dernek yönetim kurulları ve üyelerinin sorumlulukları, yönetim kurullarının   üye veya hemşehrilerine sosyal ve yaşam etkenlerinde (Kamu kurum ve kuruluşları, Yerel Yönetimler, iş edinme edindirme, Eğitime katkı vb.) katkılarının desteklerinin olup olmadığı daha birçok konuda ve bazen de güncel konuları kaleme alıp dilimizin döndüğü, kalemimizin yazdığı kadarıyla sizlere aktarmaya çalışacağız.</h3>

<h3> Şimdiden tüm fikirlerimizi paylaşacağımız siz değerli dostlarımıza ve bize bu imkanı sunan İkiyaka haber ailesine katılmanın Onur ve gururunu yaşıyorum bir kez daha teşekkür ediyor, cümlemize hayırlara vesile olması temenni ve dileklerimle;</h3>

<h3>Saygı ve Selamlarımı sunuyorum.</h3>

<h3><strong> Mehmet PARLAK</strong></h3>

<h3><strong>Amasya İl Derneği Başkanı</strong></h3>

<p> </p>
]]></content:encoded>
                <pubDate>Tue, 04 Sep 2018 23:17:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.2yakahaber.com/images/kullanicilar/mehmetZparlakZsite_2.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>ZAMANSIZ GİDİŞLERİN ARDINDAN</title>
                <category>Aslı ALABAZ</category>
                <link>https://www.2yakahaber.com/makale/zamansiz-gidislerin-ardindan-16</link>
                <author>ikiyakahaberleri6@gmail.com (Aslı ALABAZ)</author>
                <guid>https://www.2yakahaber.com/makale/zamansiz-gidislerin-ardindan-16</guid>
                <description><![CDATA[ZAMANSIZ GİDİŞLERİN ARDINDAN]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size:14px;">Keşke kalemim aksa... </span></p>

<p><span style="font-size:14px;">Düğümlenen cümlelerim var yüreğimde,çözemiyorum. Son bir ayda yitip giden evlatlarımızın ardından kanayacak yer kalmadı benliğimde. Sustum... En usta çilingirin bile açamayacağı kadar kilitliyim hayata! “Ah yavrum, nasıl kıydılar sana?” dediğim her an dünün aynısından  bedenleri kara giyinmiş haberlerle karşılaşıyorum. Ben karaları bağlıyorum, onları kuşanıyorum  yavrular  ise beyaz melekler gibi uçuyor, gidiyorlar bu fanilikten, erkenden... Yol almadan, mücadele edemeden, iyi kötü bilemeden, sadece acıyla belki hiç gıkları çıkmadan, çıkmasına izin verilmeden ... Onların hiçbiri bu erken gidişi istemedi biri hariç:   Samet ... Benim deyişimle sarı oğlum. Henüz 16’sında... Burdurlu... Annesinin acısını içine gömmüş, kalkmış gelmiş Ankara’ya. Varlığından haberim yok ilk sıralar, bir öğretmen arkadaşım: “ Bu çocukta müthiş bir yetenek var, kazanalım.” dediğinde bir an bile tereddüt etmedim, eder mi hiç, bir  öğretmen? Geldi karışma çakmak gözlü  sarı oğlum:                                                                        </span></p>

<p><span style="font-size:14px;">- Beni çağırmışsınız hocam....                                   </span></p>

<p><span style="font-size:14px;">- Gel bakalım bizim oğlan...                                      </span></p>

<p><span style="font-size:14px;"> Bizim oğlan sözü hoşuna gitmiş olacak ki dudakları hafifçe kıvrılıverdi. </span></p>

<p><span style="font-size:14px;"> - Geldim ya işte bizim gız!                                          </span></p>

<p><span style="font-size:14px;">Sadece iki cümleydi bizi birbirimize  yakın eden. Sonrası ise Ege ağzıyla dolup taşan tatlı sohbetler, sahnede atışmalar...                                              </span></p>

<p><span style="font-size:14px;">Acısı var Samet’imin, yakın zamanda annesini kaybetmiş feci bir olay sonucu ama konuyla ilgili tek kelime dökülmüyor ağzından. İyileşecek diyorum içimden, tüm öğretmenleri üzerine titriyor ama bizim oğlan bir görünüp bir kayboluyor bazen. Telefonlara çıkmıyor, çalışma saatlerinde aratıyorum yok, olmadık bir anda çıkıp geliyor karşıma, “ Kızma bizim kız,  affettireceğim kendimi.” diyor. Haydi gel de kız şimdi.Okul kapanıyor, eylülde tekrar görüşmek için elimi öpmeye geliyor, tayin istediğimi söylüyorum. “ Oldu mu şimdi bizim gız?” diyor, biraz da nazlanıyor, gönlünü alıyorum, gidiyor... Sonrası... Sonrası derin bir boşluk... Gidiş o gidiş dönmemecesine... İki gün önce intihar haberini alıyorum, yığılıyorum olduğum yere... Bir elim havada kalıyor  sanki onu durdurup da “nereye?” dercesine... “Nereye be oğlum, neden bu kadar erken?”  derken kendimi suçluyorum, yetişemedim, tutamadım elinden diye yiyip bitiriyorum kendimi...          </span></p>

<p><span style="font-size:14px;">                                                  </span></p>

<p><span style="font-size:14px;"> Ah Samet’im nereye be oğlum? Daha yol almadık ki yavaş yavaş aşacaktık yüreğinin sıkıntısını...  Nereye be  güzel gözlü çocuğum? Çığlık atmanın kurtuluş olduğunu söylüyorlar bak, bir çığlık atsan koşup gelmez miydik?  Bilirsin sana bu soruyu hep  ben sorardım. Nerede olduğunu bileyim diye. Şimdi sorumun cevabı yok. Belli ki duyamıyorsun, belli ki gittiğin yer çok uzak! Uzaklardan duy sesimi o naif  yüreğin soğumadan. Gülümse orada da  güzel gözlerinle günahsız kardeşlerine, biz bu dünyayı mahvettik, sizleri hayatta tutamadık, güzel yarınlar sözü verdik ama sadece söz verdik, tiyatro tadında insanca yaşatmak istedik, beceremedik. Affet oğlum, söyle kardeşlerine;  Özge Can da affetsin, Eylül de Leyla da, Yusuf da, Şule de ...Affedin bizi... Affedin...</span></p>

<p> </p>

<p> </p>

<p> </p>
]]></content:encoded>
                <pubDate>Sat, 21 Jul 2018 12:44:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.2yakahaber.com/images/kullanicilar/1560622_1510728635818884_1812847092_n_3.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Yol Yorgunu</title>
                <category>Aslı ALABAZ</category>
                <link>https://www.2yakahaber.com/makale/yol-yorgunu-15</link>
                <author>ikiyakahaberleri6@gmail.com (Aslı ALABAZ)</author>
                <guid>https://www.2yakahaber.com/makale/yol-yorgunu-15</guid>
                <description><![CDATA[Yol Yorgunu]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Doğruldu yatağında kadın… Günlerdir çıkmak isteyip de çıkamadığı, anılarıyla debelendiği o kokuşmuş yatak kovuyordu artık onu. “Git” diyordu,” git sana acı veren her şeyden, herkesten sıyır kendini benden de… Acıdan başka ne yaşadın ki burada, terk et artık!”  Durakladı kadın… Gerçekler duyularına işlemeye başlamıştı.  Yatağının kokusunu içine çekti.  Eskilerden tanıdık bir şeyler aradı fakat bulamadı. Burnunun direği sızlamalı mıydı?  “Hayır” dedi kendince, kokusunu bile bırakmamış! Yavaşça kalktı, çıplak ayakları soğuk betona değdiğinde bir ürperme aldı içini, bu duyguyu özlemişti. Ne kadar zamandır yataktaydı da soğuğu özler olmuştu. Zaten yaşadıkları soğuk değil miydi?  Derin bir iç çekti, yürümeye çalıştı, bacakları uyuşmuştu yürümemekten. Titredi, yanındaki sandalyeye tutundu güç almak için. “Bu ayaklarla mı yürüyeceğim?” dedi “onca yolu”. Zaten yol yorgunuydu. Yaşadıkları hayli yormuştu onu. İyice güç aldı sandalyeden ve bir adım attı atmadı olduğu yere yığıldı. Bu sefer yüzü değdi betonun acımasız soğuğuna ama o tepki vermedi, ağlamalıyım belki de diye geçirdi içinden, nedense ağlamak da istemiyordu. Bitmiş miydi gözyaşları? Şaşırdı, hissettiği hiçliğin karşısında kadın. Öfkenin ardından gelen hüzün de veda ediyordu demek ki. Bunun içindi işte verilen onca mücadele, soğuk betonun yüzüne vurduğunda hissettiği “ hiçlik” duygusu içindi. Biraz daha kaldı yüzü betonun üstünde, bu anın tadını çıkardı. Baş ediyordu işte acılara gülümsemeyi, zamanla duyguları da arsızlaşmıştı demek ki. Etrafındaki insanların üzerinde inatla tanımladığı güçlü kadın kalıbına girmeye başlamıştı. Oysa ne kadar çok nefret ederdi şu iğrenilesi sıfattan. Herkes teselli amaçlı derdi ya hani: “Sen güçlüsün.” diye. Bir “def olun gidin!” demedi bile, diyemedi. Konuşulanları dinliyormuş gibi yaptı, çünkü güçlü olmak zorunda değildi, insandı o! Devrilirdi, yine kalkardı. Kaldığı yerden devam etmese de tutardı yine hayatın bir ucundan. Yol onun yolu değil miydi zaten, yürürdü bir şekilde. O zamanlar öyle düşünüyordu, peki ya şimdi?</p>

<p>Ayaklarını kıpırdattı kadın, uyuşmuş ayaklarını… Yüzünü çevirdi ters yana. Boy aynasının karşısında kendisine bakan, örselenmiş bir kadın yüzüyle karşılaştı. Sonsuz uyumsuz bakışları vardı kadının. Acaba gülümseseydi, bakışların manası değişir miydi?” Amaaan!” dedi içinden.  “Oyunun sırası mı şimdi?” Buyum işte, günlerdir yatakta, şimdi yerde, birazdan nerede olacağını bilmeyen ben; BUYUM!</p>

<p>İlk defa kendi adına karar alıyordu ve yine ilk defa kendini yargılamıyordu. Ne pişmandı, ne de üzgün… Evet, mutlu da değildi ama doğruydu.  Doğru olan bir şeyi soğuk betonun üzerinde yapıyor ve kendini tanıyordu sevdiği bir şaire göre yolu yarılamışken.</p>

<p>Ayaklarını kıpırdattı kadın, uyuşmuş ayaklarını… Bileklerini çevirdi bir öncekilerden biraz daha hızlı. Ayaklarını sarmaya başlayan sıcaklık yavaş yavaş vücuduna dağılıyordu. Önce bedenine, sonra yüzüne ulaştı hayati sıvı. Ürpermiyordu artık. “Evet” dedi. Sonuna gelmişti, “Bu karanlıktan soyunmalıyım .” diye düşündü.  Derin bir iç çekti ve o anda cenin gibi büzülmüş bedeninden bir anda ruhu çıkıverdi, çok olmasa da yanmıştı canı.</p>

<p> Ruh, boşlukta sallanırken, yerde yatan bedene baktı.  Hala mücadele ediyordu o incecik, herkesin hayranlıkla baktığı beden. “Neden?” dedi ruhuna kadın, “Niye bu terk ediş, bir dakika bile olmadı karar vereli, başlıyordum yeniden, neden?” Ruh sessiz kalmayı tercih edecekti ki bedenin çırpınışları dikkatini çekti: “ Başla!” dedi, “Yeniden başla ama benimle devam etme! Bir daha doğur ve büyüt içindeki seni. Çok değil, kısa bir süre sonra gideceğim, eskidim, örselendim hayat veremem sana. Sen yenilen…”</p>

<p>“Nasıl?” dedi kadın.</p>

<p>“Şöyle içten bir kahkaha atmayı öğren mesela.” diye cevapladı ruhu onu ve devam etti. “Sev yine sev ama kendini hırpalayacak kadar kaybolma, dehlizler senin sığınağın değil, istediğin her şeyi yap, bırak artık başkalarının yörüngesinde yaşamayı, birileri için fedakârlık yapmayı, Allah aşkına ben bile bıktım sen bıkmadın mı?  Bak bedenine, yüzüne bak! Seni terk etmemle bile güzelleştin. İnan bana iyi gelecek, bu gidiş sana iyi gelecek.” dedi ve kayboldu ruh ortalıktan. Kadın onun gidişinin ardından öylece bakakaldı.</p>

<p>Bir kaç saniye içinde, yüreğini sıcak bir duygu sardı kadının, tarif edemediği ama ona kendini iyi hissettiren bir duygu… Ayaklarını kıpırdattı, uyuşukluk hissetmiyordu, aynada yüzüne baktı, umutla bakan bir çift gözle karşılaştı ve biçimli dudaklarını büzüştürerek gülümsedi günler sonra aynadaki aksine… Hiçlik duygusu da alıp gitmişti başını.</p>

<p>Birden odaya bir ışık vurdu, güneşin ışığı… Dışarılardan gelen bir kız çocuğunun kahkahası kulaklarında çınladı, yukarıdaki komşusunun topuklu terliklerle tepesinde debelenmesini, sonuna kadar açık olan televizyon sesini ve apartman görevlisinin pas pas yaparken söylediği o yanık türküyü işitti.</p>

<p>Ayaklarını kıpırdattı kadın ve hızla doğruldu soğuk betondan. “Haydi, bakalım!” dedi, “Haydi, yolumuz uzun!”</p>

<p> </p>
]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 18 Jun 2018 15:19:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.2yakahaber.com/images/kullanicilar/1560622_1510728635818884_1812847092_n_3.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Türk Asrına Mührü Vuruyorsun, Lakin Ülkücüler Nerede ?</title>
                <category>Müslüm SÖYLER</category>
                <link>https://www.2yakahaber.com/makale/turk-asrina-muhru-vuruyorsun-lakin-ulkuculer-nerede-14</link>
                <author>muslisoyler@hotmail.com (Müslüm SÖYLER)</author>
                <guid>https://www.2yakahaber.com/makale/turk-asrina-muhru-vuruyorsun-lakin-ulkuculer-nerede-14</guid>
                <description><![CDATA[Türk Asrına Mührü Vuruyorsun, Lakin Ülkücüler Nerede ?]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<div style="margin: 0px; padding: 0px; border: 0px; font-variant-numeric: inherit; font-variant-east-asian: inherit; font-stretch: inherit; font-size: 14px; line-height: inherit; font-family: Arial, Helvetica, sans-serif; vertical-align: baseline; color: rgb(0, 0, 0);"><span style="margin: 0px; padding: 0px; border: 0px; font-style: inherit; font-variant: inherit; font-weight: inherit; font-stretch: inherit; font-size: inherit; line-height: inherit; font-family: Verdana; vertical-align: baseline;"><span style="margin: 0px; padding: 0px; border: 0px; font-style: inherit; font-variant: inherit; font-weight: inherit; font-stretch: inherit; font-size: 16px; line-height: inherit; font-family: inherit; vertical-align: baseline;">Türk Dünyası belki de bazılarının hayal gibi gördüğü fırsatı yakalamışken bu davanın gerçek yolcuları neden ayrı gayrı yerlerde yol alıyor. Kızıl Elma dedikleri<strong>‘’ÜLKÜ’’</strong> ayaklarına gelmişken bu fırsatı hayata geçirme şansını neden kaybetme riskine giriyorlar.</span></span></div>

<div style="margin: 0px; padding: 0px; border: 0px; font-variant-numeric: inherit; font-variant-east-asian: inherit; font-stretch: inherit; font-size: 14px; line-height: inherit; font-family: Arial, Helvetica, sans-serif; vertical-align: baseline; color: rgb(0, 0, 0);"><span style="margin: 0px; padding: 0px; border: 0px; font-style: inherit; font-variant: inherit; font-weight: inherit; font-stretch: inherit; font-size: inherit; line-height: inherit; font-family: Verdana; vertical-align: baseline;"><span style="margin: 0px; padding: 0px; border: 0px; font-style: inherit; font-variant: inherit; font-weight: inherit; font-stretch: inherit; font-size: 16px; line-height: inherit; font-family: inherit; vertical-align: baseline;">Evet bir zamanlar  bazı gazete küpürleri,  bir at üzerinde ok ve yay sırtında<strong> ‘’Kızıl Elma Hayal Dünyası’’ </strong>diye alaya varan resim ve metinler yer alıyordu. Bu hayal denen ülkünün mutlak hayata geçeceğine inanan Türk Milliyetçileri <strong>( ülkücüler )</strong>  bugün bu hayal denen ülküye kavuşmanın heyecanı ile daha bir dik, daha bir güç, daha bir dirlik içinde olmaları gerekirken ayrılıklara düşmelerine bir anlam vermek çok güç.</span></span></div>

<div style="margin: 0px; padding: 0px; border: 0px; font-variant-numeric: inherit; font-variant-east-asian: inherit; font-stretch: inherit; font-size: 14px; line-height: inherit; font-family: Arial, Helvetica, sans-serif; vertical-align: baseline; color: rgb(0, 0, 0);"><span style="margin: 0px; padding: 0px; border: 0px; font-style: inherit; font-variant: inherit; font-weight: inherit; font-stretch: inherit; font-size: inherit; line-height: inherit; font-family: Verdana; vertical-align: baseline;"><span style="margin: 0px; padding: 0px; border: 0px; font-style: inherit; font-variant: inherit; font-weight: inherit; font-stretch: inherit; font-size: 16px; line-height: inherit; font-family: inherit; vertical-align: baseline;">Bakıyor ve bazen hayretler içerisinde kalıyorum. Birkaç yıl öncesi bu gazete küpürlerini haber yapan, yorumcularıyla bu davaya hizmet edenlere faşistler diyen kanallarda ülkü eri diye bildiklerimiz kendi dava arkadaşlarına hakarete varacak sözler sarf ediyorlar. Peki bu durumdan kim hoşnut oluyor dersiniz ?</span></span></div>

<div style="margin: 0px; padding: 0px; border: 0px; font-variant-numeric: inherit; font-variant-east-asian: inherit; font-stretch: inherit; font-size: 14px; line-height: inherit; font-family: Arial, Helvetica, sans-serif; vertical-align: baseline; color: rgb(0, 0, 0);"><span style="margin: 0px; padding: 0px; border: 0px; font-style: inherit; font-variant: inherit; font-weight: inherit; font-stretch: inherit; font-size: inherit; line-height: inherit; font-family: Verdana; vertical-align: baseline;"><span style="margin: 0px; padding: 0px; border: 0px; font-style: inherit; font-variant: inherit; font-weight: inherit; font-stretch: inherit; font-size: 16px; line-height: inherit; font-family: inherit; vertical-align: baseline;">Ülkücü camia bu dönemde kendi içinde  ayrılığa düşmek yerine güç tazelemeli, devlet iradesi bile bu yola girmişken bu yolun önüne barikat koyan ülkücüler olmamalı. Bir askerin bile göreve giderken gazetecinin sorduğu <strong>‘’yolculuk nereye ‘’</strong> ? sorusuna <strong>‘’KIZIL ELMAYA’’ </strong>demesi hayalin gerçeğe dönüştüğünün en bariz göstergesi olmuştur.</span></span></div>

<div style="margin: 0px; padding: 0px; border: 0px; font-variant-numeric: inherit; font-variant-east-asian: inherit; font-stretch: inherit; font-size: 14px; line-height: inherit; font-family: Arial, Helvetica, sans-serif; vertical-align: baseline; color: rgb(0, 0, 0);"><span style="margin: 0px; padding: 0px; border: 0px; font-style: inherit; font-variant: inherit; font-weight: inherit; font-stretch: inherit; font-size: inherit; line-height: inherit; font-family: Verdana; vertical-align: baseline;"><span style="margin: 0px; padding: 0px; border: 0px; font-style: inherit; font-variant: inherit; font-weight: inherit; font-stretch: inherit; font-size: 16px; line-height: inherit; font-family: inherit; vertical-align: baseline;"><span style="margin: 0px; padding: 0px; border: 0px; font-style: inherit; font-variant: inherit; font-weight: inherit; font-stretch: inherit; font-size: inherit; line-height: inherit; font-family: inherit; vertical-align: baseline; background-image: initial; background-position: initial; background-size: initial; background-repeat: initial; background-attachment: initial; background-origin: initial; background-clip: initial;">Kızıl Elma imgesinin ilk kez Orta Asya Türkleri arasında doğduğu; Ergenekon Destanında Ergenekon’dan dışarıya çıkma ve kaybedilmiş eski yurdu geri alma idealini simgelediği kabul edilir.. Türkistan'dan Hazar Denizi'nin doğusuna gelen Oğuzların ise Hazar kağanının ipek çadırının üzerinde hakimiyetinin ifadesi olarak bulunan altın topu yani Kızıl Elma'yı ele geçirmeyi ülkü edindikleri düşünülür.</span>  <strong>Ziya Gökalp</strong>, bu imgeyi <strong>Turan Ülküsü</strong> ile birleştirerek ona yeni bir anlam kazandırmıştır.</span></span></div>

<div style="margin: 0px; padding: 0px; border: 0px; font-variant-numeric: inherit; font-variant-east-asian: inherit; font-stretch: inherit; font-size: 14px; line-height: inherit; font-family: Arial, Helvetica, sans-serif; vertical-align: baseline; color: rgb(0, 0, 0);"><span style="margin: 0px; padding: 0px; border: 0px; font-style: inherit; font-variant: inherit; font-weight: inherit; font-stretch: inherit; font-size: inherit; line-height: inherit; font-family: Verdana; vertical-align: baseline;"><span style="margin: 0px; padding: 0px; border: 0px; font-style: inherit; font-variant: inherit; font-weight: inherit; font-stretch: inherit; font-size: 16px; line-height: inherit; font-family: inherit; vertical-align: baseline;"><span style="margin: 0px; padding: 0px; border: 0px; font-style: inherit; font-variant: inherit; font-weight: inherit; font-stretch: inherit; font-size: inherit; line-height: inherit; font-family: inherit; vertical-align: baseline; background-image: initial; background-position: initial; background-size: initial; background-repeat: initial; background-attachment: initial; background-origin: initial; background-clip: initial;">Bir adıyla Kızıl Elma diğer adıyla TURAN ülküsü kendini TÜRK hisseden her bireyin gönlünde yatan bir <strong>AŞK</strong>…</span></span></span></div>

<div style="margin: 0px; padding: 0px; border: 0px; font-variant-numeric: inherit; font-variant-east-asian: inherit; font-stretch: inherit; font-size: 14px; line-height: inherit; font-family: Arial, Helvetica, sans-serif; vertical-align: baseline; color: rgb(0, 0, 0);"><span style="margin: 0px; padding: 0px; border: 0px; font-style: inherit; font-variant: inherit; font-weight: inherit; font-stretch: inherit; font-size: inherit; line-height: inherit; font-family: Verdana; vertical-align: baseline;"><span style="margin: 0px; padding: 0px; border: 0px; font-style: inherit; font-variant: inherit; font-weight: inherit; font-stretch: inherit; font-size: 16px; line-height: inherit; font-family: inherit; vertical-align: baseline;"><span style="margin: 0px; padding: 0px; border: 0px; font-style: inherit; font-variant: inherit; font-weight: inherit; font-stretch: inherit; font-size: inherit; line-height: inherit; font-family: inherit; vertical-align: baseline; background-image: initial; background-position: initial; background-size: initial; background-repeat: initial; background-attachment: initial; background-origin: initial; background-clip: initial;">Peki ya bu AŞK vuslata erişirken AŞIK’lar neden kaçıyor. Aşk ile güç bulup bu aşkı <strong>‘’KAVUŞMA ŞÖLENİ’'</strong> ne dönüştürmek varken, içimizde var olan küçük ayrılıklar bizleri neden bu kavuşmadan men ediyor.</span></span></span></div>

<div style="margin: 0px; padding: 0px; border: 0px; font-variant-numeric: inherit; font-variant-east-asian: inherit; font-stretch: inherit; font-size: 14px; line-height: inherit; font-family: Arial, Helvetica, sans-serif; vertical-align: baseline; color: rgb(0, 0, 0);"><span style="margin: 0px; padding: 0px; border: 0px; font-style: inherit; font-variant: inherit; font-weight: inherit; font-stretch: inherit; font-size: inherit; line-height: inherit; font-family: Verdana; vertical-align: baseline;"><span style="margin: 0px; padding: 0px; border: 0px; font-style: inherit; font-variant: inherit; font-weight: inherit; font-stretch: inherit; font-size: 16px; line-height: inherit; font-family: inherit; vertical-align: baseline;"><span style="margin: 0px; padding: 0px; border: 0px; font-style: inherit; font-variant: inherit; font-weight: inherit; font-stretch: inherit; font-size: inherit; line-height: inherit; font-family: inherit; vertical-align: baseline; background-image: initial; background-position: initial; background-size: initial; background-repeat: initial; background-attachment: initial; background-origin: initial; background-clip: initial;">Unutmayalım ki, <strong>Peygamberimiz (  S.A.V. )</strong>  ''<em><strong>En büyük cihad  nefisle yapılandır''</strong></em>, buyurmuştur.</span></span></span></div>

<div style="margin: 0px; padding: 0px; border: 0px; font-variant-numeric: inherit; font-variant-east-asian: inherit; font-stretch: inherit; font-size: 14px; line-height: inherit; font-family: Arial, Helvetica, sans-serif; vertical-align: baseline; color: rgb(0, 0, 0);"><span style="margin: 0px; padding: 0px; border: 0px; font-style: inherit; font-variant: inherit; font-weight: inherit; font-stretch: inherit; font-size: inherit; line-height: inherit; font-family: Verdana; vertical-align: baseline;"><span style="margin: 0px; padding: 0px; border: 0px; font-style: inherit; font-variant: inherit; font-weight: inherit; font-stretch: inherit; font-size: 16px; line-height: inherit; font-family: inherit; vertical-align: baseline;"><span style="margin: 0px; padding: 0px; border: 0px; font-style: inherit; font-variant: inherit; font-weight: inherit; font-stretch: inherit; font-size: inherit; line-height: inherit; font-family: inherit; vertical-align: baseline; background-image: initial; background-position: initial; background-size: initial; background-repeat: initial; background-attachment: initial; background-origin: initial; background-clip: initial;">O halde Dünya’ya Türk Mührü vurulmaya ramak kala, bir zincir halkası misali kenetlenelim ve bu mührü en sağlam şekilde gereken yere vuralım.</span></span></span></div>
]]></content:encoded>
                <pubDate>Thu, 07 Jun 2018 13:40:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.2yakahaber.com/images/kullanicilar/ms23.jpg"/>
            </item>
            </channel>
</rss>
